Rüyalar: Ana Yemeğe Karar Verdiysek…

Restoranı seçtik (Tırtılın Düşü), başlangıcımızı seçtik, menüyü inceledik, sıra ana yemeği seçmekte. 🙂 Davetimi kabul edip benimle olduğunuz için çok teşekkür ederim. Üzerine bir kahve içip uzun uzun sohbet edeceğiz. İşte o kısım için çok sabırsızım. Ama yemeğin hakkını vermek gerek, haydi soğutmadan başlayalım 🙂

Ana yemek kısmında, size birkaç farklı rüya türünden bahsetmek istiyorum. Siz de eklemeler yaparsanız yorumlarda, çok mutlu olurum. Rüya defteri tutmaya karar verdiniz, peki her rüyanızı aynı kategoride değerlendirebilir misiniz? Bazı rüyalar sanki hemen şimdi oluyormuşçasına gerçektir, ama bazılarında sanki boyut değiştirirsiniz. Çevreniz, görünüş, hisler değişir. İşte şimdi onları gözden geçirelim. Ara ara kendimden örnekler vereceğim, çünkü örnek verebileceğim tek bilgi kendi rüyalarım. İşin aslı bunca yazıyı sadece iki rüyamı kahve içeceğimiz kısımda size anlatmak için yazıyorum. Dilerim okurken sıkılmazsınız 🙂 Okumaya devam et “Rüyalar: Ana Yemeğe Karar Verdiysek…”

Rüyalar: Rüya Defteri- Biz Menüyü İnceleyelim

Hayatı, simgelerini ve kendisini tanımaya başlayan bir insan için, rüyalardan daha güzel bir rehber var mıdır acaba bu hayatta? Bu soruyu sorarak ilk yazımı bitirmiştim ve o yazıda bu konuda okuduğum kitaplardan bahsetmiştim. (Burada) Kitaplar arasında en çok katkıyı sağlayan incecik bir kitap oldu. Rüyaları Anlamak- Nerys Dee/İlhan Yayınları. Bu kitapta şöyle diyor: “Rüyalar hakkında okuyacağınız en iyi kitap kendi yazdığınız rüya günlüğü olacaktır. Hemen bugün başlayın.” Okumaya devam et “Rüyalar: Rüya Defteri- Biz Menüyü İnceleyelim”

Rüyalar: Başlangıç Olarak Ne Alırdınız?

Kendi hikayemi anlatırken, ilk yazımda yolum rüyalara düşmüştü. Devam edebilmek için sıra biraz ilginç olan bu konuyu incelemekte.

Analitik psikolojinin kurucusu olan Jung’un kendi hayatını anlattığı, Anılar, Düşler, Düşünceler kitabında, kendi hayatında çok önemli olaylar olarak açıkladığı kırk ikiden fazla rüyasını anlattığını biliyor musunuz?

Rüyalar hakkında birçok kitap okudum. Son olarak da Jung’un yazılarından derlenen Rüyalar isimli kitabını elime aldım. Psikoloji eğitimi almadığım için ve Jung’u anlamak çok kolay olmadığından, kitabın ne kadarını anladım ve analiz edebildim bilmiyorum. Ama bazı noktalarda değinmek istediğim yerler olacak. Okumaya devam et “Rüyalar: Başlangıç Olarak Ne Alırdınız?”

Çünkü Hikayeyi En Başından Dinlemelisin…

Hayır korkma, dünyanın bir toz bulutu olduğu andan başlamayacağım. 🙂 Kendi tozumdan dumanımdan daha çok…

Uzun zaman oldu ama harika bir şekilde yeniden klavyeyi elime almış bulunuyorum. Bu hafta Theta Healing Dna eğitiminin ikinci seviyesi olan advanced’i aldım. Öyle çok soru geliyor ki, hep daha iyi bir an için ertelediğim bu konuyu oturup yazmaya karar verdim.

İlk eğitimi aldığım 4 ay öncesinden beri, bu maceranın nasıl başladığını birçok kişiye anlattım. Üzgünüm (!) thetanın ne olduğundan önce size de anlatacağım. Bence bu yeni bir eğitime heves edip almaktan çok daha ötesini anlatıyor çünkü. İşaretleri takip etmek gibi, teslim olmak ve inanmak gibi. Okumaya devam et “Çünkü Hikayeyi En Başından Dinlemelisin…”

Sen Yine Hobi Olarak Aydınlan…

 

Jung der ki, “Bir insan aydınlığı hayal ederek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanır.”

Bu söz, bir gün içinde iki kez karşıma çıkınca, içimde ayrı ayrı uyanışlar gerçekleşti. Okuduğum her şey zihnimde birleşti ve sonra bu yazıya vesile oldu.

Ruhsal çalışmaların başında, çoğumuzun içinde aynı niyet tohumlanır. Bizi farkındalıklı bir insan yapacak, ruhani olan üst çakralarımızın (aslında üst bilincimizin) açılması. Görünenin ardındakine, bilinmeyen, unutulan sırlara uyanış. Oysa, ruhsal çalışmalar yapan kişilerle konuştukça, kendi üzerimde ve başkalarının üzerinde çalıştıkça hep aynı şeyi gözlemliyorum. Sorun üçüncü göz değil aslında, sorun çok daha temel. Sorun, bu dünyaya köklenmemizi sağlayan ilk çakralarımızda. En ilkel yanımız olan, yaşama köklenmeyi, cinselliğin ilkel halini, parayı, maddeyi, aidiyeti ve daha birçok şeyi simgeleyen o kök çakrada.

