İçimizdeki Savaşlar Bitmeden…

“Dünya böyle, çünkü sen böylesin.”
Tanrılar Okulu

Bir yerde okumuştum, bunca yüzyıllık dünya tarihinde barış içinde geçen yıl toplamı 200 imiş, biliyor muydunuz?

Thea Alexander’ın kitabı MS. 2150 geliyor aklıma, başucu kitaplarımdan. Günümüzün çok ötesinde bir toplum, bizim içinde boğulduğumuz her şeyi aşmışlar. Ruhlar tekamülde ileri bir noktadalar. Bir ütopya ya da belki gidip gören birilerinin bizi buna hazırlama süreci, kim bilir? Ama yolumuz uzun, net.

Bu cümleleri Roma-İstanbul dönüş uçağında yazıyorum. Aslında Colosseum’u dolaştığımız o gün hatta neredeyse çıkışında elime bir kağıt kalem alıp yazmayı çok istedim.  Okumaya devam et “İçimizdeki Savaşlar Bitmeden…”

İstedikleri Kişi Olmak

Bloğumu takip edenlerin en çok kendimden örnekler anlattığım yazıları okumayı ve öğrencilerin de deneyimlerimi seminerlerde de dinlemeyi sevdiklerini bildiğimden 24 saatlik bir emin miyim sorusuna evet eminim cevabımla birlikte size bir kazma hikayesi daha anlatmak istedim. Yine kendimi ifşa ediyorum, hayırlısı.

Dün Instagram hikayemde Eskişehir’de seminerime gelen Gülçin’e sınıfta örnek kazma yaptığımı, fibromiyalji konusunda çalıştığımızı ve sonuç olarak da kazma sonrası ağrılarının tamamen geçtiğini paylaştım. Okumaya devam et “İstedikleri Kişi Olmak”

Kedi Merdiveni

Hayat tamamlar, teyidini sunar…

Ana sınıfındayım. Dersten sıkılmışım, bir ödevimiz var. Ertesi gün sınıfta bir süsleme yapacağız. Evde kedi merdiveni yapmak ödevimiz. Hepimiz bunu duyup çıkıyoruz. Eve gidiyorum, anneme kedi merdiveni yapacağız diyorum. O nasıl bir şey dediğinde, ikimizin de bilmediğini anlıyorum. Komşuya soruyoruz, onlar da kedi merdivenini bilmiyorlar. Bir kağıt alıyorum, bir kedi ve merdiven çizip ertesi gün sınıfa götürüyorum. Herhalde, kedi resimleri ile süsleyeceğiz sınıfı diyerek. Sınıfa gittiğimde, herkes grafon kağıtlarından süsler çıkarıyor. Kedi merdiveni oymuş. Ben de bir resim kağıdına çizdiğim kedi ve merdiveni çıkarıyorum.
Okumaya devam et “Kedi Merdiveni”

Kırmızı Ayakkabı

“Küçük bir çocukken sahip olduğum o yaratıcı tutkum neydi?”
“İçimde, dizginlenemez olanın adı neydi?”
“İçimde artık durmadan kanayan o yaranın bulduğum geçici çözümü ne?”
“Kafamın üstündeki kafesin adı ne? O neyin bedeli?”
“Lütfen beni sev diye yalvardığım kim?”
“Kırmızı ayakkabım şimdi nerede?”

** Okumaya devam et “Kırmızı Ayakkabı”

Sık Sorulan Sorular: Theta Healing

En çok soru aldığım konu elbette Theta Healing. Bazen yanıtlamam zaman alabiliyor. Sürekli seyahat etmem bir yana, Instagram’da doğrudan gelen mesajların çokluğu, telefonumdaki mesajlar ve mailler bazen yetişemeyeceğim kadar fazla oluyor. Bu nedenle, hem toplu halde aldığım soruları hem de sık gelen mesajları burada yazacağım.

Çok heyecanlı, hadi başlayalım! Okumaya devam et “Sık Sorulan Sorular: Theta Healing”

Herkes Kendi Yolunda

Çok konuşmanın adı gürültü, çok yol aldım demenin adı ulaşamamak oluyor bazen.

Çok bilen olmak da var işin ucunda. Oysa Olimpos’tan dünyaya inmek de bir yaşam konusu. Çalış çalış bir yaşamda bitmez hatta. (Sonraki yaşam jüpiter retro sonra.)

Yahu dünyadayız sonuçta.

Bir ışığın bir karanlığın var.

Okumaya devam et “Herkes Kendi Yolunda”

Zihin vs. Beden

İnsan zihinde karar almak için tasarlanmadı, diyor aldığım bir danışmanlık. Ah, diyorum karşımdaki kadına, haklısın. Hiç zihinde karar almam ki, kitap alırken bile bedenime sorarım. Kalp ya da bağırsaklar di mi karar merkezi?

Bazısında, ama sende başka bir organ yanıtını alıyorum.

Aaa, eee onca karar, bunca yıl… Nasıl yani… Neyseki, theta frekansında akıyordu son yıllarda, saflıkla. ??

Duyuyorum organ adını. Hay bin kereviz, başka organ mı kalmadı, yine mi sen!  Okumaya devam et “Zihin vs. Beden”