<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yazılar | Tırtılın Düşü</title>
	<atom:link href="https://www.tirtilindusu.com/Blog/yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<description>Tırtılın D&#252;ş&#252;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 31 Mar 2021 09:12:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.5</generator>

<image>
	<url>https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/04/cropped-buttefly-32x32.png</url>
	<title>yazılar | Tırtılın Düşü</title>
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ya Sonra?</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/ya-sonra/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/ya-sonra/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2021 09:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=3259</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun bir sessizliğin ardından bir küçük mektup bırakmak istedim bloğa. Birkaç kuşak öncemizin, şimdi aklımızın dahi almadığı sorunları vardı. Çok uzak değil, babaannemin babası örneğin, Yunanistan’da köylerini basan anarşistlere (Andarte olarak geçer) en büyük çocuğunu vermek zorunda kalarak ve tüm mal varlığını da vererek ailenin geri kalanını koruyabilmişti. İki seçenek sunulmuştu, ya istenilenleri verecekti ya [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/ya-sonra/">Ya Sonra?</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1400" height="788" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2021/03/f_mash_lon_stormciara_200210-1400x788.jpg" alt="" class="wp-image-3260" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2021/03/f_mash_lon_stormciara_200210-1400x788.jpg 1400w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2021/03/f_mash_lon_stormciara_200210-711x400.jpg 711w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2021/03/f_mash_lon_stormciara_200210-768x432.jpg 768w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2021/03/f_mash_lon_stormciara_200210-1536x864.jpg 1536w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2021/03/f_mash_lon_stormciara_200210.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1400px) 100vw, 1400px" /></figure>



<p>Uzun bir sessizliğin ardından bir küçük mektup bırakmak istedim bloğa.</p>



<p>Birkaç kuşak öncemizin, şimdi aklımızın dahi almadığı sorunları vardı. Çok uzak değil, babaannemin babası örneğin, Yunanistan’da köylerini basan anarşistlere (Andarte olarak geçer) en büyük çocuğunu vermek zorunda kalarak ve tüm mal varlığını da vererek ailenin geri kalanını koruyabilmişti. İki seçenek sunulmuştu, ya istenilenleri verecekti ya da o gece o ev ve içindekiler yok edilecekti.&nbsp;</p>



<p>Bu hikayeyi duyduğumda, derinden yaralanmıştı bir parçam. Diğer bir parçam ise, henüz hiçbir şeye aymadığından, neyse bu geçti gitti, şu an seninle ilgili değil, bunu atlattılar demekteydi. Oysa, 25’lerimden sonra açıkça öğrendim ki, konu tamamen bizimle ilgiliydi artık ve şüphesiz anlaşılmayan her döngü kendini tekrarlar.</p>



<p>Bu kesinlikle çok büyük bir travmaydı ve dnamız çok akıllıydı. Hayatta kalma benliği hemen bu travmayı sonraki nesillere aktaracak şekilde işlemeliydi. Sonraki özellikle 7 nesil, bu travmayı bilmeden bilecekti ki, belki açıklanamaz korkulara ve inançlara sahip olacaktı ki hayatta kalabilsin…</p>



<p>Gelelim bugüne:1 yıldır, her an evimize sızabilecek bir bilinç ile yaşıyoruz. Tüm konuşmalarımızda o var, tüm haberler onunla ilgili, neredeyse rüyamızda bile virüsü görecek duruma geldik.</p>



<p>Biliyorum ki, bazı insanlar virüs konusunda çok farklı düşünüyor, bununla ilgili önemli kaynaklara atıfta bulunuyorlar ancak benim ilgimi çeken kısmı -bu yazıda- virüs konusunda yanıltılma ihtimalimiz değil. Siz virüsü tehlikeli bulmayabilirsiniz, size asla bulaşmayacağına dair bir inancınız da olabilir ve aslında belki sisteminiz böyle çalışıyor da olabilir, ancak ne olursa olsun, dışarıda sana ya da sevdiğin birine zarar verebilecek bir ‘bilinç’ olduğunu bilmek, stres yaratır. Stres ise tüm hastalıkları açığa çıkarabilecek gizli güçtür. Anlattığım hikayede de, anarşistler de belki o gece her kapıyı çalmıyordu, ama her evde aynı stres ve korunmazlık hali vardı.</p>



<p>Pandemi döneminde hayatıma katılan bir teknik olan Recall Healing bize en basit anlatımla şunu söylüyor:</p>



<p>Beyin stres yaratan bir konuyu alır ve çözüm olarak bir organa indirir, biz buna hastalık deriz.&nbsp;</p>



<p>Örneğin, aldatılan bir kadını ele alalım. Kadın aldatıldığını öğrendi, beyin için müthiş bir stres şimdi bu konu, sevilmedi, tercih edildi, aldatıldı… Bu stresi çözmek zorunda, çünkü çok fazla işlevi var o beynin, bu travmayı uzun süre tutmamalı. (Tutarsa beyin kendini bir koruma modu olarak depresyona sürükleyebilir) Ve şimdi bir şey oldu, kadın onu aldatan adamı unuttu, çünkü yeni birine aşık. Yeniden sevilebilir ve arzu edilebilir olduğunu hatırladı. Eşzamanlı olarak birden memesinde bir kitle olduğunu öğrendi. Bu durumda tekniğin kurucusu Gilbert Renaud, Yeni Alman Tıbbı’nı baz alarak şunu söylüyor: “Tebrikler! Sonunda bu travmaya bir çözüm buldu beyniniz! Organa indirdi ve sorunu çözdü…“ Bu bakış açısıyla, hastalıkların tamamı değil ancak önemli bir kısmı stres ortadan kalkınca oluşuyor.</p>



<p>Eminim bunu birçok kez yaşamışsınızdır hayatınızda. Büyük bir stres altındasınızdır ve bedeniniz muhteşem çalışmaktadır. Sonra stres yaratan eş, iş elinizden gider ve siz tam rahatladım derken birden yataktan kalkacak gücü bulamazsınız. Hasta olmuşsunuzdur.</p>



<p>Sanırım artık kimse romantik bir şekilde “Covid bit artık” demiyor. Vizelerimizin izin verdiği ölçüde dünyaya açılan o ülkelerle biricik görünen bağımız, şimdilik çok net bir şekilde son buldu. Hijyen kelimesi ve sınırlara saygı, idraklerimizin izin verdiği ölçüde hayatlarımıza girdi. Tıpkı üniversite günlerimizdeki gibi Starbucks’tan bir kahve alabilmek, yeniden adeta lüks oldu 🙂</p>



<p>İşte bu noktada, acemi merağım beni şu soruya götürüyor.</p>



<p>Peki yine de, bu tehdit gücünü bir nebze yitirdiğinde, biz virüse bağışıklık kazandığımızda, gerekli aşılar bulunduğunda vs… yani artık beynimiz artık bu strese ihtiyaç yok dediğinde beyinlerimiz bu stres yükünü ne yapacak?</p>



<p>Dediğim gibi, acemi merağım soruyu soran, belki bu şekilde çalışmayacak, belki zaten stres fazında bunu yönetemeyen bünyelerde epey zararını verdi ancak bu bir ihtimal ise belki farklı yaklaşmamız gerekiyor.</p>



<p>Bu yazıyı içleri karartmak adına değil, aslında sonuna birkaç öneri sunabilmek adına bıraktım.</p>



<p>Ne yapabiliriz? Her koşulda 7 kuşak boyunca izi sürülecek bir travmanın bir yıldır içindeyiz.</p>



<p>Neysek o olabiliriz. Eminim ki, birçok okuyucu evde ebeveynlerinin sağlığından endişelendiğinden birçok korkusunu ya da gün içinde yaşadığı stresi maskeliyor, onlara yansıtmamaya çalışıyor. Ancak, bir şeyin daha büyük bir sorun olmasını kesinlikle istiyorsak yapabileceğimiz en mantıklı şey maskelemek. İçinize atmamak, sağlıklı bir şekilde duygularınızı ifade edebileceğiniz dostlar ve yakınlıklar geliştirmek…</p>



<p>Stresliysek, bunun bedenden bir şekilde çıkmasına izin vermek. Belki yürüyüş, belki yine teknikte öğrendiğimiz saldırgan bir kaplan gibi birkaç dakika durabilmek, belki son ses şarkı söyleyip bedenden o stres yükünü atabilmek.</p>



<p>Meditasyona zaman ayırmak… Böylece, düşünce denizinde kaybolmadan kendi merkezinde Yaradan’la ilahi hattında durabilmek.</p>



<p>Kahkaha atabilmek! Biliyoruz ki, en büyük tahribat akciğerlerde oluşuyor. Akciğerler, üzüntü ve kederi tutan organlarımızdır. Gerçekten bizi güldüren skeçleri, yapımları izlemek, kahkahanın müthiş şifalandırıcı etkisine tanık olmak en çok nefesimize ve akciğerlerimize iyi gelecektir. Ve elbette, nefes egzersizleri de hepimiz için çok önemli olabilir.</p>



<p>Kendimizi negatif bakış açılarından koruyabilmek. Unutmamak lazım, yaratıyoruz, izlediğimize, duyduğumuza inandığımızda o bilgiye kendi bilincimizi ekliyoruz ve yaratım olarak karşımıza çıkıyor.</p>



<p>Organlarınıza her sabah uyandığınızda gülümsemeye ne dersiniz? Merhaba karaciğerim, merhaba pankreasım, merhaba safra kesem, merhaba sol dizim… Harika iş çıkarıyorsunuz, sizi seviyorum!</p>



<p>Sağlıklı beslenmek, egzersiz gibi konular benim uzmanlık alanım değil, ancak yazmaya dahi gerek yoktur sanıyorum.&nbsp;</p>



<p>Son olarak Theta Healing bakış açısını eklemeden geçemeyeceğim.</p>



<p>Virüsler, alanlarımızda bizim sayemizde ve bizimle birlikte yaşayan bilinçlerdir. Özellikle, suçluluk, değersizlik hislerine çekilirler. Belki bu konuda bir rehberlik talep etmek ya da kendi içimize elimizden geldiğince nazik ve derin yolculuklarda bulunmak katkı olur.</p>



<p>Güzel havaları, güzel diyarları ve güzel haberleri çok özledik.</p>



<p>Dilerim, nefesimiz kadar yakın olsun.</p>



<p>Sevgiyle…</p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/ya-sonra/">Ya Sonra?</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/ya-sonra/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelimeleri Duyguyla Örme Oyunu</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 17:39:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=2975</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayal edin… Bulunduğunuz şehir her neresi ise oradayım ya da ben neredeysem siz oradasınız.  Bir anda bir fikir geliyor aklıma ve bir hikaye beliriyor Instagram’da, size diyorum ki: “Eğer yanınızda son okuduğunuz kitap ve altını çizdiğiniz bir satır varsa, adresim burası, kalkın gelin. Kapım ilk 30 kişiye açık bu gecelik.” Kapıdan girmeye başlıyorsunuz, bir çember [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/">Kelimeleri Duyguyla Örme Oyunu</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="img has-hover x md-x lg-x y md-y lg-y" id="image_502796716">
								<div class="img-inner dark" >
			<img decoding="async" width="500" height="208" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/11/fulya-1469522484-e1606671476667.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" />						
					</div>
								
