Theta Healing: 28- Derin Kazılardan…

Emily Schmith’e ait Digging tablosu

Birkaç haftadır, şişmiş bir burun ve boğazda yanmayla uyanıyorum. Hikaye çok tanıdık. Allerji… ve yaklaşan bahar. Geçtiğimiz yıl, gluten, süt ürünleri, kafein, meyve, şeker ve tahmin edebileceğiniz her şeyi içeren bir diyete girmiş ve tüm bu sorunlardan kurtulmuştum. Son dönemde, yediklerime hiç dikkat etmediğimden (yok ay boğadaydı, İzmir boyozuydu, şehir dışında olunca sınırsız yemekti, anne yemekleri vs. gibi sınırsız bahane listemden ötürü) bir ay içinde de genellikle 3 şehir değiştirdiğimden, konu geri döndü. Sabah bir akrabam aradı ve sesim nedeniyle çok hasta olduğumu falan sandı. Telefonu kapatınca kendime, hadi kızım otur kendini kaz, ilaç almıyorsun, çalışma yapmıyorsun, her sabahın böyle mi geçsin birkaç ay dedim. Tabii ki, gözümü bile açamamışken oturup kendimi kazmadım. (Hep dürüst olacağım bu konularda, biliyorsunuz değil mi?) Onun yerine çay içip brownie yedim! Resmen intihar. Neyse…

Yediğimiz, içtiğimiz konunun sadece bir kısmı, diğer kısmı ise buna neden olan duygu ve programlarımız. Bunu theta healing advanced seminerinde de detaylı konuşuruz. Örneğin, diyelim ki ben bir vitamini meyveden alamıyorum. Bu aslında sadece vitamin eksikliği sorunu değildir, vitaminler ikinci varoluş seviyesindedir. O seviyenin var oluş enerjisi sevgidir. Bu benim sevgiyi alamadığım anlamına gelir. Sevgi konularında çalışana dek, dışarıdan vitamin alarak ancak ikinci varoluş seviyesiyle dengelenirim. Birinci varoluş seviyesinden bir minerali bedenim alamıyorsa, bu kez de konu destektir, desteklenmektir. Çalışacağım konular bunlardır, gibi…

Son derece keyifsiz uyandığımdan, güne daha dingin başlamak ve biraz kafamı dağıtmak için elime yarım kalan bir kitabımı aldım. Spiritüel Yasalar/ Diana Cooper.

Spiritüel yasalardan bağlılık konusuna geldim. Diyordu ki, “Bağlı olduğunuz şey, her kim ya da her neyse, sizi manipüle edebilir. Artık özgür olamazsınız. İpin ucunda sallanan bir kukladan farkınız kalmaz.”  Okumaya devam et “Theta Healing: 28- Derin Kazılardan…”

Güzel Şeylerden

Hadi güzel bir şeyler söyle bana.

Gelmekte geciken bir baharın neşesinden

Güzel bir şeyden bahset

Zeytin ağaçlarından

Her şeyin güzel olacağından

En güzel günlerimizi henüz yaşamadığımızdan

Bir yağmur sonrasında hissettiklerinin deminden

Boşa geçtiğini düşündüğün ama hiç boşa geçmemiş bir kıştan

Geçmez dediğin genel geçer acılardan

Kimliğine işlenmiş bir hüzünden geriye kalandan

İlla ki güzel olsun Okumaya devam et “Güzel Şeylerden”

Seni İçime Gömdüm

“Eline tüfeğini alıp fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak, önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütmezdi onları.” 

Lise ikinci sınıftaydım, hafta sonları dershaneye gidiyordum. (Bir nesil bunu yaptı, evet.) Bir Edebiyat öğretmeni vardı, sınıfta sevgilisi olduğunu gördüğü iki kıza, üniversite sınavını kazanana kadar sevgililerinizi içinize gömün, bir kitap var alın onu da üstüne okuyun, demişti. Kitabı koşarak henüz hiç sevgilisi olmamış, bir süre daha hiç sevgilisi olmayacak olan ben almıştım. -Biliyorsunuz ki, birileri yaşar birileri yazar. Ben birileri yaşarken okuyanım genellikle.- Çok etkilenmiştim, ama o zamana dek gerçek bir sevgiyi tatmamış biri için dilini bilmediği ama ortak kelimelerden ve tanıdık görsellerden anlamaya çalıştığı yabancı yemek kitaplarından az farklıymış kitap da. Okumaya devam et “Seni İçime Gömdüm”

Kozada İki Yıl…

Merhaba arkadaşım,
Bu yazıyı dün yazmaya başladım, 28 Ocak sebebiyle ama sözü kısa tutamadım. Bugüne kaldı.
Okuyucu diye başlamıştım iki yıl önce, çünkü sandım ki okuyup çıkacaksın hayatımdan. Ama biz seninle arkadaş olduk, ben seni bilmesem de bazen, gönül bağı kurduk, oturduk kahve içtik bazen, bazen bir yorumdan selamını aldıkça mutlu oldum, bazen de elele tutuşup gözlerimizi kapatıp birbirimizi kazdık 🙂 (Olayların buraya geleceğini ben de düşünmemiştim evet 🙂 )
Bana bir blog yazacaksın bilgisi geldiğinde, zaten aktif bir bloğum vardı ve çalışmalarımı sergiliyordum orada. Tuhaf bir bilgiydi. Ben eğitimini aldığım işimi bırakmış, pastacılık yapıyordum. İlgi alanlarım kalabalıktı, ama adı Tırtılın Düşü olan bir bloğu yazma ve dönüşümü anlatma fikri? Aman Allahım! Anlatacak neyim vardı ki. Anlatabileceğim birkaç konuyu da okuyanlar bana “deli” demeden nasıl anlayacaklardı?
Kendimi çok hafife almışım, okuyucularımı da. 🙂 Okumaya devam et “Kozada İki Yıl…”

Kendime Ait Bir Oda

“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın.”

Okuduğunuz sözler, kült bir kitap olan Kendine Ait Bir Oda’nın yazarı ve bilinç akışı tekniğinin öncülerinden Virginia Woolf’e ait. Bilinç akışı, normalde okunması zor bir teknik olsa da, Woolf’ün bu kitabı onun en rahat okunan hali ve her kadın tarafından keşke okunası… Okumaya devam et “Kendime Ait Bir Oda”

Pastanın Şanslı Dilimi

2018 yeni bir işe başladığım, çok gezdiğim, çok eğlendiğim, yeni birçok arkadaş edindiğim, çok güldüğüm, gözyaşı da hiç eksik olmayan ama dönüp baktığımda asla unutamayacağım dolu dolu bir yıl oldu. Ama yılın son gününde oturur da bunları düşünürüm derken, zihnim bambaşka bir anıya gitti. Hep yazmak istediğim, birkaç nedenden ötürü içten içe kendime kırıldığım, yine de detaylarını anımsamaktan mutluluk duyduğum. Düşünürken içim ısındı. Okumaya devam et “Pastanın Şanslı Dilimi”

Tuhaf Denklem

Fantastik adını verdiğim bu hayatı oldukça tuhaf bir denklemin içinde buluyorum bazen. Hemen “daha yüksek bir bakış açısını seç” uyarısını yapıyorum kendime. Bazense, kusura bakma canım, diyorum. Bugün biraz dümdüz bakacağım konuya, hatta dümdüz bakarken içimi hafifleten küfürler de edeceğim, buna da ihtiyacım var, diyorum. Okumaya devam et “Tuhaf Denklem”

Bir Denizin Kıyısında…

Bu gece Instagram‘da bir yaratım çalışmamız var, gökyüzünün bizi destekleyen etkisiyle 22:10’da. Beni en çok etkileyen, yüksek benliğimizin bize bu akşam yol göstericiliğinin belki her zamankinden daha net olabilecek olması. Öğrencilerim bilir, benim yüksek benliğimle diyaloglarımdan bazen bir kitap çıkar diyorum.

Astrolog arkadaşım Tolunay, bu etkinin 2020’ye dek bir daha oluşmayacağını söyledi. Bir önceki çalışmamızı yine Instagram’da duyurmuştuk ve onlarca mesaj almıştım yaratımın etkisiyle ilgili. Bu küçük duyurumun ardından, sabah yüksek benliğimle rüya ve vizyon sınırındaki sohbetimizi aktarmak istedim. Aslında, daha ben bu etkiyi bilmeden, bu yazıyı yazacağımı biliyordum da.   Okumaya devam et “Bir Denizin Kıyısında…”

Belirsizlik Denizinde Giderken

İlginç bir yıldan geçtin, belki daha da ilginç olacak yenisi.
Biz adını “fantastik” koyduk bu yılın. Fantastiğin üstüne ne tanımlanır, yaşayıp göreceğiz.

Dört duvar ve biraz da pencere evimde, yalnız bir gecede yazıyorum bu yazıyı. Odam loş, birkaç mum yaktım gecemi onurlandırmak için, arkadan usulca sevdiğim bir müzik çalıyor. Günün üçüncü kahvesini içtim başlarken. Birileri dört duvar pencere evlerinde yalnız okuyor şimdi yazımı. Birileri yeraltında, metroda kalabalığın arasında tek başına benimle konuşuyor okurken. Bir başkası korkuyla bir dişçi koltuğuna oturmadan hemen önce denk gelecek belki. Durup düşünüyorsun, durup düşüneceksin. Ben de düşünüyorum. Biraz önce elimden bıraktığım eski bir dostun cümlesini; Okumaya devam et “Belirsizlik Denizinde Giderken”

Acıyı Dönüştürmek

Kalbimin bir yanıyla ayak izlerini yürüdüğüm Tezer Özlü, şöyle demişti:

“… hiç değilse acıları dönüştürecek sözcüklere sahip olduğumu düşündüm. Ama diğer insanlar, acılarını, yaşantılarını, uykusuz gecelerini, umut ve umutsuzluklarını ne yapıyorlar?”

Tezer Özlü’nün bu sorusunu elimde kağıtla, kalemle ya da gece yarısı bir klavyenin başında kendime kaç kez hatırlattım bugüne dek, bilmiyorum. Her defasında “Sahi ne yapıyorlar?” diye sorarak. Belki bir heykel, belki bir örgü, belki birkaç müzik tınısı, nehrin altındaki nehre insan ruhunu bağlayan herhangi bir şey işte, en iyi ihtimalle. Okumaya devam et “Acıyı Dönüştürmek”