Dramatik Kurtuluş

“Sorun kendi hapishanemize gerçekten çok alışmış olmamızdır.

Çok dardır, ama öte yandan biz ona çok aşinayızdır.” 

 

Bu sözler, tarotun en korkulan kartlarından birini anlatan Yıkılan Kule’ye dair yazılmış sözler. Tarot ve Kahramanın Yolculuğu isimli kitapta (Hajo Banzhaf/İlhan Yayınları) Kule, Dramatik Kurtuluş özetiyle öyle güzel anlatılıyor ki, bir hayat dersi gibi defalarca dönüp dönüp okuyorum!

“Kule, uzun zamandır  tutunduğumuz ve bir zamanlar bizim için tamamıyla uygun olan bir şey artık çok kısıtlı, çok naif, geçersiz ya da kabuk bağlamış bir hale gelmiş ve sonunda bizim için yalnızca bir hapishane  olmuş demektir.”

Izdırap da verse, hapishanemiz de olsa, o şeye tutunuruz diyor kitap. Çünkü alışmışızdır ve insanın en büyük korkusu, içine sığamadığı kalıpları, kabukları terk etmektir. Çünkü aşinadır. Yeri darken, konforsuz konforu pek rahattır.

Bu bana çok daha önce gördüğüm bir rüyayı hatırlatıyor:

Üzerimde, muazzam bir saten elbise var, içinde mutsuzum. Çünkü, ikinci giyişim ve ilkinden bugüne kilo almışım 🙂 Tam onu çıkaracakken bir boy aynası görüyorum. Elbise beni olduğumdan o denli zayıf göstermiş ki, hissettiğimle görünen bir değil. Ve elbisede, dolgun olmasına rağmen darlığından dümdüz olan göğüslerime bakıp yine de “Olsun, içinde çok zarifim, böyle davete katılabilirim” diyorum. Kardeşim “Yeliz, bu olmamış, derhal çıkar. Senin için çok dar” derken, ben Narkissos gibi aynadaki görüntüme büyülenmiş halde, direniyorum.

Bu rüyayı ve yıllar önce hayatımda tozu dumana katan bir yıkılışı hatırladığımda, günlerdir yazıp yazmamakta kararsız kaldığım ıstakoz ve yıkılan kulenin hikayesini burada yazmaya karar veriyorum.

Yıkılan kule, tarotta en temelde, ayrılıkları anlatan bir enerji.

Ayrıldığı şey, tıpkı rüyamdaki gibi, kibir ve egosunun kumdan kalesi. Onu beslemeyen, hapishanesi olan her alan. Tutunduğu ve tutunmaktan ellerinin kanadığı her şey.
Ve ayrılık her şeyi içine alabilir.

Artık bir birey olarak yaşamasını engelleyen, ona dar gelen babaevinde yaşamakta direnen bir yetişkinin, tüm ailesini karşısına alarak “evden ayrılıyorum” demesi, bir inisinasyon ve bir tür değişimdir. Herkesin hayat planı için elbette bu durum söz konusu değildir ama diyelim ki bu kişi için babaevinden ayrılmak bir hayat planı içinde zorunluluk olsun… Bu zamanında olduğunda adı erginleşme olur. Zamanı geçtiğinde, 1.70 boyundaki yetişkin kadın, hala pembe 1,40’lık çocukluk yatağına sığmaya çalışırken bir yandan da annesi onu kaşıkla besliyorsa, hala babasının küçük prensesi ise, belki de bu bir dramla ve acıyla olur. 

Diyelim ki, sizi hiç beslemeyen bir iştesiniz, belki sadece geçim kaynağı olarak bakıyorsunuz. Tıpkı tüm atalarımız gibi… Bir yerde feda edilen bir yaratıcı gücünüz var. Siz henüz küçücük bir çocukken, içinizdeki o muazzam yapabilme gücü, hayallere sahipti şimdiki sizin aksinize belki. Ve geçim kaynağı olan o iş, artık sadece kendinize ihaneti size vermekte. Bıraksanız, bırakılır mı yahu, buldun da buluyorsun, seninki nankörlük… Kendinize daha fazla ihanet etmemeniz için, işten atılma iyiliğini bu kule enerjisi size verir.

En temel anlamlarından biri, ikili ilişkilerin bitmesi sayılabilir. Aslında hiç özüne hizmet etmeyen bir evliliğin, birlikteliğin bitişi, bu enerjiyle gösterilir.

Bir ülkeden ayrılmak, bir yeri terk etmek yine içinde olabilir. 

Ya da örneğin, yıllarca bir konuda çok tutucu olmuş biri, öyle bir hal yaşar ki, toplumda dışladığı o kesime ihtiyaç duyar ve o sayede iyileşir. Ve bu sayede de içinde koca bir eski benlik, kule gibi yıkılır.

Ne olursa olsun, oluşan şey bir nevi anilik ve sıkıntı enerjisinde olabilir. Çünkü, olması gereken zamanı çoktan geçmiştir. Ona ihtiyaç duyulmuştur.

Ona ihtiyaç duyulmasını sağlayan enerjiler, sırasıyla; atalet içinde olduğu, kararsızlıkla kurban bilincine ve uyuşmaya geçtiği Asılan Adam, başaşağı kendisini asıp ben kurbanım deme sürecini bitiren Ölüm kartı, hemen ardından ruhsal dünya ve dünyevi gerçeklik arasındaki sıkışma evresini veren Denge kartı ve dengenin sonunda da ulaşılan Şeytan, Şeytana uymak ve sonunda ulaştığımız Yıkılan Kule’dir.

Yani kule yıkılmadan, epey bir olay olmuştur. Kahraman, kurbanı, bağımlıyı, ataleti, ölümü, dengesizliği, şeytana uymayı deneyimlemiştir.

Ne tür bir dram ve ayrılığı simgelerse simgelesin, kart üçüncü boyut algısından bakıldığında bunu bize verir. Oradan dahi bakıyorsak bile, birkaç ay ya da yıl geçtiğinde, verdiği dram “İyi ki” denilecek bir ton yaratacaktır hayatında. Çünkü, kule yıkıldıktan, düzen bozulduktan sonra, destenin en güzel kartlarından biri düşecektir kişinin önüne. İsmi Yıldız’dır. Fırsatlardır, ikinci şanslardır. Tarotun en şanslı kartıdır. 

Asılmasa kişi, kendini şeytana gönüllülük haline sokmasa, kendini fantastik bir dünyada uyuşturmakla aşırı dünyevi olmak arasındaki dengesizliğe sokmasa ve aslına sadık kalsa… Yıldız’a doğrudan da gidebilir.

Acı ile tekamül etmeyi bırakan, şansın ve parlamanın sembolü bu karta, kulesini zamanında yıkarak, şeytanla yüzleşip kendi dengesini sağlayarak gidebilir.

Ama biz genelde gidemeyenlerin hikayesini okuruz 🙂

Ve biz yaşarken, aslında bir önceki kartı olan şeytana gönüllü kölelik yaparız.

Derste örneğin, diyor ki hoca: 

Bir kadın düşünün, aldatıldığını hissediyor. Öte yandan şöyle düşünüyor, şimdi bunu açığa çıkarsam, şu anki konforumu bırakmam, karar almam, daha kötü bir şartta yaşamayı kabul etmem gerekecek. Ne gerek var. Böyle devam etsin. Görmezden gelirim. Konfor alanımda yaşarım. Hem sanki diğerlerinin hayatı benden daha mı iyi, ne gerek var rahatımı bozmaya. -En büyük kolektif yalan: diğerleri, rahatı bozmak-

İşte kule yıkılmadan, şeytana uyuyor insan. Hocanın deyimi ile, şeytana gönüllü kölelik ediyor.

Seni beslemeyen işi düşün. Bunu sorgulasam, aç kalacağım, bunu bulamayan insanlar var, tamam mobbinge uğruyorum ama gittiğim diğer iş, sanki farklı mı olacak, ne gerek var düzeni bozmaya… diyorsun. Belki o beslenmediğin işten ayrıldığında, birkaç ay gerçekten kendini idame ettiremeyeceksin ama o anda baloncuklar yanacak zihninde, bir iş planı oluşacak ve sen birden orada yosun tutmuş bir işgücüyken, kendi işini yapan, çevreye ve diğer insanlara katkı sağlayan bir ilham alanına geçeceksin. -En büyük kolektif yalan 2, nasibin işverenden, aç kalırsın-

Elbette, bu yazdıklarımın diğer kutbuna, ölçülebilir riskleri zamanında almayı koymalıyız. Dünyadayız. Ama tüm varoluş nedenimiz dünya düzenine hizmet de değil. Bana kalırsa, orta yolculuk.