Okumaya devam et “Sen Yine Hobi Olarak Aydınlan…”

Bir Frekans Meselesi…

Kabuslar ya sadece rüyalarımızda değilse? Biz her gün onları gözlerimiz açıkken yaratıyor sonra hayatımızın gerçeği haline getiriyorsak?

Neden bazı insanlar sıklıkla güzel şeyler deneyimlerken, diğerleri bu dünyada kaçındığımız görece daha mutsuz sayılabilecek deneyimleri yaşamak durumundadır sizce?

Daha şanssız oldukları için mi? Yaşamda bazı konularda birkaç adım geride olduklarından mı? Yoksa, buna inandıkları ve yarattıkları için mi? Acılara ya da mutsuzluklara tutunmak denileninden belki.

Zihninizin bir radyo olduğunu düşünseydiniz, nasıl bir radyo kanalını dinlemek isterdiniz?

Hüzünlü mü? Neşeli mi? Öfkeli mi? Romantik mi?

Peki, diyelim ki güzel şeyler yaşamak istiyorsunuz. Kendinizi hafif ama güçlü hissettirecek, sizi hayata bağlayacak şeyler. Aklınıza ilham perileri salacak olanlar. Zihniniz bir radyo ise, öfkeli müzik yapan bir kanalda bunlara rastlayabilecek misiniz? Okumaya devam et “Bir Frekans Meselesi…”

Nehrin Altındaki Nehir – Rio Abajo Rio-

Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın(KKK) İlk Öyküsü

La Loba ya da Dört Haham üzerine bir akış…

Son bir yıldır, kadınlarla, nehrini arayan kadınlarla, deneyimlerden konuşuyoruz. Buraya ait olmadığını düşündüğümüz deneyimlerden. Sanki tavan arasında, minik bir çatlak oldu da ruhlarımız salınıyor artık özgürce yukarılarda. Ama başka tavan araları var mı? Bilemiyoruz. Dahası, ya o tavan arası… Minik bir çatırdı hep zihinlerde, bazen bir gülüş. Ne oluyor, ne değişiyor benliklerimizde…

Buraya yalnız geldim, bu yola oldukça yalnız ve kalabalık duygularla çıktım. Her adımda korkarak. Sıkılmış, bıkkın ve biraz ürkektim. Sonra yaz dedi bir ses. Sen yalnızsın. Ama başkaları yalnız olmak zorunda değil. Sonra, bu kararı verdim. Kendi sessiz çığlığımdan yola çıkarak, Tırtılın Düşü’ne başladım. Bunun hikayesini de en başta, burada anlattım. Ve aslında, şimdi yazacağım bu yazı, en çok ilk yazılarımdan biri ile ilgili. Önce onu okur musun? (Tık)

Clarissa buyurmuş ki;

Eski anatomistler, işitme sinirinin beynin derinlerinde üç ya da daha fazla yola ayrıldığından söz ederlerdi. Bu yüzden, kulağın üç farklı düzeyde işitecek bir yapıda olduğunu tahmin ediyorlardı. Bir yolun yeryüzündeki dünyevi konuşmaları işittiği söylenirdi. İkinci bir yol öğrenmeyi ve sanatı anlıyordu. Üçüncü yolu ise ruhun kendisi burada, yani yeryüzünde iken, yüce rehberliği işitebilsin ve bilgi alabilsin diye vardı. Okumaya devam et “Nehrin Altındaki Nehir – Rio Abajo Rio-“

Sarkaca Devam: Nasıl Uyumlanır ve Kullanıma Hazırlanır?

İkinci yazımın ardından, (okumadıysanız öncelik onun Tıkk Tıkk) varsayıyorum ki elinizde bir sarkaç var ve onu kullanmaya nasıl başlayabilirim diye bana soruyorsunuz. 🙂

Hemen yanıtlıyorum.

Doğal taşlar, satıldığı yerde ve oraya ulaşana kadar öncesinde birçok kişinin dokunduğu, mekanın, insanların enerjisini alan bir yapıda olduğundan öncelikle o enerjinin üzerinden temizlenmesi gerektir. Bu hem net ve doğru yanıtlar için önemlidir, hem de sizin sağlığınız açısından başka insanların enerjilerini üzerinizde taşımamanız önemlidir. Okumaya devam et “Sarkaca Devam: Nasıl Uyumlanır ve Kullanıma Hazırlanır?”

Sarkaca Devam: Doğru Soruları Sorabilmek

İlk yazımda size sarkacın ne olduğunu ve ne için kullanabileceğinizi anlattım. Okumadıysanız, önce bu yazıya Tıkk Tıkk yapın, öncelik onun 🙂

Bu yazımda sarkaca nasıl sorular ve davranışlar içinde yaklaşmalısınız onu anlatacağım. Aslında, sorabileceklerinizi sınırlandırmak mümkün değil. Sadece bazı konulara dikkat ederek sorularınızı yöneltmeniz önemli. Okumaya devam et “Sarkaca Devam: Doğru Soruları Sorabilmek”