Kelimeleri Duyguyla Örme Oyunu

Hayal edin… Bulunduğunuz şehir her neresi ise oradayım ya da ben neredeysem siz oradasınız. 

Bir anda bir fikir geliyor aklıma ve bir hikaye beliriyor Instagram’da, size diyorum ki:

“Eğer yanınızda son okuduğunuz kitap ve altını çizdiğiniz bir satır varsa, adresim burası, kalkın gelin. Kapım ilk 30 kişiye açık bu gecelik.”

Kapıdan girmeye başlıyorsunuz, bir çember oluyoruz.

Bakıyorum, sayı 30’u geçmiş, 50’lerdeyiz. Herkes bu çağrıyı ne çabuk aldı?

‘Hayır’ demiyorum, geleni buyur edip kapımı kapatıyorum bir saatin ardından.

Şimdi bir çemberiz, bir masa etrafında. Mumlarımız ve kaldırılacak kadehlerimiz var birlikte. 

Toplam 54 kadın. Bakıyorum, evet tamamı kadın, hiç erkek yok.

Sorun değil, bir gün onlar da olacaklar. Bir gün erkekler de ruhtan gelen çağrıyı duyacaklar.

Diyorum ki size, “Bir oyunum var. Henüz bilmiyorsunuz. Duyguları örme oyunu… Bunu çok uzun süredir planlıyorum. Tahmin ettiğinizden de uzun süredir. Bu benim bir yaratımımdı… Bu gecenin bir kaydı olacak. Ve bizim çemberimize tanıklık edenler olacak bu sayede. Ben gecenin kaydını da tutacağım. Yazacağım tüm konuşmaları.”

Oturumu başlatmadan size eşzamanlılığı ve frekansı anlatıyorum.

“Doğaya bakın” diyorum, “bir kelebeğin kanat çırpışı, dünyanın bir ucunda fırtına yaratıyor. Çindeki bir yarasa çorbası, tüm dünyayı sınırsız ve süresizce etkiliyor.

Bak etrafına, rüzgar, yağmur, güneş, ay, yıldızlar, senden bağımsız değil.

Ve bak çevrendekilere… Bak semtine… Bak coğrafyana… Bu birliğin içinde rezone olduğun kümene bak, sen de onlardan bağımsız değilsin.

Frekans, bizim etkileşimde bulunduğumuz bant aralığımızdır hayatla.

Örneğin, hastalık, virüs ve benzeri şeyler, düşük bir frekans aralığındadır.

Öte yandan, şükran, minnettarlık, neşe gibi duygular… Çok yüksek frekans aralığındadır.

Biz frekans aralığımız her ne ise, o aralıktaki durum, olay, kişilere çekiliriz. Bu sebeple, biz bir konuda farkındalık kazandıkça, anladıkça, özgürleştikçe içimizdeki zincirlerden, genellikle, bulunduğumuz çevre hatta bazen şehir ve ülke bile değişir.”

Yüzlerinize bakıyorum tek tek…

“Hoş geldiniz. Buradasınız, çünkü sizi buraya davet eden frekans aynı ve ortak.

Bir şey var tam da zaman kesitinin şimdisinde, hepimizde ortak olan.

Son okuduğumuz kitaplarda, altını çizdiğimiz yerlerde ortak olan, topladığımızda bize bir şey anlatacak olan bir şey var. Rüya çemberi gibi bu. Tek farkla, kelimelerden oluşan bir çember bu sadece, dostlarımız yazarlardan ve kelimelerden…

Şimdi bir oyun oynayacağız sizlerle.

Fakat öncesinde, bir an, gözünü masada yanında oturmayı seçtiğin arkadaşına ve çemberin diğer üyelerine çevir sessizce. Bak bakalım, gözleri sana ne anlatacak, bak bakalım onların enerjileri seninki ile nasıl harmanlanacak…”

Birbirinize bakıyorsunuz şaşkınlık ve gülümseme ile. Kitaplara bakıyorsunuz. Günlük hayatınızda hiç karşılaşmadığınız bunca insanla aynı anda okuduğunuz kitaplar nasıl bu kadar ortak!

Küçük bir çanım var. Çanı çalıyorum…

Oyunun kuralları var, diyorum.

“İlk kural: Çemberde her üye sadece bir kez söz alacak ve sadece son okuduğu kitabın son altını çizdiği cümlesini okuyacak.

İkinci kural: Kimse kimsenin sözünü kesmeyecek ve kitap cümlesi dışında bir şey konuşulmayacak. 

Üçüncü kural: Söz alan tercihen bir ya da iki, maksimum 4 cümle okuyacak.

Dördüncü kural: Okunan cümle, altını çizdiğin cümleye bir çağrıda bulunuyorsa, sıra senin sırandır. Söz hakkı senindir. İstediğin kadar heyecanla okuyabilirsin cümleni.

Ses çanıyla başlayacak aktarımımız ve ses çanıyla bitecek. Arada ise yalnızca sizin sözleriniz olacak.

Hazırsanız başlıyoruz kelimeleri duyguyla örmeye.”

Dinggg…

Ben alıyorum ilk sözü ve ilk ilmek atılıyor:

  • İçgüdülerimin bana söylediği yalnızca iki sözcüktü: ‘Hayal et.’

Şimdi masanın ucundan bir diğeri, heyecanla devam ediyor:

  • O zaman, bir zihnin gelişkinliğinin kabul edilemez olanı kabul edebilmesiyle ölçüldüğünü anlayabilirsiniz.

Ve şimdi bir başkası:

  • Yaşlı olan, bilen, içimizdedir. Kadınların en derin ruh psişesinde kadim ve canlı vahşi benlikle serpilip gelişir.

Şimdi de aynı kitabı okuyan bir başkası çağrıyı kalbinde duyuyor:

  • Bazı kadınlar için vahşi olanın bu hayat verici “tadı” gebelik sırasında, çocuklarını emzirirken ve büyütürken onlarda görülen değişim mucizesi sırasında, sevilen bir bahçenin müdavimi olmak gibi bir aşk ilişkisinin müdavimi olduklarında çıkagelir.

İşte örgüye başlıyoruz:

  • Güçlü bir duygu hissettiğinde, var olmasına izin ver. Hareket etme, duyguyu buyur et.
  • Bazen tek ihtiyacımız, görülmek, duyulmak, anlaşılmak. Var olanla durmak. Unutursan hatırla.
  • Aşka inanacağız her ne olursa olsun. Sonsuz aşka! Gerçek aşka! Aşkın sevgiye evrimleşmesini hayranlıkla izleyecek, kabul edecek ve o sevgiyle sevişeceğiz.
  • Sevdiğiniz zaman ‘Tanrı yüreğimde’ değil, ‘Tanrı’nın yüreğindeyim’ deyin. Sanmayın aşkın rotasını çizebileceğinizi, çünkü aşk sizin rotanızı çizer, sizi buna layık bulursa eğer.
  • Kalp sırdır ve bir o kadar da şeffaftır.
  • Başkalarını dinlemekten kıstığımız kalbin sesi, zaten oldukça titizdir. Sessizlik ve dinginlik ister duyabilmek için.
  • Perdeler yarım yamalak asılıydı, koltuğun nerede duracağı henüz belli değildi. Fakat şimdi her şey yerli yerindeydi ve ucundan paylaştığımı sansam da aslında hiç bilmediğim bir hayatın yaşandığı bu evde ne kadar yabancı olduğumu fark ettim.
  • İnsanoğlunun kendi ihtiraslarının bir hapishane hücresinden daha korkunç olduğunu anlamıştı.
  • Mutluluğun eşya biriktirmekten ziyade deneyimlerin keyfine varılmasıyla ortaya çıkması kaçınılmazdır.
  • Bir sevgili gittiğinde, altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir. Bir kuş, bir sevgili.. İnsan kaybettikleriyle insandır.
  • Çünkü yüreğinizin hakikatini saklayacaktır dostunuzun ruhu, hatırlanan tadı gibi şarabın. Rengi unutulup kadeh yok olduktan sonra da.
  • Ama acının önünde susarsak, çok susarsak saygımızdan, bir noktadan sonra sorgulanamaz olursa acı, ne diyeceğiz sonra? Nasıl anlayacağız sormazsak? Üstelik bugünlere böyle gelmedik mi? Susarak…
  • O böyle sorunca, hemen durup düşünüyorum. Sahi kafamdan neler geçiyor benim. Hiç! Saf, temiz, heyecanlı bir aşkı dinliyorum sadece. 
  • Kaygılı bağlanma tam olarak böyle bir şeydi. Beraberinde yoğun kontrolcülüğü getirirdi.
  • Yaz: Hayatı, yüreğimizde bir ağrı gibi taşımak zorunda değiliz. Yaz da, iyi bir insanın olmanın yetmediğini anlat herkese. Birbirimize karşı iyi olamadıktan sonra, yürekte uyuyan iyiliğin beş para etmediğini herkes bilmeli. Yaz: Bugün herkes yeterince inciltilmiştir artık.
  • Yargılamayın ki yargılanmayasınız. Kınamayın ki kınanmayınız. Affedin ki affedilesiniz.
  • Size ne öğrettiklerini bulduktan sonra onları affedin.
  • Bazen bırakmak da affetmektir.
  • Şifa arayışı çoğu zaman derdine deva arayanları yola düşürür. Bu yol bir ibadet seferine, bir tür hacca da dönüşebilir.
  • Geleneksel yöntemlerden bağımsız düşünün ve planlarınızı öyle yapın. Her zaman her sorunun bir yanıtı ve bir çözümü olduğunu bilin.
  • Rab mahirdir ama zalim değildir.
  • Rab akıl sayesinde dünyadaki güzelliklere yeniden erişmemizi istiyor bence. Aklını kullanarak insan dünyayı adil ve herkes için daha güzel bir yer yapabilir. 
  • Anlamak, sevmekle ilgili her şeyi unutmaktır.
  • Leonardo da Vinci, ‘Bir şeyi anlayana kadar onu ne sevebiliriz ne de ondan nefret ederiz,’ demiş.
  • Farkındalık, merhamet ve merakla içsel durumu incelemeyi mümkün kılmanın yanı sıra, kendimize bakım vermek için bizi doğru yöne yönlendirir.
  • O en çelimsiz ve şaşkın görünen tarafınız, aslında en güçlü ve dirayetli tarafınız.
  • Geçmişin kutsanması ve iyileştirilmesi gerekir. Her katmanına gir! Her köşesini aydınlat! Yeni bir anlayışla onu dönüştür. Endişelere, şüphelere ve korkulara kapılmayı bıraktığında geçmişin iyileşecektir. ”Kendini özünde bağışlamanın” gerçek anlamı budur.
  • Sezgisel biri sadece üçüncü gözü kullanarak okuma yaptığında gerçek yerine bu korkuyu okuyabilir.
  • Bu dünyada yaşamayı büyük bir maceraymış gibi ele alın. Kendinizi kahraman ruhlu doğrudan yana, korkusuz, kendisine hükmedebilen ve doğanın yasalarını anlayan bir varlık olarak kabul edin.
  • Balıkların çoğu yaşlandıkları zaman ömürlerini boşu boşuna geçirdiklerinden yakınırlar. Sürekli sızlanır, lanet okur, her şeyden şikayet ederler. Ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mi ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü?
  • Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, yanlış limana vardığında şaşırmamalısın. 
  • Ama eğer evrenimizde henüz olmadığımız şeyi olma olasılığı varsa… Ben bu olasılığı yakalayabilir miyim? Kendi yaşamımı babalarımınkinden farklı bir bahçe haline getirebilir miyim?
  • Kişinin istediği şeyleri araması asla hata değildir. Asla!
  • Mademki tırmanacaksın, yüksek olan dağa tırman. Manzarayı görürsün.
  • Özgürlük senin bunca zamandır taktığın bu maskelerin mal olacaktır. 
  • Belirsizliğin bilgeliğine güven.
  • Karanlık zamanlarda göz görmeye başlar.
  • Karanlık bastırınca, nesneler de ben de belirsizliklerden sıyrılacağız. 
  • Kirli, yorgun vücutlarını nihayet fırlayıp atabilecek, saf ruh boyutuna geçebileceklerdir.
  • Dünyada hangi dağları aşmış olursan ol, aklın hep takılıp düştüğün taşta kalıyor. 
  • Defalarca ne yapıyorsak oyuz. Bu yüzden mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.
  • Yaratıcılık bulaşıcıdır, bulaştırın.
  • Bir savaşçı kontrol etmeyi bilir. Başka bir insanı değil kendi duygularını kontrol etmeyi bilir.Duygularımızı kontrol etmeyi yitirdiğimizde duygularımızı bastırırız, duygularımızın yönetimi bizde olduğunda değil.

– İyiliğin savaşını ver, kaybetsen bile günün sonunda bilirsin ki sen görevini yapmışsındır.

  • O halde iş, başkasına hürmette.
  • Sürekli aynı güne uyanırken, keyif alacağın yeni şeyler denemeyi unutma. Bugün mesela… Gün çal kendine hayattan ve ne varsa yapmak istediğin; al çantanı sırtına, vur kendini yollara…
  • Günlük hayattaki kusurlarımızla kusursuza erişmeye vakıf edelim gücümüzü. Gerçek bilgelik yaptığımız basit şeylere saygı duymasını bilmektir çünkü muhtaç olduğumuz yere bizi onlar götürür.
  • Hakikati bulmak isteyen insanın önce kendini tam anlamıyla tanıması gerektiğini iddia ediyor. 
  • Yaşamın sırrı “ölmeden ölmek” ve ölüm diye bir şeyin olmadığını görmektir.
  • Bu dünyada adalet ölmeyecek, belki de bir gün gelecek bu adalet bize de geçecek ve vaat edildiği gibi tüm dünyada hüküm sürmeye başlayacak.”

Dinggg…

“Şimdi bir süre sessizce kelime örgüsünde demlenelim”, diyorum. Gözlerimizi kapatıp demleniyoruz birlikte, sessizce.

Birbirinden bu kadar farklı 54 kadın, nasıl da bir öyküyü, kendi çizdiği kelimelerden oluşan bir öyküyü tamamladı, destek oldu ödünç aldığı kelimelerle birbirine…

“Şimdi diyorum, örgünün hangi kelimeleri kaldı aklınızda? Bu sizin bu geceden payınıza düşendir. Yanınızda götüreceğinizdir. Önünüzde beyaz bir kağıttan oluşan çıkın var. Bu toplam enerjiden aldığınız kelimeleri yazın o çıkına, aklınızda kalanları, bakalım ne diyor hayat bu buluşma ile size…”

Herkes kendi altın cümlesini yazıyor hatrında kalan kelimelerle, duygularla kağıda…

Bir de gözlemleyeni var, burada okuyanı var… Onlar da yazıyor şimdi çıkınlarına, altın kelimelerini… Ve hayat ne demek istiyor onlara tam da şu anda biliyorlar böylece…

Tek tek uğurluyorum çember misafirlerimi.

Bu gece paylaştığımız çok özel bir şeydi.

Tarihlerden 27 kasım 2020 saatlerden 19:00-21:00 arasıydı.

Ne iyi ettiniz de çağrıyı duyup geldiniz…

Ve şimdi bu yazıyı okuyanlar: örgüyü örenlerden miydiniz, yoksa kaydını okuyup gözlemci olanlardan mı? Yorumlarda bir ses verseniz ve belki altın kelimelerinizi yazsanız bize. Belki oradan da bir örgü çıkar bir gün.

Şimdi kapıyı kapatıyorum bir sonrakine dek.

Sevgiyle…

  1. Huriye diyor ki:

    Tam da o satırları üçüncü kez okuyup hazmetmeye çalışırken instagramı açıpta gördüm bu çember çağrısını, boşuna takılmamışım dedim burda şimdi öğreneceğim derin manasını. Sahiden her şeyin çözümü var mıydı?

    Yoluma ışık olan yüce gönüllü kadın, hep var ol !

  2. Ezgi yildiz diyor ki:

    Merhaba Yeliz. Şanslıyım ki bu güzel örgüde buluşan kadınlardan biriyim.
    Altin kelimelerim ise;
    Affetmek, sifa, yasli ve bilge kadin, kalp, kendine guvenmek, olanaklar

  3. Feray diyor ki:

    Bir heyecanla gönderdiğim mail’deki cümleyi bu kadar güzel bir bütünün parçası olarak okumak o kadar güzel ki. Okurken sanki o anı yaşıyormuş gibi oradaymışım gibi hissettim. Teşekkürler, sevgiler.

  4. Emine Deveci diyor ki:

    Kırmızı ayakkabılardan kopmak acı vericidir. Ama bağımlılıktan bir kerede tümüyle bağımızı koparmak tek umudumuzdur.Mutlak kutsamayla dolu olan bir kopuştur bu…
    Kurtlarla Koşan Kadınlar

  5. Deniz Belek diyor ki:

    Aklımda çığlık çığlığa yarım kalan cümlelerin noktalarını koydum biraz önce. Biraz sarsıldım, biraz yoruldum, bazısında dinlendim, bazısında kendimden kendime koştum.. çemberin içinde değildim, ama dışında da olmadığımı gördüm. Hayat bir yol, yolda olmayı sevmek ile başlıyormuş herşey, Çemberimizde olmayanların çemberine girip, çemberimizde olmadığını sandığımız ne çok var oluştu bu.. Yüreğinize, yüreğimize sağlık!

  6. Merve Kaya diyor ki:

    Örgüyü örenlerdendim… Seve seve dahil oldum. Her bir cümle kim bilir kimlerin hangi anısına dokundu. Yazılanların bazısından çok etkilendim! Sonuç olarak da şöyle hissediyorum: “İyi insan ol, hak etmediklerini düşünsen bile. Vicdanının hafifliği başka hiçbir şeye denk olmayacak çünkü. Atomu da parçalasan aklın o olmayan şeyde kalacak, varsın kalsın, başka bir kapıyı açacak muhakkak.”
    Sevgilerle…

  7. Jale diyor ki:

    Ne mutlu ki çemberde olanlardandım. Sonsuz şükür. Yanımdaki, sağımdaki solumdaki canları, her birimizi yüreğinden yanacıklarından öpüyorum. Kendi cümlem bi yana, çemberde beni kalbimden yakalayan şu oldu: Sevdiğiniz zaman ‘Tanrı yüreğimde’ değil, ‘Tanrı’nın yüreğindeyim’ deyin. Sanmayın aşkın rotasını çizebileceğinizi, çünkü aşk sizin rotanızı çizer, sizi buna layık bulursa eğer.
    O kadar iyi geldi mutlu etti ki.
    Her paylaşımı ve çalışmasıyla beni derinden yakalayan, en güzel en yaratıcı en orijinal edimlerin sahibi can Yeliz seni kucaklıyorum sımsıkı, ve bu şahanelik için kucak dolusu teşekkür ediyorum. Seni seviyorum.

  8. Mircan Kar diyor ki:

    Kadın, kadehi buyur etti yüreğine..
    Hayatı, aşkı, kusurluluğu, yargıyı, zalimliği, adaleti, merhameti, affetmeyi, şifayı, özgürlüğü, hakikati sen başka şekilde görürsün; sevmek ve anlamakla.. Dedi yüreğinde.

  9. Müge diyor ki:

    Ben de örenlerdenim… Şimdi bütünü okurken biz olmayı nasıl özlediğimi farkettim. Çıkınıma kalanlar: affetmek, görülmek ve Tanrı’nın yüreğinde olmak. İyikisin Yeliz iyi ki…

  10. Tozlu Bavul diyor ki:

    Belirsizliğin bilgeliğine güvenmek..
    Ve güçlü bir duygu hissettiğinde var olmasına izin vermek..
    Ben gözlemciydim bu gece ve payıma düşenler bunlarmış.
    Teşekkürler, sana ve örgüyü örenlere..

  11. Funda diyor ki:

    Böyle güzel bir örüntüde yer almak ne güzel… Çok farklı tanımadığım onca ruhtan kopan her cümle ne kadar kıymetli ve anlamlı… Teşekkürler Yeliz harika bir çember oldu koskocaman❤️ Yaşlı ve bilge yanımız hep içimizde. Kurtlarla koşan Kadınlar …

  12. Sevgi diyor ki:

    Ne mutlu ki ben de çemberdeki 54 kadından biriyim. Duygular öyle akıcı ve birbirine bağlıydı ki çok etkileyici. Aklımda kalan kelimeler hakikat, geçmiş, kutsamak, hayat ve affetmek . Çıkınıma aldım kabul ettim

  13. Ayla diyor ki:

    Yaşadıgın şeylere ” sorun ” demeyi bırakmadıgın sürece onları neden yaşadıgını anlayamazsın.

    Dünyanın Uyanışı
    Şengül Boydaş

  14. Efsun şenyüz diyor ki:

    Ben çağrını duyup çrmberin içinde olabilgiği için mutlu olanlardanım.Harika bir bütünlükle bir araya gelmişiz,ne güzel olmuş.Teşekkürler Yeliz

  15. kübra diyor ki:

    sevgiyi anlamlandırmak, sevmeden önce anlamak, yolda olduğunu hissetmenin belirsizliği, belirsizlikte anlam bulması her şeyin ve yolumu karanlığın aydınlatması..

  16. Deniz diyor ki:

    Canım Yeliz, yine bizi derinden sarstın ne güzel oldu bir olduğumuzu hatırlamak. . Ben de bu örgüde yer alanlardan biriydim ve heyecanla sonucu bekliyordum. Sonuç o kadar güzel olmuş ki hepimiz payımıza düşenleri aldık, benimkiler affetmek tanrı’nın yüreğinde olmak kalbimin sesini duymak ve karanlıkta görmeye başlamak oldu. Umarım herkese şifa olur, iyi ki bu güzel örgüyü ördün iyi ki bizi içeri aldın:)

  17. Merve YAZGI diyor ki:

    Hepsini okudum teker teker ve oluşan bütünlük beni gerçekten çok şaşırttı. 54 ayrı paragrafın oluşturduğu bu ahenk hayatın kendisi gibi. Fakat içlerinden biri beni kendine çekiverdi.

    “Şifa arayışı çoğu zaman derdine deva arayanları yola düşürür. Bu yol bir ibadet seferine, bir tür hacca da dönüşebilir.”

    Bu paragraf hayatımdaki bir kesite götürdü beni ve o yerden sonra hayatımın nasıl hızlıca şekil değiştirdiğini daha iyi anlamamı, evrenin bana nasıl bir yardım eli uzattığını görmemi sağladı.

    Gerçekten ruhumun ızdırap çektiği, acıdan ölürcesine çıkış yolu aradığım, çok çaresiz hissettiğim ve derdimi kimseye açamadığım, herşeyin inanılmaz ters gittiği bir dönemdi. Ve bir sabah babam yıllardan beri arzuladığı araba ile yavaş yavaş seyahat ederek Türkiye’yi (en azından bir bölümünü) gezme hayalini gerçekleştirme kararı almıştı. Yola çıktık. Normal bir gezi planlanmıştık fakat bir köy yolunda gördüğümüz bir türbe tabelası ile yolculuğumuz apayrı bir boyut kazandı. Türbeye giderken biraz önyargılıydık fakat oraya vardığımızda bambaşka bir hava ile karşılaştık. Kimsecikler yoktu ama yalnız değildik ve sanki evren, yaradan orada, o anda ne söylerseniz duyacak gibiydi. İnanılmaz bir huzur vardı. Böylece bizim gezimiz resmen bir ibadet seferine dönüştü. İnternetten güzergahımızda veya yakınında ne kadar köy camii, türbe, dergah varsa bakıp bir liste yaptık. İçimizde kaybolan, incinen, kendi sesimizi duymayı engelleyen, kalbimizi kasvetle dolduran ne varsa aktı gitti. Öyle güzel camiler gördük ki minicik ama mertebesi yüksek, içinde huşu olan, arındığınızı hissettiğiniz. Herhangi bir dinden bağımsız herkese açık ama evrenle ve yaradanla birleşik. Bu yolculuk o camiler, türbeler, bulunduklarını yerler hepsi bana içimdeki yakarışa cevap oldu. Bu benim hayatımdaki mucizelerden biriydi. İçimdeki şifa arayışı gerçek anlamda o satırların gerçekliğine dönüştü. Hiç bir şeyin sebebsiz olmayışı öyle sarsıcı ki. Benim ihtiyacımın babamın hayali ile tam zamanında yankı bulması muazzam bir plan.

    Minnetle.

  18. Suzan diyor ki:

    İyi ki yakalayıp çembere dahil olabildim.
    Tanrı’nin yüreğindeyim,beni çok etkiledi.
    İyi ki varsın,iyi ki yollarımız kesişti 💖

  19. Suna B. diyor ki:

    Bende büyük bir heyecanla cemberdeki yerimi aldım. Kucukcen uydurdugum oyunlar geldi aklıma, yüzümde kocaman bir gülümseme. Elini degdigin herşey güzelleşiyor sevgili Yeliz unutursan hatırla ☺️ çemberden benim aklımda kalanlar frekans, inanç, aşk, içsel bilgelik ve güven daha ne olsun. Tekrar teşekkürler bu fırsat ve güzel hediyeleri için 🙏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir