Tırtıl'dan Kartpostal İçin Tıkla

Instagram

Bugün, minik, minicik bir şey yakaladım. Çok da güzel geldi.
Kendimi bir konuda duyduğum anlamsız (!) korku nedeniyle (- Neden bundan korkuyorsun, saçma... diye önce yargılayıp sonra savunurken - Korkuların çok azı anlamlı sonuçta, korkabilirim, kime ne yani ne olmuş...) zihnimde çekiştirirken ve bunu fark edip o yargıcın susmasını ve şefkatli bir sese ya da sadece bekleyişe ulaşmayı tırnaklarımı diğer elime geçirmiş beklerken, biriyle gözgöze geldim. Sanıyorum ki 65-70 yaşlarında bir adamdı.
Gözgöze geldiğimizde, korkumu çok belli ettiğimi ve şaşırdığını düşündüm. Maskelerimizden mimiklerimiz okunmuyordu ☺️
Sonra o gözlerde bende de tanıdık olan bir duygu yakaladım. Ve bedenine kaydı gözlerim istemsizce. Ellerini korkuyla kenetlemiş gibiydi, hatta hafif bir titreme vardı. Yeniden omuzlarına baktığımda, en az benim kadar korku ve tedirginlik içinde olduğunu tüm alanımda hissettim. 
O an, zihnimdeki yargıç da avukat da sustu. Gözlerimi kapatıp onun için dua ederken ve gününün, hayatının güzel geçmesini içimden geçirirken buldum kendimi. Kendiliğinden, bir kas hareketi gibi...
Korkumdan, yargıç da avukat da değil, aynı duyguyu yaşayan hiç tanımadığım bir adam çıkardı beni. İnsan olduğumuzu hatırlattı.
Kendi küçük dünyalarımızdan böyle çıkıyoruz işte diye düşündüm, oradan çıkabilmeyi bir kas haline getirip acısız, korkusuz forma sokacak bakış açısına gelene ve herkesin iyiliğini, güzelliğini duamıza ekleyene dek.
Bu gece şükran listeme, ismini bilmediğim o beyefendiyi ekleyeceğim. 🎩
Sizin de şükran listeniz böyle güzel detaylarla ilerliyordur dilerim ☺️🌺🙏🏻
Bugün, minik, minicik bir şey yakaladım. Çok da güzel geldi. Kendimi bir konuda duyduğum anlamsız (!) korku nedeniyle (- Neden bundan korkuyorsun, saçma... diye önce yargılayıp sonra savunurken - Korkuların çok azı anlamlı sonuçta, korkabilirim, kime ne yani ne olmuş...) zihnimde çekiştirirken ve bunu fark edip o yargıcın susmasını ve şefkatli bir sese ya da sadece bekleyişe ulaşmayı tırnaklarımı diğer elime geçirmiş beklerken, biriyle gözgöze geldim. Sanıyorum ki 65-70 yaşlarında bir adamdı. Gözgöze geldiğimizde, korkumu çok belli ettiğimi ve şaşırdığını düşündüm. Maskelerimizden mimiklerimiz okunmuyordu ☺️ Sonra o gözlerde bende de tanıdık olan bir duygu yakaladım. Ve bedenine kaydı gözlerim istemsizce. Ellerini korkuyla kenetlemiş gibiydi, hatta hafif bir titreme vardı. Yeniden omuzlarına baktığımda, en az benim kadar korku ve tedirginlik içinde olduğunu tüm alanımda hissettim. O an, zihnimdeki yargıç da avukat da sustu. Gözlerimi kapatıp onun için dua ederken ve gününün, hayatının güzel geçmesini içimden geçirirken buldum kendimi. Kendiliğinden, bir kas hareketi gibi... Korkumdan, yargıç da avukat da değil, aynı duyguyu yaşayan hiç tanımadığım bir adam çıkardı beni. İnsan olduğumuzu hatırlattı. Kendi küçük dünyalarımızdan böyle çıkıyoruz işte diye düşündüm, oradan çıkabilmeyi bir kas haline getirip acısız, korkusuz forma sokacak bakış açısına gelene ve herkesin iyiliğini, güzelliğini duamıza ekleyene dek. Bu gece şükran listeme, ismini bilmediğim o beyefendiyi ekleyeceğim. 🎩 Sizin de şükran listeniz böyle güzel detaylarla ilerliyordur dilerim ☺️🌺🙏🏻
“İnsan kendi mutluluğunun mimarıdır.” 
Kaç kez duyduk? Kulağa da doğru gibi geliyor. Ve sanki doğru da, tamam da…
İnsanın her koşulda, kendi mutluluğunu inşa edebilmesi kolay mı?
Mobbinge uğradığınız bir işte, takdir göremediğiniz bir ailede, sevilmediğiniz bir iletişimde… ‘Mutluluğumu elimden aldılar’ diyecek kadar ‘kurban bilincine’ geçmesek de, tamam kabul, mutluluk onlara bağlı olmasa da, onlardan büyük ölçüde etkilenebilir, diyorum.
*
Geçen, Vianna yarı şaka yarı gerçek bir cümle kurdu kahkaha attığımız: “Mutluluk sana bağlı diyen o kişiler, hiç evlenmemiş olmalı!” diye. 
Eşinden, doğrudan ya da manipülasyonla duygusal şiddet gören, buna tanık olan herkes buna katılacaktır sanıyorum.
*
Dün Suyun Gizli Mesajını’nı okurken, suya söylenen kelimelerin suda nasıl değişimler yarattığını hayretle inceledim.
Örneğin, ‘beni öldürüyorsun’ dendiğinde silahlı bir adama dönüşür gibi olduğunu… ‘Aptalsın’ dediğinde deforme olduğunu.
“Aptalsın” ı duymak kadar, “Bunu neden böyle yaptın, biraz daha şöyle yapamaz mıydın?” “Beni yine hayal kırıklığına uğrattın” gibi ince dokunmaların o suyu nasıl titreştirdiğini düşünmek… Aslında çok dikkat edilmezse, belki aşkla, sevgiyle muhteşem titreşen o enerjilerin bir süre sonra durgun bir suyun enerjisi gibi dağılan enerji kristallerine evrilmesinin neredeyse kaçınılmazlığını görmek…
İlişkilerimizin, ilişki dilimizin bizi hasta ettiğine tanık olmak… Yabancı mı?
*
Mutluluk elbette bir insana, duruma, kavrama atfedilemez ama dün kitabı okurken, yüzde 60-70 sudan oluşan bedenimizin, yanındaki insanların titreşimi ile nasıl geliştiğini, değiştiğini düşündüm. En sık görüştüğümüz beş insanın toplamı sayıldığımız o görüşü bir de bu açıdan yorumladım.
Aldığım bir ses çanağı seansından sonra, bedenimin nasıl rahat hissettiğini, ne denli uyumla hareket ettiğimi hatırladım.
Doğduğumuz aileyi ruhsal planda seçmiş olsak da, her an yeni olasılıklarla partnerlerimizi ve arkadaşlarımızı en yüksek titreşim sağlayacaklardan seçmeye izinli olduğumuzu düşünüp şükrettim.
Daha da güzeli, biz kendi iç suyumuzun, kalbimizin, ruhumuzun, bilincimizin saflığını artırdıkça, zaten kendililiğinden yeni olasılıklara, dostluklara nazikçe çekildiğimizi.
Şükranla 🌊
“İnsan kendi mutluluğunun mimarıdır.” Kaç kez duyduk? Kulağa da doğru gibi geliyor. Ve sanki doğru da, tamam da… İnsanın her koşulda, kendi mutluluğunu inşa edebilmesi kolay mı? Mobbinge uğradığınız bir işte, takdir göremediğiniz bir ailede, sevilmediğiniz bir iletişimde… ‘Mutluluğumu elimden aldılar’ diyecek kadar ‘kurban bilincine’ geçmesek de, tamam kabul, mutluluk onlara bağlı olmasa da, onlardan büyük ölçüde etkilenebilir, diyorum. * Geçen, Vianna yarı şaka yarı gerçek bir cümle kurdu kahkaha attığımız: “Mutluluk sana bağlı diyen o kişiler, hiç evlenmemiş olmalı!” diye. Eşinden, doğrudan ya da manipülasyonla duygusal şiddet gören, buna tanık olan herkes buna katılacaktır sanıyorum. * Dün Suyun Gizli Mesajını’nı okurken, suya söylenen kelimelerin suda nasıl değişimler yarattığını hayretle inceledim. Örneğin, ‘beni öldürüyorsun’ dendiğinde silahlı bir adama dönüşür gibi olduğunu… ‘Aptalsın’ dediğinde deforme olduğunu. “Aptalsın” ı duymak kadar, “Bunu neden böyle yaptın, biraz daha şöyle yapamaz mıydın?” “Beni yine hayal kırıklığına uğrattın” gibi ince dokunmaların o suyu nasıl titreştirdiğini düşünmek… Aslında çok dikkat edilmezse, belki aşkla, sevgiyle muhteşem titreşen o enerjilerin bir süre sonra durgun bir suyun enerjisi gibi dağılan enerji kristallerine evrilmesinin neredeyse kaçınılmazlığını görmek… İlişkilerimizin, ilişki dilimizin bizi hasta ettiğine tanık olmak… Yabancı mı? * Mutluluk elbette bir insana, duruma, kavrama atfedilemez ama dün kitabı okurken, yüzde 60-70 sudan oluşan bedenimizin, yanındaki insanların titreşimi ile nasıl geliştiğini, değiştiğini düşündüm. En sık görüştüğümüz beş insanın toplamı sayıldığımız o görüşü bir de bu açıdan yorumladım. Aldığım bir ses çanağı seansından sonra, bedenimin nasıl rahat hissettiğini, ne denli uyumla hareket ettiğimi hatırladım. Doğduğumuz aileyi ruhsal planda seçmiş olsak da, her an yeni olasılıklarla partnerlerimizi ve arkadaşlarımızı en yüksek titreşim sağlayacaklardan seçmeye izinli olduğumuzu düşünüp şükrettim. Daha da güzeli, biz kendi iç suyumuzun, kalbimizin, ruhumuzun, bilincimizin saflığını artırdıkça, zaten kendililiğinden yeni olasılıklara, dostluklara nazikçe çekildiğimizi. Şükranla 🌊
Son bir ay günümün çok önemli bir kısmını meditasyon ya da her yönüyle besleyici konularda sohbetler ile geçirdim.
