Instagram

Adamın biri bir terziye gitmiş.
Terzi en iyi kumaştan bir takım elbise dikmek için ölçüsünü almış bedeninin.
Elbiseyi teslim alma zamanı geldiğinde, dükkana giren adam üstüne hiç uygun olmayan bir kıyafetle karşılaşmış. Bir kolu ve bacağı kısa, beli ise çok genişmiş. 
Terzi şöyle demiş:
“Bu elbise tamamen size göre. Sadece sizin duruşunuz yanlış, göbeğinizi şişirin ve dışarı çıkarın, kolunuzu şöyle uzatın, bacağınızı da şöyle kırın”
Adam, terzinin dediğini yaparak mağazadan çıkmış.
Adımları biraz tuhaf, duruşu ise çok komikmiş doğrusu.
Karşısına iki kadın çıkmış.
Adamın haline üzülmüşler ama öyle komikmiş ki, gülmüşler de, “Yazık adamcağıza” diye.
Sonra kadınlardan biri şöyle demiş
“Zavallı. Fakat elbisesini gördün mü? Ah! Ne muhteşem bir elbise!”
*
Bu hikayeye isim ver deseniz: ‘başlangıç’ derdim.
Ailemiz, çevremiz, bizim için en iyisini yapmaya çalışırken, bu en iyisi, bizim biricikliğimize saygıdan çok, toplumsal kurallara, aidiyete saygıydı. Bildikleri buydu.
Bu sebeple belki üzerimize hiç uymayan elbiseler edindik, henüz bir jöle gibi hareket edemediğimiz ve bir nakış gibi işlendiğimiz zamanlarda.
“O akıllı bir kadın. O fedakar bir adam. O kendini öğrencilerine adayan bir öğretmen. O tam bir anne. O ailesini gururlandıran bir öğrenci.”
Kumaşları o kadar kabul edilebilirdi ki, aldık giydik giysileri.
Hikayede farklı olansa, kimse size bakıp “Ne kadar tuhaf bir adam/kadın” demedi. 
Elbise ile uyumsuzluğumuzu göstermediğimiz derecede toplumda başarılıyız.
**
Bu hikayenin bir adı olsa, başlangıç olurdu demem bundan.
Böyle başlıyoruz, bazımız böyle yaşıyor, böyle ölüyor.
Bazımız bir noktada, içe bakıyor, bir sorun var diyor. “Bende bir sorun var!”
Sonra içe dönüyor, ya sorun giydiğim elbisede ise diyor?
Ya sorun, benim otantikliğime aykırı davranışımda ise?
Tam çıplaklığa giderken başka etiketler yapışıyor:
Her an yeni bakış açılarını kesip dikiyorlar üzerimize toplumda.
“O bir bilim insanı, inançlı değil. O spiritüel çalışmalar yapıyor, alkol kullanmaz. O bir yoga eğitmeni tabii zayıf olacak… O bir…” 
Ve fakat, hadi canım oradan!
***
Çıplak geldik, çıplak gideceğiz.
Üzerimize uymayan hiçbir giysiyi taşımak zorunda değiliz.
Böyle başlıyoruz. Umutla✨
Adamın biri bir terziye gitmiş. Terzi en iyi kumaştan bir takım elbise dikmek için ölçüsünü almış bedeninin. Elbiseyi teslim alma zamanı geldiğinde, dükkana giren adam üstüne hiç uygun olmayan bir kıyafetle karşılaşmış. Bir kolu ve bacağı kısa, beli ise çok genişmiş. Terzi şöyle demiş: “Bu elbise tamamen size göre. Sadece sizin duruşunuz yanlış, göbeğinizi şişirin ve dışarı çıkarın, kolunuzu şöyle uzatın, bacağınızı da şöyle kırın” Adam, terzinin dediğini yaparak mağazadan çıkmış. Adımları biraz tuhaf, duruşu ise çok komikmiş doğrusu. Karşısına iki kadın çıkmış. Adamın haline üzülmüşler ama öyle komikmiş ki, gülmüşler de, “Yazık adamcağıza” diye. Sonra kadınlardan biri şöyle demiş “Zavallı. Fakat elbisesini gördün mü? Ah! Ne muhteşem bir elbise!” * Bu hikayeye isim ver deseniz: ‘başlangıç’ derdim. Ailemiz, çevremiz, bizim için en iyisini yapmaya çalışırken, bu en iyisi, bizim biricikliğimize saygıdan çok, toplumsal kurallara, aidiyete saygıydı. Bildikleri buydu. Bu sebeple belki üzerimize hiç uymayan elbiseler edindik, henüz bir jöle gibi hareket edemediğimiz ve bir nakış gibi işlendiğimiz zamanlarda. “O akıllı bir kadın. O fedakar bir adam. O kendini öğrencilerine adayan bir öğretmen. O tam bir anne. O ailesini gururlandıran bir öğrenci.” Kumaşları o kadar kabul edilebilirdi ki, aldık giydik giysileri. Hikayede farklı olansa, kimse size bakıp “Ne kadar tuhaf bir adam/kadın” demedi. Elbise ile uyumsuzluğumuzu göstermediğimiz derecede toplumda başarılıyız. ** Bu hikayenin bir adı olsa, başlangıç olurdu demem bundan. Böyle başlıyoruz, bazımız böyle yaşıyor, böyle ölüyor. Bazımız bir noktada, içe bakıyor, bir sorun var diyor. “Bende bir sorun var!” Sonra içe dönüyor, ya sorun giydiğim elbisede ise diyor? Ya sorun, benim otantikliğime aykırı davranışımda ise? Tam çıplaklığa giderken başka etiketler yapışıyor: Her an yeni bakış açılarını kesip dikiyorlar üzerimize toplumda. “O bir bilim insanı, inançlı değil. O spiritüel çalışmalar yapıyor, alkol kullanmaz. O bir yoga eğitmeni tabii zayıf olacak… O bir…” Ve fakat, hadi canım oradan! *** Çıplak geldik, çıplak gideceğiz. Üzerimize uymayan hiçbir giysiyi taşımak zorunda değiliz. Böyle başlıyoruz. Umutla✨
Çok şey değişir
Takvim değişir, insan değişir, mevsim değişir
Çok şey değişir
Bir yandan da her şey aynı kalır.
*
Belki bir hayal panon var, insan eliyle belirlenmiş takvim yılına dair.
Belki yaratım listen
Belki sadece ümidin…
Kimseye itiraf edemediğin bir deli düşünce
Hayır yok deme bana,
“Dünyada genç bir umutsuzdan daha kötü hiçbir şey yoktur.” diyen abiyi hatırlar, dünya için üzülürüm.
**
Bizim kainatın bir yaratım panosu olan kalbimizde sınırsız bir dünya vardır,
Bazımızda örtük
Bazımızda çok dilli, belirgin
O kalp, duyana sürekli konuşur
Şarkı söyler, ışıltısına rastladığında
İzlemek istediği bir yol vardır.
O yol ona aşktır.
Yaşamak o yol için olmasa da, yaşarken o yol onu ayrıldığını sandığı illüzyonuna bağlar.
***
Çok azımız kalbin yolunu bildiğimizden,
Çok azımız o dili anlarız.
Çok da korkarız duyduklarımızdan
Çünkü çok konuşursa o kalp,
Çevremiz ne der? Ne der ailemiz? Ne der diğerleri?
****
Joe Dispenza diyor ki,
Ancak, öngörülemediğinde, ancak kimsenin belirlenmiş gelecek beklentisini karşılamadığında sen, yaratım alanına geçmişsindir.
Bir başkası da, çevrendeki beş kişinin sınırladığı bilinçsin, diyor.
Çok değerli bu sözler.
Yeni yıl hediyesi olsun ilk kez duyana.
Yok edilemez bir umutla başlarken yeni bir takvim,
Bilincimiz, kendi ışıltımızı merkeze alsın.
Kalbimiz cesaretle atsın,
Şarkısını var gücüyle söylesin
Kendi gücümüzden korkmayalım
Dünyayı da evimiz bilelim dilerim.
Yıldızlı bir sene olsun…
#mutluseneler #2020 #2021 #happynewyear
Çok şey değişir Takvim değişir, insan değişir, mevsim değişir Çok şey değişir Bir yandan da her şey aynı kalır. * Belki bir hayal panon var, insan eliyle belirlenmiş takvim yılına dair. Belki yaratım listen Belki sadece ümidin… Kimseye itiraf edemediğin bir deli düşünce Hayır yok deme bana, “Dünyada genç bir umutsuzdan daha kötü hiçbir şey yoktur.” diyen abiyi hatırlar, dünya için üzülürüm. ** Bizim kainatın bir yaratım panosu olan kalbimizde sınırsız bir dünya vardır, Bazımızda örtük Bazımızda çok dilli, belirgin O kalp, duyana sürekli konuşur Şarkı söyler, ışıltısına rastladığında İzlemek istediği bir yol vardır. O yol ona aşktır. Yaşamak o yol için olmasa da, yaşarken o yol onu ayrıldığını sandığı illüzyonuna bağlar. *** Çok azımız kalbin yolunu bildiğimizden, Çok azımız o dili anlarız. Çok da korkarız duyduklarımızdan Çünkü çok konuşursa o kalp, Çevremiz ne der? Ne der ailemiz? Ne der diğerleri? **** Joe Dispenza diyor ki, Ancak, öngörülemediğinde, ancak kimsenin belirlenmiş gelecek beklentisini karşılamadığında sen, yaratım alanına geçmişsindir. Bir başkası da, çevrendeki beş kişinin sınırladığı bilinçsin, diyor. Çok değerli bu sözler. Yeni yıl hediyesi olsun ilk kez duyana. Yok edilemez bir umutla başlarken yeni bir takvim, Bilincimiz, kendi ışıltımızı merkeze alsın. Kalbimiz cesaretle atsın, Şarkısını var gücüyle söylesin Kendi gücümüzden korkmayalım Dünyayı da evimiz bilelim dilerim. Yıldızlı bir sene olsun… #mutluseneler #2020 #2021 #happynewyear
Kimse bir çiçeğe neden açıyorsun diye sormaz.
Orkidemden bir kök çıktı, dalın içinden 
Keiki derlermiş
Dal kökü büyüttü
Gece sıcaklığın -10’lara düştüğü ve yaz akşamları dahi ceketle oturduğum şehirde
Tam 6 limonum oldu.
Eve desteğe gelen yardımcımız,
“Doğma büyüme buralıyım, kaç ev gördüm, ilk kez birinin balkonunda limon yetişti” dedi.
Kasımda, markette görüp aldığım ve niyetlerle diktiğim,
“Acaba martta açtıklarında neler köklenecek hayatıma,” dediğim soğanlar,
Bir bir topraktan yeşilini çıkardı da nasıl telaşlandım…
Aralıkta sümbül, lale, nergis mi olur!
Hem ben daha niyetlerim için tek bir adım atmadım, soğanlarıma ne oluyor…
Bir patili dostun yanında 5 dakikadan fazla kaldığımda burnu bir musluk gibi akan ben
Evde bir tüy lokumuyla uyuyor, yanağından makaslar, dilinden yanağıma öpücükler alıyorum da 
Burnum, tenim “ah” demiyor…
Her şey değişiyor, 
Her şey değişiyor.
*
Orkide dalından kök çıkan bir çizim görsem,
“Picasso tablosu mu bu?” derdim,
“Limon yetişir mi burada?” diye danışsam
“Aklın alıyor mu?” derlerdi
“Bir kediye yuva olacağım” desem,
“Bu alerjiyle, aklını mı kaçırdın” derlerdi…
Derlerdi de derlerdi işte…
Patlayacak tohumun önünde durulmuyor
Açacak çiçeğin, dalında bitecek meyvenin önüne geçilmiyor
Sevgi, savunmanı yeniyor…
Hepsi işini yapıyor.
Sonsuz optimist bir durum değil
Meyve bazen donuyor, çiçek buzu görüyor,
O göz bazen kızarıyor…
Ama yine de,
Sonları bazen hüsran olsa da,
Caymıyorlar hallerinden.
**
Bir tek biz, insan…
Patlayacak tohumları, dünyaya sunacağımız halleri
“Olmaz, akıl almaz, uygun değil, hiç yapılmadı, normal değil” ile
Toprağından ve suyundan ayırıyoruz içimizde.
Biz olacağımızı, böyle rahat, böyle teslim, böyle olamıyoruz işte.
Bir tek biz…
Azıcık çılgınlık ve cesaret olmadan
Olduğumuz hal, ancak tahmin edilen oynanmış, bilindik, sıkıcı son oluyor.
Bir orkide dalı kadar çılgın, bozkırda yetişen bir limon kadar tutkulu,
İlk kar düşmeden toprağını delen bir çiçek soğanı kadar hevesli,
Aklın yolunu izlemeyecek kadar saf bir sevgi olabilmeye
Ya da neyse çizginin dışı ihtiyacın, onu olabilmeye
Var mısın? #tirtilindusu #kalemimden
Kimse bir çiçeğe neden açıyorsun diye sormaz. Orkidemden bir kök çıktı, dalın içinden Keiki derlermiş Dal kökü büyüttü Gece sıcaklığın -10’lara düştüğü ve yaz akşamları dahi ceketle oturduğum şehirde Tam 6 limonum oldu. Eve desteğe gelen yardımcımız, “Doğma büyüme buralıyım, kaç ev gördüm, ilk kez birinin balkonunda limon yetişti” dedi. Kasımda, markette görüp aldığım ve niyetlerle diktiğim, “Acaba martta açtıklarında neler köklenecek hayatıma,” dediğim soğanlar, Bir bir topraktan yeşilini çıkardı da nasıl telaşlandım… Aralıkta sümbül, lale, nergis mi olur! Hem ben daha niyetlerim için tek bir adım atmadım, soğanlarıma ne oluyor… Bir patili dostun yanında 5 dakikadan fazla kaldığımda burnu bir musluk gibi akan ben Evde bir tüy lokumuyla uyuyor, yanağından makaslar, dilinden yanağıma öpücükler alıyorum da Burnum, tenim “ah” demiyor… Her şey değişiyor, Her şey değişiyor. * Orkide dalından kök çıkan bir çizim görsem, “Picasso tablosu mu bu?” derdim, “Limon yetişir mi burada?” diye danışsam “Aklın alıyor mu?” derlerdi “Bir kediye yuva olacağım” desem, “Bu alerjiyle, aklını mı kaçırdın” derlerdi… Derlerdi de derlerdi işte… Patlayacak tohumun önünde durulmuyor Açacak çiçeğin, dalında bitecek meyvenin önüne geçilmiyor Sevgi, savunmanı yeniyor… Hepsi işini yapıyor. Sonsuz optimist bir durum değil Meyve bazen donuyor, çiçek buzu görüyor, O göz bazen kızarıyor… Ama yine de, Sonları bazen hüsran olsa da, Caymıyorlar hallerinden. ** Bir tek biz, insan… Patlayacak tohumları, dünyaya sunacağımız halleri “Olmaz, akıl almaz, uygun değil, hiç yapılmadı, normal değil” ile Toprağından ve suyundan ayırıyoruz içimizde. Biz olacağımızı, böyle rahat, böyle teslim, böyle olamıyoruz işte. Bir tek biz… Azıcık çılgınlık ve cesaret olmadan Olduğumuz hal, ancak tahmin edilen oynanmış, bilindik, sıkıcı son oluyor. Bir orkide dalı kadar çılgın, bozkırda yetişen bir limon kadar tutkulu, İlk kar düşmeden toprağını delen bir çiçek soğanı kadar hevesli, Aklın yolunu izlemeyecek kadar saf bir sevgi olabilmeye Ya da neyse çizginin dışı ihtiyacın, onu olabilmeye Var mısın? #tirtilindusu #kalemimden
🦌 Yorumlara ismini bıracak olan ilk 500 kişi için bir çalışma bırakıyorum. 
500 yorumdan sonra, yorumları kapatacağım. ♥️
Anne rahmi hepimiz için, güvende olduğumuz, korunduğumuz, sevgi dolu bir alan olmalıydı.
Ama hayat şartları, hastalıklar, kötü giden evlilikler, annenin yası, kullanmak zorunda kaldığı ilaçlar ya da çevre, aile koşulları ve çok daha fazlası… onu da içinde büyüttüğü bizleri de etkiledi.
Bu dünyada olan ya da anısı kalplerimizde olan tüm annelerimize, bizi sağlıkla taşıdıkları, var olmamızı sağladıkları rahimlerine hürmetle bir çalışmaya niyet ediyorum. 
*
Anne rahmi şifasında, anne rahminde henüz bir cenin olduğun anları koşulsuz sevgi ile şifalandırmak için çalışırız.
Bununla ilgili araştırmalar var, örneğin hücre biyolojisi uzmanı Bruce Lipton, “Bir annenin duyguları; korku, öfke, sevgi, umut gibi çocuğun genetik ifadesini biyolojik olarak değiştirir,” diyor. 
Theta Healing tekniğinin kurucusu, Vianna Stibal ise, eski Hawaii geleceğinde asla bir hamile kadının yanında tartışılmadığını, kötü söz söylenmediğini, eşle bir kavga olursa doğumdan sonra cezalandırıldığını söylüyor.
Bu çalışmanın, alkol problemi, dikkat eksikliği, bipolar bozukluk gibi birçok çalışmaya katkısı olabileceğini ekliyor.
Bu çalışmaya katılmak isterseniz, lütfen sadece kendi isminizi paylaşıma bırakın.
Dilerseniz arkadaşlarınızı etiketleyebilirsiniz ancak onlar adına ya da başka aile üyeleriniz adına isim bırakmak doğru olmayacaktır.
Yorum olarak çalışmayı gerçekleştirdiğimi yazamayacağım, yazdıysanız olacağına eminlik duygusunda beklemenizi rica edeceğim.
Sevgiyle 🤍🕊🙏🏻 #annerahmişifası #thetahealing #thetahealing®
🦌 Yorumlara ismini bıracak olan ilk 500 kişi için bir çalışma bırakıyorum. 500 yorumdan sonra, yorumları kapatacağım. ♥️ Anne rahmi hepimiz için, güvende olduğumuz, korunduğumuz, sevgi dolu bir alan olmalıydı. Ama hayat şartları, hastalıklar, kötü giden evlilikler, annenin yası, kullanmak zorunda kaldığı ilaçlar ya da çevre, aile koşulları ve çok daha fazlası… onu da içinde büyüttüğü bizleri de etkiledi. Bu dünyada olan ya da anısı kalplerimizde olan tüm annelerimize, bizi sağlıkla taşıdıkları, var olmamızı sağladıkları rahimlerine hürmetle bir çalışmaya niyet ediyorum. * Anne rahmi şifasında, anne rahminde henüz bir cenin olduğun anları koşulsuz sevgi ile şifalandırmak için çalışırız. Bununla ilgili araştırmalar var, örneğin hücre biyolojisi uzmanı Bruce Lipton, “Bir annenin duyguları; korku, öfke, sevgi, umut gibi çocuğun genetik ifadesini biyolojik olarak değiştirir,” diyor. Theta Healing tekniğinin kurucusu, Vianna Stibal ise, eski Hawaii geleceğinde asla bir hamile kadının yanında tartışılmadığını, kötü söz söylenmediğini, eşle bir kavga olursa doğumdan sonra cezalandırıldığını söylüyor. Bu çalışmanın, alkol problemi, dikkat eksikliği, bipolar bozukluk gibi birçok çalışmaya katkısı olabileceğini ekliyor. Bu çalışmaya katılmak isterseniz, lütfen sadece kendi isminizi paylaşıma bırakın. Dilerseniz arkadaşlarınızı etiketleyebilirsiniz ancak onlar adına ya da başka aile üyeleriniz adına isim bırakmak doğru olmayacaktır. Yorum olarak çalışmayı gerçekleştirdiğimi yazamayacağım, yazdıysanız olacağına eminlik duygusunda beklemenizi rica edeceğim. Sevgiyle 🤍🕊🙏🏻 #annerahmişifası #thetahealing #thetahealing®
Bir kediyle birkaç gün geçirmek, onlarca inanç çalışması yapmaya bedel oldu uygulamada.
Zamanında bir Human Design danışmanlığı almamış olsam, o bir kedi ve ben bir insanım, naturamız farklı der, geçerdim belki.
Ancak danışmanlıkta, şöyle denmişti. “Kimse zihinde karar almak için tasarlanmadı. Hepimizin karar organımız farklı. Örneğin bu sakralse, tıpkı bir kedi gibi davranmalısın.”
Kediyi gözlemliyorum, içgüdüsel ve asla “neden” diye sorulamayacak hareketlerini… Ve şöyle diyorum. “Böyle davransam, iki günde akıl hastanesine kapatılırım!”
Bu cümleleri, kolumda yara izleri ile yazıyorum.
Mamasını, suyunu vermek, kakasını temizlemek gibi şeyleri üstlendiğimden, arada o pamuk varlığı sevmek hakkım diye düşünüyorum.
Kucağıma alıyorum, miniklik dezavantajını kullanıp patilerini kıstırıp severken bir tıslama, birkaç tırnak hatta dişleme… 
Kabul ettim: İstemediği sürece ona elimi süremem.
Oyun oynarken, en heyecanlı yerinde birden ilgisini başka bir şey çekiyor. 
Canı ne isterse onu yapacak.
İlk gün ve dün bütün gün kucağımdaydı, inmeyi reddetti, yaladı durdu ve uyudu.
Bugünse yüzüme bakmadı.
Çünkü bugün canı öyle istedi.
Uyarlayın yetiştiğimiz kültüre: Git kızım, teyzen, amcan seni öpsün, sevsin. Nazik ol, nezaket içinde davran, çok konuşma, bağırma, kahkaha atma, gülümse, kimse ağladığını görmesin, öfkeni gösterme, kimseyi kırma, bencil olma, kendi bireyselliğini bir gün evlendiğinde hemen feda et…
Kediye bakıyorum… Yavru kedi, bir şey dikte ettiğin ilk an kükreyen tıslayan bir aslan.
Sıkıysa…
Aklıma Clarissa geliyor. Mavi Sakal hikayesi.
Mavi bir sakala bakıp, aslında onu iyileştirebilirim, sakalı o kadar da mavi değil diyen içgüdüleri susturulmuş safdil kızı.
Sezgilerini umursamadığı ve nazik olma çevresinde safdilleştirildiği için, kemikleri saklı odada duran kadınların asla durmayan kanamalarını…
Kitabın önsözü önüme düşünüyor:
“Hepimiz vahşiye özlemle doluyuz… Nerede olursak olalım, arkamızda tırıs giden bu gölge kesinlikle dört ayaklı.”
Dilerim kadınlar olarak, nezakete feda ettiğimiz içgüdülerimizi ve vahşi doğamızı yeniden uyandırırız.
Gölgesi nasılsa peşimizde.
Bir kediyle birkaç gün geçirmek, onlarca inanç çalışması yapmaya bedel oldu uygulamada. Zamanında bir Human Design danışmanlığı almamış olsam, o bir kedi ve ben bir insanım, naturamız farklı der, geçerdim belki. Ancak danışmanlıkta, şöyle denmişti. “Kimse zihinde karar almak için tasarlanmadı. Hepimizin karar organımız farklı. Örneğin bu sakralse, tıpkı bir kedi gibi davranmalısın.” Kediyi gözlemliyorum, içgüdüsel ve asla “neden” diye sorulamayacak hareketlerini… Ve şöyle diyorum. “Böyle davransam, iki günde akıl hastanesine kapatılırım!” Bu cümleleri, kolumda yara izleri ile yazıyorum. Mamasını, suyunu vermek, kakasını temizlemek gibi şeyleri üstlendiğimden, arada o pamuk varlığı sevmek hakkım diye düşünüyorum. Kucağıma alıyorum, miniklik dezavantajını kullanıp patilerini kıstırıp severken bir tıslama, birkaç tırnak hatta dişleme… Kabul ettim: İstemediği sürece ona elimi süremem. Oyun oynarken, en heyecanlı yerinde birden ilgisini başka bir şey çekiyor. Canı ne isterse onu yapacak. İlk gün ve dün bütün gün kucağımdaydı, inmeyi reddetti, yaladı durdu ve uyudu. Bugünse yüzüme bakmadı. Çünkü bugün canı öyle istedi. Uyarlayın yetiştiğimiz kültüre: Git kızım, teyzen, amcan seni öpsün, sevsin. Nazik ol, nezaket içinde davran, çok konuşma, bağırma, kahkaha atma, gülümse, kimse ağladığını görmesin, öfkeni gösterme, kimseyi kırma, bencil olma, kendi bireyselliğini bir gün evlendiğinde hemen feda et… Kediye bakıyorum… Yavru kedi, bir şey dikte ettiğin ilk an kükreyen tıslayan bir aslan. Sıkıysa… Aklıma Clarissa geliyor. Mavi Sakal hikayesi. Mavi bir sakala bakıp, aslında onu iyileştirebilirim, sakalı o kadar da mavi değil diyen içgüdüleri susturulmuş safdil kızı. Sezgilerini umursamadığı ve nazik olma çevresinde safdilleştirildiği için, kemikleri saklı odada duran kadınların asla durmayan kanamalarını… Kitabın önsözü önüme düşünüyor: “Hepimiz vahşiye özlemle doluyuz… Nerede olursak olalım, arkamızda tırıs giden bu gölge kesinlikle dört ayaklı.” Dilerim kadınlar olarak, nezakete feda ettiğimiz içgüdülerimizi ve vahşi doğamızı yeniden uyandırırız. Gölgesi nasılsa peşimizde.
🦌 Yorumlara ismini bıracak olan ilk 500 kişi için bir çalışma bırakıyorum. 
500 yorumdan sonra, yorumları kapatacağım. ♥️
Anne rahmi hepimiz için, güvende olduğumuz, korunduğumuz, sevgi dolu bir alan olmalıydı.
Ama hayat şartları, hastalıklar, kötü giden evlilikler, annenin yası, kullanmak zorunda kaldığı ilaçlar ya da çevre, aile koşulları ve çok daha fazlası… onu da içinde büyüttüğü bizleri de etkiledi.
Bu dünyada olan ya da anısı kalplerimizde olan tüm annelerimize, bizi sağlıkla taşıdıkları, var olmamızı sağladıkları rahimlerine hürmetle bir çalışmaya niyet ediyorum. 
*
Anne rahmi şifasında, anne rahminde henüz bir cenin olduğun anları koşulsuz sevgi ile şifalandırmak için çalışırız.
Bununla ilgili araştırmalar var, örneğin hücre biyolojisi uzmanı Bruce Lipton, “Bir annenin duyguları; korku, öfke, sevgi, umut gibi çocuğun genetik ifadesini biyolojik olarak değiştirir,” diyor. 
Theta Healing tekniğinin kurucusu, Vianna Stibal ise, eski Hawaii geleceğinde asla bir hamile kadının yanında tartışılmadığını, kötü söz söylenmediğini, eşle bir kavga olursa doğumdan sonra cezalandırıldığını söylüyor.
Bu çalışmanın, alkol problemi, dikkat eksikliği, bipolar bozukluk gibi birçok çalışmaya katkısı olabileceğini ekliyor.
Bu çalışmaya katılmak isterseniz, lütfen sadece kendi isminizi paylaşıma bırakın.
Dilerseniz arkadaşlarınızı etiketleyebilirsiniz ancak onlar adına ya da başka aile üyeleriniz adına isim bırakmak doğru olmayacaktır.
Yorum olarak çalışmayı gerçekleştirdiğimi yazamayacağım, yazdıysanız olacağına eminlik duygusunda beklemenizi rica edeceğim.
Sevgiyle 🤍🕊🙏🏻 #annerahmişifası #thetahealing
🦌 Yorumlara ismini bıracak olan ilk 500 kişi için bir çalışma bırakıyorum. 500 yorumdan sonra, yorumları kapatacağım. ♥️ Anne rahmi hepimiz için, güvende olduğumuz, korunduğumuz, sevgi dolu bir alan olmalıydı. Ama hayat şartları, hastalıklar, kötü giden evlilikler, annenin yası, kullanmak zorunda kaldığı ilaçlar ya da çevre, aile koşulları ve çok daha fazlası… onu da içinde büyüttüğü bizleri de etkiledi. Bu dünyada olan ya da anısı kalplerimizde olan tüm annelerimize, bizi sağlıkla taşıdıkları, var olmamızı sağladıkları rahimlerine hürmetle bir çalışmaya niyet ediyorum. * Anne rahmi şifasında, anne rahminde henüz bir cenin olduğun anları koşulsuz sevgi ile şifalandırmak için çalışırız. Bununla ilgili araştırmalar var, örneğin hücre biyolojisi uzmanı Bruce Lipton, “Bir annenin duyguları; korku, öfke, sevgi, umut gibi çocuğun genetik ifadesini biyolojik olarak değiştirir,” diyor. Theta Healing tekniğinin kurucusu, Vianna Stibal ise, eski Hawaii geleceğinde asla bir hamile kadının yanında tartışılmadığını, kötü söz söylenmediğini, eşle bir kavga olursa doğumdan sonra cezalandırıldığını söylüyor. Bu çalışmanın, alkol problemi, dikkat eksikliği, bipolar bozukluk gibi birçok çalışmaya katkısı olabileceğini ekliyor. Bu çalışmaya katılmak isterseniz, lütfen sadece kendi isminizi paylaşıma bırakın. Dilerseniz arkadaşlarınızı etiketleyebilirsiniz ancak onlar adına ya da başka aile üyeleriniz adına isim bırakmak doğru olmayacaktır. Yorum olarak çalışmayı gerçekleştirdiğimi yazamayacağım, yazdıysanız olacağına eminlik duygusunda beklemenizi rica edeceğim. Sevgiyle 🤍🕊🙏🏻 #annerahmişifası #thetahealing
“Şeytan, hayal kırıklığının gölgesinden doğdu.”
Dün bir video izledim. Adam bu yıl kendini kötü hissettiği her gün evine bir bitki almıştı. Ev tahmin edebileceğiniz üzere, bir çiçek bahçesi gibiydi!
Kim onu yargılayabilir 🙂
Yeniden çiçek sayımı yaptım sonra, 60 canlı saksı.
İyi kotarmışım.
*
Şeytanın nasıl doğduğunu okumuştum #masalterapi de. 
Şeytan, dünyayı rüyasında gören yaşlı babanın atölyesine kapanıp onu yaratmaya çalışmasıyla doğmuştu.
Dünyaya tek boynuzlu atlar, ejderhalar yaratan yaşlı babanın işleri o gün ters gitmişti. Boynuz yapışmıyor, ejderha üfürmüyordu. 🙂 O da hayal kırıklığı ile çekicini fırlatmış, çekip dünyaya düşerek bir kayaya çarpmış ve çarptığı yerde bir gölge yaratmıştı. 
Şeytan, hayal kırıklığımız, bıkkınlığımız ve çaresizliğimizden doğmuştu…
**
Bu karenin çekildiği gün, hayal ya da hayal kırıklığı yoktu içimde.
‘Var olan her ne ise hayrıma. Ben bu varoluşumu seviyorum ve seviliyorum’ hissi vardı.
Yapımını sevgiyle izlediğim çiçekler, bittiğinde kucağıma verilip aslında senindi dendiğinde, çok yoğun bir şükran ve sevgiydi deneyimlediğim de…
Bu hal çok güzelmiş demiştim, bu hal, diğer hallerim içinde en sıcağı belki.
Ama her gün böyle değildi, olamazdı da.
***
Mevlana’nın dizelerini hatırladım bu sabah uyanınca.
“İnsan olmak bir misafirhane gibi.
Her sabah gelir yeni biri.
Beklenmeyen bir misafirdir
bir sevinç, bir hüzün, bir kötülük arzusu,
ve de bir anlık bir bilinçlilik duygusu.”
****
Hayal de kırıklığı da, gurur da utanç da bu yaşama sevdamıza dair.
Dilerim yaşadıklarımız bize misafirlerimizi uygun ağırlamayı öğretmiştir.
...hayal kırıklığını, umutsuzluğu yolcularken çiçekler açabilmişizdir.
Yılın son ayı… Belki biraz dönüp bakma ve hayallerimizi yeniden gözden geçirme zamanı.
Sevgiyle...
“Şeytan, hayal kırıklığının gölgesinden doğdu.” Dün bir video izledim. Adam bu yıl kendini kötü hissettiği her gün evine bir bitki almıştı. Ev tahmin edebileceğiniz üzere, bir çiçek bahçesi gibiydi! Kim onu yargılayabilir 🙂 Yeniden çiçek sayımı yaptım sonra, 60 canlı saksı. İyi kotarmışım. * Şeytanın nasıl doğduğunu okumuştum #masalterapi de. Şeytan, dünyayı rüyasında gören yaşlı babanın atölyesine kapanıp onu yaratmaya çalışmasıyla doğmuştu. Dünyaya tek boynuzlu atlar, ejderhalar yaratan yaşlı babanın işleri o gün ters gitmişti. Boynuz yapışmıyor, ejderha üfürmüyordu. 🙂 O da hayal kırıklığı ile çekicini fırlatmış, çekip dünyaya düşerek bir kayaya çarpmış ve çarptığı yerde bir gölge yaratmıştı. Şeytan, hayal kırıklığımız, bıkkınlığımız ve çaresizliğimizden doğmuştu… ** Bu karenin çekildiği gün, hayal ya da hayal kırıklığı yoktu içimde. ‘Var olan her ne ise hayrıma. Ben bu varoluşumu seviyorum ve seviliyorum’ hissi vardı. Yapımını sevgiyle izlediğim çiçekler, bittiğinde kucağıma verilip aslında senindi dendiğinde, çok yoğun bir şükran ve sevgiydi deneyimlediğim de… Bu hal çok güzelmiş demiştim, bu hal, diğer hallerim içinde en sıcağı belki. Ama her gün böyle değildi, olamazdı da. *** Mevlana’nın dizelerini hatırladım bu sabah uyanınca. “İnsan olmak bir misafirhane gibi. Her sabah gelir yeni biri. Beklenmeyen bir misafirdir bir sevinç, bir hüzün, bir kötülük arzusu, ve de bir anlık bir bilinçlilik duygusu.” **** Hayal de kırıklığı da, gurur da utanç da bu yaşama sevdamıza dair. Dilerim yaşadıklarımız bize misafirlerimizi uygun ağırlamayı öğretmiştir. ...hayal kırıklığını, umutsuzluğu yolcularken çiçekler açabilmişizdir. Yılın son ayı… Belki biraz dönüp bakma ve hayallerimizi yeniden gözden geçirme zamanı. Sevgiyle...