“Başarısızlığa uğradığın yere dön. Başarı sağladığın yerden kaç!”*
*
İçinin uykuya dalmış yeteneklerine, 
gelişim potansiyeline sahip çıkmadan önce
İçinin dışavurmuş yeteneklerine de sahip çık
Herkes tarafından sevilen.
Bir papağan konuşabildiği ve güzel tüyleri için kafestedir
Bir muhabbet kuşu da…
Yeteneklerine karşı uyanık olmazsan
Sen de özgürce gökyüzünde süzülebilecekken
Kendini alkıştan küçük bir kafeste bulabilirsin.
Bu kadarıyla yetinir, bu kafesi sen geçirirsin üstüne
çok küçüktür varlığına ve kanatların minik tatlı detaylardır artık
Beslerler seni, avlanmaz gerekmez 
ve şüphesiz çok severler
Ama bu özgürlük kadar eşsiz değildir.
İnsan, daha manzaralı bir yerden görebilmek için
elde ettiği başarıları, küçük sevinçleri de bir gün geride
bırakması gerekendir.
Ve onların verdiği kimlikleri de…
**
“Yanlarından kaçtım. Yüreğim, cenaze töreninden dönüyormuşum gibi sıkkındı. Küçük erdemler, küçük kötülüklerden daha tehlikelidir, diye düşündüm. Bunlar güzel şarkı söyleyip gitar çalmasaydı, eğlencelere çağrılmaz, sarhoş olmaz, vakitlerini boş yere geçirmez ve belki kurtulmuş olurlardı. Şimdi güzel şarkı söyleyerek, gitar çalarak yokuş aşağı inmeye başlamışlardı.”*
Bugün zihnimde ellerimle yarattığım Akaşik Kayıtlar’da Kazancakis yeniden ziyaret etti beni El Greco’ya Mektuplar’da vurulduğum yerlerle.
“Gücünün yetmediği yere git!” dedi.
Sıkıldım, diyen, bir cesaret arayan, yetinemeyen ve çevresi dar gelen, alsın bir tutam buyursun…
*Nikos Kazancakis/El Greco’ya Mektuplar #cat #istanbul #nikoskazantzakis #elgrecoyamektuplar #sahaf
“Başarısızlığa uğradığın yere dön. Başarı sağladığın yerden kaç!”* * İçinin uykuya dalmış yeteneklerine, gelişim potansiyeline sahip çıkmadan önce İçinin dışavurmuş yeteneklerine de sahip çık Herkes tarafından sevilen. Bir papağan konuşabildiği ve güzel tüyleri için kafestedir Bir muhabbet kuşu da… Yeteneklerine karşı uyanık olmazsan Sen de özgürce gökyüzünde süzülebilecekken Kendini alkıştan küçük bir kafeste bulabilirsin. Bu kadarıyla yetinir, bu kafesi sen geçirirsin üstüne çok küçüktür varlığına ve kanatların minik tatlı detaylardır artık Beslerler seni, avlanmaz gerekmez ve şüphesiz çok severler Ama bu özgürlük kadar eşsiz değildir. İnsan, daha manzaralı bir yerden görebilmek için elde ettiği başarıları, küçük sevinçleri de bir gün geride bırakması gerekendir. Ve onların verdiği kimlikleri de… ** “Yanlarından kaçtım. Yüreğim, cenaze töreninden dönüyormuşum gibi sıkkındı. Küçük erdemler, küçük kötülüklerden daha tehlikelidir, diye düşündüm. Bunlar güzel şarkı söyleyip gitar çalmasaydı, eğlencelere çağrılmaz, sarhoş olmaz, vakitlerini boş yere geçirmez ve belki kurtulmuş olurlardı. Şimdi güzel şarkı söyleyerek, gitar çalarak yokuş aşağı inmeye başlamışlardı.”* Bugün zihnimde ellerimle yarattığım Akaşik Kayıtlar’da Kazancakis yeniden ziyaret etti beni El Greco’ya Mektuplar’da vurulduğum yerlerle. “Gücünün yetmediği yere git!” dedi. Sıkıldım, diyen, bir cesaret arayan, yetinemeyen ve çevresi dar gelen, alsın bir tutam buyursun… *Nikos Kazancakis/El Greco’ya Mektuplar #cat #istanbul #nikoskazantzakis #elgrecoyamektuplar #sahaf
Her şey gözünün önünde, aydınlıkta olduğunda, bazen daha az görür insan. Büyük resim ortada olsa da, dikkatini çelen onca detay ve ‘ama’ vardır. Karanlık geldiğinde, aydınlıkta kalan bir parça varsa, o tüm detayı ile görünür. Çıplak, kaçınılmaz, öyle. Olduğu gibi.
Görme yetin iyileşir karanlıkta.
