<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Genel | Tırtılın Düşü</title>
	<atom:link href="https://www.tirtilindusu.com/Blog/genel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<description>Tırtılın D&#252;ş&#252;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Nov 2020 17:42:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.1</generator>

<image>
	<url>https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/04/cropped-buttefly-32x32.png</url>
	<title>Genel | Tırtılın Düşü</title>
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kelimeleri Duyguyla Örme Oyunu</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 17:39:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=2975</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayal edin… Bulunduğunuz şehir her neresi ise oradayım ya da ben neredeysem siz oradasınız.  Bir anda bir fikir geliyor aklıma ve bir hikaye beliriyor Instagram’da, size diyorum ki: “Eğer yanınızda son okuduğunuz kitap ve altını çizdiğiniz bir satır varsa, adresim burası, kalkın gelin. Kapım ilk 30 kişiye açık bu gecelik.” Kapıdan girmeye başlıyorsunuz, bir çember [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/">Kelimeleri Duyguyla Örme Oyunu</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="img has-hover x md-x lg-x y md-y lg-y" id="image_2089926448">
								<div class="img-inner dark" >
			<img fetchpriority="high" decoding="async" width="500" height="208" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/11/fulya-1469522484-e1606671476667.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" />						
					</div>
								
<style scope="scope">

#image_2089926448 {
  width: 100%;
}
</style>
	</div>
	

<p>Hayal edin… Bulunduğunuz şehir her neresi ise oradayım ya da ben neredeysem siz oradasınız.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bir anda bir fikir geliyor aklıma ve bir hikaye beliriyor Instagram’da, size diyorum ki:</p>
<p>“Eğer yanınızda son okuduğunuz kitap ve altını çizdiğiniz bir satır varsa, adresim burası, kalkın gelin. Kapım ilk 30 kişiye açık bu gecelik.”</p>
<p>Kapıdan girmeye başlıyorsunuz, bir çember oluyoruz.</p>
<p>Bakıyorum, sayı 30’u geçmiş, 50’lerdeyiz. Herkes bu çağrıyı ne çabuk aldı?<span id="more-2975"></span></p>
<p>‘Hayır’ demiyorum, geleni buyur edip kapımı kapatıyorum bir saatin ardından.</p>
<p>Şimdi bir çemberiz, bir masa etrafında. Mumlarımız ve kaldırılacak kadehlerimiz var birlikte.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Toplam 54 kadın. Bakıyorum, evet tamamı kadın, hiç erkek yok.</p>
<p>Sorun değil, bir gün onlar da olacaklar. Bir gün erkekler de ruhtan gelen çağrıyı duyacaklar.</p>
<p>Diyorum ki size, “Bir oyunum var. Henüz bilmiyorsunuz. Duyguları örme oyunu… Bunu çok uzun süredir planlıyorum. Tahmin ettiğinizden de uzun süredir. Bu benim bir yaratımımdı… Bu gecenin bir kaydı olacak. Ve bizim çemberimize tanıklık edenler olacak bu sayede. Ben gecenin kaydını da tutacağım. Yazacağım tüm konuşmaları.”</p>
<p>Oturumu başlatmadan size eşzamanlılığı ve frekansı anlatıyorum.</p>
<p>“Doğaya bakın” diyorum, “bir kelebeğin kanat çırpışı, dünyanın bir ucunda fırtına yaratıyor. Çindeki bir yarasa çorbası, tüm dünyayı sınırsız ve süresizce etkiliyor.</p>
<p>Bak etrafına, rüzgar, yağmur, güneş, ay, yıldızlar, senden bağımsız değil.</p>
<p>Ve bak çevrendekilere… Bak semtine… Bak coğrafyana… Bu birliğin içinde rezone olduğun kümene bak, sen de onlardan bağımsız değilsin.</p>
<p>Frekans, bizim etkileşimde bulunduğumuz bant aralığımızdır hayatla.</p>
<p>Örneğin, hastalık, virüs ve benzeri şeyler, düşük bir frekans aralığındadır.</p>
<p>Öte yandan, şükran, minnettarlık, neşe gibi duygular… Çok yüksek frekans aralığındadır.</p>
<p>Biz frekans aralığımız her ne ise, o aralıktaki durum, olay, kişilere çekiliriz. Bu sebeple, biz bir konuda farkındalık kazandıkça, anladıkça, özgürleştikçe içimizdeki zincirlerden, genellikle, bulunduğumuz çevre hatta bazen şehir ve ülke bile değişir.”</p>
<p>Yüzlerinize bakıyorum tek tek…</p>
<p>“Hoş geldiniz. Buradasınız, çünkü sizi buraya davet eden frekans aynı ve ortak.</p>
<p>Bir şey var tam da zaman kesitinin şimdisinde, hepimizde ortak olan.</p>
<p>Son okuduğumuz kitaplarda, altını çizdiğimiz yerlerde ortak olan, topladığımızda bize bir şey anlatacak olan bir şey var. Rüya çemberi gibi bu. Tek farkla, kelimelerden oluşan bir çember bu sadece, dostlarımız yazarlardan ve kelimelerden…</p>
<p>Şimdi bir oyun oynayacağız sizlerle.</p>
<p>Fakat öncesinde, bir an, gözünü masada yanında oturmayı seçtiğin arkadaşına ve çemberin diğer üyelerine çevir sessizce. Bak bakalım, gözleri sana ne anlatacak, bak bakalım onların enerjileri seninki ile nasıl harmanlanacak…”</p>
<p>Birbirinize bakıyorsunuz şaşkınlık ve gülümseme ile. Kitaplara bakıyorsunuz. Günlük hayatınızda hiç karşılaşmadığınız bunca insanla aynı anda okuduğunuz kitaplar nasıl bu kadar ortak!</p>
<p>Küçük bir çanım var. Çanı çalıyorum…</p>
<p>Oyunun kuralları var, diyorum.</p>
<p>“İlk kural: Çemberde her üye sadece bir kez söz alacak ve sadece son okuduğu kitabın son altını çizdiği cümlesini okuyacak.</p>
<p>İkinci kural: Kimse kimsenin sözünü kesmeyecek ve kitap cümlesi dışında bir şey konuşulmayacak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Üçüncü kural: Söz alan tercihen bir ya da iki, maksimum 4 cümle okuyacak.</p>
<p>Dördüncü kural: Okunan cümle, altını çizdiğin cümleye bir çağrıda bulunuyorsa, sıra senin sırandır. Söz hakkı senindir. İstediğin kadar heyecanla okuyabilirsin cümleni.</p>
<p>Ses çanıyla başlayacak aktarımımız ve ses çanıyla bitecek. Arada ise yalnızca sizin sözleriniz olacak.</p>
<p>Hazırsanız başlıyoruz kelimeleri duyguyla örmeye.”</p>
<p>Dinggg…</p>
<p>Ben alıyorum ilk sözü ve ilk ilmek atılıyor:</p>
<ul>
<li>İçgüdülerimin bana söylediği yalnızca iki sözcüktü: ‘Hayal et.’</li>
</ul>
<p>Şimdi masanın ucundan bir diğeri, heyecanla devam ediyor:</p>
<ul>
<li>O zaman, bir zihnin gelişkinliğinin kabul edilemez olanı kabul edebilmesiyle ölçüldüğünü anlayabilirsiniz.</li>
</ul>
<p>Ve şimdi bir başkası:</p>
<ul>
<li>Yaşlı olan, bilen, içimizdedir. Kadınların en derin ruh psişesinde kadim ve canlı vahşi benlikle serpilip gelişir.</li>
</ul>
<p>Şimdi de aynı kitabı okuyan bir başkası çağrıyı kalbinde duyuyor:</p>
<ul>
<li>Bazı kadınlar için vahşi olanın bu hayat verici &#8220;tadı&#8221; gebelik sırasında, çocuklarını emzirirken ve büyütürken onlarda görülen değişim mucizesi sırasında, sevilen bir bahçenin müdavimi olmak gibi bir aşk ilişkisinin müdavimi olduklarında çıkagelir.</li>
</ul>
<p>İşte örgüye başlıyoruz:</p>
<ul>
<li>Güçlü bir duygu hissettiğinde, var olmasına izin ver. Hareket etme, duyguyu buyur et.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bazen tek ihtiyacımız, görülmek, duyulmak, anlaşılmak. Var olanla durmak. Unutursan hatırla.</li>
</ul>
<ul>
<li>Aşka inanacağız her ne olursa olsun. Sonsuz aşka! Gerçek aşka! Aşkın sevgiye evrimleşmesini hayranlıkla izleyecek, kabul edecek ve o sevgiyle sevişeceğiz.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sevdiğiniz zaman &#8216;Tanrı yüreğimde&#8217; değil, &#8216;Tanrı&#8217;nın yüreğindeyim&#8217; deyin. Sanmayın aşkın rotasını çizebileceğinizi, çünkü aşk sizin rotanızı çizer, sizi buna layık bulursa eğer.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kalp sırdır ve bir o kadar da şeffaftır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Başkalarını dinlemekten kıstığımız kalbin sesi, zaten oldukça titizdir. Sessizlik ve dinginlik ister duyabilmek için.</li>
</ul>
<ul>
<li>Perdeler yarım yamalak asılıydı, koltuğun nerede duracağı henüz belli değildi. Fakat şimdi her şey yerli yerindeydi ve ucundan paylaştığımı sansam da aslında hiç bilmediğim bir hayatın yaşandığı bu evde ne kadar yabancı olduğumu fark ettim.</li>
</ul>
<ul>
<li>İnsanoğlunun kendi ihtiraslarının bir hapishane hücresinden daha korkunç olduğunu anlamıştı.</li>
</ul>
<ul>
<li>Mutluluğun eşya biriktirmekten ziyade deneyimlerin keyfine varılmasıyla ortaya çıkması kaçınılmazdır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir sevgili gittiğinde, altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir. Bir kuş, bir sevgili.. İnsan kaybettikleriyle insandır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Çünkü yüreğinizin hakikatini saklayacaktır dostunuzun ruhu, hatırlanan tadı gibi şarabın. Rengi unutulup kadeh yok olduktan sonra da.</li>
</ul>
<ul>
<li>Ama acının önünde susarsak, çok susarsak saygımızdan, bir noktadan sonra sorgulanamaz olursa acı, ne diyeceğiz sonra? Nasıl anlayacağız sormazsak? Üstelik bugünlere böyle gelmedik mi? Susarak…</li>
</ul>
<ul>
<li>O böyle sorunca, hemen durup düşünüyorum. Sahi kafamdan neler geçiyor benim. Hiç! Saf, temiz, heyecanlı bir aşkı dinliyorum sadece.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
</ul>
<ul>
<li>Kaygılı bağlanma tam olarak böyle bir şeydi. Beraberinde yoğun kontrolcülüğü getirirdi.</li>
</ul>
<ul>
<li>Yaz: Hayatı, yüreğimizde bir ağrı gibi taşımak zorunda değiliz. Yaz da, iyi bir insanın olmanın yetmediğini anlat herkese. Birbirimize karşı iyi olamadıktan sonra, yürekte uyuyan iyiliğin beş para etmediğini herkes bilmeli. Yaz: Bugün herkes <b>yeterince</b> <b>inciltilmiştir</b> artık.</li>
</ul>
<ul>
<li>Yargılamayın ki yargılanmayasınız. Kınamayın ki kınanmayınız. Affedin ki affedilesiniz.</li>
</ul>
<ul>
<li>Size ne öğrettiklerini bulduktan sonra onları affedin.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bazen bırakmak da affetmektir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Şifa arayışı çoğu zaman derdine deva arayanları yola düşürür. Bu yol bir ibadet seferine, bir tür hacca da dönüşebilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Geleneksel yöntemlerden bağımsız düşünün ve planlarınızı öyle yapın. Her zaman her sorunun bir yanıtı ve bir çözümü olduğunu bilin.</li>
</ul>
<ul>
<li>Rab mahirdir ama zalim değildir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Rab akıl sayesinde dünyadaki güzelliklere yeniden erişmemizi istiyor bence. Aklını kullanarak insan dünyayı adil ve herkes için daha güzel bir yer yapabilir. </li>
</ul>
<ul>
<li>Anlamak, sevmekle ilgili her şeyi unutmaktır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Leonardo da Vinci, &#8216;Bir şeyi anlayana kadar onu ne sevebiliriz ne de ondan nefret ederiz,&#8217; demiş.</li>
</ul>
<ul>
<li>Farkındalık, merhamet ve merakla içsel durumu incelemeyi mümkün kılmanın yanı sıra, kendimize bakım vermek için bizi doğru yöne yönlendirir.</li>
</ul>
<ul>
<li>O en çelimsiz ve şaşkın görünen tarafınız, aslında en güçlü ve dirayetli tarafınız.</li>
</ul>
<ul>
<li>Geçmişin kutsanması ve iyileştirilmesi gerekir. Her katmanına gir! Her köşesini aydınlat! Yeni bir anlayışla onu dönüştür. Endişelere, şüphelere ve korkulara kapılmayı bıraktığında geçmişin iyileşecektir. ”Kendini özünde bağışlamanın” gerçek anlamı budur.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sezgisel biri sadece üçüncü gözü kullanarak okuma yaptığında gerçek yerine bu korkuyu okuyabilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bu dünyada yaşamayı büyük bir maceraymış gibi ele alın. Kendinizi kahraman ruhlu doğrudan yana, korkusuz, kendisine hükmedebilen ve doğanın yasalarını anlayan bir varlık olarak kabul edin.</li>
</ul>
<ul>
<li>Balıkların çoğu yaşlandıkları zaman ömürlerini boşu boşuna geçirdiklerinden yakınırlar. Sürekli sızlanır, lanet okur, her şeyden şikayet ederler. Ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mi ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü?</li>
</ul>
<ul>
<li>Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, yanlış limana vardığında şaşırmamalısın.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
</ul>
<ul>
<li>Ama eğer evrenimizde henüz olmadığımız şeyi olma olasılığı varsa&#8230; Ben bu olasılığı yakalayabilir miyim? Kendi yaşamımı babalarımınkinden farklı bir bahçe haline getirebilir miyim?</li>
</ul>
<ul>
<li>Kişinin istediği şeyleri araması asla hata değildir. Asla!</li>
</ul>
<ul>
<li>Mademki tırmanacaksın, yüksek olan dağa tırman. Manzarayı görürsün.</li>
</ul>
<ul>
<li>Özgürlük senin bunca zamandır taktığın bu maskelerin mal olacaktır. </li>
</ul>
<ul>
<li>Belirsizliğin bilgeliğine güven.</li>
</ul>
<ul>
<li>Karanlık zamanlarda göz görmeye başlar.</li>
</ul>
<ul>
<li>Karanlık bastırınca, nesneler de ben de belirsizliklerden sıyrılacağız. </li>
</ul>
<ul>
<li>Kirli, yorgun vücutlarını nihayet fırlayıp atabilecek, saf ruh boyutuna geçebileceklerdir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Dünyada hangi dağları aşmış olursan ol, aklın hep takılıp düştüğün taşta kalıyor. </li>
</ul>
<ul>
<li>Defalarca ne yapıyorsak oyuz. Bu yüzden mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Yaratıcılık bulaşıcıdır, bulaştırın.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir savaşçı kontrol etmeyi bilir. Başka bir insanı değil kendi duygularını kontrol etmeyi bilir.Duygularımızı kontrol etmeyi yitirdiğimizde duygularımızı bastırırız, duygularımızın yönetimi bizde olduğunda değil.</li>
</ul>
<p><i>&#8211; İyiliğin savaşını ver, kaybetsen bile günün sonunda bilirsin ki sen görevini yapmışsındır.</i></p>
<ul>
<li>O halde iş, başkasına hürmette.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sürekli aynı güne uyanırken, keyif alacağın yeni şeyler denemeyi unutma. Bugün mesela&#8230; Gün çal kendine hayattan ve ne varsa yapmak istediğin; al çantanı sırtına, vur kendini yollara…</li>
</ul>
<ul>
<li>Günlük hayattaki kusurlarımızla kusursuza erişmeye vakıf edelim gücümüzü. Gerçek bilgelik yaptığımız basit şeylere saygı duymasını bilmektir çünkü muhtaç olduğumuz yere bizi onlar götürür.</li>
</ul>
<ul>
<li>Hakikati bulmak isteyen insanın önce kendini tam anlamıyla tanıması gerektiğini iddia ediyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></li>
</ul>
<ul>
<li>Yaşamın sırrı &#8220;ölmeden ölmek&#8221; ve ölüm diye bir şeyin olmadığını görmektir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bu dünyada adalet ölmeyecek, belki de bir gün gelecek bu adalet bize de geçecek ve vaat edildiği gibi tüm dünyada hüküm sürmeye başlayacak.”</li>
</ul>
<p>Dinggg…</p>
<p>“Şimdi bir süre sessizce kelime örgüsünde demlenelim”, diyorum. Gözlerimizi kapatıp demleniyoruz birlikte, sessizce.</p>
<p>Birbirinden bu kadar farklı 54 kadın, nasıl da bir öyküyü, kendi çizdiği kelimelerden oluşan bir öyküyü tamamladı, destek oldu ödünç aldığı kelimelerle birbirine…</p>
<p>“Şimdi diyorum, örgünün hangi kelimeleri kaldı aklınızda? Bu sizin bu geceden payınıza düşendir. Yanınızda götüreceğinizdir. Önünüzde beyaz bir kağıttan oluşan çıkın var. Bu toplam enerjiden aldığınız kelimeleri yazın o çıkına, aklınızda kalanları, bakalım ne diyor hayat bu buluşma ile size…”</p>
<p><i>Herkes kendi altın cümlesini yazıyor hatrında kalan kelimelerle, duygularla kağıda…</i></p>
<p><i>Bir de gözlemleyeni var, burada okuyanı var… Onlar da yazıyor şimdi çıkınlarına, altın kelimelerini… Ve hayat ne demek istiyor onlara tam da şu anda biliyorlar böylece…</i></p>
<p><i>Tek tek uğurluyorum çember misafirlerimi.</i></p>
<p><i>Bu gece paylaştığımız çok özel bir şeydi.</i></p>
<p><i>Tarihlerden 27 kasım 2020 saatlerden 19:00-21:00 arasıydı.</i></p>
<p><i>Ne iyi ettiniz de çağrıyı duyup geldiniz…</i></p>
<p><i>Ve şimdi bu yazıyı okuyanlar: örgüyü örenlerden miydiniz, yoksa kaydını okuyup gözlemci olanlardan mı? Yorumlarda bir ses verseniz ve belki altın kelimelerinizi yazsanız bize. Belki oradan da bir örgü çıkar bir gün.</i></p>
<p><i>Şimdi kapıyı kapatıyorum bir sonrakine dek.</i></p>
<p><i>Sevgiyle…</i></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/">Kelimeleri Duyguyla Örme Oyunu</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kelimeleri-duyguyla-orme-oyunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>28</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kabuğun Hapishanen Olduğunda</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2020 19:38:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=2845</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Sert bir kabuğu olan ıstakoz, yumuşak gövdesi büyümeye başlarken, aynı zamanda giderek küçülen kabuğunun içinde sıkışmaya da başlar. Bu sıkışma onda bir stres yaratır. Bu sıkışma ve stres öyle bir hale gelir ki, sonunda gelişmesi için önünde tek bir seçenek kalır. Kabuğunu geride bırakmak.  Güvenli bir alan bulur, kabuğunu bırakır, yeni kabuğunu oluşturur ve [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/">Kabuğun Hapishanen Olduğunda</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: right;">Sert bir kabuğu olan ıstakoz, yumuşak gövdesi büyümeye başlarken, aynı zamanda giderek küçülen kabuğunun içinde sıkışmaya da başlar. Bu sıkışma onda bir stres yaratır.</p>
<p style="text-align: right;">Bu sıkışma ve stres öyle bir hale gelir ki, sonunda gelişmesi için önünde tek bir seçenek kalır. Kabuğunu geride bırakmak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p style="text-align: right;">Güvenli bir alan bulur, kabuğunu bırakır, yeni kabuğunu oluşturur ve hayata devam eder.</p>
<p style="text-align: right;">Ve bunu bir yaşamda, birden çok sayıda yapar.</p>
<p style="text-align: right;">Bu Clarissa’nın bahsettiği hayat-ölüm-hayat döngüsünün belki ıstakoz dilindeki karşılığıdır.</p>
<p><span id="more-2845"></span><img decoding="async" class="size-medium wp-image-2846 aligncenter" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/the-prisoner-of-chillon-1834-oil-on-canvas-ferdinand-victor-eugene-delacroix-2-615x400.jpg" alt="" width="615" height="400" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/the-prisoner-of-chillon-1834-oil-on-canvas-ferdinand-victor-eugene-delacroix-2-615x400.jpg 615w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/the-prisoner-of-chillon-1834-oil-on-canvas-ferdinand-victor-eugene-delacroix-2-768x499.jpg 768w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/the-prisoner-of-chillon-1834-oil-on-canvas-ferdinand-victor-eugene-delacroix-2.jpg 1000w" sizes="(max-width: 615px) 100vw, 615px" /></p>
<p>Abraham Twerski, şöyle demiş bu hikayeyi anlatırken. “Eğer ıstakoz stres hissettiğinde, bir doktora gidip ilaç alsaydı, asla gelişemezdi.”</p>
<p>Bu cümle biraz sert, doktora gidip her türlü ilacı almamız gereken zamanlar olabilir ve buna sakinleştiriciler de dahil.</p>
<p>Öte yandan da, stres, hayat-ölüm-hayat döngüsü de gelişimimizin bir parçası olabilir.</p>
<p>Sürekli adeta bir proje gibi üzerimize pompalanan, mutlu ol, mutlu olmayı hak ediyorsun, biraz daha mutluluk satın almaz mısın alt mesajı, ıstakoz kabuklarımızın değişim saatinin geldiğini, bir süre güvenli bir alanda ve belki evet bir kaya altında ya da bir mağarada dinlenmenin ve yeni kabuğu beklemenin de son derece normal olduğunu bize unutturuveriyor. Unutmayıp o stresi deneyimliyorsak bile, bir süre bir alanda yeni kabuğumuzu oluştururken de suçluluk ve hatta dışlanma da hissedebiliyoruz. Kabuklarından, gelişimini öldürmek pahasına vazgeçmeyenler, bunu belki de anlamsız ya da tuhaf buluyorlar. Ve yeni bir normal oluşuyor. Kabuğundan asla vazgeçmeyenlerin normalliği.</p>
<p>Istakoz, bir oyunbozan belki de.</p>
<p>Bir sürü ıstakoz hayal edin, hepsi bir şekilde anlık mutluluk ve Carpe Diem’in yanlış algılanan anlamına takılmışlar. Büyümeyi, kabuk bırakmayı reddediyorlar. Ama doğası gereği bir depremi, bir yanardağ patlamasını engelleyemezsiniz. Ancak, biz doğamızı engelleyebiliyoruz. Doğamıza uygun olmayan hareketlerle yaşantımıza devam ederek, psikosomatik kaynaklı olabilecek birçok hastalığı da deneyimliyoruz.</p>
<p>Peki, bir köşede yeni bir kabuk yaratmaktan, öncesindeki kimliğimize, kabuğumuza verdiğimiz onca emeği bir anda bırakabilmekten, o kabuk oluşurkenki savunmasızlığımız nedeniyle yalnız kalmaktan duyduğumuz korku için ödediğimiz bedel sizce ne oluyor?</p>
<p>Ben bu soruyu her sorduğumda çok sevdiğim bir şiir aklıma düşüyor:</p>
<p><em>“Anything or anyone</em></p>
<p><em>that does not bring you alive</em></p>
<p><em>is too small for you”</em></p>
<p><em>“Sana canlılık vermeyen</em></p>
<p><em>herhangi biri, herhangi bir şey</em></p>
<p><em>senin için çok küçüktür”</em> diye çeviriyorum ben de naçizane.<span class="Apple-converted-space"> (David Whyte/Sweet Darkness)</span></p>
<p>(Bir şiiri çevirmeye çalışmak çok büyük stres. Bir sanat eserinin tozunu almak gibi içimde)<br />**</p>
<p>Buradan bir kelime düşüyor kalbimize: Canlılık….</p>
<p>Hayat canlıdır, an canlıdır, hayatınızın asla unutamadığınız, tadı damağınızda kalan anlarında dolaşın zihninizde… Onların hepsi canlıdır.</p>
<p>Bir bebeğin gözleri, gülüşü… canlıdır.</p>
<p>Birine aşık olduğunuz o ilk an, kalp atışınız canlıdır.</p>
<p>Bir iş teklifini kabul ettiğiniz o an, enerjiniz canlıdır.</p>
<p>Bir ağacın karşısında, kokusuna, çiçeklerine bakarkenki haliniz canlıdır.</p>
<p>Üniversite sınavında istediğiniz sonucu aldığınız o an, canlıdır.</p>
<p>Taze bir sebze, meyveyi ısırdığınızda hissiniz canlıdır.</p>
<p>Sevdiğiniz bir gülü koklamak için elinize aldığınız ve dikeninin kanınızı akıttığı o an canlıdır.</p>
<p>Bir lunaparkta çığlık çığlığa eğlendiğiniz o an canlıdır.</p>
<p>Sevdiğiniz biriyle dudak dudağa olduğunuz, ona dokunduğunuz o an canlıdır.</p>
<p>Bir denizde yüzdüğünüz ve güneşin gözünüze değdiği o an, üzerinize gelen bir dalga ile bocalanma haliniz canlıdır.</p>
<p>Hayat canlıdır.</p>
<p>Ama, bu yaşayan herkesin canlı olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>Kabuğun hapishanen olduğunda, feda ettiğin bana kalırsa, canlılığındır.</p>
<p>Ve hayat her zaman canlı olanı destekler.</p>
<p>Canlı olmaksa, yine benim görüşümde, hayat-ölüm-hayat döngüsündeki ölümü kucaklayabilmekten geçer.</p>
<p>Nehrin canlı olması, akabilmesinden geçer.</p>
<p>Nehrin pislenmiş olabilir.</p>
<p>Kabuğun sıkıştırmış ama bunca yıl sıkışmayı hissetmemek için yoksaymış olabilirsin.</p>
<p>Tamam, bunlar da normal.</p>
<p>Bir doğrusu yok yaşamın.</p>
<p>Ama canlılığı var.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hemen bugün canlılığı yoksayarak, şimdiki gibi yoluna devam edebilirsin.</p>
<p>Ya da canlı olan ne sorusuyla kendine yeni bir yol çizebilirsin.</p>
<p>Seçim, hep senin.</p>
<p> </p>
<p> </p>



<p></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/">Kabuğun Hapishanen Olduğunda</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kabugun-hapishanen-oldugunda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kozaya Dönme Vaktidir</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 01:04:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=2699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahraman, bir kez yola çıktığında,Hiç niyeti yokkenBirden kendini apayrı bir yolda bulduğunda&#8230;-Ki hep aniden olur bu--çünkü Uranüs&#8217;tür Kahraman Joker-Toydur, bir tırtıldır hayattaSanır ki öncesinde hep beslenecekHep de aynı çizgide gidecek hayatYanındakiler hep kalacakGüvende mışıl mışıl uyuyacak. .Ama öyle değildir kahramanın yolculuğu.Tuzak örer hayat ona Türlü sürprizlerle, karşılaşmalarla,Ani şoklarla, ani güzelliklerle .Bildiği her şeyi unutur sonra [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/">Kozaya Dönme Vaktidir</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="img has-hover x md-x lg-x y md-y lg-y" id="image_1834662264">
								<div class="img-inner dark" >
			<img decoding="async" width="1000" height="650" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/PhotoFunia-1588986055-kopyası-2.jpg" class="attachment-large size-large" alt="" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/PhotoFunia-1588986055-kopyası-2.jpg 1000w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/PhotoFunia-1588986055-kopyası-2-615x400.jpg 615w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/PhotoFunia-1588986055-kopyası-2-768x499.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" />						
					</div>
								
<style scope="scope">

#image_1834662264 {
  width: 100%;
}
</style>
	</div>
	

<p class="p2"><span class="s2">Kahraman, bir kez yola çıktığında,<br /></span><span class="s2">Hiç niyeti yokken<br /></span><span class="s2">Birden kendini apayrı bir yolda bulduğunda&#8230;<br /></span><span class="s2">-Ki hep aniden olur bu-<br /></span><span class="s2">-çünkü Uranüs&#8217;tür Kahraman Joker-<br /></span><span class="s2">Toydur, bir tırtıldır hayatta<br /></span><span class="s2">Sanır ki öncesinde hep beslenecek<br /></span><span class="s2">Hep de aynı çizgide gidecek hayat<br /></span><span class="s2">Yanındakiler hep kalacak<br /></span><span class="s2">Güvende mışıl mışıl uyuyacak. </span><span id="more-2699"></span></p>
<p class="p2"><span class="s2">.<br /></span><span class="s2">Ama öyle değildir kahramanın yolculuğu.<br /></span><span class="s2">Tuzak örer hayat ona <br /></span><span class="s2">Türlü sürprizlerle, karşılaşmalarla,<br /></span><span class="s2">Ani şoklarla, ani güzelliklerle</span></p>
<p class="p2"><span class="s2">.<br /></span><span class="s2">Bildiği her şeyi unutur sonra <br /></span><span class="s2">Bildiği bilinmeyenli bir yolda giderken yardımcı olamaz ki hiçbir varlığa<br /></span><span class="s2">O bildiği dili unutunca, bambaşka bir dil öğrenir <br /></span><span class="s2">Daha eski, daha kadim bir dil<br /></span><span class="s2">Açılır yoluna.<br /></span><span class="s2">Diğer sesleri anlamazken, hatta çevresinde ses bile kalmazken<br /></span><span class="s2">Konuşur evren sembol diliyle ona<br /></span><span class="s2">Konuşur rüzgar, konuşur deniz<br /></span><span class="s2">Konuşur yağmur, konuşur toprak<br /></span><span class="s2">Konuşur sayılar, konuşur yıldızlar<br /></span><span class="s2">Tetiktedir eşzamanlılıklar<br /></span><span class="s2">Buluşma saatidir rüyalar inandığıyla</span></p>
<p class="p2"><span class="s2">.<br /></span><span class="s2">Koza örer hayat ona <br /></span><span class="s2">Ortadan kaybolurcasına<br /></span><span class="s2">Dönüşür-dönüşür-dönüşür<br /></span><span class="s2">Sonra bir doğum sancısı<br /></span><span class="s2">Bambaşka bir şey doğar hayata.<br /></span><span class="s2">Girdi ve çıktı bir değildir<br /></span><span class="s2">Çok yoldan geçilmiş<br /></span><span class="s2">Çok eşik atlanmış <br /></span><span class="s2">Çok şeyden vazgeçilmiştir.<br /></span><span class="s2">Ama çıkan, bu dünyaya doğan tırtıl değildir.<br /></span><span class="s2">İyi ki değildir.<br /></span><span class="s2">Büyüleyici, tüy gibi, hafif, şeffaf, mucizevi, kanatımsı o güzel şey<br /></span><span class="s2">Şimdi eski formunun asla ulaşamayacağı yükseklikleri deneyimleyecek<br /></span><span class="s2">Manzarası genişleyecek, hafifleyecek<br /></span><span class="s2">Özgürleşirken büyüleyecek apayrı bir şeydir.<br /></span><span class="s2">Ve iyi ki de öyledir</span><span class="s2">.</span></p>
<p>.<br />Hoş geldim yeniden.<br />Hoş geldin yeniden.</p>
<p>Yeliz</p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/">Kozaya Dönme Vaktidir</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kozaya-donme-vaktidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tırtılın Düşü</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 00:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Theta Healing]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tirtilindusu.com/?p=2693</guid>

					<description><![CDATA[<p>: Dönüşüm : Düş : İlham : Hayret : Saygı : Mizah : Zarafet : Mütevazilik : Merak : İçtenlik : İyi Niyet : Bilgelik Arayışı : Hizmet&#160; Benim için Tırtılın Düşü’nün anahtar kelimeleri. Bu blog, kendini yazan bir dönüşüm yolculuğu. Bir obur ve hevesli tırtılın kozasına girmesi, demlenmesi, büyümesi, ölüm-yaşam-ölüm döngüsünde dönüşmesi ve yepyeni [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/">Tırtılın Düşü</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="800" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc-720x800.jpg" alt="" class="wp-image-2694" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc-720x800.jpg 720w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc-360x400.jpg 360w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc-768x853.jpg 768w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/05/80ea1d3c-caf2-4da8-886b-b6f811f1a9dc.jpg 1080w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>



<p><strong><em>: Dönüşüm : Düş : İlham : Hayret : Saygı : Mizah : Zarafet : Mütevazilik : Merak : İçtenlik : İyi Niyet : Bilgelik Arayışı : Hizmet&nbsp;</em></strong></p>



<p>Benim için Tırtılın Düşü’nün anahtar kelimeleri.</p>



<p>Bu blog, kendini yazan bir dönüşüm yolculuğu. Bir obur ve hevesli tırtılın kozasına girmesi, demlenmesi, büyümesi, ölüm-yaşam-ölüm döngüsünde dönüşmesi ve yepyeni bir formda zarafetle yükselebilmesi.</p>



<span id="more-2693"></span>



<p>Tırtılın Düşü, şimdiye dek on binlerce kişiye ulaştı. Sayısını benim bile bilmediğim kadar insan, bu blog sayesinde yaşamlarında bir şeyleri dönüştürdü. Bazısı bir kitap gibi sabahtan geceye dek başından kalkmadan okudu, bazısı çıktı aldı ve yolculuklarda okudu. Bazısı ağlayarak okudu, bazısı günlerce düşünerek, durarak, sayfa sayfa ilerledi… Bazısı beni en yakın arkadaşı ilan etti. Bazısının rüyasından eksik olmadım. Seminerlerime katılıp “Tırtılın Düşü’ndeki tüm yazılarını okudum ve bunun için buradayım!” diyen öğrenci sayısını ise gerçekten bilmiyorum. Burada anlattıklarım, yazım dilim öğrencilerimi oluşturdu.</p>



<p>Umduğum gibi olmadı. İyi ki de olmadı. Umduğum, yazdığımı binlerce kişinin değil, sadece birkaç kişinin okuyacak olmasıydı çünkü.</p>



<p>Bloğumu kapatma kararı aldığımda kasım 2019’du, bir virüs girmişti. Tam da o dönemde bir sohbetimde, “Yaşam enerjimi nasıl kullandığımı, nerelerde kan kaybettiğimi gözden geçirmeliyim” derken! Tırtılın Düşü de benden bağımsız değildi elbette. Ama ben blog benim eserim ve kapatabilirim sanıyordum. Hiç beklemediğim tepkilerle karşılaştım. Birçok okuyucu, bir hak arama enerjisinde bana ulaştı ve bunu yapamayacağımı çünkü hala okumakta oldukları ya da dönüp okudukları yazılarımın olduğunu, Tırtılın Düşü’nün benim olduğu kadar kendilerinin de olduğunu söylediler. Oysa benim hissettiğim en yoğun duygu ‘yorgunluk’tu.</p>



<p>Fişi çektim ve bir süre mağarama girdim. Orada Spotify konuşmaları ürettim. Nefis olmuş olabilirler.&nbsp;</p>



<p>Şimdi yeniden Tırtılın Düşü ile dönüyorum. Yeni fikirlerim de var kendisine dair. Ancak başında, bir daha o yorgunluk noktasına ulaşmamak adına birkaç ince çizgi belirledim.</p>



<p>Bu blogta yazan her şey, benim vesilemle çıktı, bazısı benden bağımsız kalemimden aktı. Ancak, kaynak ister benim ulaştığım bilgi, ister bana ulaşan bilgi olsun, burası için harcanan uzun saatler ve emek var. Paylaştığım ve satın alınamayacak kadar değerli o şey: tüm içtenliği ile paylaştığım deneyimlerim var.</p>



<p><em>Bu nedenle en temelde 3 ince çizgi oluşturdum:</em></p>



<p><em>İlki, okuyuculardan üstte bahsettiğim erdemlere saygılı davranışı beklemek.</em></p>



<p><em>İkincisi, paylaşımlar konusunda titizlik. Yazılarımın paylaşılması, daha çok okuyucuya ulaşması beni mutlu eder ve onurlandırır. Lütfen ilgisini çekecek arkadaşlarınızla ya da kitlelerle paylaşın. Ancak, evrensel ahlak yasalarından Artha Yasası’na uygun olarak, ister bir kısmının ister tamamının paylaşımında, sahibinin etiketlenerek paylaşılmasını, kaynak belirtilmesi beklentisindeyim.</em></p>



<p><em>Üçüncüsü ise, sağlıklı sınırlar. Burada samimiyetle oluşturduğum bir dili sürdürmeyi seviyorum. Ancak, üretmeye, yazmaya, paylaşmaya devam edebilmek benim için çok önemli. Blogumda yazdığım yazıların ardından, özel mesajlarla etkileşimi sürdürmek benim açımdan mümkün değil. Yorumlarını, ekleyeceklerini, hissettiklerini duymak sonraki yazılarım için motivasyon olacaktır. Yazılarımla ilgili düşündüklerini bana özel kanallardan ulaştırman yerine yorum olarak bırakmanı rica ederim.</em></p>



<p>Tırtılın Düşü’nün bir parçası olduğun için,</p>



<p>Hikayem hikayene alan olduğu için minnettarım.</p>



<p><em>Sevgilerimle,</em></p>



<p><em>Yeliz</em></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/">Tırtılın Düşü</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/tirtilin-dusu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kabul</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kabul/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kabul/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Dec 2019 00:32:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[denemeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=2096</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.” Marlo Morgan 2001 yılı, Ege Üniversitesi Hastanesi&#8217;nde Amatem&#8217;i ziyaret ediyorum. Orada çalışan bir tanıdığımızla ile görüşeceğim. Duvarda beni el yazısı ile yazılmış bu yazı karşılıyor. O zamanlar fotoğraf çeken telefonlar yok. Motorola kapaklı bir telefonum var [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kabul/">Kabul</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="quoteText" style="text-align: right;"><em>“Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.” Marlo Morgan</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2102" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/12/Woman-in-a-red-dress-300x200.png" alt="" width="974" height="650"></p>
<p><span id="more-2096"></span>2001 yılı, Ege Üniversitesi Hastanesi&#8217;nde Amatem&#8217;i ziyaret ediyorum. Orada çalışan bir tanıdığımızla ile görüşeceğim. Duvarda beni el yazısı ile yazılmış bu yazı karşılıyor. O zamanlar fotoğraf çeken telefonlar yok. Motorola kapaklı bir telefonum var sadece sms ve çağrı kapasiteli. Bu nedenle yanımda sürekli taşıdığım ve aklıma gelen cümleleri, okuduğum güzel şeyleri not aldığım bir defterle dolaşıyorum. Bu cümleleri not alıyorum ama not alırken dahi kafamda istediğim yere oturmuyor cümleler. Sonra yanıma genç hatta yakışıklı sayılabilecek ama biraz dağınık görüntüde bir çocuk geliyor. Meyve saatleriymiş, bana meyve ikram ediyor. Sonra Antalyalı olduğunu ve İzmir&#8217;e okumaya geldiğini ve ardından madde bağımlısı olduğunu, okuldan atılıp tedaviye başladığını öğreniyorum. Bana &#8220;Sizin gibiler bizim gibilerden genelde korkar&#8221; diyor. Çantasında Veronika Ölmek İstiyor, kulaklığında &#8220;Doktor doktor, insanlar hissetmiyor&#8221; şarkısıyla gezen ve hatta dedesinin vefatından sonra Seroxat kullanması tavsiye edilmiş bir kızım. O da görüntüdeki pembe giysilere bakıp bence beni anlamıyor.</p>
<p>Aylardır bu görüntü ara ara gözümün önüne geliyor. Koridorun sonundaki kapı. Girer girmez soldaki pano. Not alırken karşıma çıkan pijamalı çocuk. Bana söylediği bu sözler. Yıllar sonra hayalet gibi canlanan anı. Bir yere koyamıyorum. Not aldığım bu cümleleri daha sonra defalarca başka yerlerde de okuyorum. Sanki hep havada. İçimi ısıtmıyor, ama kulağımdan da gitmiyor gibi. Bir yere konulmuyor, ama aklımdan da gitmiyor. Yıllar sonra, tuhaf şey.</p>
<p>**</p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda kendime bir yeni yaş hediyesi verdim. Yalan değil, en az hoşlanacağım türden. Instagram&#8217;da çok paylaştım, burada uzun uzun pek de gerek yok. Bir nefes kampına gittim. Daha önce de nefes seansları aldım. Hiç canımın bu kadar yandığını hatırlamıyorum. Tek bir bölge, diyafram. Böyle bir acı yok. Yatağa yatıyorum acıyor, gülüyorum acıyor, nefes alıyorum acıyor. O kadar ki, gün boyu tek düşündüğüm oraya yattığımda yine acıyacak mı oluyor ve telefonda bunu anlattığım eşim ikinci günün gecesinde &#8220;Yeter artık, bence bu işte bir yanlış var. Yaptırma kendine bunu. Canın yanıyorsa bu doğru değildir.&#8221; diyor.</p>
<p>Yemekte insanlara soruyorum, sizin de diyafram bölgeniz çok acıyor mu diye. Birisi, bende ilk gün oldu ama geçti diyor. Bir diğeri bende sorun yok diyor, bir diğeri ben o acıyı kalp bölgesinde yaşıyorum diyor. Hepsinin bir anlamı olduğunu elbette bilsek de detaylıca son gün öğreniyoruz.</p>
<p>Kendime bir sözüm var, theta ile nefesi karıştırmayacağım. Çok şey bilen, yanılır, çorba olur, orada sıfır bilgi ile oturacağım. Söz. Acısa da, gece bile dokunmuyorum. Acı bana mesaj gönderiyor, duymazdan geliyorum. Eve döndüğümde, thetaya da döneceğim, burada yok diyorum.</p>
<p>Üçüncü gün uzanırken, bir kez daha teslimiyet konusuna çalışalım diyorum. O bölge aslında teslim olamamak ve aşırı kontrolcülükle, bırakamamakla ilgili, kabule geçememekle&#8230; Çalışmaya başlamadan önce adaşım olan koçuma bugün geçer mi, diyorum. O da acı hissettiğinde sadece nefes al, nefes almaya devam et, acına nefes al diyor. Çünkü ben acı başladığında nefes almayı bırakıyorum.-Gerçek bir ironi-</p>
<p>Bu cümleleri sonrasında mottom oluyor. &#8220;Acına nefes al.&#8221; Hatta hep bir yerlerde alıntısı ile karşılaştığım Sabahattin Ali&#8217;nin cümlelerini hatırlıyorum enteresan bir şekilde.</p>
<p><em>&#8220;Unutma. Hiçbir acı bâki değildir. Üflersin geçer. Bazılarına biraz daha çok üflemen gerekir, hepsi bu.&#8221;</em></p>
<p>Sonra koçuma şunu diyorum. <em>&#8220;Canım o kadar çok yanıyor ki, sen diyaframa bastırdığında acısını hissetmemek için ayak başparmağımı büküyor ve canımı yakıyorum.&#8221;</em> Size o anki bakışını kelimelerle tarif edemem! Ne, ne yapıyorsuuun?, diyor. Diyaframımın acısını unutmak için ayak başparmağımı acıtıyorum, derken ayılıyorum. Yok artık diyorum! Teslimiyete çalışırken yaptığıma bak!<br />
Hayretle birbirimize bakıyoruz! Anladım diyorum, anladım.</p>
<p>Çalışmaya başlıyoruz, acı adeta yer yaptığından canım yanıyor. Ama bu defa acıyı kabul ediyorum. Anlıyorum ki, tüm çabam acıyı kabul etmemek, onu kabul etmeden değiştirmeye çalışmak ve başka bir acı ile bastırmakmış. O görülmek isteyen bir parçaymış sadece. Acıya rağmen nefes alıyorum ve birkaç nefesin ardından orası normale dönüyor. Şaşıp kalıyorum. Acı gidiyor. Çektiğim acının acısı değilmiş, direnmenin acısıymış meğer.</p>
<p>Sonrasında, mutluluktan gözlerimden yaşlar akarken tüm mesele buydu diyorum. Tüm mesele kabuldü!</p>
<p>***</p>
<p>Üzerine içim gitse de, kendimi kazmıyorum, his yüklemiyorum, meditasyon bile yapmıyorum. Bu da adeta bir sınav bana. Nefesle şifayı kabul ediyorum. Ama blok blok dökülüyor farkındalıklar önüme.</p>
<p>Olaylar, sevdiklerim, insanlar karşısındaki duruşumu görüyorum. Sürekli, onlar için durmadan koşturan, bir sorunlarını dinlediğimde ve ne yapmalı dediklerinde kendimi tutamayan halimi. Zihnimin herkes için çözüm üretirken, sevdiklerini kendinden uzaklaştıran yanını. Uzaklaşmalarımı, kendini tutamamalarımı, hayal kırıklıklarımı, bunları yok sayarak üzerinden geçmeyi uman beni, ve yeniden hayal kırıklıklarımı, tökezlemeleri, içimde yoruldum diye fısıldayan o sesi, sıkıldım diye durmaksızın bağıran o çocuğun nedenini buluyorum.</p>
<p>Kendimi bir çuval gibi yatağa bırakıyorum.<br />
Kabul diyorum içimden Yaradan&#8217;a.<br />
Verdiğin, vermediğin, içinde olduğum, çıktığım, çıkamadığım her ne varsa&#8230; Benim için zor olan öylece içinde kalakalmaktı alışılmışın aksine. İçimde değnek ya da baltasını bırakmayan bir şey vardı. Şimdi&#8230; Durdum, bıraktım, diz çöktüm ve kabul ettim. Daha önce hiç bilmediğim bir rahatlama yaşıyorum, güç sandığım o direnci teslim ettiğimde. İçimdeki amazon gidiyor. Boşvermişlik demek istemesem de emanet etmiş bir rahatlama yerleşiyor bedenime. Yüzümün ifadesi dahi değişiyor.<br />
Belki de ilk kez, koşmak, kurtulmak için çabalamak, yok saymak, çevresinden dolaşmak yerine, bir şeyin ortasında bir şey yapma gayreti olmadan, öylece, bir nokta gibi durabilmeyi tanıtıyorum acının içinde kendime.</p>
<p>****</p>
<p>Bugün Advanced seminerinde his yüklüyorum öğrencilere. Kabullenme isimli bir bölüm var. Derin Kazma&#8217;da da itaat isimli bir bölüm var erdemlerde. Ve şunu fark ediyorum. İki konunun da yanına işaret koymuşum kendim için bir zamanlar. Şaşıp kalıyorum x&#8217;e bakarken. Bu şimdiden bir kayıt oldu tırtılın hikayesinde diyorum.</p>
<p>Tam o an bir kez daha, Amatem&#8217;in kapısından görüntü geliyor gözümün önüne.&nbsp;Ardından matta diyaframı açıldığı için mutluluktan gözlerinden yaş akan o halim geliyor. Anlıyorum sanki.</p>
<p>Her şey gözümün önündeymiş. &#8220;Kabul etmek istemediğim&#8221; her şey, kabul etmenin hissi bile dahil.</p>
<p>*****</p>
<p>Yine de çok ince bir fark var biliyorum.</p>
<p>Yıllardır, küçümsediğim kabulleniş, erken olduğunda bir tür cesaret yoksunluğu. Vianna, cesaret için erdemlerin en önemlisi diyor bir bakıma, çünkü o yoksa kazandığın hiçbir erdemin anlamı yok. Cesaret eksikliği, kazanmak için çaba harcadığın tüm deneyimleri/erdemlerin dağılmasına sebep. Bu bakış açısına göre, erdem kazanmak için doğduğumuzdan, o erken kabulleniş hali, cesareti sindirememek, hata sayılacaksa, en büyüklerinden biri.</p>
<p>Tam zamanında olduğunda ise, yapabildiğin her şeyi yapıp Yaradan&#8217;a teslim etme ve kendinden büyük ve senin de bir parçası olduğun güce teslim olma süreci.<br />
Ve şimdi anlıyorum ki, birçok yüz kez paylaşılan şu cümleler, hayatın, tüm erdemlerin özeti.<br />
Ve belki sevgiyle diye noktaladığımız kadar <em>&#8220;cesaret ve sağduyuyla&#8221;</em> da bitirmeliyiz artık cümlelerimizi&#8230;</p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kabul/">Kabul</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kabul/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki Savaşlar Bitmeden&#8230;</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 19:59:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[denemeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=2083</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Dünya böyle, çünkü sen böylesin.” Tanrılar Okulu Bir yerde okumuştum, bunca yüzyıllık dünya tarihinde barış içinde geçen yıl toplamı 200 imiş, biliyor muydunuz? Thea Alexander’ın kitabı MS. 2150 geliyor aklıma, başucu kitaplarımdan. Günümüzün çok ötesinde bir toplum, bizim içinde boğulduğumuz her şeyi aşmışlar. Ruhlar tekamülde ileri bir noktadalar. Bir ütopya ya da belki gidip gören [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/">İçimizdeki Savaşlar Bitmeden…</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><i>“Dünya böyle, çünkü sen böylesin.”<br />
Tanrılar Okulu</i></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2104" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/11/colosseum-watercolor-15-300x234.jpg" alt="" width="1000" height="778"></p>
<p>Bir yerde okumuştum, bunca yüzyıllık dünya tarihinde barış içinde geçen yıl toplamı 200 imiş, biliyor muydunuz?</p>
<p>Thea Alexander’ın kitabı MS. 2150 geliyor aklıma, başucu kitaplarımdan. Günümüzün çok ötesinde bir toplum, bizim içinde boğulduğumuz her şeyi aşmışlar. Ruhlar tekamülde ileri bir noktadalar. Bir ütopya ya da belki gidip gören birilerinin bizi buna hazırlama süreci, kim bilir? Ama yolumuz uzun, net.</p>
<p>Bu cümleleri Roma-İstanbul dönüş uçağında yazıyorum. Aslında Colosseum’u dolaştığımız o gün hatta neredeyse çıkışında elime bir kağıt kalem alıp yazmayı çok istedim.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span><span id="more-2083"></span></p>
<p>Roma dediğimizde, aklımıza elbette muazzam bir tarih geliyor öncelikle. Tüm gidenlerin en uğrak iki noktası ise, Katolik Hristiyanlığın merkezi Vatikan ile tarihe “Yakarım, Roma’yı da yakarım!”la, dövüşlerle, ölümlerle damga vurmuş Kolezyum.</p>
<p>Tuhaf değil mi? İki önemli amaçla adım atıyoruz. Bir yanda sana bir tokat atıldığında diğer yanağını çevir diyen bir din, diğer yanda ölmek için buradayım naraları eşliğinde dövüşen ve hedefi öldürmek olan gladyatörler, yırtıcı hayvanlar, idamlar… (Tamam arada tiyatrolar da olmuş, ama esas olayı elbette ilk yazdıklarım.)</p>
<p>İkisi de aynı yerde. Aradan yüzyıllar geçse de, ikisi de insanlar için aynı önemde.</p>
<p>Roma&#8217;nın içinde ayrı bir ülke olan Vatikan’ı gezmek muazzam sanat eserleri içinde çok keyifliydi. Görkemli ve büyüleyici ve biraz da sinir bozucuydu. Bir gezmek var, bir öğrenerek gezmek var, bir de sembollerle okumak var mekanları. Üçüncüsü için bir yol yok. Öyle kulaklıklarla değil o iş. Muazzam bir ezoterik bilgi, sembol dili gerekiyor. İşte bunu bildiğimden beri böyle yerlerde bulunmak, görünenden öte bir şeyler olduğunu bilip erişememek sinir bozucu da oluyor bir bakıma.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Kolezyum’da gezerken, birkaç taşa dokundum. Çılgınca fotoğraf çektirenlerin, gürültücülerin, canlı yayıncıların, görüntülü konuşanların yanından geçtim. Ruhunu anlamaya çalıştım. Sonra içimden cümleler fışkırdı. Eşimin yanına koştum, zihnim susmuyor, kendi düşüncelerimin içinde boğuluyorum, dedim. Sen de öyle misin?, diye sordum. Ben andayım, dedi. “Duruyorum ve inceliyorum.”<br />
İşte hayatta asla ulaşamadığım nokta! Ve işte yazma nedenim…</p>
<p>*</p>
<p>Rilke, Genç Bir Saire Mektuplar’da şair olmak isteyen bir gence şu öğüdü vermişti.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p><b>“Yalnız bir tek yol vardır: İçinize dönün. Size yaz diyen nedeni araştırın. Kökleri, yüreğinizin en derinliklerinde dal budak salıyor mu, buna bakın. Yazmanız yasak edilin­ce, artık yaşayamayacak mısınız? Bunu söyleyin. En çok da, gecenizin en sessiz bir anında, yazmalı mıyım diye kendi kendinize sorun. Buna içinizin derinliklerinden bir karşılık bulmaya bakın.”</b></p>
<p>Bu yaşayanlar için tuvalet gibi, su içmek gibi bir ihtiyaç. Ve yazdığın anda senden de çıkan, başkasına da ait olan bir şey. Bir nevi doğum aslında. İçinde tohumlar, kalbinde zihninde, yavaş yavaş büyüyorlar, sonra bir sancı, onu çıkarmalısın. Anlatmak, sancıyı hafifletiyor. Ikınıyorsun bir bakıma. Ama gerçek doğum, ancak kağıtla kalemle ya da şu anki gibi bir klavye başında oluyor. Sonra onu içine geri sokamıyorsun ayrıca. O bir birey enerjisinde oluyor, senin hiç bilmediğin damlardan, pencerelerden hiç tanımadığın insanların ekranına düşüyor. Korkunç bir şey. Gerçekten korkunç bir şey… Ozan Önen’in dediği gibi de, bir nevi delilik. Benim yazım senin evinde napıyor yahu! Çırıl çıplak soydu ruhunu o yazıyı yazan, kimin karşısında onu bile bilmiyor! Ama yine aynı bakış açısıyla “Dokunuyor kalbine. Ne büyülü!”<span class="Apple-converted-space">&nbsp;Sevinelim bari.</span></p>
<p>**</p>
<p>Onun adı hepimiz için farklı olabilirse de tek bir yaradana inananlar için varlığı tek. Tanrı, Allah, Kaynak, Güç, Spirit/Ruh, Sistem, Büyük Akıl…</p>
<p>Oğuzhan hocanın sözleri geliyor aklıma Kolezyum’da ve her şeyi başlatan o oluyor. Şöyle diyordu derslerden birinde: “1000 kişi toplandı, savaşa hayır demek yerine dünya barışı için meditasyon yapacak. Yapsınlar, tamam. Ama komik olmayın. Siz o büyük aklın dünya barışı istediğini mi düşünüyorsunuz? Biri çıkıp savaşmayın dese ya!”</p>
<p>Kalakalıyorum bir an. Dünya barışı? Yaradan bunu istemez mi? Yaradan elbet barış içinde yaşamamızı ister. Ama sadece bir an.</p>
<p>Hemen akabinde dualite diyorum. Barış içinde yaşamak için değil, zıtlıklarla dengelenmek, tekamül etmek için geldik. Elbette öyle.</p>
<p>Devam ediyor hoca: “Sizce o barış istese bunu yaratamayacak güçte miydi? Barış istese bunu sağlamaz mıydı?”<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Eşime anlatıyorum. Hocama katılmıyor. Yaradan bize özgür irade verdi Yeliz ve biz barışı ya da savaşı seçiyoruz, diyor.</p>
<p>Buna bazen katılmadığımı söylüyorum. Özgür iradeye yüzde yüz inanmakla birlikte, bazen de komik bulduğumu anlatıyorum.</p>
<p>Bir yandan da durumumuzun da komik olduğunu düşünüyorum o an. Ben bir güneş, plüton, satürn ve gad (güney ay düğümü/geçmiş hayatlar) akrep insanıyım. Ve akrep demek savaş ve dönüşüm gezegenleri mars+plüton<span class="Apple-converted-space">&nbsp;enerjisi ile dürtülere sahip olmak&nbsp;</span>demek. Yükselen yayın neşesi belli etmese de hayatında bombalar patlayan ve dönüşen biriyim. Özetle, atom bombası gibi inmek (Plütonun keşfi=atom bombasının keşfi) ve savaşmak (marsiyen tema) insanıyım. Bir sohbette şu cümleyi kurmuştum. “Savaşa, savaşçılığa, savaşma zorunluluğuma dair programlarıma onlarca kez çalıştım ve hala devam ediyor. Savaşçılıkla savaşmaktan bıktım!” Ve şu cümleyi duymuştum, savaşçılık programlarınla da savaştığın için çözemiyor olabilir misin?.. No comment bazen… Fakat çok yol kat ettim dostlar…</p>
<p>Ben böyleyken, eşim tamamen bir zevk, sevgi, barış, huzur ve keyif insanı. Boğa ve Terazi karışımı, ikisini de yöneten haritalarımızın biriciği Venüs… O Kolezyum’la savaşmıyor, oradaki güzelliği bulup görüyor, tadını çıkarıyor. Hayret duygusu güzellik için gelişiyor. Benim hayretimse insanların insan öldürülen bir mekana yüzyıllar geçse de akın akın gelmesinden. Yani ben Kolezyum’un varlığıyla da savaşıyorum. Daha da yani, benim içimde hala savaş… Dünyada da savaş işte.</p>
<p>Eşit doğmuyoruz diyorum bu nedenle. Reenkarnasyon konusunu bilemeyiz, diyor haliyle. Onu geçelim diyorum, yine de dünya bakış açısıyla hiçbir zaman eşit değiliz. Elbette bu eşitsizlik gibi gözüken eşitliği seçmemizin bir nedeni var. Anlamı reenkarnasyon olur ya da olmaz, ya da karmadır ya da değildir. Mutlak inanıyoruz ki Yaradan açısından bir eşitliği var.</p>
<p>Ama astroloji öğrendikçe biliyorum ki, bir mars insanı ile venüs insanı dürtüsel olarak bir değildir en başlangıçta. Daha da genellersem, hiçbirimiz dürtüsel anlamda bir ve eşit doğmadık. Ama bir nedeni var mı, inancıma göre elbette var.</p>
<p>***</p>
<p>Jung, “Yönetemediğin dürtün kaderin olur.” diyor ve kesinlikle katılıyorum. Dürtüsel varlıklar olduğumuz gerçeğini de biliyorum. Onu yönetebilmek bir mesele.</p>
<p>Bunu birden çok çocuğu olan bütün anneler onaylayacaktır sanıyorum. Bir bebek doğduğunda, biz onun sıfır kilometre bir yaradılışla geldiğine inanabiliriz. Ama o gelmediğini bize belli eder. Onun bir karakteri vardır, ona has bir özellik. Bir bilmiş bakış, gülüş, bir isteğini yaptırma kapasitesi belki.</p>
<p>Örneğin, duydukça Allah&#8217;ım ben neden böyleymişim diye üzüldüğüm bir şey, annem de rahmetli babaannem de hep derdi. “Seni biz bir köşeye bırakırdık, hiçbir şeye zarar vermeden kendi kendine porselenlerle, bulduğun şeylerle oynardın. Sesin bile çıkmazdı.” -Yahu küçük çocuksun sen ne uslu uslu duruyorsun, kır dök ortalığı!- Öte yandan kız kardeşim yaradılışından beri çok farklıydı. 3-4 yaşındayken annem istediğini yapmadığı için ağlayıp nefesini tutup mosmor olduğunu ve annemin korkular içinde ona uyduğunu hatırlıyorum.</p>
<p>Natura, yaradılış, doğa… Yani bunlar birbirine bazen taban tabana zıtken, buna rağmen özgür irade ile dürtünü yönetmek? Dexter’ı izleyenler hatırlasın rica edeceğim…</p>
<p>****</p>
<p>Çok sevdiğim belki Türkiye’de parmakla sayılabilecek isimlerden Cem Şen geliyor aklıma. Onu örnek veriyorum. Yıllar önce, bir gece Hasan Sonsuz’la sohbetlerini izlemiştim. Şöyle diyordu Hasan “Elinde bir güç olsa, dünyada herhangi bir şeyi değiştirir miydin?” “Hayır” diyordu Cem Şen “Her şey olması gerektiği gibi.” O gece de dehşete düşüyordum izlerken. İçimin bir yanı cümle ile savaşırken diğer yanı neden bu içime doğru geliyor, diye kendimle savaşıyordum. Ne demek her şey olması gerektiği gibi! Biz kötülüklerle savaşmalıyız!.. diyordu, 4 yıl önce pasta yaparken gecenin üçünde onları dinleyen ben, bu bakış açısına saygı duysa da, alıp kabul edemiyordu.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Oysa şimdi biliyor, iyi varsa kötü de var. Kötü olduğu sürece iyi var. Düşman varsa savaş da var. Düşman olduğu sürece savaş var. Ben haklıysam, karşımda bir de haksız var. Benim haklılığım, haksızın karşımda durmasına bağlı.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Bu demek değil ki, kötülük adını verdiğimiz deneyimler alsın başını gitsin dünyada, hiç kılımızı kıpırdatmayalım.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Bir ustadan bahsediyor başka bir hocam, diyor ki, aşramda bir süre yanındaydım. Eliyle tohumu toprağa atıp saniyeler içinde kocaman bir başağa dönüştürebiliyordu. Bizim mucize dediğimiz onun için nefes almak kadar kolaydı. Bunu duyunca anlattığım birkaç arkadaşım şöyle demişti. “Madem öyle ortaya çıkıp bunu herkese göstersinler, bu yeteneği başka iyiliklerde kullansınlar!” Ama işte Cem Şen’in de dediği esas mesele bu. Öyle bir varoluş noktasına ulaşıyorlar ki, ne ispat, ne aktarma ihtiyacı, ne olana müdahale, ne de bir ego bu onlar için. Sadece oluş, olan.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>******</p>
<p>Bu devasa yapının zeminine bakıyorum.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>
<p>Bir zamanlar, bir deli yönetici zamanı bu göldü, halk ondan nefret etti. Orası onun ölümüyle, halkın sevgisini yeniden kazanmak için dönüştürüldü. Ve 55.000 kişi dönüşen mekanda, dövüşen hayvanları, birbirini öldüren gladyatörleri izlemek için toplandı, öldüreni alkışladı, çığlıklar naralar attı ve gönüller kazanıldı.</p>
<p>Dünya ve insanlık tarihi, muazzam bir absürd kurgu diyesim geliyor…</p>
<p>******</p>
<p>Bu turun akabinde, Gladyatörü yeniden izlemeye karar veriyoruz ve yorgunluktan ölmüşken açıp izliyoruz. Sezarların iyicil olanı önce sahnede. Savaşların son olmasını umsa da, 20 yıllık yöneticiliğimde sadece 4 yılı barış içindeydi, diyor. Daha iyicil bir toplum için insanları bilgelikle, kitaplarla, ölümleri yasak ederek yönetmeye gayret etmiş… Ve topraklarını son savaşı kazanan cesur komutan Maximus’a emanet ediyor, ölümüm kapıda diyerek. Ama elbet iyi/cesur varsa bir de kötü/korkak olur sahnede. Tek hayali, eşinin ve çocuğunun yanına dönmek olan Maximus bu görevi reddetse de, Sezar’ın kötü/korkak ve fakat hırslı oğlunun hışmından kurtulamıyor. Halkı uyuşturmak için insanı insana kırdıran ve kendi babasını sırf bu amaçla öldüren bir Sezar oluyor oğlu. Maximus da en büyük düşmanı. Tek hedefi, huzur içinde eş ve çocuğuyla bağlarında yaşamak olan komutan Maximus kısa zamanda esir düşerek bir Gladyatör oluyor ve her şeyin başladığı yere kader onu geri getiriyor. Fakat en sonunda… Gladyatörün son sahnesi, her şeyi ama her şeyi bir araya getiriyor içimde. Kötücül Sezar, muazzam ve iyi komutanı öldürmek için hayatını adarken, bin türlü entrikalarla uğraşırken, Kolezyum’un ortasında onu son derece adaletsiz bir düelloya sokmuşken, Gladyatör tarafından öldürülüyor. Ve sadece birkaç dakika sonra Gladyatör de öncesinde aldığı yaralardan ölüyor. Aynı sahne, siyah ve beyaz, biz aynıyız kardeşim repliği ve eşit ölüm…</p>
<p>Uçak Sabiha Gökçen’e iniyor ve içimin sesi burada cümlelerini anlatmayı kesiyor.</p>
<p>Öyle de biriz diyesim geliyor. Öyle de biriz. Ve belli bir idrake kadar, bizden olması istenen kişileriz! Dünya böyle, çünkü biz böyleyiz.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/">İçimizdeki Savaşlar Bitmeden…</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/icimizdeki-savaslar-bitmeden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstedikleri Kişi Olmak</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 18:02:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Theta Healing]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=2046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bloğumu takip edenlerin en çok kendimden örnekler anlattığım yazıları okumayı ve öğrencilerin de deneyimlerimi seminerlerde de dinlemeyi sevdiklerini bildiğimden 24 saatlik bir emin miyim sorusuna evet eminim cevabımla birlikte size bir kazma hikayesi daha anlatmak istedim. Yine kendimi ifşa ediyorum, hayırlısı. Dün Instagram hikayemde Eskişehir&#8217;de seminerime gelen Gülçin&#8217;e sınıfta örnek kazma yaptığımı, fibromiyalji konusunda çalıştığımızı [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/">İstedikleri Kişi Olmak</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2113" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/10/e418002c21e129aa1e7648a772f78941-300x300.jpg" alt="" width="1000" height="1000"></p>
<p>Bloğumu takip edenlerin en çok kendimden örnekler anlattığım yazıları okumayı ve öğrencilerin de deneyimlerimi seminerlerde de dinlemeyi sevdiklerini bildiğimden 24 saatlik bir emin miyim sorusuna evet eminim cevabımla birlikte size bir kazma hikayesi daha anlatmak istedim. Yine kendimi ifşa ediyorum, hayırlısı.</p>
<p>Dün Instagram hikayemde Eskişehir&#8217;de seminerime gelen Gülçin&#8217;e sınıfta örnek kazma yaptığımı, fibromiyalji konusunda çalıştığımızı ve sonuç olarak da kazma sonrası ağrılarının tamamen geçtiğini paylaştım.<span id="more-2046"></span></p>
<p>Ve bingo, hikayeyi paylaşır paylaşmaz sağ kasığıma bir ağrı girdi. Gece iki sularında Eskişehir&#8217;e gelmiş, molasız 2 şehir ve 4 seminer geçirmiş, iki gün sonra bir diğer seminere yola çıkacak biri olarak zaten bel ve ayak ağrısıyla uyanmıştım, kasık ağrısı tuzu biberi oldu.</p>
<p>Bir buçuk yıl önce o ağrı nedeniyle acile gittiğimde orada bir kist olduğunu öğrenmiş bir daha da doktora gitmemiştim. Ağrısı olmadığından gitmem de gerekmemişti demeyeceğim, biliyorum herkes rutin kontrollere gitmeli. Neyse.<br />
Burada tuhaf olan benim doktora gitmemem değil, o kiste hiçbir çalışma yapmamış olmam. Burada hemen şunu söyleyeceğim, şu an iş olarak seminer düzenleyen ve danışmanlıklar veren birisi olmakla birlikte, kendime yapmak istediğim çalışmalardan asla kaçmadığımı belirtmek isterim. Theta Healing bakış açısı, şifacı kendini şifalandırmamalı ya da şifalandıramaz değil, bilakis şifa senden başlar bakış açısına dayanır. Hatta Vianna&#8217;nın bir örneği hep aklımda, evinde kalabalık bir davet var ve tetiklendin. İlk yapacağın şey, hemen kendine bir on dakika ayırıp içine dönmen.</p>
<p>Ama hepimizin, fark etmeden atladığı konular var bu hayatta. Bu konu benim hayaletim, fark etmeden atladığım. Hem acil bir durum olmadığından ve acı da çekmediğimden, hem de kendi alanımda daha çok çalıştığım ve şifalandığım konuların çok şükür ki sağlık yerine diğer konular olmasından.</p>
<p><strong>Şimdi, önce bu yazıda ne anlatmak istediğimi açıklamalıyım.</strong></p>
<ol>
<li>Bazı konular, aslında gündem olmayı hak etse de, onları görmüyor olabiliriz. Beyin, bizi acıdan uzak ve hayatta tutmak ister. Aslına bakarsanız, acı illüzyonu birçok konunun altındadır.</li>
<li>Baktığımız bakmadığımız her konunun altında bir hizmet vardır.</li>
<li>Her konuya bakmak zorunda değiliz 🙂</li>
</ol>
<p>Bu yazıyı yazma nedenim ise, mini mini theta healerlara bir kazma örneği göstermek, danışmanlık almak isteyenlere ise hangi semineri tamamlamış öğrenciden nasıl bir kazma alabileceklerini gösterebilmek. Diğerlerine de, hoş zaman geçirtmek 🙂 Yani nesi hoşsa 🙂 (Yanlışlıkla geldiyseniz, anı olur devam edin.)<br />
*</p>
<p>Sağ kasıkta minik bir ağrı, yumurtlama dönemi, kist tetikleniyor, ben de şifalanan bir öğrencimden bahsetmişim, buradayım Yeliz bana neden hiç bakmıyorsun, diyor. O an, sana neden bakmıyorum hakikaten, diyorum içimden.</p>
<p>Elimi ağrıyan bölgeye koyuyorum. Konuş benimle diyorum. Kazma gibi bir niyetim yok o an, sadece meraktayım mesajını.</p>
<p><em>&#8220;Kontrol etmek istemiyorum.&#8221;</em> diyor ağrı.<br />
<em>&#8220;Neyi?</em>&#8221; diyorum içimden.<br />
<em>&#8220;Operasyon olmadan iyileşirsem hep dikkat etmek zorunda kalırım. Ben dikkat etmek istemiyorum.&#8221;</em></p>
<p>Daaan diye kalıyorum. Yahu, kistim neyi kontrol ediyor ki bu hayatta?</p>
<p>İçimden bir ses, bulaşma bu konuya diyor. Zaten yorgunum, zaten günlerdir çalışıyorum kendime. Bugün için tek planım, yatak odasındaki yataktan salondaki kanepeye geçip uzunca yatmak. Hadi kalk bir kahve yap da kazma kaynasın diyorum.</p>
<p>Kahvemi içerken, &#8220;ben buradayım&#8221; diyor yine. Susmayacak anladım. Ağrı kesici içmek mi, neyin var diye sormak mı? Normalde içmesem de, uykusuz, yorgun ve 8 saatlik otobüs yolculuğu sonucuyum canım, içilir yani.<br />
Tabii ki sormak seçimim. Diğeri şu an bu bünyeye uyuşturucu. Her anlamda uyuşmaya karşıyım.<br />
Kendimi kazma çalışmasına alıyorum 🙂<br />
*</p>
<p>Başlangıç seminerinde biz 5+2 soruyu öğretiriz kazma çalışmasında. Amaç bu sorularla kök inanca neden olan olayı bulmaktır. Yani bir olay ararız, çalışmamızda ve olayın kazanımı olan kök inancı.<br />
İleri seviye seminerinde, sorulara zorunluluk bırakmalar ve hizmet eklenir. Yani, kazma çalışmasında sadece his yüklemesi yapmayız, kişinin zorunluluk hislerini de alırız, kazmadan kök inanca geçer, hizmetine odaklanırız.<br />
Derin kazma ise gelir duygundan seni alır. Hızlıca seni olaya götürür, hepsinin üstüne çıkarsın o en üstte erdemleri bulursun aşmak istediğin konuda. Sonra da şöyle dersin,<br />
&#8220;Vay be, bu iyilik için, bu erdemler için ben bu acıyı çekiyormuşum! Vay arkadaş!&#8221;<br />
*</p>
<p>Tek bir soru sormadan beni sadece bir dakikada olaya götürüyor o ağrı. Neden ona bakmadığım sorusunu sorduğumdan, bana neden ona bakmadığımın yanıtını vermek istiyor.<br />
*</p>
<p><em>Bir bayram günü. Gitmeyi çok sevdiğim bir akrabamın evindeyim. Uslu uslu koltukta oturuyorum. Ev güzel, onlar da tatlı, sakin, munis insanlar. Her zaman evlerinde güzel tatlılar var. Ev, mütevazi ama konforlu. Mobilyalar özellikle çok güzel. -Hay Allah, kistim bu bayram el öpmesinde ne yapıyor!-</em></p>
<p>Babam buraya gelmeden önce gergin, sinirli. O zamanki algım, babamın işinde başarılı olduğu için böyle olduğu. Yani <strong><em>&#8220;başarılı erkekler gülmez, somurtur, konuşmaz, ciddilerdir, duygularını belli etmezler&#8230;&#8221;</em></strong> Bunlar babama bakarken oluşturduğum kök inançlar. Dolayısıyla, onlar yerinde olsa, yani değiştirmemiş olsam, hayatımda hep böyle erkekler olacak. Güç sahibi ama sinirli. Baba figürü, bana Maslow&#8217;un ihtiyaçlar piramitindeki birçok ihtiyacımı veriyor. Al sana bir de <em>g<strong>üç temasını duygusuz, sinirli, somurtkan ve iletişime kapalı erkeklere verme ihtiyacı</strong></em><strong>.</strong> Neyse ki, alanımda bu inanç da yok.</p>
<p>Oradaki görevim, uslu uslu oturmak, bana sorulan sorulara cevap vermek, arada mutfağa gidip ayak altında dolanmadan içeridekilere su götürmek gibi. Her davranışımı, her cümlemi kontrol etmeliyim. Ve susmalıyım, çünkü çocuğum. Ve aslında çok sıkılıyorum. Sıkıntıdan patlıyorum. O koltuktan kalkmak, oynamak, eğlenmek istiyorum. Ama sıkıysa yap.<strong><em>(&#8220;Çocuklar susmalıdır. Sevilmek için davranışlarımı ve sözlerimi kontrol etmeliyim. Ancak, onların istediği gibi davranır ve uslu durursam sevilirim.&#8221;&nbsp;yine konuşan kök inançlar)</em></strong></p>
<p>Buraya kadar başlangıç semineri kazması. Hadi biraz ilerleyelim.<br />
*</p>
<p>Uslu uslu oturup onların istediği gibi davranırken bir güzellik oluyor. Babam &nbsp;ondan büyük&nbsp;akrabasıyla konuşmaya başlıyor. Bambaşka bir tonda, içinin güzelliğini görüyorum. Ne kadar bilge bir adam olduğunu görüyorum o zamanki aklımla.<br />
Ve sohbetten o kadar keyif alıyorum ki (şu an düşününce gerçekten tuhaf, konular kötüye giden ekonomi, başbakan, siyaset, dolar, mark, iflaslar, belediyecilik gibi temalarken&#8230;) sırf daha fazla dinleyebilmek için, neredeyse nefes alışımı bile kontrol ediyorum, sessizleşiyorum, hiçbir şey bu konuşmayı bölsün benim varlığımı görsünler istemiyorum. Artık o koltuktan kalkmak istemiyor içim. Aksine, koltuğun kendisi olayım da dinleyeyim hiç duymadığım bu konuşmaları.</p>
<p>Burada zorunluluklara temas ediyorum, bazısı: Sevilmek için uslu durmak, onların istediği gibi davranmak, nefes alışını bile durdurmak, gücü erkeklerde arama, erkek gibi konuşma, gücü ve bilgeliği ciddi konularda aramak ihtiyacı&#8230;</p>
<p>Peki iyiliklere geçelim, ruh ne kazanıyor burada?<br />
Bilgelik ve fayda kazanıyor her şeyden önce. Oradaki o bilgiyi alıp sonra okulda arkadaşlarına hiç bilmediği anlarda satıveriyor 🙂 &nbsp;Okulda, kompozisyon yarışmalarında, öğretmenlerinin gözünde güç elde ediyor.</p>
<p>Sonra tabii şu zorunluluk gelişiyor, bilgeliği, güçlü kişiliği geliştirmek için sessiz kalma, kenarda köşede kalma, konuşmaların muhattabı değil de tanığı olma, bilgelik için katlanma, bilgelik için oyunlardan, arkadaşlardan, neşeden, dişilikten vazgeçme&#8230; Bilgeliği sadece kendini kontrol ederek ve otoritenin kendisini kontrol etmesine izin vererek, sürekli dikkat ederek öğrenme gibi&#8230;</p>
<p>Hepsini tek tek serbest bırakıyorum. Özgürleştiriyorum alanımı. Kendim için alanımda, kolaylıkla bilgeliğe giden yola alan açıyorum.</p>
<p>Kazmanın sonrası daha da sürprizli devam ediyor. Ama burada daha fazlasına gerek yok 🙂<br />
*<br />
Ve sonunda şunu anlıyorum.<br />
Babamın/Otoritenin bilgeliğini ancak susarsam görüyorum, ancak, kendimi onların istediği doğrultuda kontrol edersem, ancak kontrol edilirsem. Yani ancak onları memnun edersem.<br />
Ve artık ne susmaktan ne de kontrol edilmekten yana bir eğilimim var.</p>
<p>Başa dönersem&#8230; Kistime bakmama engel inançlarım varmış alanımda,&nbsp;hiç bakmadım, çünkü oraya bakarsam şifalanabilir. Theta Healing, mucizevi şifalar yaratan bir teknik. Kaynağı ise Yaradan. Yaradan ise, zihinlerimizde bir otorite. Çocukken, bazen babanı onun yerine bile koyduğun 🙂 Yakaladınız değil mi?</p>
<p>Şimdi sahip olduğum o programlar diyor ki, Yeliz kisti şifalandırması için Yaradan&#8217;dan şifa isteyebilirsin, onun bilgeliğine ulaşabilirsin ama karşılığında onun istediği gibi olmak zorundasın. Şimdiye dek seni hep şifalandırdı ama bu sefer büyük bir şey isteyeceksin, karşılığında operasyon geçirmeyeceğin. Ondan şifa istemek yerine bir doktordan iste, böylece zamanında babanın olmanı istemediği kişi olmaya devam edebilir, bir koltukta oturma ve susma zorunluluğun olmadan eğlenebilirsin.</p>
<p>Burada bilmem gereken, benim zaten her halimde onun sevdiği, gurur duyduğu, parçasını taşıyan olduğum, cezalandırılma, kontrol edilme zorunluluğum olmadan da onun beni sevdiği, gurur duyduğu ve onun sevgisine, şifasına izinli olduğum. Hem neşeli bir insan olup hem de bilge biri olabileceğim.<br />
*</p>
<p>Hayatımızı yöneten, o yüzde 88&#8217;lik alandaki kayıtlarımız muazzam.<br />
İçimizde, hem müthiş bir potansiyel hem de direnç var. Direnci bu çalışmalarla yendiğimizde inanıyorum ki, inandığımız kaynaktan alanımıza akan şifa, herbir hücremizi baştan yaratıyor.<br />
Kasığından naber derseniz, ağrım sızım artık yok. Kist orada mı, olabilir. Çünkü o konuya değil neden o konuyu görmezden geldiğime baktım henüz. Ayrıca, belirtmek isterim, Theta Healing, benim için en çok bir idrak tekniği. Bir rahatsızlıkta elbette gideceğimiz yer doktorlarımız. Burada baktığımız tek şey o rahatsızlıktan ruhun kazanımı, rahatsızlığın duygusal rezonans alanı. Bazen ruhun kazanımını anladığımızda şifa kendiliğinden gelir. Bazen de anlasan bile o operasyonu geçirmen gerekebilir. İçinde bulunduğumuz dünyada, ne mucizeleri ne de yasaları es geçmekten yanayım. İşin aslı, bu ikisinin bir gün birlikte olacağına, şifayı mucizeler ve yasalarla gerçekleştireceklerine de inanmaktayım.</p>
<p>Sevgi ve şifayla&#8230;</p>
<p>Yeliz</p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/">İstedikleri Kişi Olmak</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/istedikleri-kisi-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sezgi</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/sezgi/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/sezgi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Oct 2019 23:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Theta Healing]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=2022</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sezgiler, orada bir yerde açılmayı okunmayı bekleyen mektuplar gibiler.Nasıl oldu da, her şeyi sadece zihnimize indirgeyip içimizdeki o bilgelik haline isimler takmayı başardık? Hazımsızlık, çok yemek, uykusuzluk dedik alanın okuduğu o sezgiye. Korkudan mı? Tolunay&#8217;la konuştuk geçen, Merkür akrep transitinden. Kolektif bilinci anlatan 12. evimden geçiyor, kaldı ki doğuştan da merkürüm (zeka/iletişim) uranüsle (ani değişim/üst [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sezgi/">Sezgi</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2118" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/10/209375_orig-300x225.jpg" alt="" width="1000" height="750" /></p>
<p>Sezgiler, orada bir yerde açılmayı okunmayı bekleyen mektuplar gibiler.<br />Nasıl oldu da, her şeyi sadece zihnimize indirgeyip içimizdeki o bilgelik haline isimler takmayı başardık? Hazımsızlık, çok yemek, uykusuzluk dedik alanın okuduğu o sezgiye. Korkudan mı?</p>
<p><span id="more-2022"></span></p>
<p>Tolunay&#8217;la konuştuk geçen, Merkür akrep transitinden. Kolektif bilinci anlatan 12. evimden geçiyor, kaldı ki doğuştan da merkürüm (zeka/iletişim) uranüsle (ani değişim/üst zeka/delilik-dahilik) orada. Çok teknik içermeyecek ama, yukarıdan, kolektiften bir anten gibi bilgiyi, bilgeliği, kehaneti alabilmek demek bu. Üstelik akrep gizlilik, bilinmeyen, okült konular demek. Yani benim yaptığım işi yapanlar için, ejderhanın hazinesine ulaşmak. Not alsana sana gelenleri, dedi. Tamam, dedim. Sonra biraz YouTube vs. konuştuk. Birden şu cümleler çıktı dilimden sıradan bir şekilde.</p>
<p><br /><em>&#8220;Düşünsene küçük adımlarımızı. Bir YouTube kanalı açmak, aslında küçücük bir adım. Ya da senin bir projeye başlaman. Ama yukarıdan bakıldığında, kim bilir nasıl büyük adımlar bunlar. Nasıl gurur duyulası büyük girişimler.&#8221;<br /></em>Bunlara yakın cümleler kurarken anladık ki konuşmaya başladı transitim. 🙂</p>
<p> </p>
<p>Öte yandan şöyle hayal ettim, beşinci seviyede ruhsal aile ya da yüksek benlik, sonunda bir erdemi geliştirmeyi seçti diye neşe içinde. Ben dünyada bir şey yapmadım sanırken, yukarıda kutlama, şenlik.</p>
<p> </p>
<p>Bir Michael Newton yazısında okumuştum, bunu uzunca videoyla anlatırım belki. Bir adam öldükten sonra yüksek benliğine ballandırarak bu dünyadaki başarılarını anlatıyordu. Yüksek benlikse tek bir başarısından bahsediyordu. O da ağlayan hiç tanımadığı bir kadına nasılsın dediği andı&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Sezgiler dedik. Hepimizde yüksek bu dönem. Ama nasıl yorumlayacağımızı bilemediğimizden belki, öylece durup duruyoruz. Babam geliyor aklıma.<br />Babam ne zaman ailede bir ölüm yaşanacak olsa (ki hep sürprizliydi ölümler) bir gece öncesinde hastalanırdı. Öyle böyle değil, sessizlikte uzanıp yatmak, sanki kendisi gidecek gibi.</p>
<p> </p>
<p>Bir haftadır doğru düzgün uyuyamıyorum, ki uyku hassas karnım ve vazgeçilmezimdir. En son neden diye sormak aklıma geldi Theta&#8217;da. Yanıtı geldi, bilinçli zihnimin hiç önemsemediği, bence son derece önemsiz bir bilgiyi alanım biliyordu. O bilginin bir yerde yola çıktığını. Zihnim, öteledi. Ama tabii ki, alanım doğru okudu.</p>
<p> </p>
<p>Tecrübem, bir bilginin, bir olayın, bir deneyimin alanımıza dünyada onu deneyimlemeden girdiğine inanıyorum. Her defasında da, aynı cümleyi kuruyorum. Bir şey oldu, bir şey oluyor.</p>
<p> </p>
<p>En son bu duyguyu temmuz ayında yaşadım. İki tutulma arası gökyüzü tam şenlikliyken, içim yanmaya başladı. Öyle bir his ki, yanıyorum sanki kokusu gelecek. İçimde yaşamlar yanıp ölüyormuş gibi, dumanı gözlerimi yakıyor gibi bir his. Bir his ki bana ait değil. Eşzamanlı bir his geldi içime, o his şöyle dedi: <em>&#8220;Her bir öğrencin için Tema&#8217;ya fidan bağışı yap.&#8221;</em> Hemen bağışları gerçekleştirdim geriye dönük ve bundan sonra da bağışlama kararı aldım. Zihnim şöyle dedi, theta healing&#8217;te en çok yaptığın şey köklenmek, anlattığın tüm örnekler köklenmek üzerine, fidan öğrencilerin köklensin diye geldi. Çok mantıklıydı. Kendi içimde böyle diyerek konuyu kapattım.<br />Sonra kardeşim mesaj attı, abla içim yanıyor, sence neden diye. Benim de yanıyor ama iyi düşünelim dedim. İkimiz de korku içinde bir şeyin gelmesinden tereddütle, bekledik yangının sönmesini. Ertesi gün söndü ama İzmir&#8217;in kocaman bir alanı yanmaya başlayıp günler sonra sönerek, canlar, yaşamlar, ağaçlar kül oldu.<br />Anladım ki hisler, kolektiften de alana iniyormuş. Her his, her zaman bize değilmiş. Çünkü, biz ve onlar, ben ve sen diye bir ayrım enerjide asla yoksa&#8230;Sonra da, aklıma geldi, bir arkadaşımın annesi ne zaman dünyanın bir yerinde Tsunami olsa bunu hissediyordu. Bir başkası depremleri hissediyordu.</p>
<p> </p>
<p>Biz harika reseptörlere sahip bünyeleriz.<br />-Peki nasıl unutuyoruz sizce?-<br />Theta Healing, tüm bu bilgiyi alabilme yoludur. Taç çakrada, tıkanık süzgeç alanları (kısıtlı programlarımız) temizlendikçe, alana iniverir o bilgi. Ama programlar duruyorsa, ya uzaylı gibi dolaşır ya da okuyamayız o bilgiyi.</p>
<p> </p>
<p>Bir başka aldığım bilgide de, bedenimiz hayır yanıtını verirken zihnimizin hayırın nedenlerini yargıç gibi öne çıkarmasından dem vuruyordu. Bir örnek, bir yere gitme sözü verdin ama birden içinde bir his belirdi, gitmiyorsun. Modern yaşam, ilişkilerin senden bir açıklama bekler. Oysa, alanındaki bilgi mantığa tamamen ters bir şekilde gitmemeni sağlamıştır. Mantığa uygun açıklama yaptığında sezgini susturursun. Yapmadığında da sosyal çevreni kaybetmez misin? Al sana dilemma.</p>
<p> </p>
<p>Ruhun bildiğini zihin en son kabul eder diyerek kapatmaya niyetleniyorum yazımı. Ruh bilir, zihinse deneyimledikten sonra zaten biliyordum deyiverir. Zihnin her şeye bir şeyi vardır.</p>
<p><br />Ruhun bilgisine, alanlarımızın sezgisine saygıyla&#8230;<br />Dünden beri kulağıma sanki denizin, rüzgarın ya da İzmir&#8217;in fısıldadığı ama henüz anlamını bilmediğim o cümleyle:<br /><em>&#8220;Olan oldu, her zaman olan olur.&#8221; </em></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sezgi/">Sezgi</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/sezgi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Ayakkabı</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kirmizi-ayakkabi/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kirmizi-ayakkabi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 20:59:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtlarla Koşan Kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=2002</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Küçük bir çocukken sahip olduğum o yaratıcı tutkum neydi?&#8221;&#8220;İçimde, dizginlenemez olanın adı neydi?&#8221;&#8220;İçimde artık durmadan kanayan o yaranın bulduğum geçici çözümü ne?&#8221;&#8220;Kafamın üstündeki kafesin adı ne? O neyin bedeli?&#8221;&#8220;Lütfen beni sev diye yalvardığım kim?&#8221;&#8220;Kırmızı ayakkabım şimdi nerede?&#8221;&#8230;** Daha Instagram hatta şimdiki anlamda bloglar bile yokken, bir mail listesine dahil olmuştum. Şimdi üzülerek ismini hatırlayamadığım tanıdığım [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kirmizi-ayakkabi/">Kırmızı Ayakkabı</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-2121" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/10/redshoes_4_776ph-543x400.jpg" alt="" width="313" height="253" /></p>
<p>&#8220;Küçük bir çocukken sahip olduğum o yaratıcı tutkum neydi?&#8221;<br />&#8220;İçimde, dizginlenemez olanın adı neydi?&#8221;<br />&#8220;İçimde artık durmadan kanayan o yaranın bulduğum geçici çözümü ne?&#8221;<br />&#8220;Kafamın üstündeki kafesin adı ne? O neyin bedeli?&#8221;<br />&#8220;Lütfen beni sev diye yalvardığım kim?&#8221;<br />&#8220;Kırmızı ayakkabım şimdi nerede?&#8221;<br />&#8230;<br />**<span id="more-2002"></span></p>
<p>Daha Instagram hatta şimdiki anlamda bloglar bile yokken, bir mail listesine dahil olmuştum. Şimdi üzülerek ismini hatırlayamadığım tanıdığım harika kadınlardan biri, inanılmaz bir kararlılık ve heyecanla, okuduğu kitaplardan aldıklarını mailing sistemiyle bizlere ulaştırıyordu. Okumak demişken, her gün bir kişisel gelişim kitaplarından birini bitirecek kadar disiplinle okumaktan ve eşzamanlı olarak çalışan bir kadın olmaktan  bahsediyorum. Aynı açlıktaydık. Aynı davranıştaydık. Tek farkı, o bunu diğerlerine aktarabilecek bir yolunu bulmuştu. Bense bir gün bir blog yazacağım ama henüz değil diyerek, bildiklerimi hep yakın çevresine anlatanlardandım. Bu da kendi çapında bir fayda sağlamaktı neticede. O arada evlendim İstanbul&#8217;a yerleştim ve kendisinin seminerleri başladı. Ben de aşırı mesaiye kalmadıkça o seminerlere gitmeye başladım.</p>
<p>Onlardan birinde, şöyle bir anıyı dinlediğimi hatırlıyorum.<br />Bir gün, borcam kullanarak daha önce denemediği bir yemeği yapmak istiyor. Bu esnada, sanırım kitap okurken yemek yanıyor ve borcamı yemekten ayırmaya çalışırken bunun çok zaman alacağını fark edip borcamı yemekle birlikte çöpe atıyor.</p>
<p>O an kıkır kıkır gülerken, içimden tek geçen şey şuydu:<em> kendi deliliğime yakın birini bulmuştum!</em></p>
<p>Evli olması bir yana (hatta belki çocuğu da vardı) sistemin içine girmemişti. Tutkusu yemek yapmak ya da dantel işlemek olsaydı, onun için belki başka şeyleri yakardı. Mesele kitap okuması da değildi, mesele kendini tanıması, yaratıcılık nehrini canlı tutması ve alanını korumasıydı. Göze aldığı bedeldi. Tutkuydu.</p>
<p><em>Yaratıcılık nehrini canlı tut ve alanını koru! </em><br />**<br />Burada bir zamanlar bir yazı yazmıştım, seramiğe nasıl başladığımla ilgili. <a href="http://www.tirtilindusu.com/2018/01/30/bildigimiz-unuttugumuz-sonra-yeniden-hatirladiklarimiz-uzerine/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">(Tıkk Tıkk: Bildiğimiz, Unuttuğumuz, Sonra Yeniden Hatırladıklarımız Üzerine) </a><br />O  yazı çok kalbe dokundu ama en çok faydası ise kendimeydi, yazı benim unutma çiçeğimdi. Unutma. 12 yaşında yıllar sonra dönüp bakıp şifalandırmaktan bıkmayacağın bir anıyı, travmayı poğaça hamurundan yaptığın ilk biblonla şifalandırdığını hatırla. Ama unutmasam da, hatırlamanın fayda sağlamayacağı bir şey yaptım, onu beni daha az yoracak başka formlara soktum. Kendime yeni bir şehre taşınmakla birlikte başka meşgaleler buldum yine de kırmızı ayakkabıları bu sefer farklı eylemlerle yapmayı sürdürdüm. Daha az sistemli, makul şartlar altında ama yine de pes etmeden.<br />Ve geçenlerde bir sabah o bildik hisle uyandım. Sanki gizlice kan kaybediyorum, henüz oluk oluk değil, biraz zaman geçince kanıyorum diyeceğim, şimdilik bu sadece bir sızıntı ama nereden?<br /><em>-Her kadın, vahşiden tamamen ayrılmamış, tamamen uyuşmamış her kadın, bir erilden farklı olarak sızan kanı kokusundan bile bilir. Bildim.-</em><br />**<br />Kurtlarla Koşan Kadınlar, raftan önce gülümsedi, sonra seslendi, neredeyse haykırdı. Elimi uzatıp uzatıp soba gibi çektim. Bilirsiniz, neredeyse her bir öyküyü defalarca kez okudum. (Bazısı hala okunacağı anı seçiyor.) Ama bu sabah elime almazsam gerçekten canlanıp masamın üzerine atlayacağından korktum. Elime aldım, hatırlamam gereken ne dedim. Sayfalarında elimi gezdirdim. Neredeyse taç çakramın uyuştuğu o sayfalarda, çok sevdiğim bir arkadaşımı da yanımda hissederek, bu yazıya başlamadan birkaç saat önce başlığının altına kocaman harflerle ELEKTROŞOK yazdığım o bölümde, gözümü açtım.<br />Arkadaşıma yazdım. Okumaya başladık.<br />Kafka, boşuna dememiş. <em>&#8220;Okuduğumuz bir kitap başımıza darbe gibi inmiyorsa -tuğla gibi sarsmıyorsa- neden okumaya zahmet edelim onu?&#8221;</em> İndi.<br />**<br />Hiç yapmadığım bir hata olarak, işlerimde minik bir kaydırma hatası yapmışım bugün. Tam gün danışmanlıklarım vardı, meğer ikisini yarına planlamışım. Yaklaşık 80 kağıt parçasından oluşan bir tuğla ve yeterli zaman. İnanır mısınız daha ilk sayfadan okumamak için tonla bahanem oldu. Kalktım. Aylardır ertelediğim işlere el attım. Kalktım üçüncü Türk kahvemi yaptım. Kalktım, ders çalıştım. Oturdum, saatlerce telefonda konuştum. Neredeyse her bir sayfadan sonra. Birlikte okuduğum arkadaşımla mesajlaştım. İkimiz de mesajı dan diye alıyorduk da, şimdi o mesajla ne yapacaktık&#8230; Ben bu nedenle, mesajı okumayı kesip duruyordum. Durmadan.<br />**<br />Şöyle diyordu bir bakıma;</p>
<p>Bir kadın nasıl çorak şartlar altında olursa olsun, o eksikliğin içinde bir çokluk, tamlık yaratabilir yaratıcı doğasıyla. Hiç ayakkabısı olmayan ve kendi imkanlarıyla bezden, paçavralardan ayakkabı yapıp ayaklarını ve kendisini koruyan, yaratıcı kızın öyküsüdür bu. Ayakkabılar mükemmel değildir, belki gülünçtür ama hayat kurtarır. Onun yaratıcılığıdır. Yaşam sevincidir. Tutkusudur. Yaşamak için gerekli olan bunlardır. Gün gelir, o kırmızı ayakkabılarını, hayatını tek değeri benimsemek uğruna dondurmuş zengin bir kadının arabasına binip uslu bir kız olmak için feda eder. -Çünkü, bazen rahat etmek isteriz, bu da olasıdır.- Kırmızı ayakkabı, o en korkutucu tehdit, ilk fırsatta lüks arabalı yaşlı kadın tarafından yakılır. Ama o da ne! Kırmızı ayakkabı tehlikeli bir tutku olarak geri dönecek ve kızın ayaklarını her anlamda her yerden kesecektir. O kadar ki kız, kesip alın bu ayakkabıları benden diye yalvaracaktır&#8230;</p>
<p>Çünkü dünya, ürettikleri kırmızı ayakkabılarının değerini bilmeyen kadınlar için kafeslerle doludur. Bu kafes, dünyasal anlamda bir de muhteşemdir üstelik! Bazen muhteşem bir ilişki, bazen muhteşem koşullar, bazen muhteşem bir kariyer. Dışarıdan muhteşemlik gibi görünen içinde yaşayana kafestir.<br />Neticede,<em>&#8220;Birinin fazla kırmızı ayakkabıları varsa, çok dikkatli yaşaması gerekir.&#8221; </em>ve kırmızı ayakkabılarından koptuğun süreç, içgüdülerini de sarstığından, kendi üretmediğin kırmızı ayakkabılarla sisteme uymak ve kan kaybetmek pahasına kendini feda etmen gerekir.</p>
<p>Kafese yakalanan kadınsa, kan kaybederek dibe, dibe, dibe çekilir.<br />Ama korkmamak gerekir, çünkü dip köklerin olduğu yerdir. Ve oraya yeni tohumlar da ekilebilir, sancılı ve karanlık ve acı verici de olsa.<br />**<br />Dünyanın en zengin adamlarından birinin oğlunun yazdığı kitap, beni o kurt kapanlarından birinden kurtarmıştı zamanında. Herkes kurumsal hayata dön derken, o dur ve içine bak diyordu. &#8220;Kendi hayatını kendin kur&#8221; diyordu, bunu da zaten babam dünyanın en zengin adamlarından biri diyerek yapmıyordu üstelik. Bu bilgiye rağmen, kendi hayatını kurması için izin verilen bir oğulum ve aşık olduğum işi yapıyorum diyordu. Unutamayacağım bir cümlesi de şuydu: <em>Ağzındaki gümüş kaşık, sırtındaki gümüşten hançere dönüşmeden&#8230;</em></p>
<p>Çöpe atılan borcam, kızın küle dönen kırmızı ayakkabıları, gümüş kaşıkla doğan adamın onu hançer yapmamalı sözü&#8230; Hepsi aynı nokta. Hepsi aynı mesaj. Üstelik, girdiğimi hissettiğim kapanı o seminerlerden birinde ilk kez kendime itiraf etmiş ve sonra da kararımdan Peter Buffett&#8217;ın o sözleri karşısında caymamışken&#8230;<br />**</p>
<p>Kitabı okumak için verdiğim aralarda, bir arkadaşımla konuştum. Ona elime kitabı alarak, bugün Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;dan bir sayfa tuttum, dedim. O esnada,</p>
<p>&#8220;Yeliz, çok komik bir şeyle sözünü böleceğim. Karşımda bir adam var ve kırmızı Lacoste altına sarı pantolon giymiş ve ayakkabıları kırmızı.&#8221; dedi. Hemen tuttuğum öykünün fotoğrafını attım. Bölüm 8: Kendini Korumak: Kurt Kapanlarını, Kafesleri ve Zehirli Yemleri Tanımak. Kırmızı Ayakkabılar</p>
<p>Yine de, telefonu kapatıp okumaya devam etmedim ama on dakika sonra arkadaşım bir ayakkabı denemek için telefonu kapatacağını söyledi, benim için mesaj çok netti.</p>
<p>Sonrasında girdiğim danışmanlık ise, dünyanın bana göre bir ucundaki bir başka kadınlaydı. Çalıştığımız konunun altında çıkan yaşanmışlığı anlatırken, olaya konu olan kırmızı rengi içimden gülümseyerek dinledim kendisinden.<br />**<br />Yanlışlıkla çok fazla kek kalıbını çöpe atmışlığım var pastacıyken, fakat borcamlarımı atmadım. Ama çok fazla gecemi, o yaratıcı damarı beslemek için yatağım yerine bilgisayar karşısında yazı yazarak, seramik için pinterest&#8217;te araştırmalar yaparak ve en çok da yaptığım bir dinazora, tavşana, çocuk figürüne ayakkabılar, saçlar yaparak feda ettim.<br />Hep de şunu savundum, yolum yaratıcılıktan geçmese, ilham veremezmişim ki bence tek hayat amacı bu yaptığım her şeyin altında yatanın&#8230; Çünkü, biliyorum. İlham bu dünyada birbirimize verebileceğimiz en değerli şey.<br />İşte bu nedenle, aslında bambaşka bir işle uğraşmam gerekirken, aldım bilgisayarı ve kanayan ya da sadece sızıntısı olan kadınlar için bu yazıyı yazdım. Çünkü yazmak, yeniden bir kırmızı ayakkabı yapmaktır, emekle.</p>
<p>O borcamı çöpe atabilecek, kırmızı ayakkabılarını hiç unutmayacak ve başta sorduğum soruları kendisine cesaretle sorabilecek tüm kadınlar için&#8230;</p>
<p>Şimdi burada olsanız, birkaç şişe şarap açıp ben ve arkadaşım bunları konuşurken bize eşlik ederdiniz. Birlikte kırmızı ayakkabılarımızın yerini neyle doldurduğumuzu sandığımızı konuşur, belki biraz da gülerdik, sonunda sahte ayakkabıları küle çevirme sözüyle ama.<br />O yaşlı kadınlara, kapan olan tüm adamlara, başımızı soktuğumuz ve ödül sandığımız, şükretmemizi istedikleri tüm kafeslere bir hareketle saygı duruşumuzu tamamlardık.</p>
<p>Güzel olurdu, bir gün olurdu belki&#8230;<br />Sevgiyle,</p>
<p>Yeliz</p>
<p>*<br />Müzik de arka fonda çalsın ve hiçbir şey dünyamı değiştiremez deseydi, o gecede&#8230;</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Fiona Apple - &quot;Across The Universe&quot;" width="1020" height="765" src="https://www.youtube.com/embed/AZ5WPXxNzPU?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kirmizi-ayakkabi/">Kırmızı Ayakkabı</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kirmizi-ayakkabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sık Sorulan Sorular: Theta Healing</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/sik-sorulan-sorular-theta-healing/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/sik-sorulan-sorular-theta-healing/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Sep 2019 10:59:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Theta Healing]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=1990</guid>

					<description><![CDATA[<p>En çok soru aldığım konu elbette Theta Healing. Bazen yanıtlamam zaman alabiliyor. Sürekli seyahat etmem bir yana, Instagram’da doğrudan gelen mesajların çokluğu, telefonumdaki mesajlar ve mailler bazen yetişemeyeceğim kadar fazla oluyor. Bu nedenle, hem toplu halde aldığım soruları hem de sık gelen mesajları burada yazacağım. Çok heyecanlı, hadi başlayalım! Theta Healing seminerleri online/uzaktan alınabilir mi? [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sik-sorulan-sorular-theta-healing/">Sık Sorulan Sorular: Theta Healing</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2124" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/09/thetahealing-basic-dna.png" alt="" width="1000" height="709">

En çok soru aldığım konu elbette Theta Healing. Bazen yanıtlamam zaman alabiliyor. Sürekli seyahat etmem bir yana, Instagram’da doğrudan gelen mesajların çokluğu, telefonumdaki mesajlar ve mailler bazen yetişemeyeceğim kadar fazla oluyor. Bu nedenle, hem toplu halde aldığım soruları hem de sık gelen mesajları burada yazacağım.

Çok heyecanlı, hadi başlayalım!<span id="more-1990"></span>
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Theta Healing seminerleri online/uzaktan alınabilir mi? Bir günlük seminer olur mu?<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></i></b></li>
</ul>
Mayıs 2020 itibariyle, tekniğin ilk üç semineri online olarak alınabilir.

İlk üç aşamadan bahsetmem gerekirse, başlangıç semineri olan Basic Dna 3 gün, ardından alabileceğiniz Advanced Dna 3 gün ve Derin Kazma Semineri (Dig Deeper) 2 gündür. Hepsi sıralı olarak alınabilir ve eğitmen belirttiğim sürelerin altında bir seminer süresi belirleyemez.
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Neden 3 gün sürmelidir?</i></b></li>
</ul>
Tekniğin kurucusu Vianna Stibal, bize “Öğrencileriniz zaten bu bilgileri biliyorlar ve sizin tek amacınız hatırlatmak” der. Aslında, bu cümle sadece Theta Healing tekniğine ait değildir, bütün kadim öğretiler bize öğrenmek olmadığını sadece hatırlamak olduğunu ve ruhun zaten her şeyi bildiğini söyler. Hatırlatmak için, seminerlerden süresinde 3 uyku döngüsü çok önemlidir. İşte neden 3 gün olduğunun yanıtı. 🙂

Ayrıca, eskiden başlangıç semineri olan Basic Dna 10 gün kadar sürermiş. Ancak, bu semineri alan kişi sayısı arttıkça insanlar çok daha hızlı hatırlamaya başlamış. Bu nedenle Vianna, belki öyle bir gün gelecek ki sadece 1 gün sürecek ve hatta belki öyle bir döneme geçiş yapacağız ki, insanların bu bilgiyi hatırlamak için seminerlere katılmasına bile bir gün gerek kalmayacak, demişti. Ama şimdilik 3 günde ancak ilerliyoruz 🙂<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>
<ul>
 	<li><b><i>İyi bir uygulayıcı olmak için bütün seminerleri almalı mıyım?</i></b></li>
</ul>
Böyle bir kural kesinlikle yok. Alınması şüphesiz muhteşemdir ama çok sayıda seminer var.
3 ana modülü aldıktan sonra ilgi alanınıza göre birçok farklı konuya yönelebilirsiniz.
Örneğin, ideal kilo, ruh eşi, hastalıklar ya da sezgisel anatomi gibi. Ama zorunda mısınız? Elbette hayır!

Ben seminerlerimde de öğrencilere sonraki semineri alın demekten yana değilim. Bakış açım, bu bir araç ve benim hayatımı dönüştüren, her saniye kullandığım, her konuda “Bu konuda Theta Healing’le ne yaparımı” artık düşünmeden bile bulduğum, bu teknikle tanıştığıma şükrettiğim, büyüleyici, kolaylaştırıcı, hızlı bir araç. Herkes için olmayabilir. Bundan doğal ne olabilir? Kör adamlar ve fili anlattım geçen yazımda. Dünyada milyonlarca yol ve teknik var senin kendini dönüştürebileceğin. Sadece deneyerek bilebilirsin. Denedin ve sevdin… O zaman zaten kendiliğinden sonraki seminerleri almak isteyebilirsin. Hayatını kolaylaştıran, seni hafifleten bir tekniği elbette ilerletmek isteyebilirsin.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>
<ul>
 	<li><b></b><b>Seminerden önce kitap okunmalı mı? Hangi kitapları önerirsiniz?</b></li>
</ul>
Vianna Stibal’ın başlangıç seminerinde “Sıradışı Bir Enerji Yaklaşımına Giriş” kitabını, ileri seviyede ise &#8220;İleri Seviye Theta Healing&#8221; kitabını seminerlerde hediye ediyorum. (Bu bir eğitmenin yükümlülüğü aynı zamanda, çünkü seminerin tamamlayıcısı bu kitaplar.)

Kitaplar aynı zamanda tüm kitapçılarda satılıyor. Bazı öğrenciler gelmeden önce okumayı tercih ediyor ve seminerde de iyi ki öyle yapmışım, çok rahat oturdu konular diyorlar. Bazısı ise, iyi ki okumadan gelmişim, en iyi böyle anlardım, okusam anlamaz ve gelmezdim, diyorlar. Sorunun yanıtı, oldukça kişiye özel 🙂

Ben eğer öğrenci adayı bu seminere katılıp katılmama konusunda çok kararsız ise, o noktada “İstersen kitabı al ve biraz bak bakalım, içini ısıtacak mı okudukların” diyorum. Bunun dışında, herkesin kendi seçimi 🙂
<ul>
 	<li><b><i> Kitapları okuyarak tekniği uygulayabilir miyim?</i></b></li>
</ul>
Kitapları okuyarak tekniğin bakış açısını anlayabilir ve seminer almanız durumunda neleri başarabileceğinizi öğrenebilirsiniz ancak, özellikle bahsettiğimiz theta dalgasında kalmak eğitmen eşliğinde bir süreç gerektirdiğinden kitabı okuyup çalışmaları denediğiniz halde yapamama ihtimaliniz yüksektir.

Ayrıca, bilgiler ortada olmakla birlikte, püf noktaları seminerlerde verilir ve çalışmalar eğitmenin gözetimi altında güvenle uygulanır.
<ul>
 	<li><b><i>Bugüne dek hiçbir ruhsal çalışmaya katılmadım, benim için seminer uygun mu?</i></b></li>
</ul>
Elbette. Tekniğin böyle bir önkoşulu yok. Nasıl ki, biz bedeni deneyimleyen bir ruhsak, tüm deneyimlerimiz bir bakıma ruhsal değil mi öyleyse? Burada sadece sistemli olarak bazı çalışmaları deneyimleme yolunu seçiyoruz ve kısa yollar öğreniyoruz.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Tekniğin herhangi bir önkoşulu var mı?</i></b></li>
</ul>
Yaptığımız çalışmalar saf bir niyetle ilerlemek olduğundan, önkoşul olarak inancı söyleyebiliriz. Birçok dinde farklı isimle anılsa da Theta Healing inancımız doğrultusunda Yaradan’ın varlığına dayalı bir tekniktir.
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Herkes theta dalgasına uyumlanabilir mi?</i></b></li>
</ul>
Elbette, bu zaten doğal olarak deneyimlediğimiz bir şey. Theta beyin dalgasına günlük hayatımızda uykunun ilk evreleri ya da öncesinde, bilinçsiz olarak geçiyoruz. Ben bazen seminerin farkını şöyle yorumluyorum, istediğiniz her anınızın eşref anınız olması gibi bir şey 🙂
<ul>
 	<li><b><i>&nbsp;Seminer ücretleri nasıl?</i></b></li>
</ul>
Seminer ücreti dünya genelinde minimum bir tutarda, dolar bazında belirlenmiştir, altında seminer düzenlememiz yasaktır. Bu minimum tutarın üstüne çıkmak eğitmen inisiyatifinde olduğundan ücret bilgisi için mail göndererek daha net bir bilgi almanızı öneririm.
<ul>
 	<li><b></b><b>Seminerler neden ücretli?</b></li>
</ul>
Kimse özel olmadığı ve ruhsal ve maddi dünya arasında bir fark olmadığı için. 🙂

Kimse özel değil, kimse seçilmiş değil, kimse kahraman değil, kimsenin görevi kimseyi kurtarmak değil! Birilerini, kurtarıcı, gönüllü olarak görme algımız bizi ilerlemekten alıkoyuyor.

Herkes, bir yolda ilerlemek için çaba harcıyor, zaman ayırıyor, kitaplar okuyor, deneyim kazanıyor, seminerlere katılıyor. Sonra, diğer insanlar da tamamen eşiti olarak o yolu seçmeye gönüllü olabiliyor.

Ödediğiniz ücret, ruhsallık adına ödenen bir ücret değil. Kişinin size ayırdığı zamanı deneyimlemek için ödenen bir tutar.

İnsanların, makyaj malzemesi, çanta, ev dekorasyonu ya da bilgisayar oyununa ödemekten gocunmadıkları ücretleri, ruhunun dilini anlamak, hayatındaki çözümsüz gibi görünen konulara bir ışık tutup farkındalık kazanmak için ödememesi &#8211; sadece bu teknik için konuşmuyorum- zaten ne kadar zor zihinsel sınırlar ve kişisel değer anlayışı ile yaşadığımızı açıklıyor ne yazık ki.
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Nasıl eğitmen olunur?</i></b></li>
</ul>
Tekniğin eğitmeni olmak isterseniz, kurucusu Vianna Stibal’dan (ya da bazı ülkelerde oğlu Joshua’dan) eğitmenlik eğitimi almalısınız.

Bu eğitime başvurmak içinse, ilk üç modülü yani Basic dna, Advanced dna ve Derin Kazma’yı uygulayıcı olarak tamamlamış olmanız gerekir. Ardından da, sırasıyla tek tek eğitmenliklerini alabilirsiniz.

Vianna, zamanının neredeyse tamamını dünyayı gezip eğitmenler yetiştirerek geçiriyor. Ben Basic dna ve Advanced dna seminerlerini Atina’da, Derin Kazma eğitmenliğini ise Valencia’da aldım.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>

Ve güzel haber: Vianna, ilk kez Türkiye’ye geliyor! 2020 nisanda Türkiye’de olacak ve eğitmenler yetiştirecek. Bu fırsat, bizim olmasını canı gönülden dilediğimiz, büyük bir fırsat ve uzun yıllardır bekleniyor. 🙂
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Eğitmen olmak için akıcı bir İngilizce’ye sahip olmam gerekir mi?</i></b></li>
</ul>
Vianna, konuları oldukça anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Ama yine de neredeyse her ülkedeki seminerlerinde Türkçe çevirmenler de görev alıyor. Dilerseniz, çevirmen desteğinden yararlanabilirsiniz.
<ul>
 	<li><b><i>Seminer öncesi bireysel danışmanlık almam uygun mudur?</i></b><span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></li>
</ul>
Eğer hayatınızda, altındaki nedenleri ele almak ve farkındalık kazanmak istediğiniz önemli bir konu varsa, elbette deneyimleyebilirsiniz. Ya da seminere gelip kendi üzerinizde çalışmayı seçebilirsiniz.

Şöyle bir fark olabilir, benden bir danışmanlık aldığınızda, aldığım tüm seminerlerin ve yapmış olduğum danışmanlıkların bakış açısıyla daha derin bir yöntemle çalışma yapıyorum. Bu bir kısa yol olabilir.

Ama bence, kişinin adım adım kendisi üzerinde çalışması da keyiflidir.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>

Tamamen, konunuzun aciliyet derecesi ve seçiminiz 🙂
<ul>
 	<li><b><i>Kazma çalışmasının ismi çok geçmekte, tam olarak nedir?</i></b></li>
</ul>
Tekniğin temelidir desem abartmış olmam.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>

Kazma çalışması, şu an hayatınızda çözmek istediğiniz herhangi bir konuya dair farkındalık sağlamanızı amaçlayan derin ve ilginç bir çalışmadır.

Sorularla, adım adım duygularınızı da izleyerek konunun ortaya çıktığı zamana ve olaya uzanırız.

Bu genellikle, hayatın ilk dönemlerinde deneyimlenmiş bir durum olabilir, ama geçmiş seviye dediğimiz kolektif anılara, atalar seviyesi olan genetiğe ya da ruhun getirdiklerini bize anlatan ruhsal seviyeye de uzanabilir.

Başlangıç seminerinde, kazma çalışmasına sadece giriş yapılır.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>

İleri seviye seminerinde ise, başlangıç seviyesindeki kazmanın ilerisine ve kazanımlarına gidilir.

Üçüncü aşama olan derin kazma ise, başlı başına kazmayı derinleştiren bir seminerdir. Daha derin kaz seminerinde, kazma ileri seviyenin kazanımlarından da uzaklaşarak erdemlere kadar uzanır. Atalarla ve geçmişin anılarıyla da bağ kesilir.

Derin kazma, kazmanın en üst versiyonu ve bambaşka bir bakış açısıdır.
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Yaratımlar yapmak istiyorum, Theta Healing ile mümkün müdür?<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></i></b></li>
</ul>
Elbette. Önce yaratım nasıl yapılır ve yapılmaz, onu öğrenerek başlıyorsunuz seminere. Ben genellikle şöyle diyorum, iyi ki bunca zaman yaratımlarımız gerçekleşmemiş. Sonuçta, hala biz “Beni kimseye muhtaç etme.” “Sevgilim beni terk etmesin.” “Bana zor bir müdür verme.” “Borç verme” “İşsiz kalmayayım.” “Hasta olmayayım.” gibi olumsuz cümlelerle yaratım yapıyorsak, biri daha fazla ilerlemeden bizi durdursun 🙂<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Bunca zaman olumlamalar yaptım, kitaplar okudum ve bakış açımı değiştirdim ama sorun çözülmedi. Theta Healing bu konuya nasıl bakıyor?</i></b></li>
</ul>
Bu bahsedilen çalışmaların içinde olmasam da sanıyorum ki hepsi muhteşemdir. Ama bir yaramız varsa, o yaranın tam ters kutbundaki cümleler kanamasını engellemeyebilir. Farz edelim ki, kişiye okul hayatı boyunca kendisini öğretmen ve arkadaşları tarafından değersizlik hissine neden olacak olaylar yaşatıldı. (Dışlanma, alay, vs.) Burada, olumlamanın ötesinde ele alınması gereken bir durum/olay vardır. Kişi her sabah uyandığında, ben değerliyim olumlamasını yapsa da, onun bunu içselleştirebilmesi için o olayla/durumla doğru bir şekilde yeniden temas etmesi ve daha köklü bir çalışma yapması gerekir diye düşünüyorum.
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Başlangıç seviyesi alanlara neler önerirsiniz?</i></b></li>
</ul>
İleri seviye seminerine katılmak isterseniz önünüzde değerlendirebileceğiniz 5 yıl var, öncelikle o bilgi ile başlayayım. 5 yıl içinde ikinci semineri alabilirsiniz, ancak süre uzarsa, başlangıç sertifikanızı yenileyerek ilerleyebilirsiniz, çünkü teknik yaşayan, dönüşen ve zaman içerisinde gelişen bir yapıda.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>

Kişisel önerilerim ise, mazeretlere sığınmadan kendiniz üzerinde çalışmalar yapmanız. Sonuçlara bağımlı olmadan, alkış beklemeden ilerlemeniz. Kazma çalışması, beden taraması gibi konuları sıklıkla kendinize ve diğerlerine uygulamanız.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>

İlk başlarda, theta frekansında uzun kalamadığınızı hissedebilirsiniz, bunu bir kas gibi düşünün ve her gün deneyimlemek için bilinçli çaba harcayın. Böylece kuşkunuz olmayacaktır, zaten bu semineri tamamladıysanız en başta da kuşkunuz olmasın 🙂
<ul>
 	<li><strong>Advanced dna seminerini hemen almalı mıyım? 3 seminer üst üste alınabilir mi?</strong></li>
</ul>
Tamamen size bağlı. Basic dna iyice otursun sonra alayım derseniz, araya fazlaca bir zaman koymuş olabilirsiniz çünkü ikinci seminer ilkinin tamamlayıcısı ve daha iyi/uzun bir theta dalgasına ulaşmamız için yemin, sözleşme, antlardan arındığımız bir seminer.

İsteyenler, ben büyük resmi görüp anlarım diyenler ya da zaman yönünden sıkıntı çekenler&nbsp;art arda elbette alabilir.
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Eğitimden sonra bağlantımız devam ediyor mu?</i></b></li>
</ul>
Her seminerde WhatsApp grupları kuruyorum ve öğrenciler sonrasında da birbirleri ile iletişim içinde olabiliyorlar seçerlerse. Ben de gruplarda olmakla birlikte, öğrenci ve danışan sayısının çokluğundan ve mesajlaşma yoğunluğundan günlük sohbetlerin içinde değilim. Teknik olarak içinde olmam grup çokluğu ve iş yoğunluğumdan da mümkün değil. Ama acil ve önemli durumlarda yanıt veriyorum.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>
<ul>
 	<li><b><i></i></b><b><i>Öğrencilerinizin gelişimini değerlendiriyor musunuz?</i></b></li>
</ul>
Hayır, elbette. Benim ya da bir başkasının ne haddine! Bunun düşüncesi bile çok büyük hadsizlik olur.

Herkesin gelişimi farklı, herkesin yolu farklı. Kimi, seminerden sonra çok büyük dönüşümler elde eder, hepsi gözle görünür. Ama bir diğeri belki sadece haftada bir kez çalışma yapabilir, hayatında elle tutulur değişilikler olmasa da içte bir şeyler değişmektedir ve onun hayat öyküsü baz alındığında, bu bir kez yaptığı çalışma büyük bir dönüşüm demektir.

Bu bir yarış değil, tamamen kişisel bir yol. Sadece kişi ve yolu arasında…
<ul>
 	<li><b><i>&nbsp;Theta Healing’in hayatınızdaki en büyük artısı sizce ne?</i></b></li>
</ul>
Zaman, dünyasal bir algı ama bizi sınırlandıran bir algı da aynı zamanda. En büyük artısı, zaman kazanmak derim. Biz bir mesajı alana dek o konu ile ilgili dünya bakış açısıyla sınav dediğimiz deneyimler yaşayabiliriz. Oysa, mesajı ilk uyaranda almak hatta ona bile ihtiyaç duymadan okuyabilmek, zaman kazandırır.

İkincisi, kendimi keşfetmek diyebilirim.Theta Healing öncesi, sürekli neden soruları soran bir insandım. Aldığım yanıtlar huzur bulmama yetmiyordu.

Örneğin, neden şimdi o cümleyi kurdum, neden istediğim zammı alamadım, neden bu korkum var, neden o kişi ile aramda bu sorun oluştu, neden çok istediğim dua ettiğim halde bu konu hayatımda gerçekleşmiyor gibi… Meğer ben kazma çalışmasını ve yaratım tekniklerini arıyormuşum ve bu soruların yanıtını buldum. Küçüğü büyüğü olmadan mucizelerle hem de. Bu mucizeler de aslında en çok daha inançlı bir insan olmamı sağladı diyebilirim. Bunu birçok öğrenci de dile getiriyor, aslında bu çalışmalar bizi Yaradan’la ve her şeyin mümkün olduğu, sınırların sadece zihnimizde olduğu algısı ile yüzleşmemize ve özgürleşmemize neden oluyor.

Saatlerce kazanımlarını yazabilirim ama özetle, olaylara/kişilere/durumlara bambaşka bir bakış açısı ile bakmamı sağlaması en büyük üç artısı 🙂

*

Şimdilik bu kadar. Sorular geldikçe eklemeler yaparım.
Sevgiyle&#8230;The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sik-sorulan-sorular-theta-healing/">Sık Sorulan Sorular: Theta Healing</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/sik-sorulan-sorular-theta-healing/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