<style scope="scope">

#image_502796716 {
  width: 100%;
}
</style>
	</div>
	

<p>Hayal edin… Bulunduğunuz şehir her neresi ise oradayım ya da ben neredeysem siz oradasınız.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bir anda bir fikir geliyor aklıma ve bir hikaye beliriyor Instagram’da, size diyorum ki:</p>
<p>“Eğer yanınızda son okuduğunuz kitap ve altını çizdiğiniz bir satır varsa, adresim burası, kalkın gelin. Kapım ilk 30 kişiye açık bu gecelik.”</p>
<p>Kapıdan girmeye başlıyorsunuz, bir çember oluyoruz.</p>
<p>Bakıyorum, sayı 30’u geçmiş, 50’lerdeyiz. Herkes bu çağrıyı ne çabuk aldı?<span id="more-2975"></span></p>
<p>‘Hayır’ demiyorum, geleni buyur edip kapımı kapatıyorum bir saatin ardından.</p>
<p>Şimdi bir çemberiz, bir masa etrafında. Mumlarımız ve kaldırılacak kadehlerimiz var birlikte.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Toplam 54 kadın. Bakıyorum, evet tamamı kadın, hiç erkek yok.</p>
<p>Sorun değil, bir gün onlar da olacaklar. Bir gün erkekler de ruhtan gelen çağrıyı duyacaklar.</p>
<p>Diyorum ki size, “Bir oyunum var. Henüz bilmiyorsunuz. Duyguları örme oyunu… Bunu çok uzun süredir planlıyorum. Tahmin ettiğinizden de uzun süredir. Bu benim bir yaratımımdı… Bu gecenin bir kaydı olacak. Ve bizim çemberimize tanıklık edenler olacak bu sayede. Ben gecenin kaydını da tutacağım. Yazacağım tüm konuşmaları.”</p>
<p>Oturumu başlatmadan size eşzamanlılığı ve frekansı anlatıyorum.</p>
<p>“Doğaya bakın” diyorum, “bir kelebeğin kanat çırpışı, dünyanın bir ucunda fırtına yaratıyor. Çindeki bir yarasa çorbası, tüm dünyayı sınırsız ve süresizce etkiliyor.</p>
<p>Bak etrafına, rüzgar, yağmur, güneş, ay, yıldızlar, senden bağımsız değil.</p>
<p>Ve bak çevrendekilere… Bak semtine… Bak coğrafyana… Bu birliğin içinde rezone olduğun kümene bak, sen de onlardan bağımsız değilsin.</p>
<p>Frekans, bizim etkileşimde bulunduğumuz bant aralığımızdır hayatla.</p>
<p>Örneğin, hastalık, virüs ve benzeri şeyler, düşük bir frekans aralığındadır.</p>
<p>Öte yandan, şükran, minnettarlık, neşe gibi duygular… Çok yüksek frekans aralığındadır.</p>
<p>Biz frekans aralığımız her ne ise, o aralıktaki durum, olay, kişilere çekiliriz. Bu sebeple, biz bir konuda farkındalık kazandıkça, anladıkça, özgürleştikçe içimizdeki zincirlerden, genellikle, bulunduğumuz çevre hatta bazen şehir ve ülke bile değişir.”</p>
<p>Yüzlerinize bakıyorum tek tek…</p>
<p>“Hoş geldiniz. Buradasınız, çünkü sizi buraya davet eden frekans aynı ve ortak.</p>
<p>Bir şey var tam da zaman kesitinin şimdisinde, hepimizde ortak olan.</p>
<p>Son okuduğumuz kitaplarda, altını çizdiğimiz yerlerde ortak olan, topladığımızda bize bir şey anlatacak olan bir şey var. Rüya çemberi gibi bu. Tek farkla, kelimelerden oluşan bir çember bu sadece, dostlarımız yazarlardan ve kelimelerden…</p>
<p>Şimdi bir oyun oynayacağız sizlerle.</p>
<p>Fakat öncesinde, bir an, gözünü masada yanında oturmayı seçtiğin arkadaşına ve çemberin diğer üyelerine çevir sessizce. Bak bakalım, gözleri sana ne anlatacak, bak bakalım onların enerjileri seninki ile nasıl harmanlanacak…”</p>
<p>Birbirinize bakıyorsunuz şaşkınlık ve gülümseme ile. Kitaplara bakıyorsunuz. Günlük hayatınızda hiç karşılaşmadığınız bunca insanla aynı anda okuduğunuz kitaplar nasıl bu kadar ortak!</p>
<p>Küçük bir çanım var. Çanı çalıyorum…</p>
<p>Oyunun kuralları var, diyorum.</p>
<p>“İlk kural: Çemberde her üye sadece bir kez söz alacak ve sadece son okuduğu kitabın son altını çizdiği cümlesini okuyacak.</p>
<p>İkinci kural: Kimse kimsenin sözünü kesmeyecek ve kitap cümlesi dışında bir şey konuşulmayacak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Üçüncü kural: Söz alan tercihen bir ya da iki, maksimum 4 cümle okuyacak.</p>
<p>Dördüncü kural: Okunan cümle, altını çizdiğin cümleye bir çağrıda bulunuyorsa, sıra senin sırandır. Söz hakkı senindir. İstediğin kadar heyecanla okuyabilirsin cümleni.</p>
<p>Ses çanıyla başlayacak aktarımımız ve ses çanıyla bitecek. Arada ise yalnızca sizin sözleriniz olacak.</p>
<p>Hazırsanız başlıyoruz kelimeleri duyguyla örmeye.”</p>
<p>Dinggg…</p>
<p>Ben alıyorum ilk sözü ve ilk ilmek atılıyor:</p>
<ul>
<li>İçgüdülerimin bana söylediği yalnızca iki sözcüktü: ‘Hayal et.’</li>
</ul>
<p>Şimdi masanın ucundan bir diğeri, heyecanla devam ediyor:</p>
<ul>
<li>O zaman, bir zihnin gelişkinliğinin kabul edilemez olanı kabul edebilmesiyle ölçüldüğünü anlayabilirsiniz.</li>
</ul>
<p>Ve şimdi bir başkası:</p>
<ul>
<li>Yaşlı olan, bilen, içimizdedir. Kadınların en derin ruh psişesinde kadim ve canlı vahşi benlikle serpilip gelişir.</li>
</ul>
<p>Şimdi de aynı kitabı okuyan bir başkası çağrıyı kalbinde duyuyor:</p>
<ul>
<li>Bazı kadınlar için vahşi olanın bu hayat verici &#8220;tadı&#8221; gebelik sırasında, çocuklarını emzirirken ve büyütürken onlarda görülen değişim mucizesi sırasında, sevilen bir bahçenin müdavimi olmak gibi bir aşk ilişkisinin müdavimi olduklarında çıkagelir.</li>
</ul>
<p>İşte örgüye başlıyoruz:</p>
<ul>
<li>Güçlü bir duygu hissettiğinde, var olmasına izin ver. Hareket etme, duyguyu buyur et.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bazen tek ihtiyacımız, görülmek, duyulmak, anlaşılmak. Var olanla durmak. Unutursan hatırla.</li>
</ul>
<ul>
<li>Aşka inanacağız her ne olursa olsun. Sonsuz aşka! Gerçek aşka! Aşkın sevgiye evrimleşmesini hayranlıkla izleyecek, kabul edecek ve o sevgiyle sevişeceğiz.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sevdiğiniz zaman &#8216;Tanrı yüreğimde&#8217; değil, &#8216;Tanrı&#8217;nın yüreğindeyim&#8217; deyin. Sanmayın aşkın rotasını çizebileceğinizi, çünkü aşk sizin rotanızı çizer, sizi buna layık bulursa eğer.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kalp sırdır ve bir o kadar da şeffaftır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Başkalarını dinlemekten kıstığımız kalbin sesi, zaten oldukça titizdir. Sessizlik ve dinginlik ister duyabilmek için.</li>
</ul>
<ul>
<li>Perdeler yarım yamalak asılıydı, koltuğun nerede duracağı henüz belli değildi. Fakat şimdi her şey yerli yerindeydi ve ucundan paylaştığımı sansam da aslında hiç bilmediğim bir hayatın yaşandığı bu evde ne kadar yabancı olduğumu fark ettim.</li>
</ul>
<ul>
<li>İnsanoğlunun kendi ihtiraslarının bir hapishane hücresinden daha korkunç olduğunu anlamıştı.</li>
</ul>
<ul>
<li>Mutluluğun eşya biriktirmekten ziyade deneyimlerin keyfine varılmasıyla ortaya çıkması kaçınılmazdır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir sevgili gittiğinde, altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir. Bir kuş, bir sevgili.. İnsan kaybettikleriyle insandır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Çünkü yüreğinizin hakikatini saklayacaktır dostunuzun ruhu, hatırlanan tadı gibi şarabın. Rengi unutulup kadeh yok olduktan sonra da.</li>
</ul>
<ul>
<li>Ama acının önünde susarsak, çok susarsak saygımızdan, bir noktadan sonra sorgulanamaz olursa acı, ne diyeceğiz sonra? Nasıl anlayacağız sormazsak? Üstelik bugünlere böyle gelmedik mi? Susarak…</li>
</ul>
<ul>
<li>O böyle sorunca, hemen durup düşünüyorum. Sahi kafamdan neler geçiyor benim. Hiç! Saf, temiz, heyecanlı bir aşkı dinliyorum sadece.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
</ul>
<ul>
<li>Kaygılı bağlanma tam olarak böyle bir şeydi. Beraberinde yoğun kontrolcülüğü getirirdi.</li>
</ul>
<ul>
<li>Yaz: Hayatı, yüreğimizde bir ağrı gibi taşımak zorunda değiliz. Yaz da, iyi bir insanın olmanın yetmediğini anlat herkese. Birbirimize karşı iyi olamadıktan sonra, yürekte uyuyan iyiliğin beş para etmediğini herkes bilmeli. Yaz: Bugün herkes <b>yeterince</b> <b>inciltilmiştir</b> artık.</li>
</ul>
<ul>
<li>Yargılamayın ki yargılanmayasınız. Kınamayın ki kınanmayınız. Affedin ki affedilesiniz.</li>
</ul>
<ul>
<li>Size ne öğrettiklerini bulduktan sonra onları affedin.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bazen bırakmak da affetmektir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Şifa arayışı çoğu zaman derdine deva arayanları yola düşürür. Bu yol bir ibadet seferine, bir tür hacca da dönüşebilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Geleneksel yöntemlerden bağımsız düşünün ve planlarınızı öyle yapın. Her zaman her sorunun bir yanıtı ve bir çözümü olduğunu bilin.</li>
</ul>
<ul>
<li>Rab mahirdir ama zalim değildir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Rab akıl sayesinde dünyadaki güzelliklere yeniden erişmemizi istiyor bence. Aklını kullanarak insan dünyayı adil ve herkes için daha güzel bir yer yapabilir. </li>
</ul>
<ul>
<li>Anlamak, sevmekle ilgili her şeyi unutmaktır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Leonardo da Vinci, &#8216;Bir şeyi anlayana kadar onu ne sevebiliriz ne de ondan nefret ederiz,&#8217; demiş.</li>
</ul>
<ul>
<li>Farkındalık, merhamet ve merakla içsel durumu incelemeyi mümkün kılmanın yanı sıra, kendimize bakım vermek için bizi doğru yöne yönlendirir.</li>
</ul>
<ul>
<li>O en çelimsiz ve şaşkın görünen tarafınız, aslında en güçlü ve dirayetli tarafınız.</li>
</ul>
<ul>
<li>Geçmişin kutsanması ve iyileştirilmesi gerekir. Her katmanına gir! Her köşesini aydınlat! Yeni bir anlayışla onu dönüştür. Endişelere, şüphelere ve korkulara kapılmayı bıraktığında geçmişin iyileşecektir. ”Kendini özünde bağışlamanın” gerçek anlamı budur.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sezgisel biri sadece üçüncü gözü kullanarak okuma yaptığında gerçek yerine bu korkuyu okuyabilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bu dünyada yaşamayı büyük bir maceraymış gibi ele alın. Kendinizi kahraman ruhlu doğrudan yana, korkusuz, kendisine hükmedebilen ve doğanın yasalarını anlayan bir varlık olarak kabul edin.</li>
</ul>
<ul>
<li>Balıkların çoğu yaşlandıkları zaman ömürlerini boşu boşuna geçirdiklerinden yakınırlar. Sürekli sızlanır, lanet okur, her şeyden şikayet ederler. Ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mi ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü?</li>
</ul>
<ul>
<li>Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, yanlış limana vardığında şaşırmamalısın.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
</ul>
<ul>
<li>Ama eğer evrenimizde henüz olmadığımız şeyi olma olasılığı varsa&#8230; Ben bu olasılığı yakalayabilir miyim? Kendi yaşamımı babalarımınkinden farklı bir bahçe haline getirebilir miyim?</li>
</ul>
<ul>
<li>Kişinin istediği şeyleri araması asla hata değildir. Asla!</li>
</ul>
<ul>
<li>Mademki tırmanacaksın, yüksek olan dağa tırman. Manzarayı görürsün.</li>
</ul>
<ul>
<li>Özgürlük senin bunca zamandır taktığın bu maskelerin mal olacaktır. </li>
</ul>
<ul>
<li>Belirsizliğin bilgeliğine güven.</li>
</ul>
<ul>
<li>Karanlık zamanlarda göz görmeye başlar.</li>
</ul>
<ul>
<li>Karanlık bastırınca, nesneler de ben de belirsizliklerden sıyrılacağız. </li>
</ul>
<ul>
<li>Kirli, yorgun vücutlarını nihayet fırlayıp atabilecek, saf ruh boyutuna geçebileceklerdir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Dünyada hangi dağları aşmış olursan ol, aklın hep takılıp düştüğün taşta kalıyor. </li>
</ul>
<ul>
<li>Defalarca ne yapıyorsak oyuz. Bu yüzden mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Yaratıcılık bulaşıcıdır, bulaştırın.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir savaşçı kontrol etmeyi bilir. Başka bir insanı değil kendi duygularını kontrol etmeyi bilir.Duygularımızı kontrol etmeyi yitirdiğimizde duygularımızı bastırırız, duygularımızın yönetimi bizde olduğunda değil.</li>
</ul>
<p><i>&#8211; İyiliğin savaşını ver, kaybetsen bile günün sonunda bilirsin ki sen görevini yapmışsındır.</i></p>
<ul>
<li>O halde iş, başkasına hürmette.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sürekli aynı güne uyanırken, keyif alacağın yeni şeyler denemeyi unutma. Bugün mesela&#8230; Gün çal kendine hayattan ve ne varsa yapmak istediğin; al çantanı sırtına, vur kendini yollara…</li>
</ul>
<ul>
<li>Günlük hayattaki kusurlarımızla kusursuza erişmeye vakıf edelim gücümüzü. Gerçek bilgelik yaptığımız basit şeylere saygı duymasını bilmektir çünkü muhtaç olduğumuz yere bizi onlar götürür.</li>
</ul>
<ul>
<li>Hakikati bulmak isteyen insanın önce kendini tam anlamıyla tanıması gerektiğini iddia ediyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
</ul>
<ul>
<li>Yaşamın sırrı &#8220;ölmeden ölmek&#8221; ve ölüm diye bir şeyin olmadığını görmektir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bu dünyada adalet ölmeyecek, belki de bir gün gelecek bu adalet bize de geçecek ve vaat edildiği gibi tüm dünyada hüküm sürmeye başlayacak.”</li>
</ul>
<p>Dinggg…</p>
<p>“Şimdi bir süre sessizce kelime örgüsünde demlenelim”, diyorum. Gözlerimizi kapatıp demleniyoruz birlikte, sessizce.</p>
<p>Birbirinden bu kadar farklı 54 kadın, nasıl da bir öyküyü, kendi çizdiği kelimelerden oluşan bir öyküyü tamamladı, destek oldu ödünç aldığı kelimelerle birbirine…</p>
<p>“Şimdi diyorum, örgünün hangi kelimeleri kaldı aklınızda? Bu sizin bu geceden payınıza düşendir. Yanınızda götüreceğinizdir. Önünüzde beyaz bir kağıttan oluşan çıkın var. Bu toplam enerjiden aldığınız kelimeleri yazın o çıkına, aklınızda kalanları, bakalım ne diyor hayat bu buluşma ile size…”</p>
<p><i>Herkes kendi altın cümlesini yazıyor hatrında kalan kelimelerle, duygularla kağıda…</i></p>
<p><i>Bir de gözlemleyeni var, burada okuyanı var… Onlar da yazıyor şimdi çıkınlarına, altın kelimelerini… Ve hayat ne demek istiyor onlara tam da şu anda biliyorlar böylece…</i></p>
<p><i>Tek tek uğurluyorum çember misafirlerimi.</i></p>
<p><i>Bu gece paylaştığımız çok özel bir şeydi.</i></p>
<p><i>Tarihlerden 27 kasım 2020 saatlerden 19:00-21:00 arasıydı.</i></p>
<p><i>Ne iyi ettiniz de çağrıyı duyup geldiniz…</i></p>
<p><i>Ve şimdi bu yazıyı okuyanlar: örgüyü örenlerden miydiniz, yoksa kaydını okuyup gözlemci olanlardan mı? Yorumlarda bir ses verseniz ve belki altın kelimelerinizi yazsanız bize. Belki oradan da bir örgü çıkar bir gün.</i></p>
<p><i>Şimdi kapıyı kapatıyorum bir sonrakine dek.</i></p>
<p><i>Sevgiyle…</i></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/">Kelimeleri Duyguyla Örme Oyunu</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>28</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dramatik Kurtuluş</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/dramatik-kurtulus/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/dramatik-kurtulus/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2020 20:45:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=2865</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Sorun kendi hapishanemize gerçekten çok alışmış olmamızdır. Çok dardır, ama öte yandan biz ona çok aşinayızdır.”&#160; &#160; Bu sözler, tarotun en korkulan kartlarından birini anlatan Yıkılan Kule’ye dair yazılmış sözler. Tarot ve Kahramanın Yolculuğu isimli kitapta (Hajo Banzhaf/İlhan Yayınları) Kule, Dramatik Kurtuluş özetiyle öyle güzel anlatılıyor ki, bir hayat dersi gibi defalarca dönüp dönüp okuyorum! [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/dramatik-kurtulus/">Dramatik Kurtuluş</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Sorun kendi hapishanemize gerçekten çok alışmış olmamızdır.</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Çok dardır, ama öte yandan biz ona çok aşinayızdır.”&nbsp;</em></p>
	<div class="img has-hover x md-x lg-x y md-y lg-y" id="image_161806724">
								<div class="img-inner dark" >
			<img decoding="async" width="1020" height="644" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/painting-tall-ship-in-watercolour-final-1200.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/painting-tall-ship-in-watercolour-final-1200.jpg 1199w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/painting-tall-ship-in-watercolour-final-1200-634x400.jpg 634w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/painting-tall-ship-in-watercolour-final-1200-768x485.jpg 768w" sizes="(max-width: 1020px) 100vw, 1020px" />						
					</div>
								
<style scope="scope">

#image_161806724 {
  width: 100%;
}
</style>
	</div>
	

<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sözler, tarotun en korkulan kartlarından birini anlatan Yıkılan Kule’ye dair yazılmış sözler. Tarot ve Kahramanın Yolculuğu isimli kitapta (Hajo Banzhaf/İlhan Yayınları) Kule, Dramatik Kurtuluş özetiyle öyle güzel anlatılıyor ki, bir hayat dersi gibi defalarca dönüp dönüp okuyorum!</p>
<p><em>“Kule, uzun zamandır<span class="Apple-converted-space">&nbsp; </span>tutunduğumuz ve bir zamanlar bizim için tamamıyla uygun olan bir şey artık çok kısıtlı, çok naif, geçersiz ya da kabuk bağlamış bir hale gelmiş ve sonunda bizim için yalnızca bir hapishane<span class="Apple-converted-space">&nbsp; </span>olmuş demektir.”</em><span id="more-2865"></span></p>
<p>Izdırap da verse, hapishanemiz de olsa, o şeye tutunuruz diyor kitap. Çünkü alışmışızdır ve insanın en büyük korkusu, içine sığamadığı kalıpları, kabukları terk etmektir. Çünkü aşinadır. Yeri darken, konforsuz konforu pek rahattır.</p>
<p>Bu bana çok daha önce gördüğüm bir rüyayı hatırlatıyor:</p>
<p>Üzerimde, muazzam bir saten elbise var, içinde mutsuzum. Çünkü, ikinci giyişim ve ilkinden bugüne kilo almışım 🙂 Tam onu çıkaracakken bir boy aynası görüyorum. Elbise beni olduğumdan o denli zayıf göstermiş ki, hissettiğimle görünen bir değil. Ve elbisede, dolgun olmasına rağmen darlığından dümdüz olan göğüslerime bakıp yine de “Olsun, içinde çok zarifim, böyle davete katılabilirim” diyorum. Kardeşim “Yeliz, bu olmamış, derhal çıkar. Senin için çok dar” derken, ben Narkissos gibi aynadaki görüntüme büyülenmiş halde, direniyorum.</p>
<p>Bu rüyayı ve yıllar önce hayatımda tozu dumana katan bir yıkılışı hatırladığımda, günlerdir yazıp yazmamakta kararsız kaldığım ıstakoz ve yıkılan kulenin hikayesini burada yazmaya karar veriyorum.</p>
<p>Yıkılan kule, tarotta en temelde, ayrılıkları anlatan bir enerji.</p>
<p>Ayrıldığı şey, tıpkı rüyamdaki gibi, kibir ve egosunun kumdan kalesi. Onu beslemeyen, hapishanesi olan her alan. Tutunduğu ve tutunmaktan ellerinin kanadığı her şey.<br>Ve ayrılık her şeyi içine alabilir.</p>
<p>Artık bir birey olarak yaşamasını engelleyen, ona dar gelen babaevinde yaşamakta direnen bir yetişkinin, tüm ailesini karşısına alarak “evden ayrılıyorum” demesi, bir inisinasyon ve bir tür değişimdir. Herkesin hayat planı için elbette bu durum söz konusu değildir ama diyelim ki bu kişi için babaevinden ayrılmak bir hayat planı içinde zorunluluk olsun… Bu zamanında olduğunda adı erginleşme olur. Zamanı geçtiğinde, 1.70 boyundaki yetişkin kadın, hala pembe 1,40’lık çocukluk yatağına sığmaya çalışırken bir yandan da annesi onu kaşıkla besliyorsa, hala babasının küçük prensesi ise, belki de bu bir dramla ve acıyla olur.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Diyelim ki, sizi hiç beslemeyen bir iştesiniz, belki sadece geçim kaynağı olarak bakıyorsunuz. Tıpkı tüm atalarımız gibi… Bir yerde feda edilen bir yaratıcı gücünüz var. Siz henüz küçücük bir çocukken, içinizdeki o muazzam yapabilme gücü, hayallere sahipti şimdiki sizin aksinize belki. Ve geçim kaynağı olan o iş, artık sadece kendinize ihaneti size vermekte. Bıraksanız, bırakılır mı yahu, buldun da buluyorsun, seninki nankörlük… Kendinize daha fazla ihanet etmemeniz için, işten atılma iyiliğini bu kule enerjisi size verir.</p>
<p>En temel anlamlarından biri, ikili ilişkilerin bitmesi sayılabilir. Aslında hiç özüne hizmet etmeyen bir evliliğin, birlikteliğin bitişi, bu enerjiyle gösterilir.</p>
<p>Bir ülkeden ayrılmak, bir yeri terk etmek yine içinde olabilir.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Ya da örneğin, yıllarca bir konuda çok tutucu olmuş biri, öyle bir hal yaşar ki, toplumda dışladığı o kesime ihtiyaç duyar ve o sayede iyileşir. Ve bu sayede de içinde koca bir eski benlik, kule gibi yıkılır.</p>
<p>Ne olursa olsun, oluşan şey bir nevi anilik ve sıkıntı enerjisinde olabilir. Çünkü, olması gereken zamanı çoktan geçmiştir. Ona ihtiyaç duyulmuştur.</p>
<p>Ona ihtiyaç duyulmasını sağlayan enerjiler, sırasıyla; atalet içinde olduğu, kararsızlıkla kurban bilincine ve uyuşmaya geçtiği Asılan Adam, başaşağı kendisini asıp ben kurbanım deme sürecini bitiren Ölüm kartı, hemen ardından ruhsal dünya ve dünyevi gerçeklik arasındaki sıkışma evresini veren Denge kartı ve dengenin sonunda da ulaşılan Şeytan, Şeytana uymak ve sonunda ulaştığımız Yıkılan Kule’dir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-2869 aligncenter" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/ff88f9f681fce02c5547e39fda5cee0f-243x400.jpg" alt="" width="243" height="400" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/ff88f9f681fce02c5547e39fda5cee0f-243x400.jpg 243w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/ff88f9f681fce02c5547e39fda5cee0f-486x800.jpg 486w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/ff88f9f681fce02c5547e39fda5cee0f-768x1265.jpg 768w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/ff88f9f681fce02c5547e39fda5cee0f-933x1536.jpg 933w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/ff88f9f681fce02c5547e39fda5cee0f.jpg 1200w" sizes="(max-width: 243px) 100vw, 243px" /></p>
<p>Yani kule yıkılmadan, epey bir olay olmuştur. Kahraman, kurbanı, bağımlıyı, ataleti, ölümü, dengesizliği, şeytana uymayı deneyimlemiştir.</p>
<p>Ne tür bir dram ve ayrılığı simgelerse simgelesin, kart üçüncü boyut algısından bakıldığında bunu bize verir. Oradan dahi bakıyorsak bile, birkaç ay ya da yıl geçtiğinde, verdiği dram “İyi ki” denilecek bir ton yaratacaktır hayatında. Çünkü, kule yıkıldıktan, düzen bozulduktan sonra, destenin en güzel kartlarından biri düşecektir kişinin önüne. İsmi Yıldız’dır. Fırsatlardır, ikinci şanslardır. Tarotun en şanslı kartıdır.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-2870" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/tarot-karti-asilan-adam-www.denizinyildizi.com_-228x400.png" alt="" width="228" height="400" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/tarot-karti-asilan-adam-www.denizinyildizi.com_-228x400.png 228w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/tarot-karti-asilan-adam-www.denizinyildizi.com_.png 297w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-2871" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/RWS_Tarot_17_Star-232x400.jpg" alt="" width="232" height="400" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/RWS_Tarot_17_Star-232x400.jpg 232w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/RWS_Tarot_17_Star.jpg 300w" sizes="(max-width: 232px) 100vw, 232px" /></p>
<p>Asılmasa kişi, kendini şeytana gönüllülük haline sokmasa, kendini fantastik bir dünyada uyuşturmakla aşırı dünyevi olmak arasındaki dengesizliğe sokmasa ve aslına sadık kalsa… Yıldız’a doğrudan da gidebilir.</p>
<p>Acı ile tekamül etmeyi bırakan, şansın ve parlamanın sembolü bu karta, kulesini zamanında yıkarak, şeytanla yüzleşip kendi dengesini sağlayarak gidebilir.</p>
<p>Ama biz genelde gidemeyenlerin hikayesini okuruz 🙂</p>
<p>Ve biz yaşarken, aslında bir önceki kartı olan şeytana gönüllü kölelik yaparız.</p>
<p>Derste örneğin, diyor ki hoca:<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Bir kadın düşünün, aldatıldığını hissediyor. Öte yandan şöyle düşünüyor, şimdi bunu açığa çıkarsam, şu anki konforumu bırakmam, karar almam, daha kötü bir şartta yaşamayı kabul etmem gerekecek. Ne gerek var. Böyle devam etsin. Görmezden gelirim. Konfor alanımda yaşarım. Hem sanki diğerlerinin hayatı benden daha mı iyi, ne gerek var rahatımı bozmaya. -En büyük kolektif yalan: diğerleri, rahatı bozmak-</p>
<p>İşte kule yıkılmadan, şeytana uyuyor insan. Hocanın deyimi ile, şeytana gönüllü kölelik ediyor.</p>
<p>Seni beslemeyen işi düşün. Bunu sorgulasam, aç kalacağım, bunu bulamayan insanlar var, tamam mobbinge uğruyorum ama gittiğim diğer iş, sanki farklı mı olacak, ne gerek var düzeni bozmaya… diyorsun. Belki o beslenmediğin işten ayrıldığında, birkaç ay gerçekten kendini idame ettiremeyeceksin ama o anda baloncuklar yanacak zihninde, bir iş planı oluşacak ve sen birden orada yosun tutmuş bir işgücüyken, kendi işini yapan, çevreye ve diğer insanlara katkı sağlayan bir ilham alanına geçeceksin. -En büyük kolektif yalan 2, nasibin işverenden, aç kalırsın-</p>
<p>Elbette, bu yazdıklarımın diğer kutbuna, ölçülebilir riskleri zamanında almayı koymalıyız. Dünyadayız. Ama tüm varoluş nedenimiz dünya düzenine hizmet de değil. Bana kalırsa, orta yolculuk.</p>
<p>Bir önceki yazımla olan bağına gelirsek, ıstakoz kabuğunda kalamıyor, stres ve sıkışmışlıkla, kendi kulesini yıkıp gelişiyordu. Ve ne zaman kule ona dar gelse, gelişmek için kendi kulesini kendi elleriyle yıkıyordu.</p>
<p>Aynı hikaye bir başka hayvana daha atfedilmişti.</p>
<p>Misal, kartallar belli bir yaşa geldiklerinde yaşam ve ölüm arasında bir seçim yapıyorlardı. Seçimleri yaşamdan yana olursa, güvenli ve yalnız bir alana geçiyorlar, orada pençelerini, tüylerini ve sonunda da gagasını bir kayaya vurarak parçalıyorlar. Ölmeden ölüyorlardı anlayacağınız.</p>
<p>Ve bu sürecin sonunda, kendilerine bir o kadar daha yaşam süreci atıyorlardı.</p>
<p>Çok şanslıyız.</p>
<p>Bir kartal ya da ıstakoz kadar cesur olmamız gerekmiyor.</p>
<p>Yıkılması gereken kulelelerimize, yeni duvar kağıtları, perdeler seçerek, kulelerdeki işlerimize yeni isimlikler, yeni unvanlar alarak da düzeltebiliriz biz de kendimizi.</p>
<p>Düzeltebilir miyiz?</p>
<p>Şanslıysak, bir yıldırım hepsini dağıtır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-2872 alignleft" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/tarot-world-243x400.jpg" alt="" width="243" height="400" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/tarot-world-243x400.jpg 243w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/tarot-world-486x800.jpg 486w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/tarot-world-768x1265.jpg 768w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/tarot-world-933x1536.jpg 933w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/tarot-world.jpg 1200w" sizes="(max-width: 243px) 100vw, 243px" />Şanssızsak, ki şanssızız, çünkü işi doğa kanunlarına bıraktık. Ölmüş bir kulede, ölürüz; yıldızı, güneşi, ayı ve en güzel kartlardan gerçek tamamlanmayı, hepsini bitireni Dünya’yı tatmadan.</p>
<p>Yolculuk Dünya’ya yolculuktur. Dünya kartı, Joker’in tüm yolculuğunu tamamlayan, onu ölümsüzlüğe ulaştıran karttır.</p>
<p>Asılan Adam’ın tam tersidir. O olan Joker’in 21 ile bütünleşmesidir.</p>
<p>Ama her Joker, Dünya’yı göremez.</p>
<p>Dünya, Şems’in o güzel sözü gibi,</p>
<p><em>“Nereden biliyorsun dünyanın altının üstünden güzel olmadığını?”</em> diyen ve bize öğretilen, şeytanla buluştuğumuz o sahte dünya algısını yıkandır.</p>
<p>Çünkü yine kitabın dediği gibi <em>“Gerçeğe dair çizdiğimiz tabloları her zaman gerçeğin kendisinden daha çok severiz.”</em></p>
<p>Bu yüzden de, dünyamız alt üst olsun, ıstakoz kabuklarımız dar gelmesin, hiçbir şey değişmeden her şey değişsin isteriz.</p>
<p>Dramatik.</p>
<p>Kule, bazı destelerde yıldırımla yıkılmaz. Bir tüyle yıkılır.</p>
<p>Bir tüydür kuleyi yıkan. Çünkü kule, bir tüyle bile yıkılabilecek sahte düzendir.</p>
<p>Ama daha önemlisi, tüy, ilahi dokunuştur. Yaradan’dan, ilahi plandan gelen yıldırım, aslında okşayan bir tüydür.</p>
<p>Bitirirken en sevdiğim başıbozuklardan biri geliyor yanıma. Sesim kısılana dek bağırarak okuduğum o kitabı yeniden elime aldırtıyor.</p>
<p>Şöyle diyor:</p>
<p><em>“Sadece kendine aitsin sen. Peri kadar hafifsin,</em><br><em>bir bulut bile değilsin. Artık kendini ancak saçılarak,</em><br><em>yayılarak, akarak ve uçarak sürdürebilirsin.</em><br><em>kendine koyduğun addan başka bir ada sahip değilsin.</em><br><em>her yerden, her şeyi, olduğu gibi bırakarak gidebilir,</em><br><em>hep göçte olabilirsin.</em><br><em>dokunduğun hiçbir şeyde izini bırakacak,</em><br><em>gördüğün hiç kimsede adını biriktirecek değilsin.</em></p>
<p><em>Yolculuk sürdükçe her bir şeyde ne çok şey görebildiğini<span class="Apple-converted-space"><br></span>göreceksin. Gözünü göreceksin kendi gözünle.</em><br><em>Gözünü gördüğünde, bir başkasına anlatılamayacak kadar yükselecek, yükselecek, yükselecek, yükseleceksin.</em><br><em>Yüksekteyken, kalabalıkların bu senin yeni gövden için çok küçük olduğunu seçeceksin.</em></p>
<p><em>Biraz daha yükselirsen eğer,</em><br><em>köksüzlüğün yasını tutmayacağın</em><br><em>bir yere geleceksin.</em></p>
<p><em>Sen artık kendinden ibaretsin.</em><br><em>Sırf sana aitsin sen.</em><br><em>Bu olabilecek en kalabalık, en çok halidir insanoğlunun;</em><br><em>tadını çok seveceksin. Yeniden birilerinin bir şeyi,</em><br><em>en kıymetli şeyi bile olmayı istemeyeceksin.</em><br><em>İstesen de pek beceremeyeceksin.” (Ece Temelkuran/Kıyı Kitabı)</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="is-divider divider clearfix" style="max-width:1000px;background-color:rgb(12, 12, 12);"></div>

<div class="row"  id="row-131552947">


	<div class="col small-12 large-12"  >
		<div class="col-inner"  >
			
			

<p><em>Bloğum için en temelde 3 ince çizgi oluşturdum:</em></p>
<p><em>İlki, okuyuculardan saygılı davranışı beklemek.</em></p>
<p><em>İkincisi, paylaşımlar konusunda titizlik. Yazılarımın paylaşılması, daha çok okuyucuya ulaşması beni mutlu eder ve onurlandırır. Lütfen ilgisini çekecek arkadaşlarınızla ya da kitlelerle paylaşın. Ancak, evrensel ahlak yasalarından Artha Yasası’na uygun olarak, ister bir kısmının ister tamamının paylaşımında, sahibinin etiketlenerek paylaşılmasını, kaynak belirtilmesi beklentisindeyim.</em></p>
<p><em>Üçüncüsü ise, sağlıklı sınırlar. Burada samimiyetle oluşturduğum bir dili sürdürmeyi seviyorum. Ancak, üretmeye, yazmaya, paylaşmaya devam edebilmek benim için çok önemli. Blogumda yazdığım yazıların ardından, özel mesajlarla etkileşimi sürdürmek benim açımdan mümkün değil. Yorumlarını, ekleyeceklerini, hissettiklerini duymak sonraki yazılarım için motivasyon olacaktır. Yazılarımla ilgili düşündüklerini bana özel kanallardan ulaştırman yerine yorum olarak bırakmanı rica ederim.</em></p>
<p><em>Sevgilerimle,<br></em><em>Yeliz</em></p>

		</div>
	</div>

	

</div>



<p></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/dramatik-kurtulus/">Dramatik Kurtuluş</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/dramatik-kurtulus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kabuğun Hapishanen Olduğunda</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2020 19:38:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=2845</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Sert bir kabuğu olan ıstakoz, yumuşak gövdesi büyümeye başlarken, aynı zamanda giderek küçülen kabuğunun içinde sıkışmaya da başlar. Bu sıkışma onda bir stres yaratır. Bu sıkışma ve stres öyle bir hale gelir ki, sonunda gelişmesi için önünde tek bir seçenek kalır. Kabuğunu geride bırakmak.  Güvenli bir alan bulur, kabuğunu bırakır, yeni kabuğunu oluşturur ve [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/">Kabuğun Hapishanen Olduğunda</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: right;">Sert bir kabuğu olan ıstakoz, yumuşak gövdesi büyümeye başlarken, aynı zamanda giderek küçülen kabuğunun içinde sıkışmaya da başlar. Bu sıkışma onda bir stres yaratır.</p>
<p style="text-align: right;">Bu sıkışma ve stres öyle bir hale gelir ki, sonunda gelişmesi için önünde tek bir seçenek kalır. Kabuğunu geride bırakmak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p style="text-align: right;">Güvenli bir alan bulur, kabuğunu bırakır, yeni kabuğunu oluşturur ve hayata devam eder.</p>
<p style="text-align: right;">Ve bunu bir yaşamda, birden çok sayıda yapar.</p>
<p style="text-align: right;">Bu Clarissa’nın bahsettiği hayat-ölüm-hayat döngüsünün belki ıstakoz dilindeki karşılığıdır.</p>
<p><span id="more-2845"></span><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-2846 aligncenter" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/the-prisoner-of-chillon-1834-oil-on-canvas-ferdinand-victor-eugene-delacroix-2-615x400.jpg" alt="" width="615" height="400" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/the-prisoner-of-chillon-1834-oil-on-canvas-ferdinand-victor-eugene-delacroix-2-615x400.jpg 615w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/the-prisoner-of-chillon-1834-oil-on-canvas-ferdinand-victor-eugene-delacroix-2-768x499.jpg 768w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/the-prisoner-of-chillon-1834-oil-on-canvas-ferdinand-victor-eugene-delacroix-2.jpg 1000w" sizes="(max-width: 615px) 100vw, 615px" /></p>
<p>Abraham Twerski, şöyle demiş bu hikayeyi anlatırken. “Eğer ıstakoz stres hissettiğinde, bir doktora gidip ilaç alsaydı, asla gelişemezdi.”</p>
<p>Bu cümle biraz sert, doktora gidip her türlü ilacı almamız gereken zamanlar olabilir ve buna sakinleştiriciler de dahil.</p>
<p>Öte yandan da, stres, hayat-ölüm-hayat döngüsü de gelişimimizin bir parçası olabilir.</p>
<p>Sürekli adeta bir proje gibi üzerimize pompalanan, mutlu ol, mutlu olmayı hak ediyorsun, biraz daha mutluluk satın almaz mısın alt mesajı, ıstakoz kabuklarımızın değişim saatinin geldiğini, bir süre güvenli bir alanda ve belki evet bir kaya altında ya da bir mağarada dinlenmenin ve yeni kabuğu beklemenin de son derece normal olduğunu bize unutturuveriyor. Unutmayıp o stresi deneyimliyorsak bile, bir süre bir alanda yeni kabuğumuzu oluştururken de suçluluk ve hatta dışlanma da hissedebiliyoruz. Kabuklarından, gelişimini öldürmek pahasına vazgeçmeyenler, bunu belki de anlamsız ya da tuhaf buluyorlar. Ve yeni bir normal oluşuyor. Kabuğundan asla vazgeçmeyenlerin normalliği.</p>
<p>Istakoz, bir oyunbozan belki de.</p>
<p>Bir sürü ıstakoz hayal edin, hepsi bir şekilde anlık mutluluk ve Carpe Diem’in yanlış algılanan anlamına takılmışlar. Büyümeyi, kabuk bırakmayı reddediyorlar. Ama doğası gereği bir depremi, bir yanardağ patlamasını engelleyemezsiniz. Ancak, biz doğamızı engelleyebiliyoruz. Doğamıza uygun olmayan hareketlerle yaşantımıza devam ederek, psikosomatik kaynaklı olabilecek birçok hastalığı da deneyimliyoruz.</p>
<p>Peki, bir köşede yeni bir kabuk yaratmaktan, öncesindeki kimliğimize, kabuğumuza verdiğimiz onca emeği bir anda bırakabilmekten, o kabuk oluşurkenki savunmasızlığımız nedeniyle yalnız kalmaktan duyduğumuz korku için ödediğimiz bedel sizce ne oluyor?</p>
<p>Ben bu soruyu her sorduğumda çok sevdiğim bir şiir aklıma düşüyor:</p>
<p><em>“Anything or anyone</em></p>
<p><em>that does not bring you alive</em></p>
<p><em>is too small for you”</em></p>
<p><em>“Sana canlılık vermeyen</em></p>
<p><em>herhangi biri, herhangi bir şey</em></p>
<p><em>senin için çok küçüktür”</em> diye çeviriyorum ben de naçizane.<span class="Apple-converted-space"> (David Whyte/Sweet Darkness)</span></p>
<p>(Bir şiiri çevirmeye çalışmak çok büyük stres. Bir sanat eserinin tozunu almak gibi içimde)<br />**</p>
<p>Buradan bir kelime düşüyor kalbimize: Canlılık….</p>
<p>Hayat canlıdır, an canlıdır, hayatınızın asla unutamadığınız, tadı damağınızda kalan anlarında dolaşın zihninizde… Onların hepsi canlıdır.</p>
<p>Bir bebeğin gözleri, gülüşü… canlıdır.</p>
<p>Birine aşık olduğunuz o ilk an, kalp atışınız canlıdır.</p>
<p>Bir iş teklifini kabul ettiğiniz o an, enerjiniz canlıdır.</p>
<p>Bir ağacın karşısında, kokusuna, çiçeklerine bakarkenki haliniz canlıdır.</p>
<p>Üniversite sınavında istediğiniz sonucu aldığınız o an, canlıdır.</p>
<p>Taze bir sebze, meyveyi ısırdığınızda hissiniz canlıdır.</p>
<p>Sevdiğiniz bir gülü koklamak için elinize aldığınız ve dikeninin kanınızı akıttığı o an canlıdır.</p>
<p>Bir lunaparkta çığlık çığlığa eğlendiğiniz o an canlıdır.</p>
<p>Sevdiğiniz biriyle dudak dudağa olduğunuz, ona dokunduğunuz o an canlıdır.</p>
<p>Bir denizde yüzdüğünüz ve güneşin gözünüze değdiği o an, üzerinize gelen bir dalga ile bocalanma haliniz canlıdır.</p>
<p>Hayat canlıdır.</p>
<p>Ama, bu yaşayan herkesin canlı olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>Kabuğun hapishanen olduğunda, feda ettiğin bana kalırsa, canlılığındır.</p>
<p>Ve hayat her zaman canlı olanı destekler.</p>
<p>Canlı olmaksa, yine benim görüşümde, hayat-ölüm-hayat döngüsündeki ölümü kucaklayabilmekten geçer.</p>
<p>Nehrin canlı olması, akabilmesinden geçer.</p>
<p>Nehrin pislenmiş olabilir.</p>
<p>Kabuğun sıkıştırmış ama bunca yıl sıkışmayı hissetmemek için yoksaymış olabilirsin.</p>
<p>Tamam, bunlar da normal.</p>
<p>Bir doğrusu yok yaşamın.</p>
<p>Ama canlılığı var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hemen bugün canlılığı yoksayarak, şimdiki gibi yoluna devam edebilirsin.</p>
<p>Ya da canlı olan ne sorusuyla kendine yeni bir yol çizebilirsin.</p>
<p>Seçim, hep senin.</p>
<p> </p>
<p> </p>



<p></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/">Kabuğun Hapishanen Olduğunda</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kozaya Dönme Vaktidir</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 01:04:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=2699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahraman, bir kez yola çıktığında,Hiç niyeti yokkenBirden kendini apayrı bir yolda bulduğunda&#8230;-Ki hep aniden olur bu--çünkü Uranüs&#8217;tür Kahraman Joker-Toydur, bir tırtıldır hayattaSanır ki öncesinde hep beslenecekHep de aynı çizgide gidecek hayatYanındakiler hep kalacakGüvende mışıl mışıl uyuyacak. .Ama öyle değildir kahramanın yolculuğu.Tuzak örer hayat ona Türlü sürprizlerle, karşılaşmalarla,Ani şoklarla, ani güzelliklerle .Bildiği her şeyi unutur sonra [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/">Kozaya Dönme Vaktidir</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="img has-hover x md-x lg-x y md-y lg-y" id="image_848688965">
								<div class="img-inner dark" >
			<img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="650" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/PhotoFunia-1588986055-kopyası-2.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/PhotoFunia-1588986055-kopyası-2.jpg 1000w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/PhotoFunia-1588986055-kopyası-2-615x400.jpg 615w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/PhotoFunia-1588986055-kopyası-2-768x499.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" />						
					</div>
								
<style scope="scope">

#image_848688965 {
  width: 100%;
}
</style>
	</div>
	

<p class="p2"><span class="s2">Kahraman, bir kez yola çıktığında,<br /></span><span class="s2">Hiç niyeti yokken<br /></span><span class="s2">Birden kendini apayrı bir yolda bulduğunda&#8230;<br /></span><span class="s2">-Ki hep aniden olur bu-<br /></span><span class="s2">-çünkü Uranüs&#8217;tür Kahraman Joker-<br /></span><span class="s2">Toydur, bir tırtıldır hayatta<br /></span><span class="s2">Sanır ki öncesinde hep beslenecek<br /></span><span class="s2">Hep de aynı çizgide gidecek hayat<br /></span><span class="s2">Yanındakiler hep kalacak<br /></span><span class="s2">Güvende mışıl mışıl uyuyacak. </span><span id="more-2699"></span></p>
<p class="p2"><span class="s2">.<br /></span><span class="s2">Ama öyle değildir kahramanın yolculuğu.<br /></span><span class="s2">Tuzak örer hayat ona <br /></span><span class="s2">Türlü sürprizlerle, karşılaşmalarla,<br /></span><span class="s2">Ani şoklarla, ani güzelliklerle</span></p>
<p class="p2"><span class="s2">.<br /></span><span class="s2">Bildiği her şeyi unutur sonra <br /></span><span class="s2">Bildiği bilinmeyenli bir yolda giderken yardımcı olamaz ki hiçbir varlığa<br /></span><span class="s2">O bildiği dili unutunca, bambaşka bir dil öğrenir <br /></span><span class="s2">Daha eski, daha kadim bir dil<br /></span><span class="s2">Açılır yoluna.<br /></span><span class="s2">Diğer sesleri anlamazken, hatta çevresinde ses bile kalmazken<br /></span><span class="s2">Konuşur evren sembol diliyle ona<br /></span><span class="s2">Konuşur rüzgar, konuşur deniz<br /></span><span class="s2">Konuşur yağmur, konuşur toprak<br /></span><span class="s2">Konuşur sayılar, konuşur yıldızlar<br /></span><span class="s2">Tetiktedir eşzamanlılıklar<br /></span><span class="s2">Buluşma saatidir rüyalar inandığıyla</span></p>
<p class="p2"><span class="s2">.<br /></span><span class="s2">Koza örer hayat ona <br /></span><span class="s2">Ortadan kaybolurcasına<br /></span><span class="s2">Dönüşür-dönüşür-dönüşür<br /></span><span class="s2">Sonra bir doğum sancısı<br /></span><span class="s2">Bambaşka bir şey doğar hayata.<br /></span><span class="s2">Girdi ve çıktı bir değildir<br /></span><span class="s2">Çok yoldan geçilmiş<br /></span><span class="s2">Çok eşik atlanmış <br /></span><span class="s2">Çok şeyden vazgeçilmiştir.<br /></span><span class="s2">Ama çıkan, bu dünyaya doğan tırtıl değildir.<br /></span><span class="s2">İyi ki değildir.<br /></span><span class="s2">Büyüleyici, tüy gibi, hafif, şeffaf, mucizevi, kanatımsı o güzel şey<br /></span><span class="s2">Şimdi eski formunun asla ulaşamayacağı yükseklikleri deneyimleyecek<br /></span><span class="s2">Manzarası genişleyecek, hafifleyecek<br /></span><span class="s2">Özgürleşirken büyüleyecek apayrı bir şeydir.<br /></span><span class="s2">Ve iyi ki de öyledir</span><span class="s2">.</span></p>
<p>.<br />Hoş geldim yeniden.<br />Hoş geldin yeniden.</p>
<p>Yeliz</p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/">Kozaya Dönme Vaktidir</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tırtılın Düşü</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 00:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Theta Healing]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=2693</guid>

					<description><![CDATA[<p>: Dönüşüm : Düş : İlham : Hayret : Saygı : Mizah : Zarafet : Mütevazilik : Merak : İçtenlik : İyi Niyet : Bilgelik Arayışı : Hizmet&#160; Benim için Tırtılın Düşü’nün anahtar kelimeleri. Bu blog, kendini yazan bir dönüşüm yolculuğu. Bir obur ve hevesli tırtılın kozasına girmesi, demlenmesi, büyümesi, ölüm-yaşam-ölüm döngüsünde dönüşmesi ve yepyeni [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/">Tırtılın Düşü</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="800" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc-720x800.jpg" alt="" class="wp-image-2694" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc-720x800.jpg 720w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc-360x400.jpg 360w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc-768x853.jpg 768w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc.jpg 1080w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>



<p><strong><em>: Dönüşüm : Düş : İlham : Hayret : Saygı : Mizah : Zarafet : Mütevazilik : Merak : İçtenlik : İyi Niyet : Bilgelik Arayışı : Hizmet&nbsp;</em></strong></p>



<p>Benim için Tırtılın Düşü’nün anahtar kelimeleri.</p>



<p>Bu blog, kendini yazan bir dönüşüm yolculuğu. Bir obur ve hevesli tırtılın kozasına girmesi, demlenmesi, büyümesi, ölüm-yaşam-ölüm döngüsünde dönüşmesi ve yepyeni bir formda zarafetle yükselebilmesi.</p>



<span id="more-2693"></span>



<p>Tırtılın Düşü, şimdiye dek on binlerce kişiye ulaştı. Sayısını benim bile bilmediğim kadar insan, bu blog sayesinde yaşamlarında bir şeyleri dönüştürdü. Bazısı bir kitap gibi sabahtan geceye dek başından kalkmadan okudu, bazısı çıktı aldı ve yolculuklarda okudu. Bazısı ağlayarak okudu, bazısı günlerce düşünerek, durarak, sayfa sayfa ilerledi… Bazısı beni en yakın arkadaşı ilan etti. Bazısının rüyasından eksik olmadım. Seminerlerime katılıp “Tırtılın Düşü’ndeki tüm yazılarını okudum ve bunun için buradayım!” diyen öğrenci sayısını ise gerçekten bilmiyorum. Burada anlattıklarım, yazım dilim öğrencilerimi oluşturdu.</p>



<p>Umduğum gibi olmadı. İyi ki de olmadı. Umduğum, yazdığımı binlerce kişinin değil, sadece birkaç kişinin okuyacak olmasıydı çünkü.</p>



<p>Bloğumu kapatma kararı aldığımda kasım 2019’du, bir virüs girmişti. Tam da o dönemde bir sohbetimde, “Yaşam enerjimi nasıl kullandığımı, nerelerde kan kaybettiğimi gözden geçirmeliyim” derken! Tırtılın Düşü de benden bağımsız değildi elbette. Ama ben blog benim eserim ve kapatabilirim sanıyordum. Hiç beklemediğim tepkilerle karşılaştım. Birçok okuyucu, bir hak arama enerjisinde bana ulaştı ve bunu yapamayacağımı çünkü hala okumakta oldukları ya da dönüp okudukları yazılarımın olduğunu, Tırtılın Düşü’nün benim olduğu kadar kendilerinin de olduğunu söylediler. Oysa benim hissettiğim en yoğun duygu ‘yorgunluk’tu.</p>



<p>Fişi çektim ve bir süre mağarama girdim. Orada Spotify konuşmaları ürettim. Nefis olmuş olabilirler.&nbsp;</p>



<p>Şimdi yeniden Tırtılın Düşü ile dönüyorum. Yeni fikirlerim de var kendisine dair. Ancak başında, bir daha o yorgunluk noktasına ulaşmamak adına birkaç ince çizgi belirledim.</p>



<p>Bu blogta yazan her şey, benim vesilemle çıktı, bazısı benden bağımsız kalemimden aktı. Ancak, kaynak ister benim ulaştığım bilgi, ister bana ulaşan bilgi olsun, burası için harcanan uzun saatler ve emek var. Paylaştığım ve satın alınamayacak kadar değerli o şey: tüm içtenliği ile paylaştığım deneyimlerim var.</p>



<p><em>Bu nedenle en temelde 3 ince çizgi oluşturdum:</em></p>



<p><em>İlki, okuyuculardan üstte bahsettiğim erdemlere saygılı davranışı beklemek.</em></p>



<p><em>İkincisi, paylaşımlar konusunda titizlik. Yazılarımın paylaşılması, daha çok okuyucuya ulaşması beni mutlu eder ve onurlandırır. Lütfen ilgisini çekecek arkadaşlarınızla ya da kitlelerle paylaşın. Ancak, evrensel ahlak yasalarından Artha Yasası’na uygun olarak, ister bir kısmının ister tamamının paylaşımında, sahibinin etiketlenerek paylaşılmasını, kaynak belirtilmesi beklentisindeyim.</em></p>



<p><em>Üçüncüsü ise, sağlıklı sınırlar. Burada samimiyetle oluşturduğum bir dili sürdürmeyi seviyorum. Ancak, üretmeye, yazmaya, paylaşmaya devam edebilmek benim için çok önemli. Blogumda yazdığım yazıların ardından, özel mesajlarla etkileşimi sürdürmek benim açımdan mümkün değil. Yorumlarını, ekleyeceklerini, hissettiklerini duymak sonraki yazılarım için motivasyon olacaktır. Yazılarımla ilgili düşündüklerini bana özel kanallardan ulaştırman yerine yorum olarak bırakmanı rica ederim.</em></p>



<p>Tırtılın Düşü’nün bir parçası olduğun için,</p>



<p>Hikayem hikayene alan olduğu için minnettarım.</p>



<p><em>Sevgilerimle,</em></p>



<p><em>Yeliz</em></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/">Tırtılın Düşü</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kabul</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kabul/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kabul/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Dec 2019 00:32:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[denemeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=2096</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.” Marlo Morgan 2001 yılı, Ege Üniversitesi Hastanesi&#8217;nde Amatem&#8217;i ziyaret ediyorum. Orada çalışan bir tanıdığımızla ile görüşeceğim. Duvarda beni el yazısı ile yazılmış bu yazı karşılıyor. O zamanlar fotoğraf çeken telefonlar yok. Motorola kapaklı bir telefonum var [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kabul/">Kabul</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="quoteText" style="text-align: right;"><em>“Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.” Marlo Morgan</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2102" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/12/Woman-in-a-red-dress-300x200.png" alt="" width="974" height="650"></p>
<p><span id="more-2096"></span>2001 yılı, Ege Üniversitesi Hastanesi&#8217;nde Amatem&#8217;i ziyaret ediyorum. Orada çalışan bir tanıdığımızla ile görüşeceğim. Duvarda beni el yazısı ile yazılmış bu yazı karşılıyor. O zamanlar fotoğraf çeken telefonlar yok. Motorola kapaklı bir telefonum var sadece sms ve çağrı kapasiteli. Bu nedenle yanımda sürekli taşıdığım ve aklıma gelen cümleleri, okuduğum güzel şeyleri not aldığım bir defterle dolaşıyorum. Bu cümleleri not alıyorum ama not alırken dahi kafamda istediğim yere oturmuyor cümleler. Sonra yanıma genç hatta yakışıklı sayılabilecek ama biraz dağınık görüntüde bir çocuk geliyor. Meyve saatleriymiş, bana meyve ikram ediyor. Sonra Antalyalı olduğunu ve İzmir&#8217;e okumaya geldiğini ve ardından madde bağımlısı olduğunu, okuldan atılıp tedaviye başladığını öğreniyorum. Bana &#8220;Sizin gibiler bizim gibilerden genelde korkar&#8221; diyor. Çantasında Veronika Ölmek İstiyor, kulaklığında &#8220;Doktor doktor, insanlar hissetmiyor&#8221; şarkısıyla gezen ve hatta dedesinin vefatından sonra Seroxat kullanması tavsiye edilmiş bir kızım. O da görüntüdeki pembe giysilere bakıp bence beni anlamıyor.</p>
<p>Aylardır bu görüntü ara ara gözümün önüne geliyor. Koridorun sonundaki kapı. Girer girmez soldaki pano. Not alırken karşıma çıkan pijamalı çocuk. Bana söylediği bu sözler. Yıllar sonra hayalet gibi canlanan anı. Bir yere koyamıyorum. Not aldığım bu cümleleri daha sonra defalarca başka yerlerde de okuyorum. Sanki hep havada. İçimi ısıtmıyor, ama kulağımdan da gitmiyor gibi. Bir yere konulmuyor, ama aklımdan da gitmiyor. Yıllar sonra, tuhaf şey.</p>
<p>**</p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda kendime bir yeni yaş hediyesi verdim. Yalan değil, en az hoşlanacağım türden. Instagram&#8217;da çok paylaştım, burada uzun uzun pek de gerek yok. Bir nefes kampına gittim. Daha önce de nefes seansları aldım. Hiç canımın bu kadar yandığını hatırlamıyorum. Tek bir bölge, diyafram. Böyle bir acı yok. Yatağa yatıyorum acıyor, gülüyorum acıyor, nefes alıyorum acıyor. O kadar ki, gün boyu tek düşündüğüm oraya yattığımda yine acıyacak mı oluyor ve telefonda bunu anlattığım eşim ikinci günün gecesinde &#8220;Yeter artık, bence bu işte bir yanlış var. Yaptırma kendine bunu. Canın yanıyorsa bu doğru değildir.&#8221; diyor.</p>
<p>Yemekte insanlara soruyorum, sizin de diyafram bölgeniz çok acıyor mu diye. Birisi, bende ilk gün oldu ama geçti diyor. Bir diğeri bende sorun yok diyor, bir diğeri ben o acıyı kalp bölgesinde yaşıyorum diyor. Hepsinin bir anlamı olduğunu elbette bilsek de detaylıca son gün öğreniyoruz.</p>
<p>Kendime bir sözüm var, theta ile nefesi karıştırmayacağım. Çok şey bilen, yanılır, çorba olur, orada sıfır bilgi ile oturacağım. Söz. Acısa da, gece bile dokunmuyorum. Acı bana mesaj gönderiyor, duymazdan geliyorum. Eve döndüğümde, thetaya da döneceğim, burada yok diyorum.</p>
<p>Üçüncü gün uzanırken, bir kez daha teslimiyet konusuna çalışalım diyorum. O bölge aslında teslim olamamak ve aşırı kontrolcülükle, bırakamamakla ilgili, kabule geçememekle&#8230; Çalışmaya başlamadan önce adaşım olan koçuma bugün geçer mi, diyorum. O da acı hissettiğinde sadece nefes al, nefes almaya devam et, acına nefes al diyor. Çünkü ben acı başladığında nefes almayı bırakıyorum.-Gerçek bir ironi-</p>
<p>Bu cümleleri sonrasında mottom oluyor. &#8220;Acına nefes al.&#8221; Hatta hep bir yerlerde alıntısı ile karşılaştığım Sabahattin Ali&#8217;nin cümlelerini hatırlıyorum enteresan bir şekilde.</p>
<p><em>&#8220;Unutma. Hiçbir acı bâki değildir. Üflersin geçer. Bazılarına biraz daha çok üflemen gerekir, hepsi bu.&#8221;</em></p>
<p>Sonra koçuma şunu diyorum. <em>&#8220;Canım o kadar çok yanıyor ki, sen diyaframa bastırdığında acısını hissetmemek için ayak başparmağımı büküyor ve canımı yakıyorum.&#8221;</em> Size o anki bakışını kelimelerle tarif edemem! Ne, ne yapıyorsuuun?, diyor. Diyaframımın acısını unutmak için ayak başparmağımı acıtıyorum, derken ayılıyorum. Yok artık diyorum! Teslimiyete çalışırken yaptığıma bak!<br />
Hayretle birbirimize bakıyoruz! Anladım diyorum, anladım.</p>
<p>Çalışmaya başlıyoruz, acı adeta yer yaptığından canım yanıyor. Ama bu defa acıyı kabul ediyorum. Anlıyorum ki, tüm çabam acıyı kabul etmemek, onu kabul etmeden değiştirmeye çalışmak ve başka bir acı ile bastırmakmış. O görülmek isteyen bir parçaymış sadece. Acıya rağmen nefes alıyorum ve birkaç nefesin ardından orası normale dönüyor. Şaşıp kalıyorum. Acı gidiyor. Çektiğim acının acısı değilmiş, direnmenin acısıymış meğer.</p>
<p>Sonrasında, mutluluktan gözlerimden yaşlar akarken tüm mesele buydu diyorum. Tüm mesele kabuldü!</p>
<p>***</p>
<p>Üzerine içim gitse de, kendimi kazmıyorum, his yüklemiyorum, meditasyon bile yapmıyorum. Bu da adeta bir sınav bana. Nefesle şifayı kabul ediyorum. Ama blok blok dökülüyor farkındalıklar önüme.</p>
<p>Olaylar, sevdiklerim, insanlar karşısındaki duruşumu görüyorum. Sürekli, onlar için durmadan koşturan, bir sorunlarını dinlediğimde ve ne yapmalı dediklerinde kendimi tutamayan halimi. Zihnimin herkes için çözüm üretirken, sevdiklerini kendinden uzaklaştıran yanını. Uzaklaşmalarımı, kendini tutamamalarımı, hayal kırıklıklarımı, bunları yok sayarak üzerinden geçmeyi uman beni, ve yeniden hayal kırıklıklarımı, tökezlemeleri, içimde yoruldum diye fısıldayan o sesi, sıkıldım diye durmaksızın bağıran o çocuğun nedenini buluyorum.</p>
<p>Kendimi bir çuval gibi yatağa bırakıyorum.<br />
Kabul diyorum içimden Yaradan&#8217;a.<br />
Verdiğin, vermediğin, içinde olduğum, çıktığım, çıkamadığım her ne varsa&#8230; Benim için zor olan öylece içinde kalakalmaktı alışılmışın aksine. İçimde değnek ya da baltasını bırakmayan bir şey vardı. Şimdi&#8230; Durdum, bıraktım, diz çöktüm ve kabul ettim. Daha önce hiç bilmediğim bir rahatlama yaşıyorum, güç sandığım o direnci teslim ettiğimde. İçimdeki amazon gidiyor. Boşvermişlik demek istemesem de emanet etmiş bir rahatlama yerleşiyor bedenime. Yüzümün ifadesi dahi değişiyor.<br />
Belki de ilk kez, koşmak, kurtulmak için çabalamak, yok saymak, çevresinden dolaşmak yerine, bir şeyin ortasında bir şey yapma gayreti olmadan, öylece, bir nokta gibi durabilmeyi tanıtıyorum acının içinde kendime.</p>
<p>****</p>
<p>Bugün Advanced seminerinde his yüklüyorum öğrencilere. Kabullenme isimli bir bölüm var. Derin Kazma&#8217;da da itaat isimli bir bölüm var erdemlerde. Ve şunu fark ediyorum. İki konunun da yanına işaret koymuşum kendim için bir zamanlar. Şaşıp kalıyorum x&#8217;e bakarken. Bu şimdiden bir kayıt oldu tırtılın hikayesinde diyorum.</p>
<p>Tam o an bir kez daha, Amatem&#8217;in kapısından görüntü geliyor gözümün önüne.&nbsp;Ardından matta diyaframı açıldığı için mutluluktan gözlerinden yaş akan o halim geliyor. Anlıyorum sanki.</p>
<p>Her şey gözümün önündeymiş. &#8220;Kabul etmek istemediğim&#8221; her şey, kabul etmenin hissi bile dahil.</p>
<p>*****</p>
<p>Yine de çok ince bir fark var biliyorum.</p>
<p>Yıllardır, küçümsediğim kabulleniş, erken olduğunda bir tür cesaret yoksunluğu. Vianna, cesaret için erdemlerin en önemlisi diyor bir bakıma, çünkü o yoksa kazandığın hiçbir erdemin anlamı yok. Cesaret eksikliği, kazanmak için çaba harcadığın tüm deneyimleri/erdemlerin dağılmasına sebep. Bu bakış açısına göre, erdem kazanmak için doğduğumuzdan, o erken kabulleniş hali, cesareti sindirememek, hata sayılacaksa, en büyüklerinden biri.</p>
<p>Tam zamanında olduğunda ise, yapabildiğin her şeyi yapıp Yaradan&#8217;a teslim etme ve kendinden büyük ve senin de bir parçası olduğun güce teslim olma süreci.<br />
Ve şimdi anlıyorum ki, birçok yüz kez paylaşılan şu cümleler, hayatın, tüm erdemlerin özeti.<br />
Ve belki sevgiyle diye noktaladığımız kadar <em>&#8220;cesaret ve sağduyuyla&#8221;</em> da bitirmeliyiz artık cümlelerimizi&#8230;</p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kabul/">Kabul</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kabul/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki Savaşlar Bitmeden&#8230;</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 19:59:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[denemeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=2083</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Dünya böyle, çünkü sen böylesin.” Tanrılar Okulu Bir yerde okumuştum, bunca yüzyıllık dünya tarihinde barış içinde geçen yıl toplamı 200 imiş, biliyor muydunuz? Thea Alexander’ın kitabı MS. 2150 geliyor aklıma, başucu kitaplarımdan. Günümüzün çok ötesinde bir toplum, bizim içinde boğulduğumuz her şeyi aşmışlar. Ruhlar tekamülde ileri bir noktadalar. Bir ütopya ya da belki gidip gören [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/">İçimizdeki Savaşlar Bitmeden…</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><i>“Dünya böyle, çünkü sen böylesin.”<br />
Tanrılar Okulu</i></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2104" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/11/colosseum-watercolor-15-300x234.jpg" alt="" width="1000" height="778"></p>
<p>Bir yerde okumuştum, bunca yüzyıllık dünya tarihinde barış içinde geçen yıl toplamı 200 imiş, biliyor muydunuz?</p>
<p>Thea Alexander’ın kitabı MS. 2150 geliyor aklıma, başucu kitaplarımdan. Günümüzün çok ötesinde bir toplum, bizim içinde boğulduğumuz her şeyi aşmışlar. Ruhlar tekamülde ileri bir noktadalar. Bir ütopya ya da belki gidip gören birilerinin bizi buna hazırlama süreci, kim bilir? Ama yolumuz uzun, net.</p>
<p>Bu cümleleri Roma-İstanbul dönüş uçağında yazıyorum. Aslında Colosseum’u dolaştığımız o gün hatta neredeyse çıkışında elime bir kağıt kalem alıp yazmayı çok istedim.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span><span id="more-2083"></span></p>
<p>Roma dediğimizde, aklımıza elbette muazzam bir tarih geliyor öncelikle. Tüm gidenlerin en uğrak iki noktası ise, Katolik Hristiyanlığın merkezi Vatikan ile tarihe “Yakarım, Roma’yı da yakarım!”la, dövüşlerle, ölümlerle damga vurmuş Kolezyum.</p>
<p>Tuhaf değil mi? İki önemli amaçla adım atıyoruz. Bir yanda sana bir tokat atıldığında diğer yanağını çevir diyen bir din, diğer yanda ölmek için buradayım naraları eşliğinde dövüşen ve hedefi öldürmek olan gladyatörler, yırtıcı hayvanlar, idamlar… (Tamam arada tiyatrolar da olmuş, ama esas olayı elbette ilk yazdıklarım.)</p>
<p>İkisi de aynı yerde. Aradan yüzyıllar geçse de, ikisi de insanlar için aynı önemde.</p>
<p>Roma&#8217;nın içinde ayrı bir ülke olan Vatikan’ı gezmek muazzam sanat eserleri içinde çok keyifliydi. Görkemli ve büyüleyici ve biraz da sinir bozucuydu. Bir gezmek var, bir öğrenerek gezmek var, bir de sembollerle okumak var mekanları. Üçüncüsü için bir yol yok. Öyle kulaklıklarla değil o iş. Muazzam bir ezoterik bilgi, sembol dili gerekiyor. İşte bunu bildiğimden beri böyle yerlerde bulunmak, görünenden öte bir şeyler olduğunu bilip erişememek sinir bozucu da oluyor bir bakıma.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Kolezyum’da gezerken, birkaç taşa dokundum. Çılgınca fotoğraf çektirenlerin, gürültücülerin, canlı yayıncıların, görüntülü konuşanların yanından geçtim. Ruhunu anlamaya çalıştım. Sonra içimden cümleler fışkırdı. Eşimin yanına koştum, zihnim susmuyor, kendi düşüncelerimin içinde boğuluyorum, dedim. Sen de öyle misin?, diye sordum. Ben andayım, dedi. “Duruyorum ve inceliyorum.”<br />
İşte hayatta asla ulaşamadığım nokta! Ve işte yazma nedenim…</p>
<p>*</p>
<p>Rilke, Genç Bir Saire Mektuplar’da şair olmak isteyen bir gence şu öğüdü vermişti.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p><b>“Yalnız bir tek yol vardır: İçinize dönün. Size yaz diyen nedeni araştırın. Kökleri, yüreğinizin en derinliklerinde dal budak salıyor mu, buna bakın. Yazmanız yasak edilin­ce, artık yaşayamayacak mısınız? Bunu söyleyin. En çok da, gecenizin en sessiz bir anında, yazmalı mıyım diye kendi kendinize sorun. Buna içinizin derinliklerinden bir karşılık bulmaya bakın.”</b></p>
<p>Bu yaşayanlar için tuvalet gibi, su içmek gibi bir ihtiyaç. Ve yazdığın anda senden de çıkan, başkasına da ait olan bir şey. Bir nevi doğum aslında. İçinde tohumlar, kalbinde zihninde, yavaş yavaş büyüyorlar, sonra bir sancı, onu çıkarmalısın. Anlatmak, sancıyı hafifletiyor. Ikınıyorsun bir bakıma. Ama gerçek doğum, ancak kağıtla kalemle ya da şu anki gibi bir klavye başında oluyor. Sonra onu içine geri sokamıyorsun ayrıca. O bir birey enerjisinde oluyor, senin hiç bilmediğin damlardan, pencerelerden hiç tanımadığın insanların ekranına düşüyor. Korkunç bir şey. Gerçekten korkunç bir şey… Ozan Önen’in dediği gibi de, bir nevi delilik. Benim yazım senin evinde napıyor yahu! Çırıl çıplak soydu ruhunu o yazıyı yazan, kimin karşısında onu bile bilmiyor! Ama yine aynı bakış açısıyla “Dokunuyor kalbine. Ne büyülü!”<span class="Apple-converted-space">&nbsp;Sevinelim bari.</span></p>
<p>**</p>
<p>Onun adı hepimiz için farklı olabilirse de tek bir yaradana inananlar için varlığı tek. Tanrı, Allah, Kaynak, Güç, Spirit/Ruh, Sistem, Büyük Akıl…</p>
<p>Oğuzhan hocanın sözleri geliyor aklıma Kolezyum’da ve her şeyi başlatan o oluyor. Şöyle diyordu derslerden birinde: “1000 kişi toplandı, savaşa hayır demek yerine dünya barışı için meditasyon yapacak. Yapsınlar, tamam. Ama komik olmayın. Siz o büyük aklın dünya barışı istediğini mi düşünüyorsunuz? Biri çıkıp savaşmayın dese ya!”</p>
<p>Kalakalıyorum bir an. Dünya barışı? Yaradan bunu istemez mi? Yaradan elbet barış içinde yaşamamızı ister. Ama sadece bir an.</p>
<p>Hemen akabinde dualite diyorum. Barış içinde yaşamak için değil, zıtlıklarla dengelenmek, tekamül etmek için geldik. Elbette öyle.</p>
<p>Devam ediyor hoca: “Sizce o barış istese bunu yaratamayacak güçte miydi? Barış istese bunu sağlamaz mıydı?”<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Eşime anlatıyorum. Hocama katılmıyor. Yaradan bize özgür irade verdi Yeliz ve biz barışı ya da savaşı seçiyoruz, diyor.</p>
<p>Buna bazen katılmadığımı söylüyorum. Özgür iradeye yüzde yüz inanmakla birlikte, bazen de komik bulduğumu anlatıyorum.</p>
<p>Bir yandan da durumumuzun da komik olduğunu düşünüyorum o an. Ben bir güneş, plüton, satürn ve gad (güney ay düğümü/geçmiş hayatlar) akrep insanıyım. Ve akrep demek savaş ve dönüşüm gezegenleri mars+plüton<span class="Apple-converted-space">&nbsp;enerjisi ile dürtülere sahip olmak&nbsp;</span>demek. Yükselen yayın neşesi belli etmese de hayatında bombalar patlayan ve dönüşen biriyim. Özetle, atom bombası gibi inmek (Plütonun keşfi=atom bombasının keşfi) ve savaşmak (marsiyen tema) insanıyım. Bir sohbette şu cümleyi kurmuştum. “Savaşa, savaşçılığa, savaşma zorunluluğuma dair programlarıma onlarca kez çalıştım ve hala devam ediyor. Savaşçılıkla savaşmaktan bıktım!” Ve şu cümleyi duymuştum, savaşçılık programlarınla da savaştığın için çözemiyor olabilir misin?.. No comment bazen… Fakat çok yol kat ettim dostlar…</p>
<p>Ben böyleyken, eşim tamamen bir zevk, sevgi, barış, huzur ve keyif insanı. Boğa ve Terazi karışımı, ikisini de yöneten haritalarımızın biriciği Venüs… O Kolezyum’la savaşmıyor, oradaki güzelliği bulup görüyor, tadını çıkarıyor. Hayret duygusu güzellik için gelişiyor. Benim hayretimse insanların insan öldürülen bir mekana yüzyıllar geçse de akın akın gelmesinden. Yani ben Kolezyum’un varlığıyla da savaşıyorum. Daha da yani, benim içimde hala savaş… Dünyada da savaş işte.</p>
<p>Eşit doğmuyoruz diyorum bu nedenle. Reenkarnasyon konusunu bilemeyiz, diyor haliyle. Onu geçelim diyorum, yine de dünya bakış açısıyla hiçbir zaman eşit değiliz. Elbette bu eşitsizlik gibi gözüken eşitliği seçmemizin bir nedeni var. Anlamı reenkarnasyon olur ya da olmaz, ya da karmadır ya da değildir. Mutlak inanıyoruz ki Yaradan açısından bir eşitliği var.</p>
<p>Ama astroloji öğrendikçe biliyorum ki, bir mars insanı ile venüs insanı dürtüsel olarak bir değildir en başlangıçta. Daha da genellersem, hiçbirimiz dürtüsel anlamda bir ve eşit doğmadık. Ama bir nedeni var mı, inancıma göre elbette var.</p>
<p>***</p>
<p>Jung, “Yönetemediğin dürtün kaderin olur.” diyor ve kesinlikle katılıyorum. Dürtüsel varlıklar olduğumuz gerçeğini de biliyorum. Onu yönetebilmek bir mesele.</p>
<p>Bunu birden çok çocuğu olan bütün anneler onaylayacaktır sanıyorum. Bir bebek doğduğunda, biz onun sıfır kilometre bir yaradılışla geldiğine inanabiliriz. Ama o gelmediğini bize belli eder. Onun bir karakteri vardır, ona has bir özellik. Bir bilmiş bakış, gülüş, bir isteğini yaptırma kapasitesi belki.</p>
<p>Örneğin, duydukça Allah&#8217;ım ben neden böyleymişim diye üzüldüğüm bir şey, annem de rahmetli babaannem de hep derdi. “Seni biz bir köşeye bırakırdık, hiçbir şeye zarar vermeden kendi kendine porselenlerle, bulduğun şeylerle oynardın. Sesin bile çıkmazdı.” -Yahu küçük çocuksun sen ne uslu uslu duruyorsun, kır dök ortalığı!- Öte yandan kız kardeşim yaradılışından beri çok farklıydı. 3-4 yaşındayken annem istediğini yapmadığı için ağlayıp nefesini tutup mosmor olduğunu ve annemin korkular içinde ona uyduğunu hatırlıyorum.</p>
<p>Natura, yaradılış, doğa… Yani bunlar birbirine bazen taban tabana zıtken, buna rağmen özgür irade ile dürtünü yönetmek? Dexter’ı izleyenler hatırlasın rica edeceğim…</p>
<p>****</p>
<p>Çok sevdiğim belki Türkiye’de parmakla sayılabilecek isimlerden Cem Şen geliyor aklıma. Onu örnek veriyorum. Yıllar önce, bir gece Hasan Sonsuz’la sohbetlerini izlemiştim. Şöyle diyordu Hasan “Elinde bir güç olsa, dünyada herhangi bir şeyi değiştirir miydin?” “Hayır” diyordu Cem Şen “Her şey olması gerektiği gibi.” O gece de dehşete düşüyordum izlerken. İçimin bir yanı cümle ile savaşırken diğer yanı neden bu içime doğru geliyor, diye kendimle savaşıyordum. Ne demek her şey olması gerektiği gibi! Biz kötülüklerle savaşmalıyız!.. diyordu, 4 yıl önce pasta yaparken gecenin üçünde onları dinleyen ben, bu bakış açısına saygı duysa da, alıp kabul edemiyordu.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Oysa şimdi biliyor, iyi varsa kötü de var. Kötü olduğu sürece iyi var. Düşman varsa savaş da var. Düşman olduğu sürece savaş var. Ben haklıysam, karşımda bir de haksız var. Benim haklılığım, haksızın karşımda durmasına bağlı.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Bu demek değil ki, kötülük adını verdiğimiz deneyimler alsın başını gitsin dünyada, hiç kılımızı kıpırdatmayalım.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Bir ustadan bahsediyor başka bir hocam, diyor ki, aşramda bir süre yanındaydım. Eliyle tohumu toprağa atıp saniyeler içinde kocaman bir başağa dönüştürebiliyordu. Bizim mucize dediğimiz onun için nefes almak kadar kolaydı. Bunu duyunca anlattığım birkaç arkadaşım şöyle demişti. “Madem öyle ortaya çıkıp bunu herkese göstersinler, bu yeteneği başka iyiliklerde kullansınlar!” Ama işte Cem Şen’in de dediği esas mesele bu. Öyle bir varoluş noktasına ulaşıyorlar ki, ne ispat, ne aktarma ihtiyacı, ne olana müdahale, ne de bir ego bu onlar için. Sadece oluş, olan.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>******</p>
<p>Bu devasa yapının zeminine bakıyorum.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Bir zamanlar, bir deli yönetici zamanı bu göldü, halk ondan nefret etti. Orası onun ölümüyle, halkın sevgisini yeniden kazanmak için dönüştürüldü. Ve 55.000 kişi dönüşen mekanda, dövüşen hayvanları, birbirini öldüren gladyatörleri izlemek için toplandı, öldüreni alkışladı, çığlıklar naralar attı ve gönüller kazanıldı.</p>
<p>Dünya ve insanlık tarihi, muazzam bir absürd kurgu diyesim geliyor…</p>
<p>******</p>
<p>Bu turun akabinde, Gladyatörü yeniden izlemeye karar veriyoruz ve yorgunluktan ölmüşken açıp izliyoruz. Sezarların iyicil olanı önce sahnede. Savaşların son olmasını umsa da, 20 yıllık yöneticiliğimde sadece 4 yılı barış içindeydi, diyor. Daha iyicil bir toplum için insanları bilgelikle, kitaplarla, ölümleri yasak ederek yönetmeye gayret etmiş… Ve topraklarını son savaşı kazanan cesur komutan Maximus’a emanet ediyor, ölümüm kapıda diyerek. Ama elbet iyi/cesur varsa bir de kötü/korkak olur sahnede. Tek hayali, eşinin ve çocuğunun yanına dönmek olan Maximus bu görevi reddetse de, Sezar’ın kötü/korkak ve fakat hırslı oğlunun hışmından kurtulamıyor. Halkı uyuşturmak için insanı insana kırdıran ve kendi babasını sırf bu amaçla öldüren bir Sezar oluyor oğlu. Maximus da en büyük düşmanı. Tek hedefi, huzur içinde eş ve çocuğuyla bağlarında yaşamak olan komutan Maximus kısa zamanda esir düşerek bir Gladyatör oluyor ve her şeyin başladığı yere kader onu geri getiriyor. Fakat en sonunda… Gladyatörün son sahnesi, her şeyi ama her şeyi bir araya getiriyor içimde. Kötücül Sezar, muazzam ve iyi komutanı öldürmek için hayatını adarken, bin türlü entrikalarla uğraşırken, Kolezyum’un ortasında onu son derece adaletsiz bir düelloya sokmuşken, Gladyatör tarafından öldürülüyor. Ve sadece birkaç dakika sonra Gladyatör de öncesinde aldığı yaralardan ölüyor. Aynı sahne, siyah ve beyaz, biz aynıyız kardeşim repliği ve eşit ölüm…</p>
<p>Uçak Sabiha Gökçen’e iniyor ve içimin sesi burada cümlelerini anlatmayı kesiyor.</p>
<p>Öyle de biriz diyesim geliyor. Öyle de biriz. Ve belli bir idrake kadar, bizden olması istenen kişileriz! Dünya böyle, çünkü biz böyleyiz.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/">İçimizdeki Savaşlar Bitmeden…</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karpuz Tarlasında Çocuklar</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/karpuz-tarlasinda-cocuklar/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/karpuz-tarlasinda-cocuklar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 01:14:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Theta Healing]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=2068</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Çalışacağımız konu nedir? &#8220;İçimde bir kapı var. Arkasında mucizelerin olduğunu hissediyorum ve kapı kilitli değil. Ama dokunmak istemiyorum. Sanki tam potansiyelimi sergilemekten korkuyorum bazı konularda. Tüm gücü elime almak bana korkutucu geliyor gibi hissediyorum.&#8221; Doğru sorularla olaya gidiyorum. Gücü eline almaktan duyulan korkunun, ilk başladığı noktasına zaman spiralinde. Olay geliyor. &#8220;8 yaşındayım sanırım. İlk kez [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/karpuz-tarlasinda-cocuklar/">Karpuz Tarlasında Çocuklar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>-Çalışacağımız konu nedir?</p>
<p><em>&#8220;İçimde bir kapı var. Arkasında mucizelerin olduğunu hissediyorum ve kapı kilitli değil. Ama dokunmak istemiyorum. Sanki tam potansiyelimi sergilemekten korkuyorum bazı konularda. Tüm gücü elime almak bana korkutucu geliyor gibi hissediyorum.&#8221;</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-2111" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/11/Viktor-Patrin-1942.-Watermelon-from-the-fields.-1973-300x184.jpg" alt="" width="1000" height="614"></p>
<p><span id="more-2068"></span>Doğru sorularla olaya gidiyorum. Gücü eline almaktan duyulan korkunun, ilk başladığı noktasına zaman spiralinde. Olay geliyor.</p>
<p><em>&#8220;8 yaşındayım sanırım. İlk kez bir köye gidiyorum hayatımda. Orada pek tanımadığım akrabalarım yaşıyor. İlk kez gittiğim için, özellikle benimle yaşıt olan akrabalarım bana karşı çok ilgililer ve mutlular. Hatta sanki beni mutlu etmek gibi bir görevleri olduğu hissindeler. Gittiğim ilk ev çok büyük, çiftlik gibi. Çok iyi ağırlanıyoruz. Sonra ikinci eve gidiyoruz. Mütevazi bir ev ilkine göre. Onların da tarlaları varmış. Kendimi bir karpuz tarlasında suçluluk duygusuyla kendimi tutmaya çalışırken görüyorum.</em></p>
<p>-Tam olarak ne oluyor o tarlada?</p>
<p><em>Silik silik&#8230; Hatta böyle bir anıya sahip olduğumu şu ana dek anımsamıyordum bile. Bir grup çocuk karpuz tarlasındayız. Bıçak var. Eğilip karpuzları ortadan ikiye kesip bırakıyorlar. Ve ben kendimi çok suçlu hissediyorum. Sanki benim yüzümden karpuzlar zarar görüyor gibi.</em><br />
&#8230;<br />
<em>Şimdi biraz daha iyi anımsıyorum. İkinci eve gittiğimizde, en sevdiğim meyveyi soruyorlar. Karpuz, diyorum hevesle. Zaten başka bir meyve de sevmiyorum.</em><br />
<em>Karpuz tarlamız var bizim, diyorlar. Sonra biz birkaç çocuk karpuz tarlasına gidiyoruz, ben seviyorum diye. Ev sahibinin kızının elinde bıçak. Tarlada her bulduğu karpuzu ikiye ayırıyor. Henüz olmadığını görüyoruz karpuzun. Bunun tadı kötüdür diyor ve bir diğerine gidiyor. Ben sanırım &#8220;Böyle yapmamalıyız.&#8221; diyorum. Ama &#8220;Tarlada çok karpuz var, sorun değil.&#8221; diyor. O an, bizim eve bir tane alındığını ve kötü çıksa da yediğimizi düşünüyorum sanırım. Bayağı bir karpuzu heba ettikten sonra, nihayet olmuş sayılabilecek bir tanesini bulup duruyoruz.</em></p>
<p>-Sonra ne oluyor?</p>
<p><em>Büyükler geliyor. Karpuzların birkaçını görüp şaşkınlık geçiriyorlar, burada ne oldu diye. Yemek istedik ama kötülerdi, diyor kız. Onlar bir şey demiyor. Ama ben kendimi aslında hiç iyi hissetmiyorum. Hissettiğim&nbsp;&#8220;Buraya zarar verdik. Böyle olmamalıydı.&#8221;&nbsp;</em></p>
<p><em>Bıçağı elinde tutan ve tarla sahibi, mülkiyetten ötürü güçlü olan. Karpuzlarsa, sadece potansiyellerini yerine getirmeye çalışan meyveler şu anki bakış açımla. </em></p>
<p>-Sence bu anı sana ne öğretiyor?<br />
<em><br />
Güç ve güce sahip olmak zararlıdır, hatta bir tür kibirdir. Kötüdür. Mülkiyet zararlıdır.</em></p>
<p>Kas testiyle pozitif olanları bulup inançları değiştiriyorum.</p>
<p>-Bu olaydan başka ne öğrendin?<br />
<em>Burada çok var cümlesi var ya, sanki bir şey elimde çok olursa onu mahvedebilirim gibi.</em><br />
<em>Zarar vermemek için her şeyin azına sahip olmalıyım.</em><br />
<em>Her şeyden çokça olursa, zarar veririm&#8230;</em></p>
<p>Yerine, bolluk ve bereketin güvenli olduğunu, zarar verme zorunluluğu olmadan da bolluğu deneyimleyebileceğini yükleyerek değiştiriyorum ve kas testi yapıyorum.</p>
<p>Ruhunun kazanımlarına geçiyoruz:<br />
<em>Sanırım, isteklerimi söylemenin zararlı olduğunu anladım. Sonra da, bana bir şey sorulduğunda, örneğin başka bir anıda, 13-14 yaşlarımda hayatımda ilk kez o dönemin lüks bir restoranına götürülmüştüm normalde hiç tanımadığım birilerinin çocuklarıyla, menü geldiğinde &#8220;Fark etmez&#8221; diyerek aslında istediğim yemeği seçmemiştim. Hatta içlerinden birisi &#8220;Menüde fark etmez diye bir yemek mi var?&#8221; diye sorup dalga geçmişti. O günden sonra, isteklerim hakkında diğerlerinden talepte bulunmayı bıraktım. Ve bunun&nbsp;</em><i>yerine gerekirse &#8220;Aç değilim. Bir şey istemiyorum. Fark etmez.&#8221; diyerek geçiştirmeyi ve bazen de susmayı öğrendim.</i></p>
<p>-Geçiştirince ya da susunca ne oldu?</p>
<p><em>Böylece, bir kez daha kimse ya da hiçbir şey benim istediğim şey için zarar görmemiş oldu. Masumiyeti korudum.</em><br />
<em>Ve bir de neyi istiyorsam, başkasından beklemek yerine her zaman çalışıp kendim aldım.</em><br />
-Çalışkan bir insan mısın?<br />
<em>Çok. 18 yaşımdan beri ihtiyacım olan hemen hemen her şeyi kendim aldım.</em></p>
<p>Test:<br />
<i>&#8220;Masumiyeti korumak için isteklerim konusunda yalan söylemeliyim&#8230;</i><br />
<i>Diğerlerinden bir şey istemek, istediğim bir şeyi dile getirmek diğerlerine zarar verir.</i><br />
<i>Ancak diğerlerinden bir şey talep etmezsem&nbsp;çalışkan bir insan olurum.&#8221;</i></p>
<p>-Peki, tüm bunların sonunda ne oldu?<br />
<em>Kimse üzülmedi. Mutlu oldular&#8230;</em></p>
<p>Test:<br />
<em>&#8220;Diğerlerini mutlu etmek benim görevim.</em><br />
<em>Diğerlerini mutlu etmek için susmalıyım, isteklerimi dile getirmemeliyim.<br />
Ancak kendimi suçlu hissedersem masumiyeti korurum, diğerleri mutlu olur.&#8221;</em></p>
<p>Çalıştığım kişi ileri seviye bir Theta Healing uygulayıcısı olduğundan ilave sorular soruyorum. Onun da sormasını istiyorum. Çalışma yüksek benlik ve Yaradan düzeyinde devam ediyor.<br />
<em><br />
&#8220;Ruhumun, sorumluluğu ve idrak sahibi olmayı öğrenmek istediği hissi geliyor.</em><br />
<em>Tarlada sorumsuzca davrandığımızı ve idrak edemediğimizi söylüyor sanki. Yanlış bir şey yaptığımızı hissediyordum ama idrak edememiştim aileler gelene dek.</em><br />
<i>Ve bir de iyilik, zarafet ve saygı hissi geliyor. İyi bir insan olmayı, zarafetle hareket&nbsp;etmeyi ve var olan her şeye saygı duyup özenle gözetmeyi öğrendim bu deneyimden.&#8221;</i></p>
<p>-Öyleyse, bu deneyime bu harika erdemleri sağladığı için teşekkür edip bitirebiliriz.&nbsp;Şimdi, o kapının kapalı durmasının, gücünü tam anlamıyla ele almamanın sana şu ana dek nasıl hizmet ettiğini görüyor musun?<br />
<em><br />
Evet, bu sayede hiçbir canlıya bilerek zarar vermedim. İdraki ve sorumluluk duygusunu kazandım. Çalışkanım. İyi bir insan olmaya çalıştım kendimce. Ve bunları korumak için gücü elime almak istemiyormuşum.</em></p>
<p>-Peki şimdi o kapıyı açıp, gücünü eline alıp hala iyi bir insan olabileceğini biliyor musun?<br />
<em>Elbette!<br />
</em><br />
-İlk adımı nasıl atacaksın?<br />
&#8230; (Bana kalsın 🙂 )<br />
*<br />
Çok fazla mail ve dm alıyorum Theta Healing danışmanlığı için. Bu çalışmayı yazmamın bir tek nedeni var, konumuz her ne olursa olsun, ister bir kaza, ister bir boşanma, ister bir hastalık, parasızlık ya da potansiyelinin altında olduğu duygusu&#8230; Konu her zaman iyiliklerdir.<br />
Biz ruhumuzu geliştirmek için bu dünyaya doğarız. Ve ruh bazen hastalıkla, bazen kıtlıkla, bazen problemlerle deneyimlerden iyilik kazanır.<br />
Bu nedenle, bakış açımız <em>&#8220;Ben bu sorundan kaç çalışmada kurtulurum?&#8221; &#8220;Çalışma kaç para?&#8221;</em> noktasından, ruhum hangi erdemi geliştirmek için bu durumu deneyimlemeyi seçmiş noktasına geçmeli, en azından bu çalışmanın içinde diye düşünüyorum.</p>
<p>*<br />
Biraz kaba bir tabir sayılabilir ama bir astroloji hocam olumsuz etkilerden bahsettikten sonra hep şu cümleyi kuruyor konuşmalarında: <em>&#8220;Allah da sizi kahretmek istemiyor canım. Tekamül edin diye!&#8221;</em><br />
Neden zorlukla tekamül ettiğimizi seminerler ilerledikçe anlıyoruz. Başka yolu yok farkındalığı olmayana.<br />
Ama olana?<br />
Kimse size mucizelerden bahsetmeyebilir. Ama mucizeler var. Her an. Hızır gibi yetişen mucizeler. Ama sadece bunun için alanında izin olana geliyorlar. İzin de, bu gibi çalışmalardan geçiyor işte.</p>
<p>*<br />
Danışmanlıkla ilgili yazı yazmadan, bu son örneği vermek istedim bu nedenle.<br />
Yazının adını en sevdiğim kitaplardan biri olan Çavdar Tarlasında Çocuklar&#8217;dan aldım son anda. Çünkü, her zamanki gibi anlattığım hikaye bana aitti. Çalıştığım kimsenin hikayesini burada yazamazdım 🙂<br />
Bir sonraki yazımda danışmanlıklardan bahsedeceğim.<br />
Sevgiyle&#8230;</p>
<p>Yeliz</p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/karpuz-tarlasinda-cocuklar/">Karpuz Tarlasında Çocuklar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/karpuz-tarlasinda-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstedikleri Kişi Olmak</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 18:02:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Theta Healing]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=2046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bloğumu takip edenlerin en çok kendimden örnekler anlattığım yazıları okumayı ve öğrencilerin de deneyimlerimi seminerlerde de dinlemeyi sevdiklerini bildiğimden 24 saatlik bir emin miyim sorusuna evet eminim cevabımla birlikte size bir kazma hikayesi daha anlatmak istedim. Yine kendimi ifşa ediyorum, hayırlısı. Dün Instagram hikayemde Eskişehir&#8217;de seminerime gelen Gülçin&#8217;e sınıfta örnek kazma yaptığımı, fibromiyalji konusunda çalıştığımızı [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/">İstedikleri Kişi Olmak</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2113" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/10/e418002c21e129aa1e7648a772f78941-300x300.jpg" alt="" width="1000" height="1000"></p>
<p>Bloğumu takip edenlerin en çok kendimden örnekler anlattığım yazıları okumayı ve öğrencilerin de deneyimlerimi seminerlerde de dinlemeyi sevdiklerini bildiğimden 24 saatlik bir emin miyim sorusuna evet eminim cevabımla birlikte size bir kazma hikayesi daha anlatmak istedim. Yine kendimi ifşa ediyorum, hayırlısı.</p>
<p>Dün Instagram hikayemde Eskişehir&#8217;de seminerime gelen Gülçin&#8217;e sınıfta örnek kazma yaptığımı, fibromiyalji konusunda çalıştığımızı ve sonuç olarak da kazma sonrası ağrılarının tamamen geçtiğini paylaştım.<span id="more-2046"></span></p>
<p>Ve bingo, hikayeyi paylaşır paylaşmaz sağ kasığıma bir ağrı girdi. Gece iki sularında Eskişehir&#8217;e gelmiş, molasız 2 şehir ve 4 seminer geçirmiş, iki gün sonra bir diğer seminere yola çıkacak biri olarak zaten bel ve ayak ağrısıyla uyanmıştım, kasık ağrısı tuzu biberi oldu.</p>
<p>Bir buçuk yıl önce o ağrı nedeniyle acile gittiğimde orada bir kist olduğunu öğrenmiş bir daha da doktora gitmemiştim. Ağrısı olmadığından gitmem de gerekmemişti demeyeceğim, biliyorum herkes rutin kontrollere gitmeli. Neyse.<br />
Burada tuhaf olan benim doktora gitmemem değil, o kiste hiçbir çalışma yapmamış olmam. Burada hemen şunu söyleyeceğim, şu an iş olarak seminer düzenleyen ve danışmanlıklar veren birisi olmakla birlikte, kendime yapmak istediğim çalışmalardan asla kaçmadığımı belirtmek isterim. Theta Healing bakış açısı, şifacı kendini şifalandırmamalı ya da şifalandıramaz değil, bilakis şifa senden başlar bakış açısına dayanır. Hatta Vianna&#8217;nın bir örneği hep aklımda, evinde kalabalık bir davet var ve tetiklendin. İlk yapacağın şey, hemen kendine bir on dakika ayırıp içine dönmen.</p>
<p>Ama hepimizin, fark etmeden atladığı konular var bu hayatta. Bu konu benim hayaletim, fark etmeden atladığım. Hem acil bir durum olmadığından ve acı da çekmediğimden, hem de kendi alanımda daha çok çalıştığım ve şifalandığım konuların çok şükür ki sağlık yerine diğer konular olmasından.</p>
<p><strong>Şimdi, önce bu yazıda ne anlatmak istediğimi açıklamalıyım.</strong></p>
<ol>
<li>Bazı konular, aslında gündem olmayı hak etse de, onları görmüyor olabiliriz. Beyin, bizi acıdan uzak ve hayatta tutmak ister. Aslına bakarsanız, acı illüzyonu birçok konunun altındadır.</li>
<li>Baktığımız bakmadığımız her konunun altında bir hizmet vardır.</li>
<li>Her konuya bakmak zorunda değiliz 🙂</li>
</ol>
<p>Bu yazıyı yazma nedenim ise, mini mini theta healerlara bir kazma örneği göstermek, danışmanlık almak isteyenlere ise hangi semineri tamamlamış öğrenciden nasıl bir kazma alabileceklerini gösterebilmek. Diğerlerine de, hoş zaman geçirtmek 🙂 Yani nesi hoşsa 🙂 (Yanlışlıkla geldiyseniz, anı olur devam edin.)<br />
*</p>
<p>Sağ kasıkta minik bir ağrı, yumurtlama dönemi, kist tetikleniyor, ben de şifalanan bir öğrencimden bahsetmişim, buradayım Yeliz bana neden hiç bakmıyorsun, diyor. O an, sana neden bakmıyorum hakikaten, diyorum içimden.</p>
<p>Elimi ağrıyan bölgeye koyuyorum. Konuş benimle diyorum. Kazma gibi bir niyetim yok o an, sadece meraktayım mesajını.</p>
<p><em>&#8220;Kontrol etmek istemiyorum.&#8221;</em> diyor ağrı.<br />
<em>&#8220;Neyi?</em>&#8221; diyorum içimden.<br />
<em>&#8220;Operasyon olmadan iyileşirsem hep dikkat etmek zorunda kalırım. Ben dikkat etmek istemiyorum.&#8221;</em></p>
<p>Daaan diye kalıyorum. Yahu, kistim neyi kontrol ediyor ki bu hayatta?</p>
<p>İçimden bir ses, bulaşma bu konuya diyor. Zaten yorgunum, zaten günlerdir çalışıyorum kendime. Bugün için tek planım, yatak odasındaki yataktan salondaki kanepeye geçip uzunca yatmak. Hadi kalk bir kahve yap da kazma kaynasın diyorum.</p>
<p>Kahvemi içerken, &#8220;ben buradayım&#8221; diyor yine. Susmayacak anladım. Ağrı kesici içmek mi, neyin var diye sormak mı? Normalde içmesem de, uykusuz, yorgun ve 8 saatlik otobüs yolculuğu sonucuyum canım, içilir yani.<br />
Tabii ki sormak seçimim. Diğeri şu an bu bünyeye uyuşturucu. Her anlamda uyuşmaya karşıyım.<br />
Kendimi kazma çalışmasına alıyorum 🙂<br />
*</p>
<p>Başlangıç seminerinde biz 5+2 soruyu öğretiriz kazma çalışmasında. Amaç bu sorularla kök inanca neden olan olayı bulmaktır. Yani bir olay ararız, çalışmamızda ve olayın kazanımı olan kök inancı.<br />
İleri seviye seminerinde, sorulara zorunluluk bırakmalar ve hizmet eklenir. Yani, kazma çalışmasında sadece his yüklemesi yapmayız, kişinin zorunluluk hislerini de alırız, kazmadan kök inanca geçer, hizmetine odaklanırız.<br />
Derin kazma ise gelir duygundan seni alır. Hızlıca seni olaya götürür, hepsinin üstüne çıkarsın o en üstte erdemleri bulursun aşmak istediğin konuda. Sonra da şöyle dersin,<br />
&#8220;Vay be, bu iyilik için, bu erdemler için ben bu acıyı çekiyormuşum! Vay arkadaş!&#8221;<br />
*</p>
<p>Tek bir soru sormadan beni sadece bir dakikada olaya götürüyor o ağrı. Neden ona bakmadığım sorusunu sorduğumdan, bana neden ona bakmadığımın yanıtını vermek istiyor.<br />
*</p>
<p><em>Bir bayram günü. Gitmeyi çok sevdiğim bir akrabamın evindeyim. Uslu uslu koltukta oturuyorum. Ev güzel, onlar da tatlı, sakin, munis insanlar. Her zaman evlerinde güzel tatlılar var. Ev, mütevazi ama konforlu. Mobilyalar özellikle çok güzel. -Hay Allah, kistim bu bayram el öpmesinde ne yapıyor!-</em></p>
<p>Babam buraya gelmeden önce gergin, sinirli. O zamanki algım, babamın işinde başarılı olduğu için böyle olduğu. Yani <strong><em>&#8220;başarılı erkekler gülmez, somurtur, konuşmaz, ciddilerdir, duygularını belli etmezler&#8230;&#8221;</em></strong> Bunlar babama bakarken oluşturduğum kök inançlar. Dolayısıyla, onlar yerinde olsa, yani değiştirmemiş olsam, hayatımda hep böyle erkekler olacak. Güç sahibi ama sinirli. Baba figürü, bana Maslow&#8217;un ihtiyaçlar piramitindeki birçok ihtiyacımı veriyor. Al sana bir de <em>g<strong>üç temasını duygusuz, sinirli, somurtkan ve iletişime kapalı erkeklere verme ihtiyacı</strong></em><strong>.</strong> Neyse ki, alanımda bu inanç da yok.</p>
<p>Oradaki görevim, uslu uslu oturmak, bana sorulan sorulara cevap vermek, arada mutfağa gidip ayak altında dolanmadan içeridekilere su götürmek gibi. Her davranışımı, her cümlemi kontrol etmeliyim. Ve susmalıyım, çünkü çocuğum. Ve aslında çok sıkılıyorum. Sıkıntıdan patlıyorum. O koltuktan kalkmak, oynamak, eğlenmek istiyorum. Ama sıkıysa yap.<strong><em>(&#8220;Çocuklar susmalıdır. Sevilmek için davranışlarımı ve sözlerimi kontrol etmeliyim. Ancak, onların istediği gibi davranır ve uslu durursam sevilirim.&#8221;&nbsp;yine konuşan kök inançlar)</em></strong></p>
<p>Buraya kadar başlangıç semineri kazması. Hadi biraz ilerleyelim.<br />
*</p>
<p>Uslu uslu oturup onların istediği gibi davranırken bir güzellik oluyor. Babam &nbsp;ondan büyük&nbsp;akrabasıyla konuşmaya başlıyor. Bambaşka bir tonda, içinin güzelliğini görüyorum. Ne kadar bilge bir adam olduğunu görüyorum o zamanki aklımla.<br />
Ve sohbetten o kadar keyif alıyorum ki (şu an düşününce gerçekten tuhaf, konular kötüye giden ekonomi, başbakan, siyaset, dolar, mark, iflaslar, belediyecilik gibi temalarken&#8230;) sırf daha fazla dinleyebilmek için, neredeyse nefes alışımı bile kontrol ediyorum, sessizleşiyorum, hiçbir şey bu konuşmayı bölsün benim varlığımı görsünler istemiyorum. Artık o koltuktan kalkmak istemiyor içim. Aksine, koltuğun kendisi olayım da dinleyeyim hiç duymadığım bu konuşmaları.</p>
<p>Burada zorunluluklara temas ediyorum, bazısı: Sevilmek için uslu durmak, onların istediği gibi davranmak, nefes alışını bile durdurmak, gücü erkeklerde arama, erkek gibi konuşma, gücü ve bilgeliği ciddi konularda aramak ihtiyacı&#8230;</p>
<p>Peki iyiliklere geçelim, ruh ne kazanıyor burada?<br />
Bilgelik ve fayda kazanıyor her şeyden önce. Oradaki o bilgiyi alıp sonra okulda arkadaşlarına hiç bilmediği anlarda satıveriyor 🙂 &nbsp;Okulda, kompozisyon yarışmalarında, öğretmenlerinin gözünde güç elde ediyor.</p>
<p>Sonra tabii şu zorunluluk gelişiyor, bilgeliği, güçlü kişiliği geliştirmek için sessiz kalma, kenarda köşede kalma, konuşmaların muhattabı değil de tanığı olma, bilgelik için katlanma, bilgelik için oyunlardan, arkadaşlardan, neşeden, dişilikten vazgeçme&#8230; Bilgeliği sadece kendini kontrol ederek ve otoritenin kendisini kontrol etmesine izin vererek, sürekli dikkat ederek öğrenme gibi&#8230;</p>
<p>Hepsini tek tek serbest bırakıyorum. Özgürleştiriyorum alanımı. Kendim için alanımda, kolaylıkla bilgeliğe giden yola alan açıyorum.</p>
<p>Kazmanın sonrası daha da sürprizli devam ediyor. Ama burada daha fazlasına gerek yok 🙂<br />
*<br />
Ve sonunda şunu anlıyorum.<br />
Babamın/Otoritenin bilgeliğini ancak susarsam görüyorum, ancak, kendimi onların istediği doğrultuda kontrol edersem, ancak kontrol edilirsem. Yani ancak onları memnun edersem.<br />
Ve artık ne susmaktan ne de kontrol edilmekten yana bir eğilimim var.</p>
<p>Başa dönersem&#8230; Kistime bakmama engel inançlarım varmış alanımda,&nbsp;hiç bakmadım, çünkü oraya bakarsam şifalanabilir. Theta Healing, mucizevi şifalar yaratan bir teknik. Kaynağı ise Yaradan. Yaradan ise, zihinlerimizde bir otorite. Çocukken, bazen babanı onun yerine bile koyduğun 🙂 Yakaladınız değil mi?</p>
<p>Şimdi sahip olduğum o programlar diyor ki, Yeliz kisti şifalandırması için Yaradan&#8217;dan şifa isteyebilirsin, onun bilgeliğine ulaşabilirsin ama karşılığında onun istediği gibi olmak zorundasın. Şimdiye dek seni hep şifalandırdı ama bu sefer büyük bir şey isteyeceksin, karşılığında operasyon geçirmeyeceğin. Ondan şifa istemek yerine bir doktordan iste, böylece zamanında babanın olmanı istemediği kişi olmaya devam edebilir, bir koltukta oturma ve susma zorunluluğun olmadan eğlenebilirsin.</p>
<p>Burada bilmem gereken, benim zaten her halimde onun sevdiği, gurur duyduğu, parçasını taşıyan olduğum, cezalandırılma, kontrol edilme zorunluluğum olmadan da onun beni sevdiği, gurur duyduğu ve onun sevgisine, şifasına izinli olduğum. Hem neşeli bir insan olup hem de bilge biri olabileceğim.<br />
*</p>
<p>Hayatımızı yöneten, o yüzde 88&#8217;lik alandaki kayıtlarımız muazzam.<br />
İçimizde, hem müthiş bir potansiyel hem de direnç var. Direnci bu çalışmalarla yendiğimizde inanıyorum ki, inandığımız kaynaktan alanımıza akan şifa, herbir hücremizi baştan yaratıyor.<br />
Kasığından naber derseniz, ağrım sızım artık yok. Kist orada mı, olabilir. Çünkü o konuya değil neden o konuyu görmezden geldiğime baktım henüz. Ayrıca, belirtmek isterim, Theta Healing, benim için en çok bir idrak tekniği. Bir rahatsızlıkta elbette gideceğimiz yer doktorlarımız. Burada baktığımız tek şey o rahatsızlıktan ruhun kazanımı, rahatsızlığın duygusal rezonans alanı. Bazen ruhun kazanımını anladığımızda şifa kendiliğinden gelir. Bazen de anlasan bile o operasyonu geçirmen gerekebilir. İçinde bulunduğumuz dünyada, ne mucizeleri ne de yasaları es geçmekten yanayım. İşin aslı, bu ikisinin bir gün birlikte olacağına, şifayı mucizeler ve yasalarla gerçekleştireceklerine de inanmaktayım.</p>
<p>Sevgi ve şifayla&#8230;</p>
<p>Yeliz</p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/">İstedikleri Kişi Olmak</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