Bir önceki yazımla olan bağına gelirsek, ıstakoz kabuğunda kalamıyor, stres ve sıkışmışlıkla, kendi kulesini yıkıp gelişiyordu. Ve ne zaman kule ona dar gelse, gelişmek için kendi kulesini kendi elleriyle yıkıyordu.

Aynı hikaye bir başka hayvana daha atfedilmişti.

Misal, kartallar belli bir yaşa geldiklerinde yaşam ve ölüm arasında bir seçim yapıyorlardı. Seçimleri yaşamdan yana olursa, güvenli ve yalnız bir alana geçiyorlar, orada pençelerini, tüylerini ve sonunda da gagasını bir kayaya vurarak parçalıyorlar. Ölmeden ölüyorlardı anlayacağınız.

Ve bu sürecin sonunda, kendilerine bir o kadar daha yaşam süreci atıyorlardı.

Çok şanslıyız.

Bir kartal ya da ıstakoz kadar cesur olmamız gerekmiyor.

Yıkılması gereken kulelelerimize, yeni duvar kağıtları, perdeler seçerek, kulelerdeki işlerimize yeni isimlikler, yeni unvanlar alarak da düzeltebiliriz biz de kendimizi.

Düzeltebilir miyiz?

Şanslıysak, bir yıldırım hepsini dağıtır.

Şanssızsak, ki şanssızız, çünkü işi doğa kanunlarına bıraktık. Ölmüş bir kulede, ölürüz; yıldızı, güneşi, ayı ve en güzel kartlardan gerçek tamamlanmayı, hepsini bitireni Dünya’yı tatmadan.

Yolculuk Dünya’ya yolculuktur. Dünya kartı, Joker’in tüm yolculuğunu tamamlayan, onu ölümsüzlüğe ulaştıran karttır.

Asılan Adam’ın tam tersidir. O olan Joker’in 21 ile bütünleşmesidir.

Ama her Joker, Dünya’yı göremez.

Dünya, Şems’in o güzel sözü gibi,

“Nereden biliyorsun dünyanın altının üstünden güzel olmadığını?” diyen ve bize öğretilen, şeytanla buluştuğumuz o sahte dünya algısını yıkandır.

Çünkü yine kitabın dediği gibi “Gerçeğe dair çizdiğimiz tabloları her zaman gerçeğin kendisinden daha çok severiz.”

Bu yüzden de, dünyamız alt üst olsun, ıstakoz kabuklarımız dar gelmesin, hiçbir şey değişmeden her şey değişsin isteriz.

Dramatik.

Kule, bazı destelerde yıldırımla yıkılmaz. Bir tüyle yıkılır.

Bir tüydür kuleyi yıkan. Çünkü kule, bir tüyle bile yıkılabilecek sahte düzendir.

Ama daha önemlisi, tüy, ilahi dokunuştur. Yaradan’dan, ilahi plandan gelen yıldırım, aslında okşayan bir tüydür.

Bitirirken en sevdiğim başıbozuklardan biri geliyor yanıma. Sesim kısılana dek bağırarak okuduğum o kitabı yeniden elime aldırtıyor.

Şöyle diyor:

“Sadece kendine aitsin sen. Peri kadar hafifsin,
bir bulut bile değilsin. Artık kendini ancak saçılarak,
yayılarak, akarak ve uçarak sürdürebilirsin.
kendine koyduğun addan başka bir ada sahip değilsin.
her yerden, her şeyi, olduğu gibi bırakarak gidebilir,
hep göçte olabilirsin.
dokunduğun hiçbir şeyde izini bırakacak,
gördüğün hiç kimsede adını biriktirecek değilsin.

Yolculuk sürdükçe her bir şeyde ne çok şey görebildiğini
göreceksin. Gözünü göreceksin kendi gözünle.

Gözünü gördüğünde, bir başkasına anlatılamayacak kadar yükselecek, yükselecek, yükselecek, yükseleceksin.
Yüksekteyken, kalabalıkların bu senin yeni gövden için çok küçük olduğunu seçeceksin.

Biraz daha yükselirsen eğer,
köksüzlüğün yasını tutmayacağın
bir yere geleceksin.

Sen artık kendinden ibaretsin.
Sırf sana aitsin sen.
Bu olabilecek en kalabalık, en çok halidir insanoğlunun;
tadını çok seveceksin. Yeniden birilerinin bir şeyi,
en kıymetli şeyi bile olmayı istemeyeceksin.
İstesen de pek beceremeyeceksin.” (Ece Temelkuran/Kıyı Kitabı)

 

Bloğum için en temelde 3 ince çizgi oluşturdum:

İlki, okuyuculardan saygılı davranışı beklemek.