Bir süre sonra sen karanlıkta karanlık olan parçayı da görmeye başlarsın. Sisli ve soluk olsa da.
Ama aydınlıkken dikkatini çekmeyenin karanlıkta nasıl daha görünür olduğunu anlamazsın.
Bazen yoklukta anlarsın varlığında göremediğini.
Bazen uzaklaştığında anlarsın burnunun ucundayken idrak edemediğini.
Bazen sahnede tüm spot ışıkları solar, tek bir yere yapar vurgusunu. Belki en az önemli aktöre ve sen onun nasıl muhteşem oynadığını anlarsın, başroldekinin kibrinden kendini göstermesine sıra gelmeyen. Neden başrolü ona vermedim ki, hiç farkında değilmişim dersin.
Öyle güzel oynuyordur ki o hayatında rolünü. Sahnedeki bir ağaç gibi, olmasa eksik diyeceğin ama olduğu için ‘iyi ki’ diyemediğin henüz.
Bazen, yaranın merhemi hiç ummadığındadır. Yanıtını aradığın soru da…
Bazen, en az duymak istediğin en güçlü sesini verir sana.
Bazen, sana çok iyi gelen, aslında hiç iyi gelmemiştir.
Bunu uzaklaşınca anlarsın.
Gitmenin, gidebilmenin aslında ne kadar hafif olduğunu, sandığın gibi dünyanın sonu olmadığını, çok da önemsemediğini hatta kendinin bile.
Çok olanın az olduğunu, az olanın ise çok, bir şeyler karanlığa döndüğünde anlarsın.
#tirtilindusu
Her şey gözünün önünde, aydınlıkta olduğunda, bazen daha az görür insan. Büyük resim ortada olsa da, dikkatini çelen onca detay ve ‘ama’ vardır. Karanlık geldiğinde, aydınlıkta kalan bir parça varsa, o tüm detayı ile görünür. Çıplak, kaçınılmaz, öyle. Olduğu gibi. Görme yetin iyileşir karanlıkta. Bir süre sonra sen karanlıkta karanlık olan parçayı da görmeye başlarsın. Sisli ve soluk olsa da. Ama aydınlıkken dikkatini çekmeyenin karanlıkta nasıl daha görünür olduğunu anlamazsın. Bazen yoklukta anlarsın varlığında göremediğini. Bazen uzaklaştığında anlarsın burnunun ucundayken idrak edemediğini. Bazen sahnede tüm spot ışıkları solar, tek bir yere yapar vurgusunu. Belki en az önemli aktöre ve sen onun nasıl muhteşem oynadığını anlarsın, başroldekinin kibrinden kendini göstermesine sıra gelmeyen. Neden başrolü ona vermedim ki, hiç farkında değilmişim dersin. Öyle güzel oynuyordur ki o hayatında rolünü. Sahnedeki bir ağaç gibi, olmasa eksik diyeceğin ama olduğu için ‘iyi ki’ diyemediğin henüz. Bazen, yaranın merhemi hiç ummadığındadır. Yanıtını aradığın soru da… Bazen, en az duymak istediğin en güçlü sesini verir sana. Bazen, sana çok iyi gelen, aslında hiç iyi gelmemiştir. Bunu uzaklaşınca anlarsın. Gitmenin, gidebilmenin aslında ne kadar hafif olduğunu, sandığın gibi dünyanın sonu olmadığını, çok da önemsemediğini hatta kendinin bile. Çok olanın az olduğunu, az olanın ise çok, bir şeyler karanlığa döndüğünde anlarsın. #tirtilindusu
Kapatılan sayfamla geri döndüm. 12 gün geçti. Cuma açılacak diyordu içimden bir ses. Sonra açılsa da açılmasa da fark etmez dediğim bir yer oldu içimde. Açıldı.
Kızgın ya da öfkeli değilim. Bir insan, burada gördükleri karşısında acı çekiyorsa ve bunun sona ermesi için haksız yere şikayet et tuşuna basıyorsa, gerçekten acı çektiği, katlanılması zor bir yaşam deneyiminde olmalı. Kendinden, hayatından razı, sevgi dolu bir insan bunu yapamaz. Kim ya da kimlerse, kalplerine sevgi ve kendilerine şefkat diliyorum.
Bana kalanlardan biri, bir insanı ve paylaşımlarını seviyorsanız, bu kişiler hayatınıza sevgi ile dokunuyorsa destekleyin oldu. Çünkü bunun sona ermesi sandığımızdan daha kolaymış. 
Ve burada ayrılan zamanın tümü biraz suya yazı yazmakmış. Değiyor mu, bunu ancak etkileşimlerle anlıyoruz.
Son zamanlarda etkileşim, beğeni sayılarım yarı yarıya azalmıştı. Bunun spamlenen bir hesap olmamla bağlantısını kuramamıştım. Zaten hesabımın spamleneceği de aklımın ucundan geçmezdi. 
Daha çok şey kaldı bu deneyimden. Bana yepyeni olasılıklar ve yol haritası sundu. “Senin olan senden alınamaz” demiştim bir yıl önce bir yazımda. Senin olan zaten içinde, zihninde, kalbinde, bir yere gitmiyor. 
Destek olan, elinden gelen ne varsa yapmaya hazır, beni yoklayan, güzel enerjilerini gönderen herkese teşekkür ederim. 🙏🏻
Sindy ve Lara, sizin desteğinizle oldu ♥️ tüm kalbimle minnettarım, çok teşekkür ederim ikinize de ♥️ 🌹🙏🏻
Yeniden bir arada olmak güzel.🥂
Sevgiyle 💫
Kapatılan sayfamla geri döndüm. 12 gün geçti. Cuma açılacak diyordu içimden bir ses. Sonra açılsa da açılmasa da fark etmez dediğim bir yer oldu içimde. Açıldı. Kızgın ya da öfkeli değilim. Bir insan, burada gördükleri karşısında acı çekiyorsa ve bunun sona ermesi için haksız yere şikayet et tuşuna basıyorsa, gerçekten acı çektiği, katlanılması zor bir yaşam deneyiminde olmalı. Kendinden, hayatından razı, sevgi dolu bir insan bunu yapamaz. Kim ya da kimlerse, kalplerine sevgi ve kendilerine şefkat diliyorum. Bana kalanlardan biri, bir insanı ve paylaşımlarını seviyorsanız, bu kişiler hayatınıza sevgi ile dokunuyorsa destekleyin oldu. Çünkü bunun sona ermesi sandığımızdan daha kolaymış. Ve burada ayrılan zamanın tümü biraz suya yazı yazmakmış. Değiyor mu, bunu ancak etkileşimlerle anlıyoruz. Son zamanlarda etkileşim, beğeni sayılarım yarı yarıya azalmıştı. Bunun spamlenen bir hesap olmamla bağlantısını kuramamıştım. Zaten hesabımın spamleneceği de aklımın ucundan geçmezdi. Daha çok şey kaldı bu deneyimden. Bana yepyeni olasılıklar ve yol haritası sundu. “Senin olan senden alınamaz” demiştim bir yıl önce bir yazımda. Senin olan zaten içinde, zihninde, kalbinde, bir yere gitmiyor. Destek olan, elinden gelen ne varsa yapmaya hazır, beni yoklayan, güzel enerjilerini gönderen herkese teşekkür ederim. 🙏🏻 Sindy ve Lara, sizin desteğinizle oldu ♥️ tüm kalbimle minnettarım, çok teşekkür ederim ikinize de ♥️ 🌹🙏🏻 Yeniden bir arada olmak güzel.🥂 Sevgiyle 💫
“Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. 
Deniz minareleri, midyeler,
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak, 
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?
Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz.
Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,
Korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem,
Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
Bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki.
Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu.
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak. Yaralansak...
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu.
Denesek.
Risk alsak.
Yanılsak.
Fark etmez.
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
Ve kucaklaşsak yeniden.
Tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi.
O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten. 
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.”
Rabindranath TAGORE
(Bu şiirin çevirisini Bülent Ecevit yapmış 🙏🏻)
#güçverenşiirler
“Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız. Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında. Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. Deniz minareleri, midyeler, Kirpiler ve kaplumbağalar gibi. Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk? Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi? Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize? Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi? Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu? Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak, Ne çıkar ateşböceği sansalar beni? Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz. Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi, Korkaklığımı, sevgi isteğimi En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup Bir kuş gibi uçacağım özgürce. Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine. O da çözülecek belki. Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince. Oysa bir görebilsek bunu. Kalmadı böyle insanlar demesek. Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak. Kırılmaktan korkmasak. Yaralansak... Ne olur bir darbe daha alsak. Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu. Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez. Tekrar, tekrar bıkmadan denesek. Ve kucaklaşsak yeniden. Tıpkı eskisi gibi. Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi. O zaman fark edeceğiz. Ne kadar özlediğimizi birbirimizi. Neler biriktirdiğimizi, kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi. Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa. Vakit az, paylaşmak, sarılmak için. Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır. Yüreği daha fazla küstürmemek lazım. Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan. Ve koşullar bir türlü düzelmeyen. Sevgiye çok ihtiyacımız var. Ufukta kara bir kış görünüyor. Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri. Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı. Kurtulun bu yükten. Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize. Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri. Hem hepimiz bir yıldızız. Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.” Rabindranath TAGORE (Bu şiirin çevirisini Bülent Ecevit yapmış 🙏🏻) #güçverenşiirler