Rüyalar: Teşekkür Ederim…

Pelikanların rüyasını anlatmak için başlıklar dolusu yazı yazdım.

İnsanlar, neden yüzde yüz sezgiselliğe ve simgelere dayanan bir konuda, üstelik yazılanlar son derece kişiselken binlerce kelime okusun ki…

Bu dahil bütün yazılanları okuduğunu bildiğim herkese öncelikle çok teşekkür ederim. En başta, bu bloğu açma nedenim, ruhsal konularda da, nasıl kilo verenlerin, nasıl annelerin, nasıl modayla ilgilenenlerin ve ürün tüketimlerini paylaşanların ve hatta yeni evlililerin deneyimlerini paylaştıkları bloglar varsa ve bunlar onlar için önemliyse, bir tane de tırtıl gibi bazen yavaş ama emin adımlarla ilerleyen ve kelebek olmak için sürekli ‘hatırlayan’ların asla örnek değil, ne haddime, ama ilham alabilecekleri ve kendilerini yalnız hissetmeyecekleri bir blog olsun. Dışarıyı anlattığımız, dışarıyı okuduğumuz yetti. Bir tane de içini anlatsın birileri, istedim.  Okumaya devam et “Rüyalar: Teşekkür Ederim…”

Rüyalar: Pelikanların Rüyası

IV.

Upuzun bir sahildeyim. Sırtım denize dönük, deniz açık mavi, sonsuz ve pırıl pırıl. Kumlar muhteşem. Burası benden başka hiç kimsenin olmadığı bir deniz kıyısı. Sağ yanımdaki bembeyaz tüylü turuncu gagalı  devasa pelikanı ve sol yanımdaki minicik kulübeyi saymazsak. Hepimizin sırtı denize, yüzü ise sonsuz kum tanelerine bakıyor. Pelikana mesafeli, kulübeye ise yakınım. Pelikan birden devasa kanatlarını açıyor. Nefes dahi almadan izliyorum. Sadece kanatlarını açarak, bir kez bile çırpmadan gökyüzüne yükseliyor. Ama nasıl bir yükseliş! Sanki bir sanat! Sanki bir görünmez iple yukarı çekiliyor doğrusal bir şekilde. Sonra bulutları geçmeye başlıyor. Her bulutta “Ah” diyorum aşağıda, “Şimdi o buluta kafasını çarpacak.” “Şimdi yok olacak!” Ama o yükseldikçe yükseliyor, yükseldikçe yükseliyor ve görünmez oluyor. Hissettiğim büyülenme ve hayranlık. Ama tam o anda beklemediğim bir şey oluyor. Pelikan aynı rahatlık ve hızla, yine sadece kanatlarını açarak ve doğrusal bir şekilde yeryüzüne dönüyor. Yaklaştıkça, nefesim kesiliyor, kalbim deli gibi çarpıyor. Her nedense, onun beni öldüreceğinden eminim. Sürekli “Beni öldürmek için geliyor, bana zarar verecek.” diyorum ve yapabileceğim tek şeyi yapıp kulübeye giriyorum. Okumaya devam et “Rüyalar: Pelikanların Rüyası”

Rüyalar: Şimdi Tatlı ve Kahvelerimizi Alabiliriz…

 

I

Hazım kısmında ilk kez bir soru içimde yankılanmıştı. Rüyalar, hayatımızın takip ettiğimiz simgeleri, belki de en mahremimiz… Burada tanımadığım herhangi bir insanın tıklaması ile karşısına çıkmalı mıydı? Bu kadar açık olmam doğru muydu? Yaralanabilirdim.

Düşünün ki, bir insanla ilişkinizin mahremi pek de mahrem değildir aslında. Neticede iki kişi arasındadır. 3. kişilere ulaşma olasılığı her zaman söz konusudur. %50’si diğer kişinin inisiyatifindedir. Ama sizin ruhsal deneyimleriniz… Sadece dikey düzlemden size akan bilgiler. %100 mahremiyet. (Bildiğimiz kadarıyla?)

Neyse ki, prensip olarak önce yapar sonra düşünürüm. 🙂 Okumaya devam et “Rüyalar: Şimdi Tatlı ve Kahvelerimizi Alabiliriz…”

Rüyalar: Hazım…

Davetimden ve size sunulanlardan memnun kaldınız mı? Uzun bir geceyi ve yemeği paylaştık. Öncelikle, çok teşekkür ederim. Masadaki bazı yüzleri tanıyorum bıraktıkları yorumlardan. Bazıları ise (ki sayıları yüzlerce) görünmez ama meraklı hayaletler. O hayaletleri merak ediyorum. Başından beri sessizce okuyanlar, sayınız hiç az değil. Sizin isminizi de yorum kısmında görmemiz mümkün mü? Bana özelden yazdığınız her güzel cümleyi ve isminizi sadece o gün için aklımda tutabiliyorum. Bu bilgi de ben zaten dmden ya da farklı yerlerden yazmıştım diyenlere olsun.  Okumaya devam et “Rüyalar: Hazım…”

Rüyalar: Ana Yemeğe Karar Verdiysek…

Restoranı seçtik (Tırtılın Düşü), başlangıcımızı seçtik, menüyü inceledik, sıra ana yemeği seçmekte. 🙂 Davetimi kabul edip benimle olduğunuz için çok teşekkür ederim. Üzerine bir kahve içip uzun uzun sohbet edeceğiz. İşte o kısım için çok sabırsızım. Ama yemeğin hakkını vermek gerek, haydi soğutmadan başlayalım 🙂

Ana yemek kısmında, size birkaç farklı rüya türünden bahsetmek istiyorum. Siz de eklemeler yaparsanız yorumlarda, çok mutlu olurum. Rüya defteri tutmaya karar verdiniz, peki her rüyanızı aynı kategoride değerlendirebilir misiniz? Bazı rüyalar sanki hemen şimdi oluyormuşçasına gerçektir, ama bazılarında sanki boyut değiştirirsiniz. Çevreniz, görünüş, hisler değişir. İşte şimdi onları gözden geçirelim. Ara ara kendimden örnekler vereceğim, çünkü örnek verebileceğim tek bilgi kendi rüyalarım. İşin aslı bunca yazıyı sadece iki rüyamı kahve içeceğimiz kısımda size anlatmak için yazıyorum. Dilerim okurken sıkılmazsınız 🙂 Okumaya devam et “Rüyalar: Ana Yemeğe Karar Verdiysek…”

Rüyalar: Rüya Defteri- Biz Menüyü İnceleyelim

Hayatı, simgelerini ve kendisini tanımaya başlayan bir insan için, rüyalardan daha güzel bir rehber var mıdır acaba bu hayatta? Bu soruyu sorarak ilk yazımı bitirmiştim ve o yazıda bu konuda okuduğum kitaplardan bahsetmiştim. (Burada) Kitaplar arasında en çok katkıyı sağlayan incecik bir kitap oldu. Rüyaları Anlamak- Nerys Dee/İlhan Yayınları. Bu kitapta şöyle diyor: “Rüyalar hakkında okuyacağınız en iyi kitap kendi yazdığınız rüya günlüğü olacaktır. Hemen bugün başlayın.” Okumaya devam et “Rüyalar: Rüya Defteri- Biz Menüyü İnceleyelim”

Rüyalar: Başlangıç Olarak Ne Alırdınız?

Kendi hikayemi anlatırken, ilk yazımda yolum rüyalara düşmüştü. Devam edebilmek için sıra biraz ilginç olan bu konuyu incelemekte.

Analitik psikolojinin kurucusu olan Jung’un kendi hayatını anlattığı, Anılar, Düşler, Düşünceler kitabında, kendi hayatında çok önemli olaylar olarak açıkladığı kırk ikiden fazla rüyasını anlattığını biliyor musunuz?

Rüyalar hakkında birçok kitap okudum. Son olarak da Jung’un yazılarından derlenen Rüyalar isimli kitabını elime aldım. Psikoloji eğitimi almadığım için ve Jung’u anlamak çok kolay olmadığından, kitabın ne kadarını anladım ve analiz edebildim bilmiyorum. Ama bazı noktalarda değinmek istediğim yerler olacak. Okumaya devam et “Rüyalar: Başlangıç Olarak Ne Alırdınız?”

Çünkü Hikayeyi En Başından Dinlemelisin…

Hayır korkma, dünyanın bir toz bulutu olduğu andan başlamayacağım. 🙂 Kendi tozumdan dumanımdan daha çok…

Uzun zaman oldu ama harika bir şekilde yeniden klavyeyi elime almış bulunuyorum. Bu hafta Theta Healing Dna eğitiminin ikinci seviyesi olan advanced’i aldım. Öyle çok soru geliyor ki, hep daha iyi bir an için ertelediğim bu konuyu oturup yazmaya karar verdim.

İlk eğitimi aldığım 4 ay öncesinden beri, bu maceranın nasıl başladığını birçok kişiye anlattım. Üzgünüm (!) thetanın ne olduğundan önce size de anlatacağım. Bence bu yeni bir eğitime heves edip almaktan çok daha ötesini anlatıyor çünkü. İşaretleri takip etmek gibi, teslim olmak ve inanmak gibi. Okumaya devam et “Çünkü Hikayeyi En Başından Dinlemelisin…”

Sen Yine Hobi Olarak Aydınlan…

 

Jung der ki, “Bir insan aydınlığı hayal ederek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanır.”

Bu söz, bir gün içinde iki kez karşıma çıkınca, içimde ayrı ayrı uyanışlar gerçekleşti. Okuduğum her şey zihnimde birleşti ve sonra bu yazıya vesile oldu.

Ruhsal çalışmaların başında, çoğumuzun içinde aynı niyet tohumlanır. Bizi farkındalıklı bir insan yapacak, ruhani olan üst çakralarımızın (aslında üst bilincimizin) açılması. Görünenin ardındakine, bilinmeyen, unutulan sırlara uyanış. Oysa, ruhsal çalışmalar yapan kişilerle konuştukça, kendi üzerimde ve başkalarının üzerinde çalıştıkça hep aynı şeyi gözlemliyorum. Sorun üçüncü göz değil aslında, sorun çok daha temel. Sorun, bu dünyaya köklenmemizi sağlayan ilk çakralarımızda. En ilkel yanımız olan, yaşama köklenmeyi, cinselliğin ilkel halini, parayı, maddeyi, aidiyeti ve daha birçok şeyi simgeleyen o kök çakrada.

Okumaya devam et “Sen Yine Hobi Olarak Aydınlan…”