Sohbet: 4. Seçen Her Zaman Dişidir

Kendini bulmayan biri, sizce hayatı hakkında söz sahibi olabilir mi?
Kendini bilmeyen, ne istediğini bilmeyen, önüne sunulan iki seçenek için minnet edip ikisinden birini seçmeyi özgürlük sanan biri tırtıldan kelebeğe dönüşebilir mi?

Peki nedir bu kendini bulmak? Söyleyin, kaybedeni çok da bulanı hiç olmuş mu? Yoksa, hayat her adımımızda onu bulmamız için bize yardım eden bir yolculuk mu?

Her birimiz mutlu bir hayat yaşamak istiyoruz. Sevelim sevilelim istiyoruz. Ruh eşimiz olacak biri hayatımızda olsun, en tatlısından sarılmalı koklamalı hayatlar yaşayalım istiyoruz. E hakkımız da. Neden olmasın?
Sahi, neden olmuyor?
Biz kendimizi bulmadan başka kapıları çalmaya başladığımız için olmasın?

Sevgili ya da eş olmak bize, seni çok seven erkeklerden birini seçmek gibi anlatıldı sanki değil mi? Bir kızı bin kişi ister, biri alır dendi. Sanki seçilecek bir meyveymişiz gibi. Ehlileştirilmiş dişiler olarak birçoğumuz, bizi sevenlerden en sağlam nedenler sunanları ya da gözümüzü en çok büyüleyenleri “özgür irademiz(!)” ile seçtik. Biz seçtik sandık. Şimdi bu bir seçim miymiş?

Bütün hocalarım bas bas bağırıyorlar:
“Seçen her zaman dişidir! Seçen her zaman dişidir!” diye. Okumaya devam et “Sohbet: 4. Seçen Her Zaman Dişidir”

Sohbet: 3. Hikayeni Anlat

Mutsuz zamanlarımızda, yere yüzükoyun düştüğünüzde ne yaparsınız? Mutlaka bir ilk yardım çantanız vardır di mi? Benim bazen bu eski umutlu yazılarımı okumamdır. -Fakat, ne yazmışımdır! Keşke kendimle o gece bir arkadaş olsam da akıl alsam.- Bazense, gerçekçi yaklaşımı nedeniyle birçok kişinin dinleyemediği bir astroloğu, çok saygı duyduğum bir isim olan ve artık hocam olan Oğuzhan Ceyhan’ı dinlemektir.
Billurtv’yi açarım ve gerçekten de birçok insana çok umutsuz gelebilecek bir videosunu tıklarım. O video bazen şöyle başlar: Bir numaralı gerçek: ÖLECEKSİN! Öleceksin, bundan kaçış yok! This is reality! The End.
Ve ben bir oh derim… Öleceğim, öleceğiz. Ölmek istemiyorum. Ama bu gerçek, Allah Allah kulağa neden iç rahatlatıcı geliyor… Oh be, bir esinti geldi, içim açıldı!
Bakış açım belki de “Sadece gerçek özgürleştirir” olduğundan mı ne, bana iyi gelen onun gerçekle harmanlanmış ve metafiziğe, okültizme, gizeme uzanan sohbetleridir. Tekrar tekrar dinlerim ve yerden kalkarım. -Öleceksem, oturup ağlamak ya da fayansları öpmek yerine bir top dondurma daha yerim. Neticede aklımız hala yerinde, şükür.-

Okumaya devam et “Sohbet: 3. Hikayeni Anlat”

Sohbet: 2. Merkürün Kadar Konuş

Her şeyin ilk şeysi bu mitolojiyle başlamış ya hani. Hıh, biz de oradan başlayacağız. Tatlı tatlı.

Şimdi bu Merkür, Tanrıların en hınzırı, en akıllısı, akıllı olduğu için sıkılıyor zahir. Ne yapacağını bilemiyor. Bana kalırsa, fazla zeka ve enerjisinden kabına sığamıyor Merkür. Böyle olunca da, babası Zeus bir işe yara oğlum, tut bir şeyin ucundan, diyor, bunu Tanrıların habercisi yapıyor. Ölülerin ruhlarını yer altına götürüyor, çıkıp ineklerini çalıyor birilerinin, öyle güzel de lir çalıyor ki kalpleri de büyülüyor. Hem akıllı, kurnaz, hem de hızlı. Alıyor bilgiyi oradan oraya taşıyor. Aslında çok da yargısız; Ulak yani. Haliyle kumarbazların, hırsızların koruyucu Tanrısı da oluyor. Diğer ismi ne biliyor musunuz? HERMES! Hani şu çanta markası. Hani bir araba parası olan. Aha, bildiniz. Tesadüf mü? Hıh, tabii tesadüf tabii…  Okumaya devam et “Sohbet: 2. Merkürün Kadar Konuş”

Sohbet: 1. Gel Birlikte Demlenelim

Dem nedir biliyor musunuz? Nefes, soluk demek dem. Bir de Güzel Kelimeler Dükkanı öğretmişti ki, “hemdem” var. Arkadaş, o nasıl güzel kelime! O ne tatlı ifade! Canciğer, samimi dost demek.

Stefano D’anna, Tanrılar Okulu‘nu okuyan herkes benim sonsuza kadar dostum, demişti. Ben de en başından beri, bu bloğu okuyan herkes benim sonsuza dek dostum, diye düşünüyorum. İçimi açmışım, o da almış kabul etmiş, belki bana birkaç sırrını bahşetmiş, belki bunu sadece içinden konuşarak yapmış. Ne fark eder? Zihnim, kulağım bilmez. Bilmesin de. Ruhum kalbim bilir. Okumaya devam et “Sohbet: 1. Gel Birlikte Demlenelim”

Theta Healing: 30- Erdemleri Acıyla Öğrenmek

“Çok daha kolay geçen yaşamların da oldu. Ama onlardan pek fazla bir şey öğrenemedin.” Michael Newton

Yazmak istediğim çok şey var ama ne zaman kelimelere kalem tutsam çil yavrusu gibi dağılıyorlar bu ara. Kendi içimde spiralde kıvrıla kıvrıla sessizleştiğim, dem aldığım bir dönemdeyim. Ve tam o anda Michael Newton’ın bilmem hangi kitabında okuduğum bu cümle geliyor ve bana yazdığım alıntıyı söylüyor. Bugün bir kez daha aynı hissi yaşayınca, tamam dedim. Konumuz meğer buymuş 🙂

En çok kullandığım cümle “Acıyla tekamül etme zorunluluğuna gerek olmadığı” Neden? Bunu sürekli kendime hatırlatıyorum da ondan. Hatırlatırken üzülüyorum da bazen. Yine neden hatırlamam gerekti diye. Konu Mirkelam şarkısına dönüşüyor gözümde: “Sonra üzülsem, üzüldüğüme üzülsem…”

Seminerlerde, bu konuyu yüksek benlikle anlatırım. Yüksek benlik, ileri seviye (2. aşama) seminerinin konusudur ve neden acıyla tekamül ettiğimizi bana en iyi açıklayan olmuştur.

Bu dünyaya birçoğumuz bir amaç için geldiğimize inanırız. Açıkçası, inanmak bende neredeyse bilmek noktasındayken bile şunu itiraf edebilirim, eğer böyle olmasaydı bile o amacı yaratmak, bence hayrımıza olurdu. Hepimiz güçlü roketler ya da hızla fırlayacak oklar gibiyiz ama bir hedef/amaç yoksa roketin de okun da bir anlamı yok.   Okumaya devam et “Theta Healing: 30- Erdemleri Acıyla Öğrenmek”

Fili Anlamak

Şubat 2018’di, hep bir gün kapısını çalacağımı düşündüğüm bir çiftin kapısının çaldım. Bilgilerine, bilgiyi kullanma şekillerine saygı duyduğum. Henüz seminer düzenlemeye yeni başlamıştım. Çok hevesliydim. Ben dönüşüyordum, insanlar dönüşüyordu. Sanki dünya, benim dünyam bambaşka bir hale evriliyordu. Bir basamak atlar ve tüm oluşu birkaç basamak daha manzaralı izler gibiydim. Hala o histeyim.

Oraya neden gittiğimi bilmiyordum, sezgilerimi dinlemiş, eşim dışında da kimseye bir kelime dememiştim. Ama duyacaklarımı biliyormuşum, duyunca karşılıklı anladık. O gece orada duyduklarımı zaten gitmeden hatırlamışım ama neredeyse cümle cümle hala hiç unutmadım.  Okumaya devam et “Fili Anlamak”

Gökkuşağının Ardından…

Samimi olmak, zoraki olamayacak bir şey kendi doğasından.
Samimiyet aynı zamanda geliştirmek için dünyada deneyimlediğimiz erdemlerden. Bu sebeple, bilinçli bir çabaya olumlu yanıt vermekte her erdem gibi.
Hatta samimiyet eksikliği, bazı hastalıklarla da ilgili dolaylı yoldan.
Samimi insanları ve samimiyet için bilinçli çaba harcayan olmayı seviyorum. Bu bir algı yönetimi haline dönüşen dünyamızda bazen tuhaf kaçsa da.
Neden bu girizgah? Çünkü, okuduğun son derece samimi duygularla yazıldı ve dilerim öyle ruhlara ulaşır okuyucu.

Ve çünkü burada hep “İçimi açtım sana/İçini açmak için”
*Birhan Keskin

Soruyorum da bazen, benim içimden sana ne, senin içini açmaksa benim her ne haddimeyse? Okumaya devam et “Gökkuşağının Ardından…”

Theta Healing: 29- Vesile Olmak

Her Theta Healing Basic Dna seminerine tekniğin ana kurallarını açıklayarak başlarız. Bunlardan bir tanesi “vesile olmak”tır.

Son seminerimde birçok farklı tekniği deneyimleyen bir öğrencim, bu açıklamadan çok mutlu olduğunu söylediğinde, bir an bu konudan blogumda hiç bahsetmediğimi düşündüm. Oysa, ortak kanımız daha çok üstünde durulması yönünde oldu.

Gelin size tanık olmak vesile olmak nedir biraz ondan bahsedeyim. Okumaya devam et “Theta Healing: 29- Vesile Olmak”

Işığını Saç Diye Seni Kırıyorum

Hepimizin, hikayesi kendimize has yaralarımız var. Bu yaralar bizi arayışa itiyor, iyileşmeyecek gibi duruyor, biz onun şifasının peşinde koşuyoruz, tam iyileşecekken kabuğu kopuyor, iyileşme sürecimiz yeniden başlıyor ve o yara bir şekilde gündemini koruyor. İşin enteresan yanı, kendinde şifası için yöntemler aradığın, tam potansiyel sergilediğin bu yara, senin o arayışın sayesinde başkalarında şifalanıyor.

 

Yaran, belki ıssız bir ada sandığın varoluşunu, bir olduğun bütüne açıyor.

Okumaya devam et “Işığını Saç Diye Seni Kırıyorum”

Theta Healing: 28- Derin Kazılardan…

Emily Schmith’e ait Digging tablosu

Birkaç haftadır, şişmiş bir burun ve boğazda yanmayla uyanıyorum. Hikaye çok tanıdık. Allerji… ve yaklaşan bahar. Geçtiğimiz yıl, gluten, süt ürünleri, kafein, meyve, şeker ve tahmin edebileceğiniz her şeyi içeren bir diyete girmiş ve tüm bu sorunlardan kurtulmuştum. Son dönemde, yediklerime hiç dikkat etmediğimden (yok ay boğadaydı, İzmir boyozuydu, şehir dışında olunca sınırsız yemekti, anne yemekleri vs. gibi sınırsız bahane listemden ötürü) bir ay içinde de genellikle 3 şehir değiştirdiğimden, konu geri döndü. Sabah bir akrabam aradı ve sesim nedeniyle çok hasta olduğumu falan sandı. Telefonu kapatınca kendime, hadi kızım otur kendini kaz, ilaç almıyorsun, çalışma yapmıyorsun, her sabahın böyle mi geçsin birkaç ay dedim. Tabii ki, gözümü bile açamamışken oturup kendimi kazmadım. (Hep dürüst olacağım bu konularda, biliyorsunuz değil mi?) Onun yerine çay içip brownie yedim! Resmen intihar. Neyse…

Yediğimiz, içtiğimiz konunun sadece bir kısmı, diğer kısmı ise buna neden olan duygu ve programlarımız. Bunu theta healing advanced seminerinde de detaylı konuşuruz. Örneğin, diyelim ki ben bir vitamini meyveden alamıyorum. Bu aslında sadece vitamin eksikliği sorunu değildir, vitaminler ikinci varoluş seviyesindedir. O seviyenin var oluş enerjisi sevgidir. Bu benim sevgiyi alamadığım anlamına gelir. Sevgi konularında çalışana dek, dışarıdan vitamin alarak ancak ikinci varoluş seviyesiyle dengelenirim. Birinci varoluş seviyesinden bir minerali bedenim alamıyorsa, bu kez de konu destektir, desteklenmektir. Çalışacağım konular bunlardır, gibi…

Son derece keyifsiz uyandığımdan, güne daha dingin başlamak ve biraz kafamı dağıtmak için elime yarım kalan bir kitabımı aldım. Spiritüel Yasalar/ Diana Cooper.

Spiritüel yasalardan bağlılık konusuna geldim. Diyordu ki, “Bağlı olduğunuz şey, her kim ya da her neyse, sizi manipüle edebilir. Artık özgür olamazsınız. İpin ucunda sallanan bir kukladan farkınız kalmaz.”  Okumaya devam et “Theta Healing: 28- Derin Kazılardan…”