Bu belki de sağlıksız bir durum olabilirdi, eğer ki yaptığım iş zaten bu olmasaydı ☺️
Neredeyse her gün 2-3 inanç çalışması ile geçti, ki düşünün bir danışmanlık aldığınız herhangi bir çalışmayı, muhtemelen sonrasında hayatınız nasıl değişti, konu çözülmese de bakış açınız nasıl evrildi. 
Günde 2-3 çalışma ise ne bileyim, normalde öğrencilere önermesem de, bayağı iyi bir şey işte, köklendirirsen.
Ama, zaman zaman kendi içimde de tüm öğrencilerimi ve danışanları uyardığım bir konuda kendime minik uyarılar yaparken buldum kendimi.
“Çalış ve bırak.”
Çok önemli bir insanlık haliyle başbaşa kalmak mümkün çünkü bu çalışmalarda: B e k l e n t i ve sonuca bağlılık…
Bunun da bazı çalışmaları sonuca ulaştırmaktan uzaklaştırdığını, alanında kaskatı tuttuğunu anlarız.
*
Zaten bolluk enerjisinde olduğunuzda hayatınıza çok kolaylıkla paraya alan açtığınızı fark ettiniz mi?
Ya da bir düşünün, belki yıllarca bir sevgiliniz olmadı ve tam kalbinize göre birini bulduğunuzda bir anda bütün diğer seçenekler sağınızda solunuzda Sezen’e atıfla “onu alma beni al” edasında belirdi ☺️ Siz de “E, aşksız geçen onca yılımda neredeydiniz?” diye sitem ettiniz.
Belki yıllarca işsizdiniz ve bir iş teklifini kabul ettiğiniz anda bambaşka yerlerden sizi aradılar. Bir anda hem kamuda hem özel sektörde hem de üniversitede bir ihtimaliniz oldu. 
Belki benim gibi, artık ilham gelmiyor dükkanı kapatıp gideyim dediniz sonra eliniz diliniz durmadı yazarken, bir anda kelimeler üşüştü.
Olamaz mı olabilir 🙂
**
Beklenti ile bu bolluk hali arasındaki farkı bir histe bulabiliyorum.
Ki bugün o hissin su kristallerini en maksimum güzelliğe götürdüğünü okudum, gördüm.
O hisse, şükür.
Bildiniz ŞÜKRAN.
***
Geçen sene annemle halama yaptığım çalışmalardan sonra bir ödev vermiştim, çok sevmişlerdi.
O ödev bir şükür defteri tutup küçük şeyleri yazmaktı.
Bu geceden itibaren yatmadan sesli bir halde bir şükür listesi ile uyuma kararı aldım ben de. Olanı onurlandırmayı. Olmasını dilediğimi değil.
Çünkü şükran, kişinin en kolay geliştirebileceği erdem de bir bakıma.
Var mısınız benimle yapmaya? #şükür
Son bir ay günümün çok önemli bir kısmını meditasyon ya da her yönüyle besleyici konularda sohbetler ile geçirdim. Bu belki de sağlıksız bir durum olabilirdi, eğer ki yaptığım iş zaten bu olmasaydı ☺️ Neredeyse her gün 2-3 inanç çalışması ile geçti, ki düşünün bir danışmanlık aldığınız herhangi bir çalışmayı, muhtemelen sonrasında hayatınız nasıl değişti, konu çözülmese de bakış açınız nasıl evrildi. Günde 2-3 çalışma ise ne bileyim, normalde öğrencilere önermesem de, bayağı iyi bir şey işte, köklendirirsen. Ama, zaman zaman kendi içimde de tüm öğrencilerimi ve danışanları uyardığım bir konuda kendime minik uyarılar yaparken buldum kendimi. “Çalış ve bırak.” Çok önemli bir insanlık haliyle başbaşa kalmak mümkün çünkü bu çalışmalarda: B e k l e n t i ve sonuca bağlılık… Bunun da bazı çalışmaları sonuca ulaştırmaktan uzaklaştırdığını, alanında kaskatı tuttuğunu anlarız. * Zaten bolluk enerjisinde olduğunuzda hayatınıza çok kolaylıkla paraya alan açtığınızı fark ettiniz mi? Ya da bir düşünün, belki yıllarca bir sevgiliniz olmadı ve tam kalbinize göre birini bulduğunuzda bir anda bütün diğer seçenekler sağınızda solunuzda Sezen’e atıfla “onu alma beni al” edasında belirdi ☺️ Siz de “E, aşksız geçen onca yılımda neredeydiniz?” diye sitem ettiniz. Belki yıllarca işsizdiniz ve bir iş teklifini kabul ettiğiniz anda bambaşka yerlerden sizi aradılar. Bir anda hem kamuda hem özel sektörde hem de üniversitede bir ihtimaliniz oldu. Belki benim gibi, artık ilham gelmiyor dükkanı kapatıp gideyim dediniz sonra eliniz diliniz durmadı yazarken, bir anda kelimeler üşüştü. Olamaz mı olabilir 🙂 ** Beklenti ile bu bolluk hali arasındaki farkı bir histe bulabiliyorum. Ki bugün o hissin su kristallerini en maksimum güzelliğe götürdüğünü okudum, gördüm. O hisse, şükür. Bildiniz ŞÜKRAN. *** Geçen sene annemle halama yaptığım çalışmalardan sonra bir ödev vermiştim, çok sevmişlerdi. O ödev bir şükür defteri tutup küçük şeyleri yazmaktı. Bu geceden itibaren yatmadan sesli bir halde bir şükür listesi ile uyuma kararı aldım ben de. Olanı onurlandırmayı. Olmasını dilediğimi değil. Çünkü şükran, kişinin en kolay geliştirebileceği erdem de bir bakıma. Var mısınız benimle yapmaya? #şükür
Şöyle bir hikaye duymuştum.
Amerika keşfedilirken aslında yerlilerin bir kısmının denize baktıklarını ancak yaklaşan gemileri göremediklerini. Ancak, bir şamanın dalgaların ritminin değiştiğini fark ettiğini, ardından dalgaların kaynağına gözlerini yavaşça uzaklaştırıp denizin gelgitlerini inceleyerek suyun üstünde yüzen gemileri gördüğünü… Bunun o ana dek, akıllarının “imkan sınırında” olmadığı için görülemediğini, ancak o şamanın bu görüntüyü gördükten sonra tüm yerlilerin bilinçlerinde bu yeni nesnenin tanımlandığını ve bir anda daha önce boşluk olarak görmeye başladıkları alanda yüzen gemileri gördüklerini…
100 maymun deneyi, sonra bazı çevrelerce kabul edilmese de, aynı şeyi savunuyordu aslında:
Kolektifte, bir bilgi belli bir sayıya ulaştığında, orayla bağlantılı olmayan adalarda, yeryüzünün diğer parçalarında dahi aynı anda bilinç sistemlerinde işler oluyordu.
Şimdi bu konuda bir araştırma daha okuyorum, “morfik alan” düşüncesine bağlanıyor.
“Birisi bir şeyi fark ettiğinde, diğer insanlar üzerinde de o konu fark edici olmaya başlıyor” kitabın görüşüne göre.
*
Bundan 15 yıl önce reiki ile tanıştığımda, çok az insanın adını duyduğu bir şeydi. Reikiyi duydum demek dahi, şaşkınlık ifadesi yaratırdı.
Reenkarnasyon gibi konularda kitaplar bulmak zordu. Sanıyorum ki Bilyay Vakfı ve Akana dışında yayını olan bir yer yoktu. 
“Eşzamanlılık” “enerji” “düşünce gücü” bilinen kelimeler olmaktan uzaktı.
2013’lerde Satürn akrep burcuna girdi dediğimde, uzaylı gibi hatta alayla bana bakan arkadaşlarım şimdi en az 10 astroloğu dolar kurundan daha merakla takipteler.
İlk enerji çalışmalarına başladığımda, delirdiğimi düşünenler ardından danışanım oldular.
Her geçen gün yeni bir teknik çıkıyor, diye söyleniyoruz belki, öte yandan da en önyargılı bulduklarımız dahi bir konuda bilinç, katkı sağlıyor hepimize.
**
Kadim öğretilerin, bunca yıl kasalarda saklanan bilgilerin, ortaya çıktığı dönemdeyiz.
Yan etkisi var mı, belki de.
Belki, bunca değerli bilgi çok ortada diye rahatsız olanlarımız da var.
Ama kolektif bilinçte çok büyük sıçramalar olduğuna ve bundan fazlasının da önümüzde açılacağına inanıyorum.
(Devamı yoruma sığdı 🤭👇🏻)
Şöyle bir hikaye duymuştum. Amerika keşfedilirken aslında yerlilerin bir kısmının denize baktıklarını ancak yaklaşan gemileri göremediklerini. Ancak, bir şamanın dalgaların ritminin değiştiğini fark ettiğini, ardından dalgaların kaynağına gözlerini yavaşça uzaklaştırıp denizin gelgitlerini inceleyerek suyun üstünde yüzen gemileri gördüğünü… Bunun o ana dek, akıllarının “imkan sınırında” olmadığı için görülemediğini, ancak o şamanın bu görüntüyü gördükten sonra tüm yerlilerin bilinçlerinde bu yeni nesnenin tanımlandığını ve bir anda daha önce boşluk olarak görmeye başladıkları alanda yüzen gemileri gördüklerini… 100 maymun deneyi, sonra bazı çevrelerce kabul edilmese de, aynı şeyi savunuyordu aslında: Kolektifte, bir bilgi belli bir sayıya ulaştığında, orayla bağlantılı olmayan adalarda, yeryüzünün diğer parçalarında dahi aynı anda bilinç sistemlerinde işler oluyordu. Şimdi bu konuda bir araştırma daha okuyorum, “morfik alan” düşüncesine bağlanıyor. “Birisi bir şeyi fark ettiğinde, diğer insanlar üzerinde de o konu fark edici olmaya başlıyor” kitabın görüşüne göre. * Bundan 15 yıl önce reiki ile tanıştığımda, çok az insanın adını duyduğu bir şeydi. Reikiyi duydum demek dahi, şaşkınlık ifadesi yaratırdı. Reenkarnasyon gibi konularda kitaplar bulmak zordu. Sanıyorum ki Bilyay Vakfı ve Akana dışında yayını olan bir yer yoktu. “Eşzamanlılık” “enerji” “düşünce gücü” bilinen kelimeler olmaktan uzaktı. 2013’lerde Satürn akrep burcuna girdi dediğimde, uzaylı gibi hatta alayla bana bakan arkadaşlarım şimdi en az 10 astroloğu dolar kurundan daha merakla takipteler. İlk enerji çalışmalarına başladığımda, delirdiğimi düşünenler ardından danışanım oldular. Her geçen gün yeni bir teknik çıkıyor, diye söyleniyoruz belki, öte yandan da en önyargılı bulduklarımız dahi bir konuda bilinç, katkı sağlıyor hepimize. ** Kadim öğretilerin, bunca yıl kasalarda saklanan bilgilerin, ortaya çıktığı dönemdeyiz. Yan etkisi var mı, belki de. Belki, bunca değerli bilgi çok ortada diye rahatsız olanlarımız da var. Ama kolektif bilinçte çok büyük sıçramalar olduğuna ve bundan fazlasının da önümüzde açılacağına inanıyorum. (Devamı yoruma sığdı 🤭👇🏻)
4-5 ay önce 70 yaşlarında bir ‘tuhaf-devrimci-jön’le kemikleşmiş bir sorun hakkında konuşuyordum. Ben konuştukça o çocuk gibi kıkırdıyordu. O kıkırdadıkça ben bozuluyordum.
“Benim yaşıma geldiğinde” demişti, “bugünü hatırlayıp sen de kendine güleceksin.”
“Lütfen gülmek için o kadar beklemeyeyim” demiştim.
“Bil ki, bugünden 40 yıl sonra, insanlar bizim sorun dediklerimize gülüp geçecekler”
Ne demek istediğini sanırım artık kemiklerimde hissediyorum.
*
Dolunay günündeyiz.
Astrolojiyi anlamaya çalıştığımdan beri, sorduğum soru:
Birileri çok etkilenirken gökyüzünden, diğerleri nasıl daha az etkilenirdi. Tabii her şey gibi bunun da astrolojik ve tekamülsel bir açıklaması var, başka yanıtlar da.
Travma üzerine okuduğum kitapta donma en zararlı tepkiydi. Bunu kazmalardan biliyordum. ‘Nasıl hissettin?’ sorusuna yanıt veremeyenler olurdu. “Üzgün, çaresiz, yalnız? Kaynar sular dökülür gibi? Ayağın altından zemin kayar gibi?” 
“Bilmem, hiçbir şey hissedemiyorum”
Hiçbir şey hissedememek… Kronikleştiğinde, bandajlandığında, turnike yapıldığında…
Acı veren ya da canlı olan his, kangren oluncaya dek baskılandığında…
Bitkisel hayattasın ruhen, ki biliyoruz bitkiler de hissediyor, 
ama sen oradasın, gülüyor, yiyor, sevişiyor, sosyalleşiyorsun,
Ama bir ölüsün ve kimse bilmiyor.
**
Belki herkes aynı etkileri almak zorunda değil.
Yaşadığınız üzüntü, kaygı, tükenmişlik, çaresizlik, bir şey yapmalı, bir şey değişmeli hissi…
Belki de herkes için değil.
Matrix olan bu sistemde, geldiği gibi gidecek, verilen rolü oynayacak insanlar var.
Bu kişiler “cahil” falan da değiller belki görünürde.
Ama bil ki herkes için değil. Birileri sürdürecek süregelen sistemi. Buna da ihtiyaç var belli ki.
Birileriyse akıp gidecek taze sulara. O acı, ona bir şey yaptırsın diye ulaşıyor.
Neyse tetiklenen, onu bir yöne götürecek ve orada dilinden konuştuklarıyla buluşacak sonunda.
Varsa bir enerji yükü bugünlerin, al ve kabul et.
Sana ne yaptırmak istediğine bak.
40 yıl sonra, şimdiki sorunlarımıza belli ki epeyce güleceğiz.
Gelecek çılgın geliyor.
Gelecekte, aynı dili konuştuklarımızda ortak hizmetlere belli ki dünyanın gerçek bir ihtiyacı olacak.
Tıpkı şu anda da olduğu gibi.
Sevgiyle. 🌕
4-5 ay önce 70 yaşlarında bir ‘tuhaf-devrimci-jön’le kemikleşmiş bir sorun hakkında konuşuyordum. Ben konuştukça o çocuk gibi kıkırdıyordu. O kıkırdadıkça ben bozuluyordum. “Benim yaşıma geldiğinde” demişti, “bugünü hatırlayıp sen de kendine güleceksin.” “Lütfen gülmek için o kadar beklemeyeyim” demiştim. “Bil ki, bugünden 40 yıl sonra, insanlar bizim sorun dediklerimize gülüp geçecekler” Ne demek istediğini sanırım artık kemiklerimde hissediyorum. * Dolunay günündeyiz. Astrolojiyi anlamaya çalıştığımdan beri, sorduğum soru: Birileri çok etkilenirken gökyüzünden, diğerleri nasıl daha az etkilenirdi. Tabii her şey gibi bunun da astrolojik ve tekamülsel bir açıklaması var, başka yanıtlar da. Travma üzerine okuduğum kitapta donma en zararlı tepkiydi. Bunu kazmalardan biliyordum. ‘Nasıl hissettin?’ sorusuna yanıt veremeyenler olurdu. “Üzgün, çaresiz, yalnız? Kaynar sular dökülür gibi? Ayağın altından zemin kayar gibi?” “Bilmem, hiçbir şey hissedemiyorum” Hiçbir şey hissedememek… Kronikleştiğinde, bandajlandığında, turnike yapıldığında… Acı veren ya da canlı olan his, kangren oluncaya dek baskılandığında… Bitkisel hayattasın ruhen, ki biliyoruz bitkiler de hissediyor, ama sen oradasın, gülüyor, yiyor, sevişiyor, sosyalleşiyorsun, Ama bir ölüsün ve kimse bilmiyor. ** Belki herkes aynı etkileri almak zorunda değil. Yaşadığınız üzüntü, kaygı, tükenmişlik, çaresizlik, bir şey yapmalı, bir şey değişmeli hissi… Belki de herkes için değil. Matrix olan bu sistemde, geldiği gibi gidecek, verilen rolü oynayacak insanlar var. Bu kişiler “cahil” falan da değiller belki görünürde. Ama bil ki herkes için değil. Birileri sürdürecek süregelen sistemi. Buna da ihtiyaç var belli ki. Birileriyse akıp gidecek taze sulara. O acı, ona bir şey yaptırsın diye ulaşıyor. Neyse tetiklenen, onu bir yöne götürecek ve orada dilinden konuştuklarıyla buluşacak sonunda. Varsa bir enerji yükü bugünlerin, al ve kabul et. Sana ne yaptırmak istediğine bak. 40 yıl sonra, şimdiki sorunlarımıza belli ki epeyce güleceğiz. Gelecek çılgın geliyor. Gelecekte, aynı dili konuştuklarımızda ortak hizmetlere belli ki dünyanın gerçek bir ihtiyacı olacak. Tıpkı şu anda da olduğu gibi. Sevgiyle. 🌕
Bugüne dek kaç kez, “Bizim ailede aslında sezgiler çok kuvvetli ama kapattık” sözünü duyup gözleri bir tür hüsranla deviren öğrenci ya da arkadaş tanıdım, bilmiyorum.
O göz devirmede bir de kibir seziyor muyum bazen, evet 😜
Ama bunlar normal desem?
İleri seviye seminerinde, şifacılık yeminlerini gözden geçiririz. Bu yeminler, bizi şifa yolunda yürürken kısıtlayan yeminlerdir. Mesela nedir onlar?
Çalışmalarıma başladığımda ailemdeki kadınlardan şu sözleri duymuştum:
“Aman yavrum, sakın derinlere gitme. Tamam yaptın bu kadar, ama ilerleme” 😳
Bir de bir akrebe derine inme diyorlar, sanki mümkün 😂 Sizce neden?
Bunca zaman şifa yolunda yürüyenlerin başına gelenleri bir düşünün: 
cadı denilip yakıldılar, toplumdan dışlandılar, belki herkes zor zamanda kapısını çaldı ama güzel günlerde asla yanında yoktular…
Size daha dün gibi aklımda olan bir kazmayı anlatmak istiyorum.
İlk kez şifacılık yeminlerimden “Hem sevdiğim adamla birlikte olup hem de şifacı olabilirim” inancını kazdığımda (olumsuz yanıt vermiştim kas testinde) bir genetik (atalarımın) anısına gitmiştim.
Son 7 kuşağımdan bir ataya ait o anıda, şu vardı.
Birçok kadında şifacılık yeteceği vardı o toplulukta. Ancak, kadının bir numaralı görevi ailesine, kocasına, çocuklarına hizmetti. Ne zaman bir kadın dul kalsa ya da evlenemese, o aileye değil topluma hizmet edebilirdi. Diğer kadınlarda var olan o yetenek mutlu (!) bir yuvaları ve ailede görevleri olduğundan kullanılmasa olurdu, ama bir kadın yalnız olduğunda onu kullanır ve topluma hizmet ederdi. O kadın artık arketiplerden sadece şifacıyı yaşayabilirdi.
Hem şifacı olup hem sevdiği adamla birlikte olamazdı yani, bir seçim yapmalıydı.
Çok şükür ki, artık böyle seçimlerin olmadığı bir bilinçteyiz. Hem şifacı, hem çılgın aşık, hem bilge kadın, hem anne, hem flört edebileni ve onlarcası olabiliriz o arketiplerden. 💃🏼 
Ama yine de bunun gibi onlarca inancın sizde ve ailenizde olduğunu söylesem…
Her şifa kelimesini duyduğunuzda bu yüzden irkildiğinizi, bu nedenle tüm sezgileri hatta rüyaları bile kapatabildiğinizi…
Gerçek özgürleşme anlamakla başlıyor.🕊
Jung’a atıfla “Bilinçaltının gücünün farkında olmayan kişi başına gelen her şeyi kaderi zanneder.”🕊🙏🏻
Bugüne dek kaç kez, “Bizim ailede aslında sezgiler çok kuvvetli ama kapattık” sözünü duyup gözleri bir tür hüsranla deviren öğrenci ya da arkadaş tanıdım, bilmiyorum. O göz devirmede bir de kibir seziyor muyum bazen, evet 😜 Ama bunlar normal desem? İleri seviye seminerinde, şifacılık yeminlerini gözden geçiririz. Bu yeminler, bizi şifa yolunda yürürken kısıtlayan yeminlerdir. Mesela nedir onlar? Çalışmalarıma başladığımda ailemdeki kadınlardan şu sözleri duymuştum: “Aman yavrum, sakın derinlere gitme. Tamam yaptın bu kadar, ama ilerleme” 😳 Bir de bir akrebe derine inme diyorlar, sanki mümkün 😂 Sizce neden? Bunca zaman şifa yolunda yürüyenlerin başına gelenleri bir düşünün: cadı denilip yakıldılar, toplumdan dışlandılar, belki herkes zor zamanda kapısını çaldı ama güzel günlerde asla yanında yoktular… Size daha dün gibi aklımda olan bir kazmayı anlatmak istiyorum. İlk kez şifacılık yeminlerimden “Hem sevdiğim adamla birlikte olup hem de şifacı olabilirim” inancını kazdığımda (olumsuz yanıt vermiştim kas testinde) bir genetik (atalarımın) anısına gitmiştim. Son 7 kuşağımdan bir ataya ait o anıda, şu vardı. Birçok kadında şifacılık yeteceği vardı o toplulukta. Ancak, kadının bir numaralı görevi ailesine, kocasına, çocuklarına hizmetti. Ne zaman bir kadın dul kalsa ya da evlenemese, o aileye değil topluma hizmet edebilirdi. Diğer kadınlarda var olan o yetenek mutlu (!) bir yuvaları ve ailede görevleri olduğundan kullanılmasa olurdu, ama bir kadın yalnız olduğunda onu kullanır ve topluma hizmet ederdi. O kadın artık arketiplerden sadece şifacıyı yaşayabilirdi. Hem şifacı olup hem sevdiği adamla birlikte olamazdı yani, bir seçim yapmalıydı. Çok şükür ki, artık böyle seçimlerin olmadığı bir bilinçteyiz. Hem şifacı, hem çılgın aşık, hem bilge kadın, hem anne, hem flört edebileni ve onlarcası olabiliriz o arketiplerden. 💃🏼 Ama yine de bunun gibi onlarca inancın sizde ve ailenizde olduğunu söylesem… Her şifa kelimesini duyduğunuzda bu yüzden irkildiğinizi, bu nedenle tüm sezgileri hatta rüyaları bile kapatabildiğinizi… Gerçek özgürleşme anlamakla başlıyor.🕊 Jung’a atıfla “Bilinçaltının gücünün farkında olmayan kişi başına gelen her şeyi kaderi zanneder.”🕊🙏🏻
Noteboom’un bir sözü vardı:
“Kanıtlaması olanaksız olsa da şuna inanıyorum: dünyada öyle yerler vardır ki kişi oraya ayak bastığında veya ayrıldığında daha önce oraya varmış ve ayrılmış herkesin duygularıyla gizemli bir şekilde yüceltilir.
Noteboom’un bir sözü vardı: “Kanıtlaması olanaksız olsa da şuna inanıyorum: dünyada öyle yerler vardır ki kişi oraya ayak bastığında veya ayrıldığında daha önce oraya varmış ve ayrılmış herkesin duygularıyla gizemli bir şekilde yüceltilir." Vianna bize kişisel ve coğrafi vortekslerden bahsetti az önce Sen ve Dünya seminerinde, bu seminer çılgın bir seminer 🙂 Çubuklarla aura ölçüyoruz, onu küçültmeyi ve büyümeyi deneyimliyoruz. Ve bu muhteşem. İspanya Valencia’da Derin Kazma eğitmenliğini aldığımda, paranormal olduğuna inandığım bir gece geçirmiştim. Çok güzel bir gece minik bir aksilikle başlayarak kısa zamanda kabusa dönmüştü. Olanlara inanamıyordum. Sırasıyla Airbnb’de kaldığım evin normalde açılan kilidi açılmamıştı, ardından telefonumun şarjı birden bitmiş, kimse benimle Ingilizce konuşmamış, ve güç bela derdimi anlattığım bir markette son iPhone şarjını satın almış taktıktan hemen sonra ise bir turist şarja basıp kırmıştı. Ardından da çok sevdiğim bilekliğim bir şeye takılıp yere düşmüş ve kaybolmuştu. Her şeyi bırakıp tehlikeli bir sokağın ortasında gözlerimi kapatıp çalışma yapmıştım ve eve girebildiğimde de, ev sahibinin kilidi değiştiremem bu nedenle siz yarın buradan çıkın mesajıyla “Burası neden birden korkunç bir yer oldu, oysa her şey nasıl harikaydı!” diye hüngür hüngür ağlamıştım 🙂 Ertesi gün Vianna yanıtını verdi. Çünkü içinden hangi soruyu sorsan ertesi gün yanıtını ondan duyarsın.:) Valencia vorteks bölgesiydi. Çok dikkatli olmalıydık. Enerji hızlı bir şekilde olumlu olarak büyüyordu, yani bir yaratımı büyütmek için harikaydı ama tam tersi negatif bir düşünce formuna takıldığımızda bunu çok hızlı büyütebiliyorduk. Kapı açılmadığında, sadece birkaç saniye negatif düşünce formunda kalmıştım. Ama yaratım gücüm Valencia ile doğru orantılıydı, çok hızlı olumsuzu büyütebilmiştim kendim için. Şimdi Vianna İstanbul’un enerjisini çok sevdiğini ama harika ve aynı zamanda biraz zorlayıcı da olabileceğini söyledi. Bu cümleyi açmasa da anlamını sanırım biliyorum. Birçok şifacı yıllardır Türkiye’ye geliyor ve aynı cümleyi kuruyor. “Dönüşüm bu topraklardan başlayacak.” Bu sebeple, iyiyi büyüttüğümüz yer olsun topraklarımız. Dilerim… #turkey #thetahealing®