İkincisi, paylaşımlar konusunda titizlik. Yazılarımın paylaşılması, daha çok okuyucuya ulaşması beni mutlu eder ve onurlandırır. Lütfen ilgisini çekecek arkadaşlarınızla ya da kitlelerle paylaşın. Ancak, evrensel ahlak yasalarından Artha Yasası’na uygun olarak, ister bir kısmının ister tamamının paylaşımında, sahibinin etiketlenerek paylaşılmasını, kaynak belirtilmesi beklentisindeyim.

Üçüncüsü ise, sağlıklı sınırlar. Burada samimiyetle oluşturduğum bir dili sürdürmeyi seviyorum. Ancak, üretmeye, yazmaya, paylaşmaya devam edebilmek benim için çok önemli. Blogumda yazdığım yazıların ardından, özel mesajlarla etkileşimi sürdürmek benim açımdan mümkün değil. Yorumlarını, ekleyeceklerini, hissettiklerini duymak sonraki yazılarım için motivasyon olacaktır. Yazılarımla ilgili düşündüklerini bana özel kanallardan ulaştırman yerine yorum olarak bırakmanı rica ederim.

Sevgilerimle,
Yeliz

  1. Ece diyor ki:

    Ah Yeliz.. Sabah gözümü açtım ve heyacanla yazını gördüm. Biliyordum emindim. Yine ihtiyacım olan görmem gereken her ne ise onu görecektim yazında. Öyle de oldu. En iyi ve en yüce şekilde kulemi yıkarak yıldızıma geçmeye niyet ediyorum.
    Sevgilerimle

  2. aysel diyor ki:

    “zamanlaman yine harikaydı!” dememe gerek var evet biliyorum çünkü öyle.. Duymaktan korktuğumuz bazı cümleler var ya içe doğru işleyen.. Sızlatan.. Düşündüren.. “evet öyle” dedirten. Hayatın kıyısında sürünürcesine yaşadığını düşünüyor insan.. Sürünmüyorsun da aslında, o kabuğu konfor alanından çıkmadan kırmaya çalışıyor insan. Çalışıyoruz.. Bir de bu süreçte kendini dış mihraklara anlatma çabası. Anlatmak zorunda mıyız? yoo hayır ama anlatıyorsun işte.. Bazen gülerek yandan bazen de susarak.. ya da küfür etmeyi ve amaaaaaaan breh demeyi öğretiyor sana öğretici…

  3. Abide diyor ki:

    Sen artık kendinden ibaretsin.
    Sırf sana aitsin sen.
    Bu olabilecek en kalabalık, en çok halidir insanoğlunun;
    tadını çok seveceksin. Yeniden birilerinin bir şeyi,
    en kıymetli şeyi bile olmayı istemeyeceksin.
    İstesen de pek beceremeyeceksin.” (Ece Temelkuran/Kıyı Kitabı)
    İşte bu noktayı anlayamıyorken çıktı karşıma yazın gece 02:39 bitti okumam yazıyı düşün uykudan uyandım hatta kendimi o kadar halsiz hissederek uyumuştum ki
    Şimdi sonuç çıkarmaya çalışıyorum bu yazı bu saatte bana nasıl geldi
    Sevgi ve ışıkla ❤️

  4. Hülya diyor ki:

    Basimdan gelen olayi yazabilmem mumkun degil ama icimde bir sıkılmışlıkla doluyken, bana sifa olabilecek, hatta mesaj olabilecek bir yazı görmeye niyet edip almıstım elime telefonu. Aklima blogun geldi Yeliz, hadi dedim günlük bir kart sec Hülya. Sonra bu yazıyı gördüm, aradigim mesaj buymus. Yazıdan aldım 😌 icimin sıkılmıslıgı yerini huzura birakti. Ozellikle alinti yaptigin son kisim, oyle ihtiyacim varmis ki. 🙏guzel yuregine, kalemine saglik. ❤ seni okumak cok keyifli 🙏

  5. Pinar diyor ki:

    Harika bir ruhunuz olduğunu hissediyorum , kelimelerin ötesinde bir dil kullanıyorsunuz ki şifa oluyor cümleleriniz. İyi ki varsınız şifa olduğunuz kadar şifa bulun
    Sevgiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir