Seni görmem, 
Varlığına, bu dünyada kapladığın yere kısa bir anlığına tanık olmamdır.
Varlığın orada öylece durur
Ve ben ona bakarken zihnim kendi hikayesini yazar
Şuna bir bak!, derim.
Ne denli büyük, ne denli uzun
Ya da minicik
Büyüleyici, derim mesela
Nefes kesici, aklımı baştan alan bir hal
Belki tam tersi
Belki yalancının teki, 
Beş para etmez
Ne giyse yakışmaz
Ağzıyla kuş tutsa bana yaranamaz…
Bende gördüklerin vardır
Ben de onlar değilimdir
Rahatsız olduğun, sevdiğin
Parçalarındır bir kısmı, gölgendir senin.
Varoluşuma tanık olurken, 
Duramazlar yerinde, gerçekliği bozmak pahasına
Karanlıktan aydınlığa çıkıverirler.
Belki tüm mesele tanık olmaktır.
Ve tanık olmaya devam etmek istemek
Bir varoluşa tanık olmak istersin,
İzlersin
Bir varoluşa “artık” tanık olmak istemezsin
Ve gidersin
Giden eksilmez
Kalan eksilmez
-Gitmeyle, kalmayla artan/eksilen bir varoluş, bir tür varolamayış hali değil midir zaten-
-Ancak, öyle de gitmeler vardır ki, bir parçamızı toprağa gömmek ve eksilmek de isteriz ardından şüphesiz-
Gözlemci etkisi her şey ise, 
Giden de kalan da bilir ki
Gözlemleyenin niyeti ve görmek istediği
Elle tutulamaz bir alemde bir şeyleri belirler 
Giden de kalan da bilir ki
Biri nefesini “gerçek” ile aldıkça
Diğerinin gölgesi direnemez.
Bu yüzden, zordur bazısını izlemek.
İçimizdeki o ilkel ses 
“Sadece gerçek olan”a kapısını açtığında
Tüm kapılar kapanacak demektir de bu.
Oysa övünürüz o kapıların çokluğuyla
Sahici olanı yüreklice koklayana dek.
Öyleyse,
Niteliktir önemli olan.
Nicelik ve niceliği yönelten anlayış,
Hayatımızda başka sonuçlar getirir.
Belki başka sonuçlar getirsin diye,
Yöneltilmiştir niceliği övmek bizlere…
#tirtilindusu
Seni görmem, Varlığına, bu dünyada kapladığın yere kısa bir anlığına tanık olmamdır. Varlığın orada öylece durur Ve ben ona bakarken zihnim kendi hikayesini yazar Şuna bir bak!, derim. Ne denli büyük, ne denli uzun Ya da minicik Büyüleyici, derim mesela Nefes kesici, aklımı baştan alan bir hal Belki tam tersi Belki yalancının teki, Beş para etmez Ne giyse yakışmaz Ağzıyla kuş tutsa bana yaranamaz… Bende gördüklerin vardır Ben de onlar değilimdir Rahatsız olduğun, sevdiğin Parçalarındır bir kısmı, gölgendir senin. Varoluşuma tanık olurken, Duramazlar yerinde, gerçekliği bozmak pahasına Karanlıktan aydınlığa çıkıverirler. Belki tüm mesele tanık olmaktır. Ve tanık olmaya devam etmek istemek Bir varoluşa tanık olmak istersin, İzlersin Bir varoluşa “artık” tanık olmak istemezsin Ve gidersin Giden eksilmez Kalan eksilmez -Gitmeyle, kalmayla artan/eksilen bir varoluş, bir tür varolamayış hali değil midir zaten- -Ancak, öyle de gitmeler vardır ki, bir parçamızı toprağa gömmek ve eksilmek de isteriz ardından şüphesiz- Gözlemci etkisi her şey ise, Giden de kalan da bilir ki Gözlemleyenin niyeti ve görmek istediği Elle tutulamaz bir alemde bir şeyleri belirler Giden de kalan da bilir ki Biri nefesini “gerçek” ile aldıkça Diğerinin gölgesi direnemez. Bu yüzden, zordur bazısını izlemek. İçimizdeki o ilkel ses “Sadece gerçek olan”a kapısını açtığında Tüm kapılar kapanacak demektir de bu. Oysa övünürüz o kapıların çokluğuyla Sahici olanı yüreklice koklayana dek. Öyleyse, Niteliktir önemli olan. Nicelik ve niceliği yönelten anlayış, Hayatımızda başka sonuçlar getirir. Belki başka sonuçlar getirsin diye, Yöneltilmiştir niceliği övmek bizlere… #tirtilindusu
Zor olmasını beklemeden
Ve kolay olmasının beklentisine de girmeden
Olduğu haliyle, olduğu gibi
O ilk adımı atacaksın
Çoğu zaman boşluğa, bazen de “boşuna”
Deneyeceksin
“Körlük halinde” dediklerinde
“Hiç olmadığı kadar iyi görüyorum” diyecek sesin
“Sadece gözlerimin nereye baktığını artık siz göremezsiniz”
Diyelim ki bir zemini oldu yürüyüşünün
Yürüdükçe sen,
Ve yolculuk dansın görüldükçe
En istemem halinle dahi
Alkışlanmayı bekleyebilirsin,
Bir sırt okşanmasını, takdiri...
İnsanız ya, hassasımız bazen
Yol hep kolay da değil üstelik,
Bazen bir dış sesin ‘’iyi ki!’si, pek iyi geliverir
Ancak kendi sol omzundan bir öpücük alışkanlığı da iyi gelir. Sadece bil diye.
.
Hem nedir ki yolunda yürümenin alkışı
Bir çiçek, çiçek açtı diye övünür mü?
Bir yağmur damlası toprağa düştü diye ayrıcalıklı mı?
.
Eğer fazla duyarsan, 
yönünü yitirebilirsin, 
Eğer ki gözlerin ve kulakların dışa ayarlı olursa
bu cesur adımın
Birden başkalarının yön verdiği bir sirk gösterisine de dönüşebilir
-ki en zor sınavıdır yolcunun -
fazla tutma kalbini titreten o sözleri
Yürüyüşüne devam ederken
“Sağır oldun” derlerse
“Kulaklarım kalbimin sesine adandı” diyebilirsin
Yürüyüşün dümdüz olmayacak
Bazen gerisingeri
Bazen dağın zirvesi
Bazen çukurun dibi
Yürüyüşün dümdüz olmayacak
-neyse ki!-
Dudaklarınla, ellerinden hiç bahsetmiyorum
Onları bir lütuf olarak tut
Dudakların fısıldayacaklarını seçsin
Ve yolunda yürümene yetecek kadar cesur çıksın bazen sesi
Ellerinse diyorum, kıymetli
hak eden dokunuşlara saklasın kendini
Şimdi içindeki bir ses,
Labirentte kaybolmuş gibi hissederken dahi
Sana haritayı gösterecek
Sana kendini fısıldayacak
Gizli hazinelerini
Görmen için, duyman için
Kulağını ve bakışlarını o cesur adımı atmadan önce dahi
İçine çek.
Yol yalnızca sensin 🙏🏻 #tirtilindusu
Zor olmasını beklemeden Ve kolay olmasının beklentisine de girmeden Olduğu haliyle, olduğu gibi O ilk adımı atacaksın Çoğu zaman boşluğa, bazen de “boşuna” Deneyeceksin “Körlük halinde” dediklerinde “Hiç olmadığı kadar iyi görüyorum” diyecek sesin “Sadece gözlerimin nereye baktığını artık siz göremezsiniz” Diyelim ki bir zemini oldu yürüyüşünün Yürüdükçe sen, Ve yolculuk dansın görüldükçe En istemem halinle dahi Alkışlanmayı bekleyebilirsin, Bir sırt okşanmasını, takdiri... İnsanız ya, hassasımız bazen Yol hep kolay da değil üstelik, Bazen bir dış sesin ‘’iyi ki!’si, pek iyi geliverir Ancak kendi sol omzundan bir öpücük alışkanlığı da iyi gelir. Sadece bil diye. . Hem nedir ki yolunda yürümenin alkışı Bir çiçek, çiçek açtı diye övünür mü? Bir yağmur damlası toprağa düştü diye ayrıcalıklı mı? . Eğer fazla duyarsan, yönünü yitirebilirsin, Eğer ki gözlerin ve kulakların dışa ayarlı olursa bu cesur adımın Birden başkalarının yön verdiği bir sirk gösterisine de dönüşebilir -ki en zor sınavıdır yolcunun - fazla tutma kalbini titreten o sözleri Yürüyüşüne devam ederken “Sağır oldun” derlerse “Kulaklarım kalbimin sesine adandı” diyebilirsin Yürüyüşün dümdüz olmayacak Bazen gerisingeri Bazen dağın zirvesi Bazen çukurun dibi Yürüyüşün dümdüz olmayacak -neyse ki!- Dudaklarınla, ellerinden hiç bahsetmiyorum Onları bir lütuf olarak tut Dudakların fısıldayacaklarını seçsin Ve yolunda yürümene yetecek kadar cesur çıksın bazen sesi Ellerinse diyorum, kıymetli hak eden dokunuşlara saklasın kendini Şimdi içindeki bir ses, Labirentte kaybolmuş gibi hissederken dahi Sana haritayı gösterecek Sana kendini fısıldayacak Gizli hazinelerini Görmen için, duyman için Kulağını ve bakışlarını o cesur adımı atmadan önce dahi İçine çek. Yol yalnızca sensin 🙏🏻 #tirtilindusu
Bir gün bir yerde oturup
Karşılıklı iki radyo açıp
Frekanslarımızı birbirimize dinletebiliriz.
Benim frekansım bugün kafamın dağınık odası olabilir
Senin frekansınsa ilkbaharda açan çiçekler kadar güzel kokulu olabilir misal.
Ya da hayattır bu, o gün o an tam tersi.
Tam karşıma geçebilirsin
Ve bana içini açabilirsin
Mutlu musun? Onu
Üzgün müsün? Onu
Katman katman soyabilir
İçinden nasıl geliyorsa,
Tam da öyle ifade edebilirsin.
Susarak dahi.
-Kolay mı? Belki değil-
Seni duyabilmek için
Ruhuna, varlığına, deneyimine saygıyla
Bildiğim tüm teknikleri, okuduğum tüm kitapları
Tüm “biliyorum” zanlarımı, ustaları ve guruları
Tüm reçetelerimi ve formüllerimi
Tüm yaşanmışlıklarımı
Tüm kehanetlerimi
Tüm altını çizdiklerimi ve gözlemlerimi
Geride bırakabilmem gerekir
-Kolay mı? Belki değil-
Karşına geçebilirim
Ve sana içimi açabilirim
Belki bir başkasına çok ümitsiz gelecek mutluluklarımı
Ya da ‘dert ettiğine bak’ diye düşünülecek üzüntülerimi
İnsanız hani,
O anlık nasılsak…
Beni duyabilmen için
Ruhuma, varlığıma, deneyimime saygıyla
Saydığım her şeyi unutman, sesini dahil
Ve o alanda öylece durabilmen gerekir.
-Kolay mı? Belki değil-
Söylediklerin seni benden daha az aydınlanmış bir insan yapmaz
Söylediklerim beni senden daha az aydınlanmış bir insan yapmaz
Bir aydınlanma yarışında değiliz
Aydınlık ve gölgenin, yin ve yangın kendisiyiz.
Hem biliriz fizikten, ışık artınca gölge de yetişir ona.
Bir an unutursam
Sana kendi gözlüklerimi uzatırsam
gizli bir kibirle,
Kurtarıcın, iyilik meleğin olmaya kalkarsam
Kendimi sana bağlarım
Gücünü alırım senden
Belki “iyi ki varsın” dersin gözlerime bakarak
Ama özünde,
Benden kurtulmak istersin
Senden kurtulmak isterim
Çözmeye çalıştıkça daha da dolanan ipler gibi dolanır dururuz birbirimize.
Bu belki bir ömürlük bir çaba
Bu belki gerçekten zor
Ama yapabilirsek,
İkimiz de bu sayede,
İncinebilirliğimizi birbirimize sunabiliriz.
Bu bir kutsamadır
Dikkati ve içtenliği de.
Bunlar da…
Radyomuzun her an farklı bir frekansa geçebileceğini
Ve bizim o radyo zihinlerimiz olmadan
Başka bir şey olduğumuzu…
Anlayarak varlığımıza teşekkür edebiliriz.
Birbirimizin ayarlarına dokunmadan.
#tb #alan #iletişim #saygı
Bir gün bir yerde oturup Karşılıklı iki radyo açıp Frekanslarımızı birbirimize dinletebiliriz. Benim frekansım bugün kafamın dağınık odası olabilir Senin frekansınsa ilkbaharda açan çiçekler kadar güzel kokulu olabilir misal. Ya da hayattır bu, o gün o an tam tersi. Tam karşıma geçebilirsin Ve bana içini açabilirsin Mutlu musun? Onu Üzgün müsün? Onu Katman katman soyabilir İçinden nasıl geliyorsa, Tam da öyle ifade edebilirsin. Susarak dahi. -Kolay mı? Belki değil- Seni duyabilmek için Ruhuna, varlığına, deneyimine saygıyla Bildiğim tüm teknikleri, okuduğum tüm kitapları Tüm “biliyorum” zanlarımı, ustaları ve guruları Tüm reçetelerimi ve formüllerimi Tüm yaşanmışlıklarımı Tüm kehanetlerimi Tüm altını çizdiklerimi ve gözlemlerimi Geride bırakabilmem gerekir -Kolay mı? Belki değil- Karşına geçebilirim Ve sana içimi açabilirim Belki bir başkasına çok ümitsiz gelecek mutluluklarımı Ya da ‘dert ettiğine bak’ diye düşünülecek üzüntülerimi İnsanız hani, O anlık nasılsak… Beni duyabilmen için Ruhuma, varlığıma, deneyimime saygıyla Saydığım her şeyi unutman, sesini dahil Ve o alanda öylece durabilmen gerekir. -Kolay mı? Belki değil- Söylediklerin seni benden daha az aydınlanmış bir insan yapmaz Söylediklerim beni senden daha az aydınlanmış bir insan yapmaz Bir aydınlanma yarışında değiliz Aydınlık ve gölgenin, yin ve yangın kendisiyiz. Hem biliriz fizikten, ışık artınca gölge de yetişir ona. Bir an unutursam Sana kendi gözlüklerimi uzatırsam gizli bir kibirle, Kurtarıcın, iyilik meleğin olmaya kalkarsam Kendimi sana bağlarım Gücünü alırım senden Belki “iyi ki varsın” dersin gözlerime bakarak Ama özünde, Benden kurtulmak istersin Senden kurtulmak isterim Çözmeye çalıştıkça daha da dolanan ipler gibi dolanır dururuz birbirimize. Bu belki bir ömürlük bir çaba Bu belki gerçekten zor Ama yapabilirsek, İkimiz de bu sayede, İncinebilirliğimizi birbirimize sunabiliriz. Bu bir kutsamadır Dikkati ve içtenliği de. Bunlar da… Radyomuzun her an farklı bir frekansa geçebileceğini Ve bizim o radyo zihinlerimiz olmadan Başka bir şey olduğumuzu… Anlayarak varlığımıza teşekkür edebiliriz. Birbirimizin ayarlarına dokunmadan. #tb #alan #iletişim #saygı
Sana imkansız görünen,
Bir başkası için konu bile değildir yaşamda.
Senin çıkmaz sokağın,
Bir başkası için yön seçenekleri ile dolu bir kavşaktır olsa olsa.
Yaşam sana zor olduğundan değil,
İnsan kendine biraz kör olduğundan.
Bazen içinde konumlanmış bir ‘zavallı ben’
Sahnelenecek bir senaryo aradığından.
Ve içinde bir sabotajcı, 
Susmadan konuştuğundan…
Küçük bir çocuk düşün
Balonu uçtuğu için ağlayan
Ya da en sevdiği oyuncağını kırdığı için dünyası başına yıkılan
Oysa, bir yetişkin 
Çocuğu izlese de, bilir ki bu öyle büyük bir mesele değildir.
Balonla, oyuncağıyla kavga edecek,
Keşke ölsem, diyecek değildir…
Balonların uçmadığı yaşlarda,
Sen ‘hayatımın en kötü günü’ derken
Şanslıysan çevrenden bir bilge
Sana sakince gülümseyip
“Gel bir çay içelim” diyebilir
-Dilerim diyebilir ve seni sükunetle dinleyebilir-
Senin çıkmaz sokağın
Bir başkasının yön dolu kavşağı olabilir.
Sana imkansız görünen
Bir başkası için gülme nedenidir.
Ve daha da yükseldikçe
fiziksel aleminin de ötesinde
Gözünün henüz görmediği o güçlü titreşimlerde
Sen “Bu bir kabus!” derken
O titreşimlerin “Nihayet bir gelişme fırsatı!” dediğini duyabilirsin
Neden bana bir el uzatmıyorsunuz, diye isyan ederken
“Kendi başına harika iş çıkarıyorsun” dediklerini de anlayabilirsin.
Bir çocuk babasının sakinliğini
Bir yetişkin o bilgenin davetini anlamayabilir.
O görünmez alemin sevincini
Kişi hiç anlamayabilir
O’na dönüşene dek…
💜
Sana imkansız görünen, Bir başkası için konu bile değildir yaşamda. Senin çıkmaz sokağın, Bir başkası için yön seçenekleri ile dolu bir kavşaktır olsa olsa. Yaşam sana zor olduğundan değil, İnsan kendine biraz kör olduğundan. Bazen içinde konumlanmış bir ‘zavallı ben’ Sahnelenecek bir senaryo aradığından. Ve içinde bir sabotajcı, Susmadan konuştuğundan… Küçük bir çocuk düşün Balonu uçtuğu için ağlayan Ya da en sevdiği oyuncağını kırdığı için dünyası başına yıkılan Oysa, bir yetişkin Çocuğu izlese de, bilir ki bu öyle büyük bir mesele değildir. Balonla, oyuncağıyla kavga edecek, Keşke ölsem, diyecek değildir… Balonların uçmadığı yaşlarda, Sen ‘hayatımın en kötü günü’ derken Şanslıysan çevrenden bir bilge Sana sakince gülümseyip “Gel bir çay içelim” diyebilir -Dilerim diyebilir ve seni sükunetle dinleyebilir- Senin çıkmaz sokağın Bir başkasının yön dolu kavşağı olabilir. Sana imkansız görünen Bir başkası için gülme nedenidir. Ve daha da yükseldikçe fiziksel aleminin de ötesinde Gözünün henüz görmediği o güçlü titreşimlerde Sen “Bu bir kabus!” derken O titreşimlerin “Nihayet bir gelişme fırsatı!” dediğini duyabilirsin Neden bana bir el uzatmıyorsunuz, diye isyan ederken “Kendi başına harika iş çıkarıyorsun” dediklerini de anlayabilirsin. Bir çocuk babasının sakinliğini Bir yetişkin o bilgenin davetini anlamayabilir. O görünmez alemin sevincini Kişi hiç anlamayabilir O’na dönüşene dek… 💜