Ateşin Son Şarkısı

Anka kuşu yanarak doğar. Kum tanesi ateşte cam olur. Cam ateşte forma dönüşür. Çamur, havayla sertleşir ama ateşle pişer. Ateş, seni yakan, dönüşümün şükranıdır formun bilgisine sahip olana. Ateş, şükranıdır ışığın karanlığına. Uzun uzun izledim içte ve dışta o orman yangınını. Yanarken, en sevdiğim coğrafya da yandı. Umudu, maviyi, kökü veren. Uzun cümlelerim oldu buza ve ateşe ve hiç bitmeyen ormanlara. Çoğu içimde. Çoğu dışımda. İçim dışım bir ve eşit ateşin karşısında. Üfledim durdum. Düğümlere değil, ateşe üfleyen kadın olmak adına, içimde ve çevremde yanan ormanlara. İçindeyken bitmeyecek gibi. Dışına çıktığında, dışına çıkma günü geldiğinde -ki içindeyken inanmazsın ama dışındakiler o günü bilir-… “Bitmeyecek bir şey olsaydı ya. Mümkün olsaydı hani.” dersin. İnan ki. Bak söz veriyorum, ama kısık sesle. Ateşi alt edemezsin. Ateşte sadece yanılır. Ama ateş bitince bir gülüş olur yüzünde. Sağ kalan yerlerinden öper. Yeniden yeniden doğduklarından. Bilsen çok güzel oralar. Dışına çıkan, o kitaptaki gibi dünyayı mağlup etmenin bilgisine sahip olduğunu düşünür bir anlığına. Bir anlığına. Dudak sağa doğru azıcık yukarı kayar. Büyük cümleler eder, hatta o cümleleri yazarken dudak yine sağa kayar. Bir anlığına. Yine de. Bir şeyi bilir belki. Dünyayı mağlup etmiştir etmesine. Ama bir şey vardır, bilgisinin önünde eğildiği. O bir şey, onu yeniden yeniden yakacak olandır. Tek yaşamda ve yaşamlar boyunca. Doğuracak olan. Sen yine de… Bana bu dünyayı mağlup etmenin bilgisiyle gel. Geçmez denilen bir hastalığı Bitmez denilen bir savaşı -Afrika dahil sadece senin içinde olan- Bir herşeyibilendevrini Bir amabuispatlanamazı Bir hiçbirşeyeartıkinanmayanı Bir kayboldumbeni Bir keşkeyi Bir sadecebenhaklıyımı Bir çünküonlaryüzündenhepi Bir yalnızlığı alt edebilmenin Sesini duymayacak olanlara dahi iletebilme cesaretinin En ortada en gizli bilgiyi saklayabilenlerin Gözlerini kapatıp tüm dünyada kendini gezdirebilenlerin Bitmesi gereken zor bir ilişkiyi bitirebilenlerin Sürmesi gereken bir ilişkiyi emekle sürdürebilmenin sersemliğiyle İçten bir gülüş için dünyayı yakabilecek olanların ve korunmaya muhtaç bir can için feda edemeyecek hiçbir şeyi olmayanların deliliğiyle Hiçbir şey bilmeyenlerin dehasıyla Yeri geldiğinde kırılmanın ama her zaman altın tozuyla bulanmanın cesaretiyle Yeri geldiğinde esneyebilmenin bilgisiyle gel Nefes alamazken nefes olduklarının şükranıyla Gözyaşının tuzunun tadı denizin tuzuna karışmış ve çok güzelken de. Bana cümlelerinle gel, sadece sana ait olan Tüm o büyük düşünür ve yazarları serbest bırakarak gel küçülerek… öldü onlar ve hepsi bu dünya için bak sıradalar… Mevlana gibi Şems için hepsini yakarak ve sonra aslında onun o olduğunun bilgisiyle, yani gelirken de Gelen bizden başka bir şey olmasın bilerek gel. Gelen ruh, bedende bana yer aç diyen yanı. Gelen bütünün bir yanı. Belki bu yüzden İşitilmeyecek olanla gel. söze ihtiyaç duymayanı ve bu dünyadan olmayanı. Anka kuşu yanarak doğar. Kum tanesi ateşte cam olur. Cam ateşte forma dönüşür. Çamur, havayla kurur ama ateşle pişer. Ateş, seni yakan, dönüşümün şükranıdır formun bilgisine sahip olana. Ateş, şükranıdır ışığın karanlığına. ve buzun suyu (…) karışabilirsin çorak topraklara. ateşin sönecek olanı bitti. Yazdığım en güzel yazı dedim, diyeceğim demiştim. Ve çok sürmez de… (…) Suyun hikayesi, günü geldiğinde sırada olana… Şükranla…

  1. Konçuy diyor ki:

    Bugün Simurg du dikkatimi çeken ve hikayesini araştırıyordum ki Anka kuşu ile başlangıç yapan bu yazı, sadece tesadüf mü.
    Yüreğinize sağlık.

  2. yasemin diyor ki:

    Tamda istemesem de bir bitişi yaşadığım zamanda ,senin sitenden tuttuğum yazı.Gerçekten kelimelerin öykülerin sihirli.Ben artık buna inanıyorum… 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir