Tırtıl'dan Kartpostal İçin Tıkla

Instagram

Kimse durduk yerde ölümü konuşmak istemez belki.
Yası, kayıpları, güvensizlikleri, aldanmaları.
En gizli sırları, aydınlık yerine karanlığı, kimseye ifade edilemeyenleri, mahzene, zindana ya da bodrum katına attıklarımızı.
Tabu olanları. En yoğun tutkuları. 
Gizemi, sezgimizi, bir yerimde biliyordum dediklerimizi.
Geride kalanları.
Üstüne yaşarken toprak attıklarımızı.
Ya da öldükleri halde, kabul etmeyip canlı gibi odanın ortasında tuttuklarımızı. Bunlar 11 ayda tabu olarak kalabilir.
Biri dışında!
O biri olmasa, biliyoruz artık nasılsa, her şey bu alanlara bakmamaktan… Asla ‘yaşadık’ diyemeyeceğiz belki.
Gökyüzü, bir aylık yolculuğunda “Aman ağzımızın tadı bozulmasın” diyordu içimizin misafir salonunda. En şık giysileri, nezaketi ve politik gülümseme ile konuklarını ağırlıyordu. 
Şimdi ise, mumları hazırlayın, gündüze gece geldi.
Mavi sakalın kanayan anahtarı ve yalnızlığımız elimizde.
Bir kapı var açılmaması sıkı sıkı kuşaklardır tembihlenen, ardında sırlar, sırları saklayan kemikler, bilinçaltı ve gizem.
Anahtar bir kez elinde, kilit orada. İçinde hiçbir şeyle uyuşmayacak bir kuşku var. Gerçekle dinecek olan.
Sana bu kuşku uyan ve uyandır diye verilmiş.
Üstelik anahtar kanamaya başladı başlayacak en şık giysilerine.
Gerçekle yüzleşene dek, kanamaya devam edecek.
Biliyorsun ki, kanayan yarayı gizleyemez kişi. Mavi Sakal’dan karısı gizleyemedi.
Ve bu kadının değil, Mavi Sakal’ın sonu oldu…
Kanamaya devam edecek. Sen cesaretle derinine inene ve gerçekle yüzleşene dek.
Bugün güneş akrebe geçti.
Astroloji bilmen gerekmez, akrebin sezgisini kullan bu 30 günde, hisset kendi iklimindeki değişikliği.
Akrep senin de evinin bir odası ve oraya ışığını, şifasını getirecek şimdi.
Belki biraz acıtarak, doğası şifa ve acıtmak.
Doğası ölmek ve öldürmek.
Akrebin derininden, şifacılığından, girilemez odalara girip mumlar yakışından bir tutam diliyorum hepimize.
Hoş geldin diyorum en sevdiğim burç mevsimine. 
#akrep #astroloji
Kimse durduk yerde ölümü konuşmak istemez belki. Yası, kayıpları, güvensizlikleri, aldanmaları. En gizli sırları, aydınlık yerine karanlığı, kimseye ifade edilemeyenleri, mahzene, zindana ya da bodrum katına attıklarımızı. Tabu olanları. En yoğun tutkuları. Gizemi, sezgimizi, bir yerimde biliyordum dediklerimizi. Geride kalanları. Üstüne yaşarken toprak attıklarımızı. Ya da öldükleri halde, kabul etmeyip canlı gibi odanın ortasında tuttuklarımızı. Bunlar 11 ayda tabu olarak kalabilir. Biri dışında! O biri olmasa, biliyoruz artık nasılsa, her şey bu alanlara bakmamaktan… Asla ‘yaşadık’ diyemeyeceğiz belki. Gökyüzü, bir aylık yolculuğunda “Aman ağzımızın tadı bozulmasın” diyordu içimizin misafir salonunda. En şık giysileri, nezaketi ve politik gülümseme ile konuklarını ağırlıyordu. Şimdi ise, mumları hazırlayın, gündüze gece geldi. Mavi sakalın kanayan anahtarı ve yalnızlığımız elimizde. Bir kapı var açılmaması sıkı sıkı kuşaklardır tembihlenen, ardında sırlar, sırları saklayan kemikler, bilinçaltı ve gizem. Anahtar bir kez elinde, kilit orada. İçinde hiçbir şeyle uyuşmayacak bir kuşku var. Gerçekle dinecek olan. Sana bu kuşku uyan ve uyandır diye verilmiş. Üstelik anahtar kanamaya başladı başlayacak en şık giysilerine. Gerçekle yüzleşene dek, kanamaya devam edecek. Biliyorsun ki, kanayan yarayı gizleyemez kişi. Mavi Sakal’dan karısı gizleyemedi. Ve bu kadının değil, Mavi Sakal’ın sonu oldu… Kanamaya devam edecek. Sen cesaretle derinine inene ve gerçekle yüzleşene dek. Bugün güneş akrebe geçti. Astroloji bilmen gerekmez, akrebin sezgisini kullan bu 30 günde, hisset kendi iklimindeki değişikliği. Akrep senin de evinin bir odası ve oraya ışığını, şifasını getirecek şimdi. Belki biraz acıtarak, doğası şifa ve acıtmak. Doğası ölmek ve öldürmek. Akrebin derininden, şifacılığından, girilemez odalara girip mumlar yakışından bir tutam diliyorum hepimize. Hoş geldin diyorum en sevdiğim burç mevsimine. #akrep #astroloji
Merhaba,
Theta Healing tekniğinin 8 modülünün Enstitüsü tarafından onaylanmış, uluslararası geçerlilikte eğitim verme yetkisine sahip bir eğitmeniyim.
Burada seminer duyurularımı bugüne dek paylaşmadım. Yazılarımla öne çıkmak en sevdiğimdi.
Seminer duyurularını ise, süreli bir paylaşım olduğundan, sunmak istememiştim.
Ancak, birkaç gün önce yeni bir takipçim güzel bir bakış açısı sundu bana.
Seminere katılmak isteyenlerin hesabımın eski üyeleri olduğunu ve hikayelerimi takip ettiğini biliyorum, ancak çok sayıda yeni üyesi de oluyor hesabımın.
Bu sebeple, yeni katılım sağlayıp galerimi inceleyenler için bir işaret bırakmak adına, artık ayda bir aylık takvimimi duyuracağım.
Aynı zamanda sabitlenen hikayelerde, duyurular kısmından da açıklamaları okuyabilirsiniz.
Paylaştığım seminerler, 22 Ekim -22 Kasım arası planlanmış takvimimde. Tamamını Zoom üzerinden düzenleyeceğim.
Seminerde uymak zorunda olduğumuz bir katılımcı kısıtlaması var. Bu sebeple kontenjanlı seminerler tamamı.
Covid 19 nedeni ile yüz yüze seminerler düzenlemeyi, online verme hakkımın olduğu seminerler için, hepimizin sağlığı adına süresiz olarak ertelemeye devam ediyorum.
13-14-15 Kasım İleri Seviye semineri planladığım ancak taleplere göre kesinleştireceğim bir seminer. Bu sebeple, katılmayı planladıysanız lütfen ulaşın.
Başlangıç seviyesi haricindeki tüm seminerlerin önkoşulu bulunmaktadır.
Danışmanlıklarım da devam etmektedir, en yakın randevuyu 1 ay sonrası için verebilmekteyim.
Hep ettiğim dua ile akışınıza ve akışa bırakıyorum;
Bana iyi gelecek, benim iyi geleceğim, birbirimize saygı ve nezaket ile birlikte dönüşeceğimiz yol arkadaşlarıyla Tırtılın Düşü’nde buluşmak dileğiyle…
Sevgiler…
(Soruları info@tirtilindusu.com üzerinden yanıtlıyorum. Oradan ulaşmanızı rica ederim.)
#thetahealing #thetahealing® #thetahealingseminerleri #yaratımvebolluk #ruheşi #basicdna #advanceddna
Merhaba, Theta Healing tekniğinin 8 modülünün Enstitüsü tarafından onaylanmış, uluslararası geçerlilikte eğitim verme yetkisine sahip bir eğitmeniyim. Burada seminer duyurularımı bugüne dek paylaşmadım. Yazılarımla öne çıkmak en sevdiğimdi. Seminer duyurularını ise, süreli bir paylaşım olduğundan, sunmak istememiştim. Ancak, birkaç gün önce yeni bir takipçim güzel bir bakış açısı sundu bana. Seminere katılmak isteyenlerin hesabımın eski üyeleri olduğunu ve hikayelerimi takip ettiğini biliyorum, ancak çok sayıda yeni üyesi de oluyor hesabımın. Bu sebeple, yeni katılım sağlayıp galerimi inceleyenler için bir işaret bırakmak adına, artık ayda bir aylık takvimimi duyuracağım. Aynı zamanda sabitlenen hikayelerde, duyurular kısmından da açıklamaları okuyabilirsiniz. Paylaştığım seminerler, 22 Ekim -22 Kasım arası planlanmış takvimimde. Tamamını Zoom üzerinden düzenleyeceğim. Seminerde uymak zorunda olduğumuz bir katılımcı kısıtlaması var. Bu sebeple kontenjanlı seminerler tamamı. Covid 19 nedeni ile yüz yüze seminerler düzenlemeyi, online verme hakkımın olduğu seminerler için, hepimizin sağlığı adına süresiz olarak ertelemeye devam ediyorum. 13-14-15 Kasım İleri Seviye semineri planladığım ancak taleplere göre kesinleştireceğim bir seminer. Bu sebeple, katılmayı planladıysanız lütfen ulaşın. Başlangıç seviyesi haricindeki tüm seminerlerin önkoşulu bulunmaktadır. Danışmanlıklarım da devam etmektedir, en yakın randevuyu 1 ay sonrası için verebilmekteyim. Hep ettiğim dua ile akışınıza ve akışa bırakıyorum; Bana iyi gelecek, benim iyi geleceğim, birbirimize saygı ve nezaket ile birlikte dönüşeceğimiz yol arkadaşlarıyla Tırtılın Düşü’nde buluşmak dileğiyle… Sevgiler… (Soruları [email protected] üzerinden yanıtlıyorum. Oradan ulaşmanızı rica ederim.) #thetahealing #thetahealing® #thetahealingseminerleri #yaratımvebolluk #ruheşi #basicdna #advanceddna
🦋Yorumlara ismini bıracak olan ilk 500 kişi için bir çalışma bırakıyorum. 
500 yorumdan sonra, yorumları kapatacağım. ♥️
Anne rahmi hepimiz için, güvende olduğumuz, korunduğumuz, sevgi dolu bir alan olmalıydı.
Ama hayat şartları, hastalıklar, kötü giden evlilikler, annenin yası, kullanmak zorunda kaldığı ilaçlar ya da çevre, aile koşulları ve çok daha fazlası… onu da içinde büyüttüğü bizleri de etkiledi.
Bu dünyada olan ya da anısı kalplerimizde olan tüm annelerimize, bizi sağlıkla taşıdıkları, var olmamızı sağladıkları rahimlerine hürmetle bir çalışmaya niyet ediyorum. 
*
Anne rahmi şifasında, anne rahminde henüz bir cenin olduğun anları koşulsuz sevgi ile şifalandırmak için çalışırız.
Bununla ilgili araştırmalar var, örneğin hücre biyolojisi uzmanı Bruce Lipton, “Bir annenin duyguları; korku, öfke, sevgi, umut gibi çocuğun genetik ifadesini biyolojik olarak değiştirir,” diyor. 
Theta Healing tekniğinin kurucusu, Vianna Stibal ise, eski Hawaii geleceğinde asla bir hamile kadının yanında tartışılmadığını, kötü söz söylenmediğini, eşle bir kavga olursa doğumdan sonra cezalandırıldığını söylüyor.
Bu çalışmanın, alkol problemi, dikkat eksikliği, bipolar bozukluk gibi birçok çalışmaya katkısı olabileceğini ekliyor.
Bu çalışmaya katılmak isterseniz, lütfen sadece kendi isminizi paylaşıma bırakın.
Dilerseniz arkadaşlarınızı etiketleyebilirsiniz ancak onlar adına ya da başka aile üyeleriniz adına isim bırakmak doğru olmayacaktır.
Yorum olarak çalışmayı gerçekleştirdiğimi yazamayacağım, yazdıysanız olacağına eminlik duygusunda beklemenizi rica edeceğim.
Sevgiyle 🤍🕊🙏🏻 #annerahmişifası #thetahealing
🦋Yorumlara ismini bıracak olan ilk 500 kişi için bir çalışma bırakıyorum. 500 yorumdan sonra, yorumları kapatacağım. ♥️ Anne rahmi hepimiz için, güvende olduğumuz, korunduğumuz, sevgi dolu bir alan olmalıydı. Ama hayat şartları, hastalıklar, kötü giden evlilikler, annenin yası, kullanmak zorunda kaldığı ilaçlar ya da çevre, aile koşulları ve çok daha fazlası… onu da içinde büyüttüğü bizleri de etkiledi. Bu dünyada olan ya da anısı kalplerimizde olan tüm annelerimize, bizi sağlıkla taşıdıkları, var olmamızı sağladıkları rahimlerine hürmetle bir çalışmaya niyet ediyorum. * Anne rahmi şifasında, anne rahminde henüz bir cenin olduğun anları koşulsuz sevgi ile şifalandırmak için çalışırız. Bununla ilgili araştırmalar var, örneğin hücre biyolojisi uzmanı Bruce Lipton, “Bir annenin duyguları; korku, öfke, sevgi, umut gibi çocuğun genetik ifadesini biyolojik olarak değiştirir,” diyor. Theta Healing tekniğinin kurucusu, Vianna Stibal ise, eski Hawaii geleceğinde asla bir hamile kadının yanında tartışılmadığını, kötü söz söylenmediğini, eşle bir kavga olursa doğumdan sonra cezalandırıldığını söylüyor. Bu çalışmanın, alkol problemi, dikkat eksikliği, bipolar bozukluk gibi birçok çalışmaya katkısı olabileceğini ekliyor. Bu çalışmaya katılmak isterseniz, lütfen sadece kendi isminizi paylaşıma bırakın. Dilerseniz arkadaşlarınızı etiketleyebilirsiniz ancak onlar adına ya da başka aile üyeleriniz adına isim bırakmak doğru olmayacaktır. Yorum olarak çalışmayı gerçekleştirdiğimi yazamayacağım, yazdıysanız olacağına eminlik duygusunda beklemenizi rica edeceğim. Sevgiyle 🤍🕊🙏🏻 #annerahmişifası #thetahealing
*Travmayı bedene indirmemenin son parça yazısı *
Danışmanlık verirken, bir yerinde hep şu soruyu sorarım:
“Kendinizi bu durumda nasıl hissettiniz?”
Yanıt gelir:
“Kötü”
Kötü alabileceğim en kötü yanıttır.
Çünkü kötü beni kaynak olaya götürmez.
Ama şu saniyenin onda birinde o olaya götürür: “Bok gibi!”
‘Bok gibi’leri severim…
Şaka değil.
“Dünya başıma yıkılmış gibi! İçimden ateş topu çıkıyor gibi.”
Bunlar da fena değildir.
Her zaman kötü hissedebiliriz, ama her zaman dünya kafamıza inmez ya da ejderha gibi üfürmeyiz sonuçta.
Bu sayede, o olayın ilk damlası, zincirin ilk halkası elimizdedir.
****
Peki, şimdi çıkıp sokaklara dilimizde onlarcası küfürle her durumda bağıralım çağıralım mı?
Çok rica edeceğim, bazınızca bir nezaket timsaliyim.
Mesele bu değil.
*****
Mesele, bazen bok gibi hissedebileceğimizi bilmemiz.
Mesele, bazen iyi diye anlamsız bir sınıflandırma yaptıklarımızın tam bir ….. gibi davranmasının da normal olduğu.
Mesele, bazen bizim de öyle olabileceğimizi bilmemiz belki de.
Mesele, bir kriz anında ne demek istiyorsak onu demeye en azından kendimize ifadede izinli olduğumuz.
Mesele, bize bir eşek arısı iğnesi batırılırken, bir de susarak, içimizden fırlayana argo vs. sıfatlar ekleyip eleştirerek, kendimizi iğnelemememiz.
Mesele, neyse o olmamız o anlığına.
Yumuşatmadan, inkara geçmeden, ne hissettiysek hissi ifadeye izinli olduğumuz…
*******
Yine çıkıp sokaklara küfredelim demiyorum. 
Büyücü’de dediği gibi Fowles’ın “Eğer ki nezaket başka türde bir korkaklığın maskesi değilse” nezaket harika bir erdemdir, diyorum.
Ama acımızı samimiyetle dile getirirken, en inci kelimeleri aramak değil belki de şifa sürecimiz.
İncilerimizi dizsek, üzgünüm ki kumunu anlamaktan gelir yine mutsuzluk nedenimiz.
Kumunu inciye çevirene dek istiridye nasıl az yoldan geçmiyorsa, biz de erdem uydurmadan, hafifletmeden, yargıç ya da avukat olmadan, bir koyverip kendimize “….” diyebilmemiz… “Çoğafedersin” bile demeden başında.
Bir noktada elimizi gerçeğe hafiflikle uzatıyor belki.
*
Kanıtı mıdır bilmem ama, üzüldüğümüz bir travma örneği dinlerken mesela,
Kadın “Aldatıldım” dediğinde, hepimizin aldatma/aldatılma hikayeleri tetiklenir...
Devamı Yorumda 💛
*Travmayı bedene indirmemenin son parça yazısı * Danışmanlık verirken, bir yerinde hep şu soruyu sorarım: “Kendinizi bu durumda nasıl hissettiniz?” Yanıt gelir: “Kötü” Kötü alabileceğim en kötü yanıttır. Çünkü kötü beni kaynak olaya götürmez. Ama şu saniyenin onda birinde o olaya götürür: “Bok gibi!” ‘Bok gibi’leri severim… Şaka değil. “Dünya başıma yıkılmış gibi! İçimden ateş topu çıkıyor gibi.” Bunlar da fena değildir. Her zaman kötü hissedebiliriz, ama her zaman dünya kafamıza inmez ya da ejderha gibi üfürmeyiz sonuçta. Bu sayede, o olayın ilk damlası, zincirin ilk halkası elimizdedir. **** Peki, şimdi çıkıp sokaklara dilimizde onlarcası küfürle her durumda bağıralım çağıralım mı? Çok rica edeceğim, bazınızca bir nezaket timsaliyim. Mesele bu değil. ***** Mesele, bazen bok gibi hissedebileceğimizi bilmemiz. Mesele, bazen iyi diye anlamsız bir sınıflandırma yaptıklarımızın tam bir ….. gibi davranmasının da normal olduğu. Mesele, bazen bizim de öyle olabileceğimizi bilmemiz belki de. Mesele, bir kriz anında ne demek istiyorsak onu demeye en azından kendimize ifadede izinli olduğumuz. Mesele, bize bir eşek arısı iğnesi batırılırken, bir de susarak, içimizden fırlayana argo vs. sıfatlar ekleyip eleştirerek, kendimizi iğnelemememiz. Mesele, neyse o olmamız o anlığına. Yumuşatmadan, inkara geçmeden, ne hissettiysek hissi ifadeye izinli olduğumuz… ******* Yine çıkıp sokaklara küfredelim demiyorum. Büyücü’de dediği gibi Fowles’ın “Eğer ki nezaket başka türde bir korkaklığın maskesi değilse” nezaket harika bir erdemdir, diyorum. Ama acımızı samimiyetle dile getirirken, en inci kelimeleri aramak değil belki de şifa sürecimiz. İncilerimizi dizsek, üzgünüm ki kumunu anlamaktan gelir yine mutsuzluk nedenimiz. Kumunu inciye çevirene dek istiridye nasıl az yoldan geçmiyorsa, biz de erdem uydurmadan, hafifletmeden, yargıç ya da avukat olmadan, bir koyverip kendimize “….” diyebilmemiz… “Çoğafedersin” bile demeden başında. Bir noktada elimizi gerçeğe hafiflikle uzatıyor belki. * Kanıtı mıdır bilmem ama, üzüldüğümüz bir travma örneği dinlerken mesela, Kadın “Aldatıldım” dediğinde, hepimizin aldatma/aldatılma hikayeleri tetiklenir... Devamı Yorumda 💛
Küfürlü konuşacağız. 
Bu sebeple nezaketi şimdi sakince bir kenara bırakalım.
İsterseniz sakin olmadan da bırakabilirsiniz.
Meselemiz, gerçeğin dayanılmaz hafifliğine ulaşmak.
*
Seminerde, içimizin inkar parçasını anlamak üzerine bir çalışma öneririm.
Anne babanızın iyi ve rahatsız edici 5 özelliğini yazın, sonra sizde var mı yok mu, bakın diye.
Yalan yok, genelde hepimiz babada bir zorlanırız.
Bense Recall Healing seminerinden sonra, babamdan aldığım rahatsız edici bir niteliği, iyiye eklemeye karar verdim.
“Yeri geldiğinde küfür ederim.” 
Küfürü yücelttiğimden değil, günlük dilde kullanmayı da, kullananı da sevmem.
Ama bazı anlarda, küfürlü bir kelimeyi inkara yeğlerim.
**
Biri bir bıçakla canınızı yakmaya niyetlenmişken,
“Rica ederim, şunu sürtmeyi bırakır mısın, her yerim kesildi.” demezsiniz. Ya da oturup adamın onu yapmasına neden olan çocukluk travmalarını da düşünmezsiniz.
Tamam, yaşamak istiyorsanız “… …. Şimdi al o bıçağı … ” da demezsiniz.
Tüyersiniz, hayatta kalma benliğiniz o an mükemmel bir çözüm bulur.
Ama başkasına anlatırken, “Adamın biri yanlışlıkla bıçağını sürttü, kibarca çeker misiniz” dedim de demeyiz.
Trafikte biri bizi sıkıştırıp kaza yapmamıza neden olduysa, kibarca onu savunarak kazayı dillendirmeyiz.
Gerçek duygularımızı ifade ederiz.
“….. …. teki, böyle bir şey yaptı. .... …. …. ….! Sinirden çılgına döndüm. Sonra ben de şunu yaptım.” deriz.
***
Peki gerçek duygularımızı ifade etmek her zaman kolay mı?
Çok canımız yanarken, bir yanımız “Bu nasıl benim başıma geldi” derken…
“O yapmazdı, yaptıysa belki suç bendedir” derken…
İnsan hallerinin bin bir parçasını, başkalarının başına gelen acınası olaylar olarak nitelendirip o duruma düşmemek için çırpınan parçalar varken.
Yabancı birinin hissettirdiği duyguları ifadeyle, sevdiklerinizin güveninizi hiçe sayması arasındaki duyguları anlatmak aynı rahatlıkta olmayabilir. Ve komplike bir durumdur, haklısınız.
Ama durumu kendimize dahi ifade ederken hafifletici sebepler öne sürmemiz, inkar mekanizmasını tetikleyebilir.
Şimdi biliyoruz ki, inkar yani kabul edememek, çatışmaya sokmak, bedenin hastalık yaratmasının nedenidir.
(Devamı gelecek) 🧡
Küfürlü konuşacağız. Bu sebeple nezaketi şimdi sakince bir kenara bırakalım. İsterseniz sakin olmadan da bırakabilirsiniz. Meselemiz, gerçeğin dayanılmaz hafifliğine ulaşmak. * Seminerde, içimizin inkar parçasını anlamak üzerine bir çalışma öneririm. Anne babanızın iyi ve rahatsız edici 5 özelliğini yazın, sonra sizde var mı yok mu, bakın diye. Yalan yok, genelde hepimiz babada bir zorlanırız. Bense Recall Healing seminerinden sonra, babamdan aldığım rahatsız edici bir niteliği, iyiye eklemeye karar verdim. “Yeri geldiğinde küfür ederim.” Küfürü yücelttiğimden değil, günlük dilde kullanmayı da, kullananı da sevmem. Ama bazı anlarda, küfürlü bir kelimeyi inkara yeğlerim. ** Biri bir bıçakla canınızı yakmaya niyetlenmişken, “Rica ederim, şunu sürtmeyi bırakır mısın, her yerim kesildi.” demezsiniz. Ya da oturup adamın onu yapmasına neden olan çocukluk travmalarını da düşünmezsiniz. Tamam, yaşamak istiyorsanız “… …. Şimdi al o bıçağı … ” da demezsiniz. Tüyersiniz, hayatta kalma benliğiniz o an mükemmel bir çözüm bulur. Ama başkasına anlatırken, “Adamın biri yanlışlıkla bıçağını sürttü, kibarca çeker misiniz” dedim de demeyiz. Trafikte biri bizi sıkıştırıp kaza yapmamıza neden olduysa, kibarca onu savunarak kazayı dillendirmeyiz. Gerçek duygularımızı ifade ederiz. “….. …. teki, böyle bir şey yaptı. .... …. …. ….! Sinirden çılgına döndüm. Sonra ben de şunu yaptım.” deriz. *** Peki gerçek duygularımızı ifade etmek her zaman kolay mı? Çok canımız yanarken, bir yanımız “Bu nasıl benim başıma geldi” derken… “O yapmazdı, yaptıysa belki suç bendedir” derken… İnsan hallerinin bin bir parçasını, başkalarının başına gelen acınası olaylar olarak nitelendirip o duruma düşmemek için çırpınan parçalar varken. Yabancı birinin hissettirdiği duyguları ifadeyle, sevdiklerinizin güveninizi hiçe sayması arasındaki duyguları anlatmak aynı rahatlıkta olmayabilir. Ve komplike bir durumdur, haklısınız. Ama durumu kendimize dahi ifade ederken hafifletici sebepler öne sürmemiz, inkar mekanizmasını tetikleyebilir. Şimdi biliyoruz ki, inkar yani kabul edememek, çatışmaya sokmak, bedenin hastalık yaratmasının nedenidir. (Devamı gelecek) 🧡
Travma ne zaman hastalığa dönüşür?
*
Bu seminerlere katılmak ateşten gömlek giymek gibi.
3 yıldır birçok seminere katıldım. Öğrendikçe, bazen daha az mutlu ve daha rahatsız oldum ilk başta, doğru.
İnsanız ve bu yolculuklukta, guru gibi davranıp inkar etmediğimiz sürece yaşadığımız türlü deneyimler var.
Bazen korkağız.
Bazen kararsız. 
Bazen gözümüze sokulanı görmemek için enerji harcıyoruz.
Umutsuz anlarımız oluyor.
Sevdiklerimiz bu dünyadan göçüyor.
Terk ediyoruz. Terk ediliyoruz.
Yalan söylüyoruz. Yalan söyleniyor.
Aldatıyoruz. Aldatılıyoruz.
Daha yüzlercesi.
Bazen bir tarafıyız bu olayların, bazen her iki.
Bazısı da henüz bize değmese de, yolda, belki geliyor.
**
Olumlu düşünelim tamam.
Yüzlerce eğitime katılıp, tüm olumsuzlukları eleyelim.
Bir anda dünya tozpembe olsun merkez tamam.
Oluyor mu?
Hadi oradan 🙂
***
Sonra hastalıkların detayını öğreniyoruz.
Babanın anne daha bebeğe hamile kalmadan iki kadın arasında kalmasının bebekte nasıl bir hastalıkla ortaya çıkabileceğini.
Annenin yaşadığı tacizi saklamasının bebekte nasıl bir etkisinin olduğu.
Atalarda yaşanan bir olayın, şu anki hayatımıza umulmadık etkisini…
İnsan bir an nefes alamıyor…
Yanmışız diyorsun.
***
Ne zaman yanmıyoruz sorusu geliyor o zaman.
Theta Healing’te buna yol açan inançlarımızı anladığımızda diyorum ben. Bir inanç bende olmazsa, onun sonucu da orada olmaz.
Gilbert, Recall Healing’i anlatırken, her şey çatışma ile başlar diyor. Bu bakış açısını da seviyorum dinleyince.
Beynin çatışmasıdır hastalık, beyin çözemediği çatışmayı bir organa yani bedene indirir ve adı hastalık olur diyor.
Bu da bunca zaman öğrendiklerimizle aynı bilgi aslında.
Ama şu soru doğuyor içimizden, “Peki ne olmalı da beyin çatışmayı organa indirmemeli?”
“İnkar etmeyin arkadaşlar” diyor özetle.
Acınız varsa, acınız vardır. -mış gibi yapmayın! Sizin bir acınız var!
“Yaşayın, bedenden atın ve travma çözülmemiş bir çatışma olarak kalmasın.”
***
“Evet kandırılabilirsiniz. Yalanlar duyabilirsiniz. Aldatılabilirsiniz. Hayalleriniz boşa çıkabilir. Kendi kendinizi hayal kırıklığına uğratabilirsiniz…
Bunları engelleyemeseniz de, hastalığa dönüştürmek zorunda değilsiniz.”
D e v a m ı Y o r u m d a💛
Travma ne zaman hastalığa dönüşür? * Bu seminerlere katılmak ateşten gömlek giymek gibi. 3 yıldır birçok seminere katıldım. Öğrendikçe, bazen daha az mutlu ve daha rahatsız oldum ilk başta, doğru. İnsanız ve bu yolculuklukta, guru gibi davranıp inkar etmediğimiz sürece yaşadığımız türlü deneyimler var. Bazen korkağız. Bazen kararsız. Bazen gözümüze sokulanı görmemek için enerji harcıyoruz. Umutsuz anlarımız oluyor. Sevdiklerimiz bu dünyadan göçüyor. Terk ediyoruz. Terk ediliyoruz. Yalan söylüyoruz. Yalan söyleniyor. Aldatıyoruz. Aldatılıyoruz. Daha yüzlercesi. Bazen bir tarafıyız bu olayların, bazen her iki. Bazısı da henüz bize değmese de, yolda, belki geliyor. ** Olumlu düşünelim tamam. Yüzlerce eğitime katılıp, tüm olumsuzlukları eleyelim. Bir anda dünya tozpembe olsun merkez tamam. Oluyor mu? Hadi oradan 🙂 *** Sonra hastalıkların detayını öğreniyoruz. Babanın anne daha bebeğe hamile kalmadan iki kadın arasında kalmasının bebekte nasıl bir hastalıkla ortaya çıkabileceğini. Annenin yaşadığı tacizi saklamasının bebekte nasıl bir etkisinin olduğu. Atalarda yaşanan bir olayın, şu anki hayatımıza umulmadık etkisini… İnsan bir an nefes alamıyor… Yanmışız diyorsun. *** Ne zaman yanmıyoruz sorusu geliyor o zaman. Theta Healing’te buna yol açan inançlarımızı anladığımızda diyorum ben. Bir inanç bende olmazsa, onun sonucu da orada olmaz. Gilbert, Recall Healing’i anlatırken, her şey çatışma ile başlar diyor. Bu bakış açısını da seviyorum dinleyince. Beynin çatışmasıdır hastalık, beyin çözemediği çatışmayı bir organa yani bedene indirir ve adı hastalık olur diyor. Bu da bunca zaman öğrendiklerimizle aynı bilgi aslında. Ama şu soru doğuyor içimizden, “Peki ne olmalı da beyin çatışmayı organa indirmemeli?” “İnkar etmeyin arkadaşlar” diyor özetle. Acınız varsa, acınız vardır. -mış gibi yapmayın! Sizin bir acınız var! “Yaşayın, bedenden atın ve travma çözülmemiş bir çatışma olarak kalmasın.” *** “Evet kandırılabilirsiniz. Yalanlar duyabilirsiniz. Aldatılabilirsiniz. Hayalleriniz boşa çıkabilir. Kendi kendinizi hayal kırıklığına uğratabilirsiniz… Bunları engelleyemeseniz de, hastalığa dönüştürmek zorunda değilsiniz.” D e v a m ı Y o r u m d a💛
“Zaman: Elveda deme zamanı!”
*
Dün Gilbert derse rüya yorumlayarak başlayacağını söylemişti. Ben de enteresan bir rüya görmüştüm ve derste de, söz bana verildi, rüyamı anlattım. Gilbert de en mahrem soruları “su içer misin” dercesine tak diye 150 kişinin ortasında soruverdi. Bir rüyada, kendi biyolojimi okumak çok ilginçti.
Dün gece ise, çok ilgimi çekmeyen bir rüya gördüm. Bir akrabamız, ihtiyaç sahibi bir grup insan için, içinde olduğum 3-4 kişiden para topluyordu. 
“100 TL, 100 olması çok önemli. Çünkü müziği dinlemeliler.” diyordu.
Uyanınca uzun süre unutamadım. Kendimce 100 tl tutarında bir bağış yapmalıyım gibi değerlendirdim.
**
Derste ne oldu dersiniz?
Gilbert, bir vaka anlattı. 2 danışmanlık vermesine rağmen çözemediği bir kalın bağırsak kanseri.
Ve bazen çözülmez, bu da tamam dedi.
Son görüşmelerinde, bir yardım istediğini söyledi ruhsal rehberlerinden, içinden. O an bir kütüphanenin önünde, rastgele suyla ilgili bir kitabı alıyor ve bir sayfa açıyor.
O sayfada, müzikle iyileşen kalınbağırsak kanseri vakalarını okuyor.
Bir müziği her gün dinleyerek:
O müzik, zaten çok sevdiğim ama bir de ilk yurtdışı seyahatimde, hem de Paris’te o canım Shakespeare and Company’nin önünde bir sokak sanatçısından dinledikten sonra dilimden düşmeyen: Time to Say Goodbye…
Arada zihnimde bu şarkı çalar durur, hatta her yurtdışı seyahatimden sonra “Time to say goodbye çalıyor” esprisini yaparım hikayelerde.
Adam günde tam 10 kez dinlemiş bu şarkıyı… Bir hafta boyunca…
Yıllar önce organların titreşimine dair bir cihaza girmiştim, uygun titreşimlerle kıyaslandığında, en düşük titreşim kalın bağırsağımdaydı.
Ben mesajı aldım.
Kalın bağırsak, affetmek ve bırakmak üzerine.
Muhtemelen çoğumuzun ana problemleri.
Birlikte 10 gün, kayıplarımız ve tutulmamış yaslarımız için dinlemeye ne deriz? Benimle misiniz? 
(Sarah Brightman&Andrea Bocelli- Time to Say Goodbye)
#recallhealing
“Zaman: Elveda deme zamanı!” * Dün Gilbert derse rüya yorumlayarak başlayacağını söylemişti. Ben de enteresan bir rüya görmüştüm ve derste de, söz bana verildi, rüyamı anlattım. Gilbert de en mahrem soruları “su içer misin” dercesine tak diye 150 kişinin ortasında soruverdi. Bir rüyada, kendi biyolojimi okumak çok ilginçti. Dün gece ise, çok ilgimi çekmeyen bir rüya gördüm. Bir akrabamız, ihtiyaç sahibi bir grup insan için, içinde olduğum 3-4 kişiden para topluyordu. “100 TL, 100 olması çok önemli. Çünkü müziği dinlemeliler.” diyordu. Uyanınca uzun süre unutamadım. Kendimce 100 tl tutarında bir bağış yapmalıyım gibi değerlendirdim. ** Derste ne oldu dersiniz? Gilbert, bir vaka anlattı. 2 danışmanlık vermesine rağmen çözemediği bir kalın bağırsak kanseri. Ve bazen çözülmez, bu da tamam dedi. Son görüşmelerinde, bir yardım istediğini söyledi ruhsal rehberlerinden, içinden. O an bir kütüphanenin önünde, rastgele suyla ilgili bir kitabı alıyor ve bir sayfa açıyor. O sayfada, müzikle iyileşen kalınbağırsak kanseri vakalarını okuyor. Bir müziği her gün dinleyerek: O müzik, zaten çok sevdiğim ama bir de ilk yurtdışı seyahatimde, hem de Paris’te o canım Shakespeare and Company’nin önünde bir sokak sanatçısından dinledikten sonra dilimden düşmeyen: Time to Say Goodbye… Arada zihnimde bu şarkı çalar durur, hatta her yurtdışı seyahatimden sonra “Time to say goodbye çalıyor” esprisini yaparım hikayelerde. Adam günde tam 10 kez dinlemiş bu şarkıyı… Bir hafta boyunca… Yıllar önce organların titreşimine dair bir cihaza girmiştim, uygun titreşimlerle kıyaslandığında, en düşük titreşim kalın bağırsağımdaydı. Ben mesajı aldım. Kalın bağırsak, affetmek ve bırakmak üzerine. Muhtemelen çoğumuzun ana problemleri. Birlikte 10 gün, kayıplarımız ve tutulmamış yaslarımız için dinlemeye ne deriz? Benimle misiniz? (Sarah Brightman&Andrea Bocelli- Time to Say Goodbye) #recallhealing
“Sırlarınız kadar hastasınız”
*
Burası benim, uzun süredir eğitim aldığım, verdiğim, insanlara, insanlar üzerinden kollektif hafızaya bağlandığım, öğrendiğim, hatırlatırken öğrendiğim köşem. Bu köşenin hediyeleri için pandemiye ne kadar teşekkür etsem belki az.
Dün burada yeni bir serüvene başladım. 8 gün boyunca 16:00-23:00 arası buradan Kanada’ya bağlanacağım.
İsmini çok duyduğum, Theta Healing bakış açısına çok yakın bir tekniğin, Recall Healing’in üç modülünün öğrencisi oldum.
Farklı bir bakış açısını ve farklı şifa hikayelerini de duymak, hatırladıklarımı genişletmek istedim.
Sabahki yazıma istinaden, hastalıkları bir de buradan göreyim istedim.
**
Dün seminer boyunca Dr. Gilbert Renaud’un her cümlesi içime işledi, nasıl not alsam, aktarsam bilemedim. 
Tekniğin bir bakıma mottosu “Sırlarınız kadar hastasınız”
Bu sebeple diyor, lütfen anne babanıza gidin ve hiç bilmiyormuş gibi sorun.
“Anne, sırrın nedir? Ben senin gerçekte kaçıncı çocuğunum?” (Kürtaj, düşük vs. kast ederek)
“Baba, sırrın nedir? Annemden önce yaşadığın ilişkilerden başka çocukların oldu mu, kürtaj oldu mu? Kaybettiğin bir sevgilin var mıydı?”
Sadece sorun ve akıllarına gelen sırları size anlatsınlar, sadece anlatmaları dahi şifadır diyor.
“Çünkü, 2020 yılında da olsak, biyolojimiz aynıdır ve kimsenin bilmediği tüm sırlar hücrelerimizde bilinir.
Yasak aşkınız, çocukken yaşadığınız bir travma, çözülmemiş ve içe atılmış bir miras problemi…
Kimse bilmese de beyniniz tarafından bilinir ve beyniniz için bilinçaltınız kontrol edebildiği bedendir.” diyor.
Dün, yumurtalık kistlerinin, testis, pankreas, meme ve yumurtalık kanserinin, bağ ağrılarının, akciğer hastalıklarının içeriğine girdik. Bugün ise döngüsel zamana geçeceğiz. Ki benim bu eğitimde olma nedenim, kendi hayatımda gözlemlediğim döngülerin dışavurumuyduç
Çok anlatacağım var, çok okumak ister misiniz emin değilim.
Kimse bugünlerde böyle yazıların müptelası değil farkındayım 🙂
Seminerde hatırladığımız bir sözle bitireyim:
“Ben başıma gelen şeyler değilim, olmayı seçtiğim şeyim.” #jung 
Olmayı seçtiğimiz şey ise, en başta koşullanmalarımızı, geçmişi salıvermekle başlıyor.
Sevgi ve şifayla… #recallhealing #drgilbertrenaud
“Sırlarınız kadar hastasınız” * Burası benim, uzun süredir eğitim aldığım, verdiğim, insanlara, insanlar üzerinden kollektif hafızaya bağlandığım, öğrendiğim, hatırlatırken öğrendiğim köşem. Bu köşenin hediyeleri için pandemiye ne kadar teşekkür etsem belki az. Dün burada yeni bir serüvene başladım. 8 gün boyunca 16:00-23:00 arası buradan Kanada’ya bağlanacağım. İsmini çok duyduğum, Theta Healing bakış açısına çok yakın bir tekniğin, Recall Healing’in üç modülünün öğrencisi oldum. Farklı bir bakış açısını ve farklı şifa hikayelerini de duymak, hatırladıklarımı genişletmek istedim. Sabahki yazıma istinaden, hastalıkları bir de buradan göreyim istedim. ** Dün seminer boyunca Dr. Gilbert Renaud’un her cümlesi içime işledi, nasıl not alsam, aktarsam bilemedim. Tekniğin bir bakıma mottosu “Sırlarınız kadar hastasınız” Bu sebeple diyor, lütfen anne babanıza gidin ve hiç bilmiyormuş gibi sorun. “Anne, sırrın nedir? Ben senin gerçekte kaçıncı çocuğunum?” (Kürtaj, düşük vs. kast ederek) “Baba, sırrın nedir? Annemden önce yaşadığın ilişkilerden başka çocukların oldu mu, kürtaj oldu mu? Kaybettiğin bir sevgilin var mıydı?” Sadece sorun ve akıllarına gelen sırları size anlatsınlar, sadece anlatmaları dahi şifadır diyor. “Çünkü, 2020 yılında da olsak, biyolojimiz aynıdır ve kimsenin bilmediği tüm sırlar hücrelerimizde bilinir. Yasak aşkınız, çocukken yaşadığınız bir travma, çözülmemiş ve içe atılmış bir miras problemi… Kimse bilmese de beyniniz tarafından bilinir ve beyniniz için bilinçaltınız kontrol edebildiği bedendir.” diyor. Dün, yumurtalık kistlerinin, testis, pankreas, meme ve yumurtalık kanserinin, bağ ağrılarının, akciğer hastalıklarının içeriğine girdik. Bugün ise döngüsel zamana geçeceğiz. Ki benim bu eğitimde olma nedenim, kendi hayatımda gözlemlediğim döngülerin dışavurumuyduç Çok anlatacağım var, çok okumak ister misiniz emin değilim. Kimse bugünlerde böyle yazıların müptelası değil farkındayım 🙂 Seminerde hatırladığımız bir sözle bitireyim: “Ben başıma gelen şeyler değilim, olmayı seçtiğim şeyim.” #jung Olmayı seçtiğimiz şey ise, en başta koşullanmalarımızı, geçmişi salıvermekle başlıyor. Sevgi ve şifayla… #recallhealing #drgilbertrenaud
Belki tatlı bir pazar yazısı olmaktan çok uzaktır, yine de yazmak istiyorum.
Kahvenin üstüne, gazetenin ilginizi çeken bir köşesi gibi bakabilirsiniz.
*
Son üç yılda, Theta Healing ile birçok hastalığın altındaki ruhsal nedenlere çalıştım.
Beni gerçekten çok şaşırtan danışmanlıklar yaşadım.
Amaç burada, hastalığın hizmetini anlamaktır. Bir tedavi değildir. Olamaz da.
Anlamak ve Yaradan’dan gelecek olan şifaya, hücrelerimizin doğal yeteneğine yer açmaktır… Ve şifa inandığın Kaynak’tan sana gelir, bakış açısına göre.
Ama anladığında, sen anladığında bazen işler değişir. Bedenin ne kadar mükemmel olduğunu hatırlar…
*
Ameliyat için hastaneye giden bir danışanın ameliyatına son anda gerek kalınmadığını,
Derhal alınması gereken safra kesesi taşlarının neredeyse yok olduğunu…
Fibromiyaljinin, kronikleşen alerjilerin ortadan kalktığını…
Öğrencimle yaptığımız kalp şarkısı sonrasında, ‘sanırım bir yanlışlık oldu, akciğerde sıvı yok’ dendiğini…
Doktoru tarafından umut dahi verilmeyen bir hastaya, daha sonra mucizelere hiç inanmayan doktorunun “galiba mucize oldu” dediğini ve hastalığın kaybolduğunu duydum.
Daha birçok şeyi duydum…
Birini burada yazdım mı? …
Mahremiyetten değil.
Hakkımda bir işlem yapılmaması için yasal olarak kaç kelimeyi kullanmam yasak biliyor musunuz?
Doğru soruların ve ifadenin iyileştirici gücüne inanmıyoruz 🙂
**
Bir açıdan, haksız da bulmuyorum. Adı üstünde tedavi değil. Daha çok içsel bir yolculuk. -Ancak, hastalık da içte değil mi?-
Denetlenebilir sonuçları yok, bilimsel açıdan kanıtlanabilir değil.
Her danışanda aynı sonuçları alamıyoruz. Yani bu sonuçları almadığımız birçok çalışma da oldu demek bu.
Üstelik bu durum hastalıktan da bağımsız. ‘Basit’ sandığınız birçok hastalık uzun süre aynı seyrinde de devam edebilir.
Çünkü ‘basit’ ve ‘ölümcül’ algısı da bize ait. Bu bakış açısında ise ‘basit:hizmet’ ‘ölümcül:hizmet’ 
Ve ne yazık ki, kötü niyetli insanlar söz konusu olduğunda, insanları yanlış yönlendirme ya da kandırmaya, şimdilik çok açık bir alan.
Bir gün işlerin çok değişeceğini umuyorum. 
D e v a m ı  Y o r u m d a
Belki tatlı bir pazar yazısı olmaktan çok uzaktır, yine de yazmak istiyorum. Kahvenin üstüne, gazetenin ilginizi çeken bir köşesi gibi bakabilirsiniz. * Son üç yılda, Theta Healing ile birçok hastalığın altındaki ruhsal nedenlere çalıştım. Beni gerçekten çok şaşırtan danışmanlıklar yaşadım. Amaç burada, hastalığın hizmetini anlamaktır. Bir tedavi değildir. Olamaz da. Anlamak ve Yaradan’dan gelecek olan şifaya, hücrelerimizin doğal yeteneğine yer açmaktır… Ve şifa inandığın Kaynak’tan sana gelir, bakış açısına göre. Ama anladığında, sen anladığında bazen işler değişir. Bedenin ne kadar mükemmel olduğunu hatırlar… * Ameliyat için hastaneye giden bir danışanın ameliyatına son anda gerek kalınmadığını, Derhal alınması gereken safra kesesi taşlarının neredeyse yok olduğunu… Fibromiyaljinin, kronikleşen alerjilerin ortadan kalktığını… Öğrencimle yaptığımız kalp şarkısı sonrasında, ‘sanırım bir yanlışlık oldu, akciğerde sıvı yok’ dendiğini… Doktoru tarafından umut dahi verilmeyen bir hastaya, daha sonra mucizelere hiç inanmayan doktorunun “galiba mucize oldu” dediğini ve hastalığın kaybolduğunu duydum. Daha birçok şeyi duydum… Birini burada yazdım mı? … Mahremiyetten değil. Hakkımda bir işlem yapılmaması için yasal olarak kaç kelimeyi kullanmam yasak biliyor musunuz? Doğru soruların ve ifadenin iyileştirici gücüne inanmıyoruz 🙂 ** Bir açıdan, haksız da bulmuyorum. Adı üstünde tedavi değil. Daha çok içsel bir yolculuk. -Ancak, hastalık da içte değil mi?- Denetlenebilir sonuçları yok, bilimsel açıdan kanıtlanabilir değil. Her danışanda aynı sonuçları alamıyoruz. Yani bu sonuçları almadığımız birçok çalışma da oldu demek bu. Üstelik bu durum hastalıktan da bağımsız. ‘Basit’ sandığınız birçok hastalık uzun süre aynı seyrinde de devam edebilir. Çünkü ‘basit’ ve ‘ölümcül’ algısı da bize ait. Bu bakış açısında ise ‘basit:hizmet’ ‘ölümcül:hizmet’ Ve ne yazık ki, kötü niyetli insanlar söz konusu olduğunda, insanları yanlış yönlendirme ya da kandırmaya, şimdilik çok açık bir alan. Bir gün işlerin çok değişeceğini umuyorum. D e v a m ı Y o r u m d a