<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap | Tırtılın Düşü</title>
	<atom:link href="https://www.tirtilindusu.com/Blog/kitap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<description>Tırtılın D&#252;ş&#252;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 May 2020 10:12:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.5</generator>

<image>
	<url>https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/04/cropped-buttefly-32x32.png</url>
	<title>Kitap | Tırtılın Düşü</title>
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Seni İçime Gömdüm</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/seni-icime-gomdum/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/seni-icime-gomdum/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Feb 2019 22:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=1769</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Eline tüfeğini alıp fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak, önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütmezdi onları.&#8221;&#160; Lise ikinci sınıftaydım, hafta sonları dershaneye gidiyordum. (Bir nesil bunu yaptı, evet.) Bir Edebiyat öğretmeni vardı, sınıfta sevgilisi olduğunu gördüğü iki kıza, [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/seni-icime-gomdum/">Seni İçime Gömdüm</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2167" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/02/feature-deirdre-of-the-sorr-777x435-1.jpg" alt="" width="1000" height="560" srcset="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/02/feature-deirdre-of-the-sorr-777x435-1.jpg 777w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/02/feature-deirdre-of-the-sorr-777x435-1-714x400.jpg 714w, https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2019/02/feature-deirdre-of-the-sorr-777x435-1-768x430.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" />

<em>&#8220;Eline tüfeğini alıp fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak, önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütmezdi onları.&#8221;&nbsp;</em>

Lise ikinci sınıftaydım, hafta sonları dershaneye gidiyordum. (Bir nesil bunu yaptı, evet.) Bir Edebiyat öğretmeni vardı, sınıfta sevgilisi olduğunu gördüğü iki kıza, üniversite sınavını kazanana kadar sevgililerinizi içinize gömün, bir kitap var alın onu da üstüne okuyun, demişti. Kitabı koşarak henüz hiç sevgilisi olmamış, bir süre daha hiç sevgilisi olmayacak olan ben almıştım. <em>-Biliyorsunuz ki, birileri yaşar birileri yazar. Ben birileri yaşarken okuyanım genellikle.-</em> Çok etkilenmiştim, ama o zamana dek gerçek bir sevgiyi tatmamış biri için dilini bilmediği ama ortak kelimelerden ve tanıdık görsellerden anlamaya çalıştığı yabancı yemek kitaplarından az farklıymış kitap da. <span id="more-1769"></span>
Belki isminin vuruculuğundan ötürü, yıllarca bu kitabı anımsadım. Onu benden alan ve vermeyen arkadaşıma basımının durduğunu öğrendiğimde az bilenmedim. Kitap niyetimdi, bana seslendi, yoluma çıktı. Girdim aldım birkaç gün önce Kadıköy&#8217;de bir sahaftan&#8230; Çok şükür, o kitabı okuyup birkaç cümlesini çizip kendinden bir iz bırakıp bana emanet eden adama. <em>-Neden adam dediğimi bilmiyorum. Belki de çizgileri biraz düzensiz, renksiz ve çatallı olduğundan. Belki, çok hassas bazı cümleleri algılamadan teğet geçtiğini düşündüğümden&#8230;-</em> Bir bakıma, kitap, suç ortağım, kimse o bir bakıma arkadaşım. Çünkü bir sırrını biliyorum. Şu iki cümleyi farklı bir vurguyla çizmiş:

<em>&#8220;Onu sevdim diye nelere katlanacağım Tanrım?&#8221;</em>
<em>&#8220;Tanrım, kurtar beni bu aşktan!&#8221;</em>

<em>-Belki kurtulduğu için bir sahafa satmıştır, kim bilir?-</em>

34 yaşındaki halimle diyebilirim ki, öğretmenin kinaye sanatını kullanarak önerdiği bu kitap hayatımda okuduğum en güzel aşk ve dönüşüm hikayelerinden biri olacakmış. Bu kısacık romanda, bir adamın sadece aykırı aşkını değil<em>-aykırı olmayanına aşk deniyor mu özünde?-</em>&nbsp; o aşkla birey olma yolculuğunu da tanıyacakmışım.

<em>&#8220;O kıza dostluk duyuyorum ben.&#8221;</em>
<em>&#8220;Yeterli mi bu kadarı?&#8221;</em>
<em>&#8220;Bu yeterli değil de insanın kendi daracık çevresinde yaşayıp gitmesi, hiç böyle bir duyguyu tatmaması mı yeterli?&#8221;</em>

Romanın başkahramanı, Kabrero bir Meksikalıdır ve bir Kızılderili kadına aşık olur. Yaşadığı kasabadakiler, kasabanın kurumları, kilise, hepsi ona sırtını çevirir. Aşık olduğu kadından vazgeçmesini isterler ve kadını Kızılderili olduğu için aşağılarlar. Kızılderililer de bu zor yolculuk için Kabrero&#8217;ya kendi kasabandan bir kız seçmelisin, derler. Kabreroysa, kalbi dışındaki diğer seslere sağır davranır. Kararından vazgeçmez.

<em>&#8220;Bizimkiler de bir tören yaparlar.&#8221;
&#8220;Onun önemi yok. Kızla senin aranda, törenlerin gerçekleştiremeyeceği, yalnızca dile getirebileceği o şey var nasıl olsa.&#8221;</em>

Kabrero ilk kez kelimelerle ifade edemediği bir sıcaklık tatmıştır. Düzene sakince başkaldırır. Hepsini, sahip olduğu her şeyi bırakır. Kadınla, dağda iki yıl bir başına yaşamayı seçer. Ta ki, kitabın başında anlatılan, kadının ölüm anına dek.

Öldüğünde, kasabasından bir toprak veremediği kadını, sırtına alır, uçurumlardan geçer. Yaşadığı yerdeki toprak gömülmek için uygun değildir. Artık bir görevi vardır. Karısını kasabaya götürüp uygun bir şekilde gömmek. İnanır ki, bu içini yakan aşk da kadınla birlikte mezara girecektir. Canlı bir bedendeki sevgi, cesetle birlikte gömülmeyi bu yolculukla hak edecektir. Çünkü, tek başına vahşiliği sürdürecek gücü kalmamıştır Kabrero&#8217;nun.

Sevmeyi bilmeyen, sevmeyi kurallara ve dünya düzenine uymak sanan kalabalık için kurallara uymayan, kalbin sesini dinleyen bu yol korkunç vahşiliktedir şüphesiz.&nbsp;Oysa, sabahları güneş iki yıl boyunca eğreltiotlarının arasından sakince selamlar onları, Kabrero&#8217;ya göre, şefkatle doludur ve vahşi değildir aşkları.

Kabrero&#8217;nun bu yolculukta başına gelmeyen kalmamış oladursun, değinmek istediğim birkaç konusu da oldu. Ancak, kitap öyle naif ve yalın bir dille yazılmış ki, yazarken daha kendi kaba cümlelerimden utanıyorum. Yine de değineceğim.
Kabrero, bu acı ile, ölümle ondan ayrılmamış olan bu aşk duygusu ile aslında farklı bir bakış açısına geçiyor hayatta. İlk kez, kıyısından dolanmışız meğer dediği, babasının annesini kaybettiğindeki acısını anlıyor. Abisi ve yengesinin, aşksız evliliğinin hissi, mezarlıkta ölüler arasında hissettiği hisle aynı. Kilisede, ölen karısının vaftiz edilmesini isterken, ruhun ve bedenin varlığını sorgulaması, dağa dönerken sanki ilk kez görüyormuş gibi kasabaya bakmasının metaforik anlatımı muazzam. Haydutlarla ve doğayla ilişkisi ise, tam bir teslimiyet.

Kitabı sevgililer gününde bitirdim, yazıya da aynı gün başladım. Denk gelince açıkçası, kolay kolay bulamayacağınız bu kitabı size önermek istedim. Daha önce hiçbir kitabı böyle yazmamıştım.
Dünya boyutunun realitesi: duygularımız&#8230; Biz hayatı duygular yoluyla deneyimliyoruz, tekamülümüzü duygularımızla gerçekleştiriyoruz. Aşk, tekamül etmemiz için bize verilmiş en güçlü yardımcı. Bir bakıma, yat kalk şükret türünden ama öldürmeden süründüren bir acı da eşzamanlı.

Dünyaya doğmadan önce, seçmiş olduğumuz konular olduğuna inanıyorum. Theta Healing&#8217;te biz bu konulara geliştirilecek erdemler diyoruz. Bazı öğretilerde dünya bir okul bu konular ise sınavlar olarak geçer. Siz nasıl/neye inanmak isterseniz&#8230; Aşk, o yolda biz kaplumbağa adımlarla giderken hatta diretir ve gitmezken, bir havuç gibi burnumuza tutuluyor sanki. Şimdi adımlarını hızlandır, yoksa onu kaçıracaksın! Şimdi koş, şimdi uç&#8230; 10 yılda alacağın yolu 10 günde al. Sanki bunun bir yolu.
Öte yandan, ilahi aşka da insan aşkından gidiliyor şüphesiz. Yaradılanı tüm kusuruyla seviyoruz önce, Yaradan&#8217;dan ötürü. Ve en önce, elbette kendimizi.
Bu açıdan bakıldığında, aşkın her hali, büyük bir ödül ve tüm kurumların, kuralların ötesinde. Komik olan şu ki, genellikle düzene başkaldırı olan aşk tanımının, düzen tarafından bir güne -bugüne- sığdırılması. Bu da farklı bir bakış açısı olarak dursun.

<em>&#8220;Karısına olan aşkı dilinin ucunda bir acı gibi dururdu, konuşma duygusunu köreltirdi, çünkü benliğinin tam ortasında açılmış bir yarayı andıran bu aşk, bildiği sözcüklere, okuyamadığı bütün o kitaplardaki sözcüklere sığmıyordu. Hiç değilse bu vardı, diye düşündü, ben layık olsam da olmasam da vardı.&#8221;</em>

Kabrero, sevdiği kadına bir kez bile seni seviyorum dememişti. Çünkü duygusu, bu iki kelimenin ötesinde, dilsiz bir dildeydi ve o dilin yardımcısı sevmek eylemiydi. Ölüsünü, ölümü göze alıp sırtında taşıyacak kadar sevmek.
Bir duam olsa sadece şu olurdu, Tanrı, acıyı hissetme seçimimize değer veriyorsa eğer, yani biz en çok hala acı ile tekamül etmekteysek demek ki, Kabrero gibi acıyı dönüştürme ve kalbine sahip çıkma gücü eylesin hepimize. Dilerim&#8230;
<em>&#8220;Yat sevgilim. Kıpırdama. Yat bir tanem. Seni içime gömdüm.&#8221; </em>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/seni-icime-gomdum/">Seni İçime Gömdüm</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/seni-icime-gomdum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Önerisi: İletişimde Kalınan Kitaplar</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/kitap-onerisi-iletisimde-kalinan-kitaplar/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/kitap-onerisi-iletisimde-kalinan-kitaplar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 09:04:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu dünyaya dönüşmeye, tekamül etmeye geldik ve farklı titreşim ve frekanslarla, maddeyle, diğer insanlarla temas ettiğimiz her salise bunu gerçekleştiriyoruz. Öyleyse, ne mutlu dönüşüm yolculuğunda kendisini dikey besleyenlere&#8230; Size o yolculukla eşlik edecek bazı kitapları burada listeleyeceğim. Ancak, listeye geçmeden bir şeyin altını çizmek isterim. Bu kitaplar bana kendi dönüşümümde yardımcı olmuş ve halen yardımcı [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kitap-onerisi-iletisimde-kalinan-kitaplar/">Kitap Önerisi: İletişimde Kalınan Kitaplar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2393" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/09/Pesco-Belinda-del-Good-book-300x198.jpg" alt="" width="1000" height="660">

Bu dünyaya dönüşmeye, tekamül etmeye geldik ve farklı titreşim ve frekanslarla, maddeyle, diğer insanlarla temas ettiğimiz her salise bunu gerçekleştiriyoruz. Öyleyse, ne mutlu dönüşüm yolculuğunda kendisini dikey besleyenlere&#8230;

Size o yolculukla eşlik edecek bazı kitapları burada listeleyeceğim. Ancak, listeye geçmeden bir şeyin altını çizmek isterim. Bu kitaplar bana kendi dönüşümümde yardımcı olmuş ve halen yardımcı olmakta olabilir ama size hitap etmeyebilir. Bir başkası benim başucu dediğim bir kitap hakkında olumsuz düşüncelere sahip olabilir. &#8220;Hangi kitapları okumalıyım?&#8221; sorusu bana daimi olarak sorulduğundan, bende etkisi olan bazı kitapları sizinle paylaşmak istedim. Kitapların tamamına yakını ruhsal dünyaya ait, bazıları ise roman olmasına rağmen içlerinde hazineler var. Dilerseniz kitapların isimlerini alın gözlerinizi kapatın ve kalbinize sorun. Hafif mi ağır mı? Cevabı hissiniz versin&#8230;<span id="more-2496"></span>

<em><strong>1.Kurtlarla Koşan Kadınlar</strong></em>

<em>Her öneri listemin başında ondan bahsetmeye ant içtiğim kült kitap. Her kadın, kitabın ön sözündeki gibi hala kayıp olan her bir kadın için. Bir başka deyişle, kadınlığın kutsal kitabı. İçinizde bastırılmaktan nefesi kesilmiş vahşi kadına giden bir yol. Zor bir kitap olduğunu düşünmeyin ve onu okumak için kendinize zaman verin. Dilerim, gelecek nesiller bu kitabı okuyan anneler ile büyürler. (Not: Bir dönem öyküleri okudukça yazma kararı almıştım. Ama üç yazıdan sonrasını yazmamışım. <a href="http://www.tirtilindusu.com/category/kurtlarla-kosan-kadinlar/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Burada</a>)</em>

<em><strong>2. Kendine Ait Bir Oda</strong></em>

<em>Kadınlara, erkek egemen dünyadan çıkışı gösteren bir başka kült kitap. Virginia Woolf, düşünce akışı tekniği ile yazdığından okunması zor bir yazar olarak nitelendirilse de, bu kitabında zorlanmayacağınızı garanti ediyorum. Neden Shakespeare&#8217;in kız kardeşini bir yazar olarak tanıyamıyoruz ve kadınlar edebiyat dünyasında neden yoklar bir de ondan dinleyin. Sonra da kendinize ait odanızı kurun hayatınızda.</em>

<strong><em>3. Tanrılar Okulu</em></strong>

<em>Kitabın yazarı, çok sevgili Stefano D&#8217;anna &#8220;Bu kitabı okuyan herkes benim daimi olarak dostum.&#8221; demiş. Duyduğumda öyle etkilenmiştim ki, bu gezegenden ayrılsa da kitap kadar yazarıyla da dost olduğumu bilmem, hiç kopmayacak bir bağlantı, muhteşem bir his&#8230; Kitapla arkadaşlığım 2005 yılında başlasa da, ara ara görüşmelerimiz, ben kurban bilincine her geçtiğimde içimde &#8220;mea culpa!&#8221; -benim hatam!- diye bağıran ve beni merkezime çeken sesi&#8230; Bana gerçekten çok şey kattı. Bu kitap size, hiç bilmediğiniz bu nedenle bu gücünüzü kendi aleyhinize kullandığınız bir sanatı öğretecek. Sanatların en yücesi, çünkü onda yaratmış olduğunuz eser sizin şu anınızı belirliyor. İsmi ise &#8220;düşleme sanatı&#8221;.</em>

<em><strong>4. Küçük Prens</strong></em>

<em>&nbsp;&#8220;Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.&#8221; Ah Küçük Prens! Her zaman bir çocuk kitabı olmanın ötesindesin&#8230;</em>

<strong><em>5. Hastalıkların Ruhsal Nedenleri</em></strong>

<em>Geçtiğimiz günlerde dünyadan ayrılan Louise Hay&#8217;in, istisnasız her evde olması gereken eseri. Bu incecik kitap size hastalıklarınızın ruhsal nedenlerini ve gerekli olumlamaları sunacak.</em>

<em><strong>6. Düşünce Gücüyle Tedavi</strong></em>

<em>Louise Hay&#8217;in harika bir kitabı daha. Bu iki kitabını kütüphanenizden eksik etmeyin.&nbsp;</em>

<em><strong>7. Işığı Arayanların Karanlık Yanı</strong></em>

<em>İnsanın kendi karanlığı ile yüzleşmesi, onu kabul etmesi ve oradan değerli taşlar bulup çıkarması ve odağını dış dünyadan içine döndürmesi için harika bir kaynak. Ruhunuza ayna tutacak bu kitaba bir gün mutlaka yolunuz düşecek.</em>

<em><strong>8. Zero Limit</strong></em>

<em>Kitabın yazarı Joe Vitale, kitapta Dr. Hew Len&#8217;e ait olan eski bir Hawai tekniğini anlatıyor. Teknik öyle basit ki, insanın hayatını değiştirecek dört kısa cümleden oluşuyor. Dr. Hew Len, tayin olduğu çok zor hastalarıyla ünlü bir akıl hastanesinde hastaları bir kez dahi görmeden tedavi eden bir doktor. Onun öncesinde, hastanede devamsızlık, istifa ve iş aksatma oranları oldukça yüksekken, hastane toplu halde bir refaha kavuşuyor. İlginç olan ise, bu köklü değişimi hastaları bir kez bile görmeden sağlıyor!</em>

<em><strong>9. Tanrı ile Sohbet</strong></em>

<em>Tanrı ile Sohbet aslında bir kitap serisi. Ben henüz 1. kitabı okudum ve okur okumaz çevremdeki herkese önerdim. Okuyan neredeyse herkes, kitap önerisi için teşekkür etti. Elimde olsa ruhsallığa giriş-1. ders koyardım ismini. Diğerlerini henüz okumadığım için tavsiye etmem doğru değil ancak böyle bir başlangıçtan sonrasının kötü gelebileceğine ihtimal vermiyorum.</em>

<em><strong>10. Dört Anlaşma</strong></em>

<em>İlk kez 8 saniye filminde duyduğum, filmin etkisiyle sinema salonundan çıkar çıkmaz aldığım ve başucu ettiğim kitap. Kitapta Toltek&#8217;lerin dört bilgelik kuralı işleniyor. Öyle dört kural ki, her gün her an kendinize hatırlatsanız hayatınız bambaşka olurdu.</em>

<em><strong>11. Ruhların Kaderi &#8211;&nbsp;</strong><strong>Ruhların Yolculuğu</strong></em>

<em>Michael Newton&#8217;ın aynı konuda deneklerle çalışmalarından oluşan iki farklı kitabı. Kitap kendi türünde oldukça farklı bir öneme sahip. Reenkarnasyonun ötesinde, hayatlar arası hayatta, yani ölümle yeniden doğum arasındaki sürede ne olduğunu inceliyor yazar. Bunun için hipnoterapi yöntemini kullanıyor. Benim, sanki bir pınardan kana kana su içercesine okuduğum, okurken eksik parçalarımı bulduğum iki kitap. </em>

<em><strong>12. Ruhsal Dünyaya Uyanış&nbsp;</strong></em>

<em>Şamanizm ile ilgilenenler için harika bir kaynak. Benim şamanizme dair hayranlıkla okuduğum ilk kitaptı kendisi. Sonra okuduklarımdan önereceğim bir kitap -henüz- olmadı. Ama bu konuda daha fazla okuma yapmayı planlıyorum. Aynı zamanda, içeriğinde şamanik bazı uygulamalar da var.</em>

<em><strong>13. Ivan Osokin&#8217;in Tuhaf Yaşamı</strong></em>

<em>Kitap oldukça enteresan bir konuya sahip. Bazen geçmişe dönsem asla bu hatayı yapmazdım, bir şansım olsa asla bu hatayı tekrarlamazdım deriz, oysaki bu doğru değildir. Geçmişe dönsek bile o anı yaratan benlik parçamızı değiştiremeyiz. Dönüşüm şu andadır. Ancak, bizi şimdinin farkındalığı kurtarabilir. Kitabın Türkçe ön sözünü Stefano D&#8217;anna&#8217;nın &nbsp;yazmış olması güzel bir tesadüf ancak yeniden basımı olmadığından bulunması biraz zor.</em>

<em><strong>14. M.S. 2150</strong></em>

<em>Bambaşka bir bakış açısı sunan ve 2150&#8217;lerdeki makro dünyayı bize tanıtan bir kitap. Etkisinde kalmamak ve birçok not almamak mümkün değil.</em>

<em><strong>15.Rezonans Kanunu</strong></em>

<em>Basitçe isteklerinizin yönetimini anlatan bu kitapta kuantumla ilgili de bazı bilgiler bulacaksınız. İstedikleriniz neden olmaz ve onları nasıl gerçekleştirebilirsiniz? Birden çok kez okuma isteği duyabilirsiniz.</em>

<em><strong>16. Sevginin Kökleri</strong></em>

<em>Aile diziliminin ne olduğu ile ilgili okuduğum en açıklayıcı ve kapsamlı kitap.</em>

<em><strong>17. Seninle Başlamadı</strong></em>

<em>Aile dizilimi ile ilgili bir başka harika kaynak. Sevginin Kökleri&#8217;nden farkı, bu kitapta kendinizle ilgili yapabileceğiniz çok güzel çalışmalar var.&nbsp;</em>

<em><strong>18.&nbsp;</strong></em><em><strong>Masal Terapi</strong></em>

<em>Kendisi bir masal kitabı. Ama masalların her biri efsunlu. Alıp elinize bir anda okumak yerine, onu rahatlıkla bir köşeye koyabilirsiniz. Böylece canınız sıkkın olduğunda, bir mesaj aradığınızda onu elinize alırsanız size her zaman ihtiyacınız olan masalı, dersi, cesareti ve ilhamı verecektir. Denendi, onaylandı!</em>

<strong><em>19. Yuvaya Yolculuk</em></strong>

<em>Yine bir romanın içinde gizlenmiş ruhsal öğreti ile başbaşasınız. Oldukça etkileyici ve güzel bir roman.</em>

<strong><em>20. Siddharta</em></strong>

<em>Hermann Hesse&#8217;nin bütün kitapları yazmayı çok isterdim. Ancak, erken merak duygum nedeniyle Hermann Hesse&#8217;yi 18 yaşında okumuş ve yeniden okumamış olmanın üzüntüsündeyim önerirken. Siddharta, o dönem için bende çığır açan bir kitaptı. 20. yüzyılın kült kitaplarındandır. Yazarın tüm kitaplarını tavsiye ederim. (32 yaşımda ben de yazarla yeniden buluşacağım.)&nbsp;</em>

<em><strong>21. Düğümlere Üfleyen Kadınlar</strong></em>

<em>Orta Doğu ekseninde geçen dört kadının hikayesi. Yoğun bir şekilde Kurtlarla Koşan Kadınlar etkisinde yazıldığını hissettirse de ve bazen çok yorucu ve süslü cümlelerle dolu olsa da, bıkmadan tavsiye ettiğim ve yine kadınların okumasını arzu ettiğim kitap. </em>

<em><strong>22. Kendi Hayatını Kendin Kur</strong></em>

<em>Bu kitap benim için çok özel. Kitap kurumsal hayattaki son işimde tesadüfen bana verilmişti. Bense isminin pazarlama stratejisi olduğunu düşünüp bir buçuk yıl okumamış, işi bıraktıktan birkaç ay sonra ona bir şans vermiştim. Okurken, bazı yerlerinde kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki! Kariyer hayatıma yön veren bir kitap oldu. Dünyanın en zengin adamlarından birinin oğlu tarafından yazılmış olması sizi korkutmasın, kitapta o zenginliğin aksine sağduyu, dünyaya ne yapmak için geldiysen ve koşulların ne sunarsa sunsun onun izinden gitme, toplumun her kesimi ile eşit iletişim ve dahası kendini bilmek var&#8230;&nbsp;</em>

<em><strong>23. Kendin Ol Dünyayı Değiştir</strong></em>

<em>Access Bar eğitimi aldıysanız kitabı da yazarını da zaten biliyorsunuzdur. Ben eğitim almadım ancak access bakış açısını çok seviyorum. Nedir access bakış açısı? Alan yaratma ve alan açma üzerinedir. Kitapta iş, para, sağlık, cinsellik gibi alanlarda alan açacak bakış açısı ve soruları var yazarın. Burada telif hakkı nedeni ile yazamadığım sihirli kelimeler de cabası 🙂</em>

<em><strong>24. İşin Neşesi</strong></em>

<em>Yine access bakış açısı ile yazılmış bir başka kitap. Bu kitap iş, para ve zenginlikle ilgili. Benim için oldukça etkileyiciydi.</em>

<b><i>
Ayrıca, ruhsal öğretilerde bazı isimler vardır ki adeta bir yapı taşıdır paylaştığı bilgiler insanlık ile. Kitaplarını tek tek yazmasam da, şimdi yazacağım isimleri araştırmanızı ve kitaplarını edinmenizi öneririm.</i></b>

Bilyay Vakfı&#8217;nın ve Türkiye&#8217;de neospiritüalizmin Kurucusu Bedri Ruhselman ve vakfın yayınevi olan Ruh ve Madde Yayınları&#8217;nın (Ege Meta olarak ve Bil-yay olarak da geçer.) kitapları, Halil Cibran, Osho, Jiddu Krishnamurti,&nbsp;George Gurdjieff,&nbsp;Eckhart Tolle,&nbsp;Wayne W. Dyer&#8230; Hepsi bir kitap ile özetlenemeyecek kadar değerli isimler.

Bazı kitaplar bazı zamanları bekler. Tıpkı biz hayatta bazı insanların hayatımızın bir dönemine denk geldiklerinde değerlerini fark edebiliyorsak, bazen ilk üç sayfasında elinizden bırakmak istediğiniz bir kitap gelir üç yıl sonra başucu kitabınız olur. Orada yazan cümleler değişmediğine göre, değişen yalnızca sizin bakış açınızdır. Hayatta almakta olduğunuz ders, yeni açtığınız pencere, durduğunuz kavşaktır bazen. Bu nedenle, aslında klasikler için söylenir ancak, ben okurken susuzluktan ölmüşçesine çizerek kanarak okuduğum tüm kitaplarımı yeniden ziyaret ederim aralıklarla. Bazen de ziyarete gerek kalmaz, öyle bir deneyim olur ki o kendini hatırlatır. İngilizce&#8217;de <em>&#8216;keep in touch&#8217;</em> (iletişimde kalalım) denir ya, listemin bir adı da keep in touch kitapları olabilir. Onlarla daimi olarak iletişimdeyim.

Bu yazıyı sürekli olarak güncelleyeceğim. Eminim atladığım kitaplar ya da henüz tanışmadıklarım olmuştur. Dilerseniz yorum kısmında siz de kendi önerilerinizi sunabilir, kaynağı çeşitlendirebilirsiniz. Çok mutlu olurum.

Bir başka yazımda, -kim bilir ne zaman ama- spiritüel filmlerden ve youtube/dergi abonelikleri gibi bilgilerden de bahsedeceğim.

Kitapları satın alıp okuyan herkese katkı olması dileğiyle&#8230;The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/kitap-onerisi-iletisimde-kalinan-kitaplar/">Kitap Önerisi: İletişimde Kalınan Kitaplar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/kitap-onerisi-iletisimde-kalinan-kitaplar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>16</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Frekans Meselesi&#8230;</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2017 19:16:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kabuslar ya sadece rüyalarımızda değilse? Biz her gün onları gözlerimiz açıkken yaratıyor sonra hayatımızın gerçeği haline getiriyorsak? Neden bazı insanlar sıklıkla güzel şeyler deneyimlerken, diğerleri bu dünyada kaçındığımız görece daha mutsuz sayılabilecek deneyimleri yaşamak durumundadır sizce? Daha şanssız oldukları için mi? Yaşamda bazı konularda birkaç adım geride olduklarından mı? Yoksa, buna inandıkları ve yarattıkları için [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/">Bir Frekans Meselesi…</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2407" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/05/500.jpg" alt="" width="1000" height="892">

Kabuslar ya sadece rüyalarımızda değilse? Biz her gün onları gözlerimiz açıkken yaratıyor sonra hayatımızın gerçeği haline getiriyorsak?

Neden bazı insanlar sıklıkla güzel şeyler deneyimlerken, diğerleri bu dünyada kaçındığımız görece daha mutsuz sayılabilecek deneyimleri yaşamak durumundadır sizce?

Daha şanssız oldukları için mi? Yaşamda bazı konularda birkaç adım geride olduklarından mı? Yoksa, buna inandıkları ve yarattıkları için mi? Acılara ya da mutsuzluklara tutunmak denileninden belki.

Zihninizin bir radyo olduğunu düşünseydiniz, nasıl bir radyo kanalını dinlemek isterdiniz?

Hüzünlü mü? Neşeli mi? Öfkeli mi? Romantik mi?

Peki, diyelim ki güzel şeyler yaşamak istiyorsunuz. Kendinizi hafif ama güçlü hissettirecek, sizi hayata bağlayacak şeyler. Aklınıza ilham perileri salacak olanlar. Zihniniz bir radyo ise, öfkeli müzik yapan bir kanalda bunlara rastlayabilecek misiniz?<span id="more-2483"></span>

Prem Baba&#8217;nın geçen sene okumaya başlayıp daha sonra bir süre ara vermeyi seçtiğim kitabı Acıdan Mutluluğa, aylar sonra gel beni oku dedi adeta. Ve okumaya devam ettiğim bölümde bir bölüm vardı, tek kelime ile beni benden aldı.

<em>&nbsp;&#8220;Zihin bir araçtır. Düşüncelerimiz için bir geçit, kanaldır.&#8221;</em> diyordu.

<em>&#8220;Görevimiz, onlarla tanımlanmadan, onları gözlemlemeyi öğrenmek. Onlar yalnızca geçip gitmekteler, tıpkı radyo dalgalarının havadan geçtiği gibi. Bilinçli-zihin-radyomuz genellikle birden çok frekansa ayarlıdır. Her dakika üzerinde hiçbir kontrolümüzün olmadığı, ne aldığımızı bilmediğimiz, başka bir şey yanıp söner. Bu frekanslar bize, üzüntü, nefret, coşku, duygusallık ve sahiplenicilik gibi düşünce akışlarının olduğu ağlardan mesajlar taşırlar. &#8220;</em>

Bizse, kendimizi o an yayın yaptığımız frekansa göre tanımlarız. Örneğin, genelde sakinliği deneyimleyen ben, bu kitabı elime almadan önce öfkeyi deneyimlemiş ve kendi kendime şöyle demiştim. <em>&#8220;Bazen ne kadar öfkeli bir insan oluyorum. Ben bu değilim, ama nadiren de olsa çok öfkelenebiliyorum. Demek ki, öfkeli bir insan olmaya çok yatkınım.&#8221;&nbsp;</em>Ben kendime bu konuda yüklenirken, Prem Baba onu okumadığım altı ayın sonunda kütüphanemden bana bakıp haydi beni bir aç, sana bir mesaj var diyordu. Ve mesaj, benim sadece öfkeli olmayı deneyimlediğim ve bunun sadece bir frekans&nbsp;meselesi olduğu idi. Kendimi yaşadığım deneyimlerle tanımlamamam gerektiği idi her şeyin ötesinde.

Çünkü, kitabın devamında diyor ki, biz kendimizi o deneyim ile eş koştuğumuzda, o düşünce haline geliriz ve tüm enerjimizi onu çözmeye odaklarız. Ama mesele o değildir. Konu öfkeden başka bir şeye geçiş yapar, çünkü frekans değişmiştir. O frekans devamlı değişecektir.

Peki o zaman esas mesele zihin mi? Ta kendisi&#8230;

Zihnimizi kapatmaya odaklı meditasyonlarımız, çalışmalarımız var. Ama o radyoyu kapatabilmek ve sadece belli frekanslarda tutabilmek, şüphesiz çok az insanın deneyimi ve birçoğumuzun nihai hedefi olabilir bu dünyada. Üzerine çalışmaya değecek bir hedef.

Esas heyecanlandığım kısma henüz gelmedim desem? 🙂

Beni çok heyecanlandıran bölüm aslında bundan sonrası idi. Düşüncelerin kaynağından bahsediyordu. Biz o frekansta olduğumuzda, bu düşünceler bize geliyorsa, onların kaynağı ne, nereden geliyorlar? Hepsini biz mi üretiyoruz? Bu gerçekten mümkün mü?

<em>&#8220;Onlar gezegende dolaşmaktalar. Zaman zaman kendiniz de düşünce üretirsiniz ama çoğunlukla hali hazırda var olan düşüncelere, altlarındaki dünya görüşü ve ürettikleri duygular ile birlikte kanal olursunuz. Belirttiğim gibi, dünyanın rolü acıyı işlem altına almak ki bu da acıya neden olan düşünce ve fikirleri dönüştürmek manasına gelir.&nbsp;</em>

<em>Dediğimiz gibi, güneşin altında yeni bir şey yoktur. Bir kişinin yeni bir fikir veya düşünce üretmesi çok enderdir. İnsanlar kitap yazdıklarını, ev inşa ettiklerini veya şarkı bestelediklerini düşünebilirler ama tüm bunlar bir şeylerin üzerlerinden geçiyor olmasıdır. Kişi gerçekten anda olmadığı sürece,yaratamaz. Yaratım, eril ve dişil birlikteliğiyle gerçekleşir ve bu da yalnızca anda oluş aracılığı ile gerçekleşen birlik halinden tezahür eder, radyo kapalı olduğunda.&#8221;</em>

Bazen aklıma işimle ilgili bir fikir gelir. O kadar büyüleyicidir ki, kalbimin çarptığını ve hemen uygulamak istediğimi bilirim. Ama ben onu uygulayana kadar hemen arkasından yeni bir fikir gelir ve sonra da yepyeni bir başka fikir. Belki de, yıllardır reiki gibi çalışmaların içinde olmam, beni radyonun frekansının ilham ve yaratıcılıkla dolu olan o kanalına fazlasıyla adapte etti. Onu benimle aynı işi yapan diğer insanlara göre naçizane -ve sanırım- daha yoğunlukla deneyimledim.

Daha birkaç yıl öncesinde dahi, şunu hissetmiştim. Bir şekilde onlar bana geliyorlardı ve ben uygulamaya geçmediğimde aylar sonra bir başkasında karşıma çıkıp üzülmeme neden oluyorlardı. Hatta daha geçenlerde altı ay önce zihnime ve kalbime düşmüş ama bir türlü uygulama fırsatı bulamadığım bir fikri, bir başkasında gördüm ve içimde bir burukluk oluştu. Fikir bana gelmiş ama ben onu yeşertememiştim. Zihnimde başka başka o kadar çok şey vardı ki, ertelemiştim. O da ona değer verecek başka bir zihne düşmüş ve uygulamaya dönüşmüştü.

Halil Cibran&#8217;ın bir sözü özetliyordu bu durumu:

<em>&#8220;Yarattığın eser (enerji) senin yaratımın değildir, sana gelen bir eserdir (enerjidir).&#8221;</em>

Bu konu hakkında okumalara doymadım derseniz, inanın bu yazıyı doğrular nitelikte bir yazı var. Nil&#8217;in oğluna yazdığı ve dillerden düşmeyen bir şarkısı oldu biliyorsunuz.

&#8220;Karanlıktan gelecekler / Kalbini delecekler/ Sarı sarı dişleri olacak/ Sivri pençeleri olacak&#8230;&#8221;

İşte o şarkının geliş hikayesini Nil bu linkte anlatmış. Bir okuyun, belki siz de Prem Baba&#8217;ya hak verir ve frekanslarınızı daha farkındalıklı bir yaşam için ayarlarsınız belki. <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nil-karaibrahimgil/yeni-sarkim-benden-sana-40408532" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Tıkk Tıkk</a>

Sevgiyle&#8230;The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/">Bir Frekans Meselesi…</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nehrin Altındaki Nehir &#8211; Rio Abajo Rio-</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 15:40:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtlarla Koşan Kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ın(KKK) İlk Öyküsü La Loba ya da Dört Haham üzerine bir akış&#8230; Son bir yıldır, kadınlarla, nehrini arayan kadınlarla, deneyimlerden konuşuyoruz. Buraya ait olmadığını düşündüğümüz deneyimlerden. Sanki tavan arasında, minik bir çatlak oldu da ruhlarımız salınıyor artık özgürce yukarılarda. Ama başka tavan araları var mı? Bilemiyoruz. Dahası, ya o tavan arası&#8230; Minik bir [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/">Nehrin Altındaki Nehir – Rio Abajo Rio-</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ın(KKK) İlk Öyküsü</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>La Loba ya da Dört Haham üzerine bir akış&#8230;</em></p>
<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2414" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/05/unnamed-6-300x185.jpg" alt="" width="1000" height="617">

Son bir yıldır, kadınlarla, nehrini arayan kadınlarla, deneyimlerden konuşuyoruz. Buraya ait olmadığını düşündüğümüz deneyimlerden. Sanki tavan arasında, minik bir çatlak oldu da ruhlarımız salınıyor artık özgürce yukarılarda. Ama başka tavan araları var mı? <em>Bilemiyoruz.</em> Dahası, ya o tavan arası&#8230; Minik bir çatırdı hep zihinlerde, bazen bir gülüş. Ne oluyor, ne değişiyor benliklerimizde&#8230;

Buraya yalnız geldim, bu yola oldukça yalnız ve kalabalık duygularla çıktım. Her adımda korkarak. Sıkılmış, bıkkın ve biraz ürkektim. Sonra <em>yaz</em> dedi bir ses. <em>Sen yalnızsın. Ama başkaları yalnız olmak zorunda değil.</em> Sonra, bu kararı verdim. Kendi sessiz çığlığımdan yola çıkarak, Tırtılın Düşü&#8217;ne başladım. Bunun hikayesini de en başta, burada anlattım. Ve aslında, şimdi yazacağım bu yazı, en çok ilk yazılarımdan biri ile ilgili. Önce onu okur musun? <em><a href="http://www.tirtilindusu.com/2017/01/27/tirtilin-dusu/#more-23" target="_blank" rel="noopener noreferrer">(Tık)</a></em>

Clarissa buyurmuş&nbsp;ki;

<em>&#8220;<span class="m_-7305251875497839252s1">Eski anatomistler, işitme sinirinin beynin derinlerinde üç ya da daha fazla yola ayrıldığından söz ederlerdi. Bu yüzden, kulağın üç farklı düzeyde işitecek bir yapıda olduğunu tahmin ediyorlardı. Bir yolun yeryüzündeki dünyevi konuşmaları işittiği söylenirdi. İkinci bir yol öğrenmeyi ve sanatı anlıyordu. Üçüncü yolu ise ruhun kendisi burada, yani yeryüzünde iken, yüce rehberliği işitebilsin ve bilgi alabilsin diye vardı.</span></em><em><span class="m_-7305251875497839252s1">&#8220;</span></em><span id="more-2482"></span>

Hiç tanımadığım bir kadın sabahın erkeninde titreyerek beni aradığında, o telefonu kapatamadığım için, belki de. Belki de, içimin bir yanı ruhun yolunu, üçüncü siniri hep bildiğinden. Dinleyen oldum, el veren, şifayı alıp iletmeyi kabul eden, en sonunda ise sadece tanık olan. Haddini bilerek, haddinde kalmayı kendine zorlayarak. Kitaplarda bazı şeyleri okumak ya da spiritüel filmlerde izlemek neyse de, gerçekte yaşamak sandığımız kadar hazırlıklı olduğumuz bir şey değil. Kaldı ki, bir gökyüzü değil öyle hemen mevzu bahis. Minicik bir ışık belki.

Jung anlatmaya çalıştığım dünyaya, <em>ortak bilinçdışı</em> demiş. Ki bilirsiniz Jung, bu yoldakilerin yoluna en büyük ışığı tutandır, hem inanç hem de bilim kimliği ile. Clarissa ise KKK&#8217;de <em>nehrin altındaki nehir</em> <em>ya da siz adına ne derseniz deyin</em> demiş ve en sevdiğim cümleleri işte böyle yerleştirmiş.

<em>&#8220;Her kadının bu Rio Abajo Rio&#8217;ya (nehrin altındaki nehre) girme potansiyeli vardır. Oraya derin meditasyon, dans, yazı, resim, ibadet, şarkı söyleme, davul çalma, etkin imgelem ya da bilincin yoğun bir şekilde değişmesini gerektiren herhangi bir faaliyet aracılığıyla ulaşır. Kadınlar bu dünyalar -arasındaki- dünyaya, özlem duyarak ve gözünün hemen köşesinde seçebileceği bir şeyi arayarak ulaşır. Oraya derin ve yaratıcı işlerle, bilinçli bir yalnızlıkla ve herhangi bir sanatla uğraşarak ulaşır. Bu ustalıkla işlerde bile, bu tarifsiz dünyada olan biten çoğu şey bizim için her daim esrarengiz olarak kalır, çünkü o bizim bildiğimiz fizik yasaları ve mantık kurallarını tanımaz.&#8221;</em>

Desem ki sana, belki tüm yaşamımız, o nehre girebilmek içindir. Karşımıza çıkan tüm deneyimler, tüm hikayeler işitsel sinirimizi geçip yeryüzünde rehberlik alabilmemiz içindir.

Ama önce, çölümüz bizi bekliyor kadınlar. Denirmiş ki, çöl kadınlarla kurtların ruhunun karşılaştığı ve birbirine karıştığı bir yermiş. İşte o çölde asla yok olmayacak kemiklerimizi toplamalı. Her parçamız öldüğünde bizden geride kalacak o kemikleri, yok edilemez olanı, üzerine kurulanı. Çünkü;

<em>&#8220;Hepimiz yola çölde bir yerde kaybolmuş bir kemik yığını, kumun altında yatan dağınık bir iskelet olarak başlarız.&#8221;</em>

Ve sonra, öyküdeki La Loba gibi o iskeletin üzerine şarkılar söylemeli ve ruhu üflemeli belki de. Sanatın, kulağımızdaki ikinci sinir olduğunu unutmadan.

Ve sonra o nehre ulaştığımızda, Dört Haham hikayesindeki ilk üç haham olmaktan sakınmalı ruhlarımızı. Nehrin altındaki nehirde ne &#8216;çok şaşıran&#8217; ne &#8216;yok sayan&#8217; ne de &#8216;mantıkla onu algılamaya çalışan&#8217; olmalı. Onu dönüştüren olabilmek öyküdeki gibi. Şiir gibi, şarkı gibi, heykel gibi, hatta bir örgü gibi&#8230; Bir Kurtlarla Koşan Kadın olabilmek için.

İlk öykü bana bunları söyledi. Okuduğum andan beri kendi çölümde kemiklerimi topluyorum. Ve kadınları arıyorum tüm ruhumla. Sadece çölün ve nehrin varlığını bilinci ile bilmese de aslında tüm hücreleri ile bilen o varlıkları. Yalnız olmayalım diye.

Bense, o nehrin yolunu buldum sanırım. Orada yıkandıkça, üzerine yazılar yazıp elimle sanat yoğuruyorum.

La Loba, Kurt Kadın, sizi beyninizin hiç ummadığınız bir yerinden izliyor. Bekliyor&#8230; hangi çöldeyseniz, orada.

Ve kemikleriniz kumların altından &#8220;Beni toplamanın zamanı geldi.&#8221; diyor belki de? Haydi öyleyse&#8230;

<em>* Kurtlarla Koşan Kadınlar- Clarissa P. Estes- Ayrıntı Yayınları 1. Öykü La Loba&#8217;dan alıntılardır.</em>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/">Nehrin Altındaki Nehir – Rio Abajo Rio-</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erteleyenlerden misin?</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2017 11:18:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çok sıkı bir erteleyiciyim. Bununla gurur duymuyorum ve düzeltmek adına çalışmalar yapıyorum. Ama bu sonucu şu ana kadar değiştirmedi ve ben altını ne zaman kurcalasam, hep aynı şey çıkıyor. &#8220;Ya şu an o işi en mükemmel şekilde yapamazsam?&#8221; &#8220;Ya şu anki ruh halim en yüksek performansım için uygun değilse?&#8221; &#8220;Ya o yazıyı yazmadan önce diğer [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/">Erteleyenlerden misin?</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2247" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/8f072lvwjzj21-300x254.jpg" alt="" width="1000" height="846">

Çok sıkı bir erteleyiciyim. Bununla gurur duymuyorum ve düzeltmek adına çalışmalar yapıyorum. Ama bu sonucu şu ana kadar değiştirmedi ve ben altını ne zaman kurcalasam, hep aynı şey çıkıyor.

<em>&#8220;Ya şu an o işi en mükemmel şekilde yapamazsam?&#8221; &#8220;Ya şu anki ruh halim en yüksek performansım için uygun değilse?&#8221; &#8220;Ya o yazıyı yazmadan önce diğer iki kitabı da okumam daha iyi sonuç çıkaracaksa?&#8221; &#8220;Öncelikli işimi 7 saatten önce tamamlayamayacağıma göre önce görece daha az önemli minik işlerimi halledeyim ki, ona tam zamanımı ayırayım.&#8221;</em> Bunlar, şu anki kazı çalışmam esnasında benim karşıma çıkan biricik temeller. Bunu uzattıkça uzatabilirim. Ama bağlanma noktasını biliyorum. &#8220;Mükemmeliyetçilik&#8221; Her şeyin başı olan o sevimsiz yılan.<span id="more-2478"></span>

Geçen sene, bir kitap okumuş ve <em><a href="https://www.instagram.com/p/BCPryeEKG9m/?tagged=ertelemesanat%C4%B1">Instagram</a>&#8216;</em>da&nbsp;paylaşmıştım. Kitabın ismi <strong><em>&#8220;Erteleme Sanatı&#8221;</em></strong>&nbsp;Eminim bu yazıyı okuyanlardan birkaçı kendini bana yakın hissedecek. Çünkü, paylaştığımda minik bir grup kurabilecek kadar mesaj almıştım konu ile ilgili 🙂 Tabii ki, kurmadım. Kurmam gerekse de ertelerdim, merkür falan olumsuz konumdadır, etkiler, kavgalar çıkar grupta neme lazım&#8230;

Erteleme Sanatı, size aman ha işlerinizi sakın ertelemeyin demiyor. Hani olur da, bu işlerde canınızı sıkan bir arkadaşınıza kendini düzeltsin diye alırsınız adına aldanıp, yapmayın. Aksine, Mark Twain&#8217;in şu sözüyle giriyor kitaba:

<em>&#8220;Bugünün işini yarına bırakma, mümkünse ertesi güne bırak.&#8221;</em>

Biliyorum, dahice!

Yazar John Perry, komik bir şekilde anlattığı hikayesinin ve ertelediği onca işe rağmen çalıştığı üniversitede nasıl en çok iş kotaran insan olma başarısının ardından şu cümleyi kurmuş: &#8220;<em>elinizdeki kitap, depresyondaki erteleyiciler için felsefi bir kişisel gelişim programıdır.&#8221;</em>

Peki neymiş bakalım bu programın özü?
<ul>
 	<li>Ertelemek denildiğinde, çoğu insanın aklına miskin, hiçbir iş yapmayan insanlar geliyor olabilir. Ama durum tersi, aslında erteleyiciler diğerlerine göre çok daha fazla iş yapıyorlar. Aklınıza gelmeyecek kadar iş kotarıyorlar. Neden? Tabii ki, karın ağrısı yaratan bazı önemli işleri ertelerken vicdan rahatlığı yaşamak için. <em>&#8220;Erteleyen insan, zor ve önemli görevleri vaktinde yerine getirmek için motive edilebilir; yeter ki bu görevler daha önemli şeyleri yapmamanın bahanesi olsun.&#8221;</em></li>
 	<li>Her zaman işlerimizi öncelik sırasına koyarken en üste şüphesiz en önemlileri yazarız. Ve erteleyiciler listeye sonundan başlar. Ama o da ne, yukarı doğru çıktıkça yapılan işler, yani bahaneler yok olur. Yine de o iş yapılmaz. Peki çözümü nedir? <em>&#8220;İşin püf noktası, listenin üst sıraları için doğru projeleri seçmektir. İdeal projenin iki özelliği vardır. Birincisi kesin teslim tarihi olduğu izlenimini uyandırırlar (ama işin aslı öyle değildir). İkincisi, çok önemliymiş hissini uyandırırlar (ama işin aslı öyle değildir). Neyse ki hayat bu tip görevlerle dolu.&#8221;</em></li>
 	<li>Bu sistem, sistematik erteleme olarak geçiyor. Yani tüm mesele, birazcık kendimizi kandırıp en önemli diye sınıflandırdıklarımızın algısını değiştirmek. Ki bu erteleyiciler için zor değil. Neden mi? <em>&#8220;Neredeyse bütün erteleyiciler kusursuz bir kendini kandırma yetisine sahiptir. Ayrıca, bir kişilik zaafını kullanarak diğer bir zaafımızın olumsuz etkilerini telafi etmekten daha asil ne olabilir?&#8221;</em></li>
</ul>
Şimdi, erteleme sanatına dair o çok önemli kuralı biliyorsunuz. Önce bir kendinizi tebrik edin lütfen. Bakın siz çok değerlisiniz. Tamam, çevrenizde birkaç önemli işi ertelediniz diye size kızan, kendinizi değersiz hissetmenizi sağlayan bazı parazitler olabilir. Boşverin onları. Siz, o işleri yapmayarak o insanların hayal dahi edemediği birçok işi başardınız. Eminim bir numeratör olsaydı önünüzde, sizin hallettiğiniz iş sayısı onlardan daha fazla çıkacaktı. (Buna kalemlerinizi boy boy ve renk renk ayırarak geçirdiğiniz süre de dahil!)

<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-219 size-full" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/Mükemmeliyetçilik.jpg" alt="" width="550" height="254">

Ama bir şey yerinde duruyor hala: mükemmeliyetçilik. Dedik hani, yılanın başı.Öncelikle, yazarın da kitabın bir yerinde kendisine sorduğu gibi <em>&#8220;Neden mükemmel olmayan iş çıkarma iznini kendimize vermiyoruz?&#8221;</em> Bizim çıkaracağımız ortalama bir iş dahi karşı taraf için kabul edilebilirken, kendimizi bunca zorlamamız neden? Mükemmellik algımız neden bu denli yakamızda? Zamanında hiç takdir edilmediğimiz için mi, bu hissi bilmediğimiz için mi&#8230; Bilmiyoruz. Gerçek olan tek şey. &#8220;Mükemmel an, belki de şu an.&#8221; ama iş mükemmel olmak zorunda değil. Bunu kabullenmemiz için neler mümkün?

<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-220 size-full" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/p1.jpg" alt="" width="640" height="330">

Biraz biraz kabullendik diyelim. Bir sonraki adımımız, adım adım günü planlamak olabilir. Biliyorum, gerçekten bu duygunun aşırı sıkıcı olduğunu insanı hayattan soğuttuğunu biliyorum. Dahası böyle bir insanla tanışırsam birkaç dakikalık zorlu gülümsemenin ardından içimden &#8216;Of ya, evlerden ırak&#8217; diyerek kaçıyorum. O halde, biz bir günü planlamayalım. Çalar saati kapatmaktan, ocağa çay suyu koymaktan başlayıp bir görevi planlayalım. Böylece, ne zaman bir iş yapamadım desek, ama olur mu tam 11 maddeyi tamamlamışım motivasyonuna sahibiz 🙂

<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-222 size-full" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/140820141546155562122.jpg" alt="" width="600" height="358">&#8230; Biliyorum. Sıkıcıyım. Ama bazılarımız için gerekli. Tabii ki bunu böyle maddelerce yazmak konusunda üşenmezsek.

Üstelik, neden bu yazdığımı bilmek ister misiniz? Tamam bugün gökyüzünde muhteşem yazılar yazma etkisi varmış, onun kısmen etkisi var ama esas neden&#8230; 5 aydır planladığım halde oturup nihayete erdiremediğim bir workshop ile ilgili. Yani anlayacağınız, şu an inanılmaz zor gibi gözüken ve mükemmel olması gerektiğine inandığım bir çalışma yerine bu destanımsı yazıyı yazıyorum. Yani onu ertelemek bana toplum nezdinde hayırlı bir iş yaptırıyor. Yani illa olumlu taraf diye zorlarsak&#8230; Zorlamazsak, yaptığım şey para kazanmaya çalışmak yerine, sayfalar dolusu yazılar yazmak. Üstelik yazdığım yazı benim hakkımda en ufak bir şey bilmeyen bir başkasının para kazanmasını sağlıyor. Ne harika bir sistem! Ben şikayetçi değilim. Yeter ki birileri yazının sonunda &#8220;Wow, ben bir erteleyiciyim ve bu yazı mükemmel olmuş.&#8221; desin.

<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-231 size-full" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/images.jpg" alt="" width="284" height="177">

Kitapta, bir diğer muhteşem uyarı <em>&#8220;hüzünlendiğinde ritmi yakala&#8221;.</em>

Metafor olarak da (hayatın ritmini yeniden yakalamak) düşünebilirsiniz, ilk çağrışımıyla da. Diyor ki, John Perry, erteleme ve mükemmeliyetçilik özellikleri bulunan insanlar depresif olmaya daha yatkındır. Böyle zamanlarda, yeniden ritme sokacak şarkılar dinleyin. Depresif, hüzünlü şarkılar değil. Mesela, yine bir başka işi kotarırken bu listeyi kaydetmiştim. Belki işinize yarar. Tamamı, yeniden başlamak üzerine şarkılar. <a href="https://tr.pinterest.com/pin/512495632580753014/">Tıkk Tıkk</a>&nbsp;Belki bir başka işten işe atlama anımda saatlerce uğraşır Spotify listesini bile yaparım size. Yeter ki siz de benim gibi mutsuz olduğunuzda o hüzünlü sesli James Blunt ile güne başlamayın. Türkçe mi istiyorsunuz, alın bir tutam Tarkan, kuzu kuzu başlayın güne. Ama daha eğlencelisi, Oğuzhan Uğur dinleyin siz, içiniz şıkır şıkır kaynasın.

Yazımda &#8220;&#8230;&#8221; ile birçok alıntı yaptım kitaptan. Ama dahası siz bu incecik kitabı ertelemeyin de alın. İçinde çok farklı bakış açıları ve sistematik yaklaşımlar var. Ama öncelikle, kendinize kızmayı bırakıp bir sarılın, sevin.

Yazarının da dediği gibi <em>&#8220;Hepsinden de öte, hayatın tadını çıkarın.&#8221;</em>

Çünkü biliyoruz ki, aslolan o işler değil, hayat.

&#8230;

<em>Şu anda bu yazıyı bitirirken, kendime şunu diyorum. Theta Healing eğitimi aldın, istersen sadece on dakika içinde bilinçaltına ulaşıp mükemmeliyetçilik ve erteleme alışkanlığına dair bütün kalıpları düzeltebilir, yeniden programlayabilirsin. Ama yapamıyorum, çünkü aklım vızır vızır çalışırken yeni yazılar yazmak istiyorum. Hım, belki de o ikisinden de kurtulmak istemiyorum. Çünkü beni besliyorlar ve daha iyi işler çıkarmamı sağlıyorlar. Ama geç ama güç. Neyse, ben konuyu erteleyip hesaplaşmama kendi içimde devam edeyim&#8230;</em>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/">Erteleyenlerden misin?</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Düş ve 100. Maymun Deneyi</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/toplumsal-dus-ve-100-maymun-deneyi/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/toplumsal-dus-ve-100-maymun-deneyi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2017 02:09:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[100. maymun deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[düş]]></category>
		<category><![CDATA[tanrılar okulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=187</guid>

					<description><![CDATA[<p>Belki de en yaygın insan davranışı, istenmeyen bir olay, durum karşısında dışarıyı, diğerlerini, başkasını suçlamak. Dışarıda bir suçlu, bir alt edilmesi gereken olduğuna inanmak. Kolaydır, çünkü, bu tutum bizde sorumluluk hissi yaratmaz, kendini her daim haklı, kurban ve fakat güçlü hissettirir belki de. Şüphesiz, bir sürecin içinden geçiyoruz. Tedirginlikle, üzüntüyle, korkuyla ve hayal kırıklığıyla. Öte [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/toplumsal-dus-ve-100-maymun-deneyi/">Toplumsal Düş ve 100. Maymun Deneyi</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2244" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/inner-healer-300x225.jpg" alt="" width="1000" height="750">Belki de en yaygın insan davranışı, istenmeyen bir olay, durum karşısında dışarıyı, diğerlerini, başkasını suçlamak. Dışarıda bir suçlu, bir alt edilmesi gereken olduğuna inanmak. Kolaydır, çünkü, bu tutum bizde sorumluluk hissi yaratmaz, kendini her daim haklı, kurban ve fakat güçlü hissettirir belki de.

Şüphesiz, bir sürecin içinden geçiyoruz. Tedirginlikle, üzüntüyle, korkuyla ve hayal kırıklığıyla. Öte yandan, umut bir yerden baş gösteriyor hep. İlk tepki geçtiğinde, okuyanlara Tanrılar Okulu&#8217;nu hatırlatıyor.

<em>&#8220;Düş, var olan tek gerçektir.&#8221;*</em>

Nasıl bir ilgisi var demeyin. Nasıl basit bir söz değil mi? Anlamı öyle değil.

<span id="more-2477"></span>Şu anda, toplumsal olarak şikayet ettiğiniz ya da kendinizi ait hissetmediğiniz her ne varsa&#8230; Birilerinin düşüydü. Belki desteklediğiniz, belki de desteklemediğiniz birilerinin düşü.

<em>&#8220;Beklenilmeyen, hep uzun bir hazırlık süreci gerektirir.&#8221;*</em>

Gerektirdi. O süreçte, biz başka düş kurmazken, o hazırlandı. Şimdi karşımızda. Bunu ancak başka bir düş alt edebilir. O düşü kuracak olan ise, bizleriz.

Burada, düş kurmak derken kast ettiğim oturduğumuz yerden hayal etmek değil. Ama bir düşün ögeleri yine Tanrılar Okulu doğrultusunda bir başka yazımın konusu olsun. Bugün bağlamak istediğim konu bambaşka.

<em>
Morfik alan</em>, <em>morfogenetik alan</em> kavramını hiç duydunuz mu?

Bu tezi ortaya atan, Dr. Rubert Sheldrake. ** Teorisi ile ilgili araştırma yaparken şu alıntıya rastladım.
<em>&#8220;Morfogenetik alanlar morfik alanlar diye adlandırılan, daha büyük bir alanlar sınıfının üyesidir. Tüm bu alanlar morfik rezonansın kazandırdığı doğal bir hafızaya sahiptir. Diğer morfik alan türleri hayvanların davranışlarının ve içgüdülerinin temelinde yatan davranış alanlarını içerir. Bir yavru kedi büyürken, içgüdüleri ve davranışları geçmişteki sayısız kediden kaynaklanan morfik rezonansla şekillendirilir. Bu kedinin morfik alanları türün ortak hafızasını içerir. Bu alanlar, önce de belirttiğim gibi, belirsiz veya kaotik süreçlere model ve düzen vermek suretiyle, sinir sistemi ve beyinle iletişim kurar.&#8221;</em>

Morfogenetik alan tanımı eğer aile dizilimi gibi bazı çalışmaların içinde bulunduysanız sizin için zaten tanıdık bir kavramdır. Bu kavram geçtiğimiz ay aldığım muhteşem bir eğitimde, Theta Healing eğitiminde yeniden karşıma çıktı. 100 Maymun deneyi ile.&nbsp;Bu yazıyı okuyan, az sık dişini. 100 Maymun deneyini oku ve yarın hayata bambaşka bak.

<em>Japonyadaki Koshima adasında vahşi bir maymun kolonisi yaşıyordu ve bilim adamları onları kumların üzerine bıraktıkları tatlı patateslerle besliyorlardı. Maymunlar tatlı patatesleri seviyor, ancak kumlu ve kirli olarak yedikleri için durumlarından çok da hoşnut olmadıklarını belli ediyorlardı.</em>

<em>Bir gün, İmo adlı sekiz aylık dişi bir maymun tesadüf eseri patatesini suya düşürdü ve kumlarından arınan patatesin daha lezzetli olduğunu keşfederek o günden itibaren patateslerini yıkayarak yemeye başladı. Bunu gören annesi ve oyun arkadaşları da İmo&#8217;nun yöntemini öğrendiler ve onlar da diğer maymunlara öğrettiler. Kısa bir süre içinde birbirlerini taklit eden bir sürü maymun patateslerini yıkayarak yer hale geldi ve bilim adamları yaşananları 1952-1958 yılları arasında kayda geçtiler.</em>

<em>1958 yılının sonbaharında Koshima adasında patatesleri yıkayarak yiyen maymunların sayısı &#8216;Kritik Kütle&#8217; diye adlandırılan sayıya ulaştı, artık hemen hemen tüm maymunlar patatesleri yıkıyorlardı. Bu olay bir tek Koshima adasında yaşansaydı, maymunlar arasında bir tür iletişim olduğu düşünülebilir ve araştırma bu şekilde sürebilirdi. Ancak, 100. maymunda bir sıçrama yaşanıp aynı anda çevre adalardaki maymunlar da patateslerini yıkayarak yemeye başladılar, hatta Japonya&#8217;nın anakarasındaki Takasakiyama&#8217;da bile&#8230;</em>

<em>Onca maymun bilinen hiçbir şekilde iletişim kurmuş olamazdı ve bilim adamları ilk kez böyle bir olayı gözlemliyorlardı. Sonunda, bu adalar boyunca uzanan bir tür morfogenetik yapı ya da alanın varlığı nedeniyle maymunların aralarında iletişim kurduklarını ileri sürdüler. Maymunlar üzerinde yapılan bu araştırmadan sonra Avustralyalı ve İngiliz bilim adamları insanlar üzerinde de benzer araştırmalar yaptılar ve insanın bilinmeyen tarafına dair çok ilginç sonuçlar elde ettiler. Bugün, insanları birbirine bağlayan bir enerji ağı olduğu gerçeği konu ile ilgilenen kişiler tarafından kesin olarak kabul edilmektedir ve tek bir kişinin başlattığı bir değişimin, zaman içinde diğer kişilere de sirayet etmesiyle ulaşılan Kritik Kütle sayısının tüm insanlığı etkileyen bir kuantum sıçrayışı etkisi yaratabildiğine inanılmaktadır.</em>

Kritik kütleye ulaştığında, toplumsal düşün gerçek olacak. Ümit et, yılma, düşle!

Unutma, birbirimize, sandığından da güçlü bir enerji ile bağlıyız.

Alıntılar:

*Tanrılar Okulu- Sinedie Yayınları/Stefano D&#8217;anna

**Dr. Rubert Sheldrake hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz;&nbsp;Ted konuşmaları ve altıncı his gibi yetenekler ve morfik alanlarla ilgili bilimsel bazı açıklamaları ve konuşmaları da var. <a href="https://www.youtube.com/watch?v=8YWiR6TRr4o">https://www.youtube.com/watch?v=8YWiR6TRr4o</a>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/toplumsal-dus-ve-100-maymun-deneyi/">Toplumsal Düş ve 100. Maymun Deneyi</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/toplumsal-dus-ve-100-maymun-deneyi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Giriş: Kurtlarla Koşan Kadınlar</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 00:55:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtlarla Koşan Kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kurtlarla koşan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=169</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;ve tüm sevdiklerime ve hala kayıp olanlara.&#8221; * diye başlıyor kitap. İlk okuduğumda, böylesine etkileyici bir ithaf olamazmış diye düşünmüştüm. Hala kayıp olanlara&#8230;&#160; Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ı (kısaltmak adına sonrasında KKK diyeceğim) bir grupla okumaya Mavi Sakal öyküsü ile başladım. Böylece giriş kısmı ile çok sevdiğim ilk öykünün konuşulduğu oturumu kaçırmış oldum. Oysa, bu kitap hayatımda [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/">Giriş: Kurtlarla Koşan Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2217" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/16-year-old-artist-dimitra-milan-1-300x223.jpg" alt="" width="1000" height="742">

<em>&#8220;ve</em>

<em>tüm sevdiklerime</em>

<em>ve hala kayıp olanlara.&#8221; *</em>

diye başlıyor kitap.

İlk okuduğumda, böylesine etkileyici bir ithaf olamazmış diye düşünmüştüm. Hala kayıp olanlara&#8230;&nbsp;<span id="more-2476"></span>

Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ı (kısaltmak adına sonrasında KKK diyeceğim) bir grupla okumaya Mavi Sakal öyküsü ile başladım. Böylece giriş kısmı ile çok sevdiğim ilk öykünün konuşulduğu oturumu kaçırmış oldum. Oysa, bu kitap hayatımda okuduğum en etkileyici giriş bölümüne sahipti. En az sekiz kez okumuştum ve her defasında &#8220;Bazılarının tam anlamını henüz çözemesem de, bu cümleler, bu sözler şifalı. Gözlerimden beynime ulaşıyor, orada her kaydın tutulduğu epifiz bezimde bir şeyleri uyandırıyor.&#8221; demiştim. Grupla konuşurken ise, çoğu kişinin giriş bölümünden sıkıldığını öğrendim. Aynı zamanda, birlikte okuduğum bir arkadaşım da o kısmı biraz atlayarak okumuştu. Sonra anladım ki, vahşi kadın hepimizin içinde hem aynı formda, hem de farklılıkla&#8230; İhtiyacın olan seni kendine çekecek bu kitapta. Bütünüyle saygı duyan herkesin, unutamadığı başka başka cümleleri olacak.

İsterim ki, bende uyandırdıklarını anlatayım kısa kısa bu harika girişin.

Vahşiye özlemle dolu musunuz?

Biraz sert bir soru değil mi? Hele siz de benim gibi nezaket içinde yetişmiş, ister arkadaşlık ister gönül ilişkisi olsun, bir ilişkinin en büyük kuralının ve ölçütünün ise bu kurallar olduğunu düşündüyseniz.

Durun, bu vahşilik bu tanımın dışında.

Clarissa, en belirleyici tarih olarak ikinci dünya savaşını veriyor ama, aslında başlangıcı savaşların, o her şeyi değiştiren endüstri devriminin çok ötesinde. Kadınlığın kutsal olduğu, kadınların bilge olduğu, yaşam verdiği bir dönem vardı. Hemen ardından, kadın olmanın aşağılandığı başka bir dönem geldi.

Kadınlığın anlamı hızlıca değişirken, toplum da bambaşka bir boyutta değişmekteydi. Adına modernleşme, kapitalizm ya da her ne derseniz deyin. Bir şey değişti. Kadının tabiatının üstü, topuklularla, şapkalarla&#8230; her toplumda farklı kisvelerle örtüldü.

<em>&#8220;&#8230;iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına &#8216;sinir krizi&#8217; adı verildiği; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların &#8216;edepli&#8217;, &#8216;zarif&#8217; görüldüğü&#8230;&#8221;</em>

İşte içimizdeki, her şeyi bilen o vahşi kadın&#8230; O gün kayboldu. Kendi içimizde, pusuya yatmış bekliyor. Tüm çabamız, tüm mutsuzluğumuz, tüm eksikliğimiz onunla bağlantıda olamamaktan. Ve yine de bekliyor. Kadınlığın doğasının benzediği vahşi bir kurt gibi&#8230; Onu bulmanı bekliyor.

Şayet bulursan, onu bırakmamak için çok çetin bir savaşa gireceksin. Çünkü, onunla birlikte -yazarın da dediği gibi- yaratıcı hayatın çiçek açacak, ilişkilerin anlam ve derinlik kazanırken, cinsellik, iş, oyun döngülerin yeniden kurulacak. Ölümü, kalmayı ve gitmeyi öğreneceksin, zamanında.

Hayatının belki de en durağan olduğu, rengini yitirdiği o noktada&#8230; ulumasını duyuyor musun?

ve sen hala kayıp olan mısın? Öyleyse, çölde kemik aramaya hoş geldin.

&#8212; d e v a m &nbsp; e d e c e k&#8211;

*&#8221;&#8230;&#8221; kısımlar kitaptan alıntıdır.The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/">Giriş: Kurtlarla Koşan Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurtlarla Koşan Kadınlar</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2017 17:07:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtlarla Koşan Kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=160</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Clarissa Pinkola Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ı yirmi yılı aşan bir sürede yazabilmiş. Kendisi bir şair, bir psikanalist ve bir öykü toplayıcısı. Kitap, vahşi kadın arketipine dair mit ve öykülerden oluşuyor. Benim elimdeki basımı 529 sayfa. Toplamda 16 öyküden oluşuyor. Ama öyküler, öylesine öyküler ki&#8230; Ben bir yıldır onunla yaşıyorum. Bazı başucu kitaplarım gibi benimle [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/">Kurtlarla Koşan Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2241" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/03/images-5.jpeg" alt="" width="1000" height="1000">

Dr. Clarissa Pinkola Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ı yirmi yılı aşan bir sürede yazabilmiş. Kendisi bir şair, bir psikanalist ve bir öykü toplayıcısı. Kitap, vahşi kadın arketipine dair mit ve öykülerden oluşuyor. Benim elimdeki basımı 529 sayfa. Toplamda 16 öyküden oluşuyor. Ama öyküler, öylesine öyküler ki&#8230;

Ben bir yıldır onunla yaşıyorum. Bazı başucu kitaplarım gibi benimle şehir şehir geziyor Kurtlarla Koşan Kadınlar. Kadınlara bu kitaptan bahsediyorum. Bıkmaksızın okuyun, diyorum. Bazen hediye ediyorum.

<span id="more-2475"></span>Ama bir yandan da biliyorum. Yazılması da okunması da ömürlük bir kitap Kurtlarla Koşan Kadınlar. Ayrıntı Yayınları, bu kitabı Ağır Kitaplar dizisinden çıkarmış. Sanırım, yeterince açıklayıcı içine girdiği grup.

Öte yandan, ilk kısımda da bahsettiğim gibi &#8216;arketipler&#8217; ile okuyoruz ve anlamlandırıyoruz bu kitabı. Peki, nedir arketip?

En basit anlatımıyla semboller demektir arketip. Bir kavramı kavram yapan ilk sembol. İlk tanımlama. Negatif ve pozitif tüm yüklemelerden arınmış ilk yapıtaşı.

&#8220;Anne, baba, şifacı&#8230;&#8221;

Burada, kitaplardan bahsetmeyi düşünmüyordum aslında. Ama bazı kitaplar üzerine yazmak, yazılanları okumak başlı başına bir dönüşüm. Ve iddia ediyorum, bu yazıyı okuyan sen, bir kadınsan eğer&#8230; Sana bu kitabın vereceğini, kimse veremeyecek ömrün boyunca. Ve kitabı okuyan bir erkekse, ne mutlu o erkekle sohbet edecek ve hayatına misafir edecek kadınlara. Tabii o bir mavi sakal değilse&#8230;(İkinci öykü :))

Dolayısı ile, her şeyden önce dilerim ki bu kitap karşınıza çıkmıştır. Ve siz ona yeterince zaman ayırırsınız. Hatta şanslıysanız, bir grup ile birlikte okur ve tartışırsınız.

Okudukça ve tartıştıkça, istiyorum ki burada da minik minik çıkarımlar paylaşayım. Çünkü, bu kitaptan korkup bırakan ya da yeterince anlamadığını düşünen kadınlarla karşılaştım. Bazen ben de öyle hissettim hatta. Ve sonra, üzerine konuşup okudukça, tüm kitaplar hakkında söylenmiş o özlü söze bir kez daha inandım.

&#8220;İki kişinin okuduğu, asla aynı kitap değildir.&#8221;

Okuyucu, o kitabı her defasında yeniden yazar. Hatta, bir yıl sonra okuduğunda bile farklı bir kitaptır okuyacağı. O halde, ne mutlu paylaşımların çok renkliliğine ve okumanın biricikliğine.

Kim bilir, belki de Clarissa, bunu kurgulamıştır yazarken. Biz kadınların, sürümüzü bulabilmemiz ve La Loba ile bağlantıya geçebilmemiz için, böylesine minik bir hile saklamıştır kitaba. Birileri tartışsın, birileri üzerine yazsın istemiştir. Kadın çemberlerinin ve okuma gruplarının kurulacağını düşlemiştir. Ve o düş gerçek olmuştur dünyanın birçok ülkesinde&#8230;

Yine de, ne kadar tartışsak da kitap hep bunun çok ötesinde olacak.

Dünya var oldukça, mitler, masallar ve öyküler fısıldanacak ve yeni anlamlarla buluşacak&#8230;

Hazırsan birkaç öykü sana ulaşmak için yola çıktı bile&#8230;The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/">Kurtlarla Koşan Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devam: Reiki ve Önerilen Bazı Kitaplar</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/devam-reiki-ve-onerilen-bazi-kitaplar/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/devam-reiki-ve-onerilen-bazi-kitaplar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Mar 2017 23:34:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Reiki]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[reiki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=92</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önceki iki yazımda, reiki ile nasıl tanıştığımdan (burada) ve reikinin ne olduğundan bahsetmiştim (burada). Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum.Peki, reiki din ya da inanış değilse prensipler neden var olmuş, diyebilirsiniz. Reiki’yi keşfeden demeyeceğim çünkü aslında Eski Sankritçe kayıtlarda dahi reikiden bahsedilmekte, ancak, 19. yüzyılda 7 yılını bu bilgileri bulmak için araştırma ile geçiren ve sonunda [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/devam-reiki-ve-onerilen-bazi-kitaplar/">Devam: Reiki ve Önerilen Bazı Kitaplar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2235" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/03/images-4-300x150.jpeg" alt="" width="1000" height="500">
Önceki iki yazımda, reiki ile nasıl tanıştığımdan (<em><a href="http://www.tirtilindusu.com/2017/02/02/reiki-ile-tanisma/">burada</a></em>) ve reikinin ne olduğundan bahsetmiştim (<em><a href="http://www.tirtilindusu.com/2017/03/02/reiki-nedir/">burada</a></em>). Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum.<span id="more-2472"></span><strong><em>Peki, reiki din ya da inanış değilse prensipler neden var olmuş</em>, diyebilirsiniz.</strong>

Reiki’yi keşfeden demeyeceğim çünkü aslında Eski Sankritçe kayıtlarda dahi reikiden bahsedilmekte, ancak, 19. yüzyılda 7 yılını bu bilgileri bulmak için araştırma ile geçiren ve sonunda 21 günlük inzivanın tam da son gününde reiki enerjisi ve sembolleri ile tanışan, bugün sembollerini kullandığımız Reiki’nin kurucusu Dr. Mikao Usui’dir. Kendisi bu deneyimin ardından inzivaya çekildiği dağdan ayrılır ve yol boyunca kendisine ve yolda karşılaştığı herkese şifa dağıtabildiğini fark eder. Bir süre, şehrin en yoksul mahallelerinde dolaşır, ihtiyacı olan herkese reikiyi uygular ve hastaların iyileştiğini görür. Ancak, bir sorun vardır. Yanından ayrıldığı hastalar, bir süre sonra hastalıklara yeniden yakalanmaktadır. Bunun bir sonucu olarak, kalıcı bir iyileşme için düşünce düzeyinde bir iyileşme sağlaması gerektiğini düşünür ve her toplulukta genel geçer doğrular olarak sayılabilecek prensipleri oluşturur. Okullar kurar ve dersler verir. Böylece, hastaların düşünce yapıları değişir ve hastalıklar ortadan kalkmaya başlar.

Tam da yeri gelmişken, birçok kez duymuş olduğunuzu düşündüğüm bir yazar ve kitabından bahsetmemek olmaz. Tüm hastalıkları, kendimize hangi inanç ve düşünceler ile çektiğimizi anlatan <em>Louise Hay- Hastalıkların Ruhsal Nedenleri</em> isimli kitabı okumanızı öneririm. Her düşüncemiz, her sözümüz ve her duygumuz bize yeni bir gelecek ve sağlık planı yaratıyor.

<em><strong>Reiki enerjisi, oluşan ve hastalıklara neden olan olumsuz &#8216;ki&#8217; enerjisini nasıl dönüştürüyor?</strong></em>

“Tüm Yönleriyle Reiki” kitabında, reikinin çok zeki (ihtiyacı olan her hücreye kendiliğinden ulaşabilen) ve güçlü bir enerji olduğundan bahsediliyor. Nasıl dönüştürdüğünü ise şu şekilde anlatıyor:

“Bunu genellikle negatif ki enerjisinin o bölgede tutunamayacağı kadar yüksek bir titreşim sağlayarak yapıyor. Negatif Ki, reiki enerjisi tarafından yeniden programlanıp sağlığı düzenleyici pozitif ki şekline dönüştürüyor. Beden uzun süren bir rahatsızlıktan çıktığında ise orada yeniden oluşan pozitif ki enerjisini güçlendiriyor.”

<strong><em>Reiki sadece hastalara mı uygulanır?</em></strong>

Tam tersi bir yaklaşımla, aslında reiki hastalanmak istemeyen herkese uygulanmalıdır. Aslında, gözlemlediğim ve deneyimlediğim kadarı ile esas olan, insanın her gün belirli bir süre kendisine reiki yaparak dengeye gelmesi ve denge halini korumasıdır. Ancak, hasta hastalığa tutunmayı seçmiyorsa, iyileşmek istediğinden eminse ve yüksek benliği de izin veriyorsa, hastalıkları alternatif tıp sayılarak iyileştirmesi mümkündür.

Yeri gelmişken belirtmekte sonsuz fayda var. Hiçbir enerji çalışması, tıbbın varlığını yadsımaz ya da kendini tıbbın yerine koymaz. Öncelik ve en doğru bilgi hekimlerdedir. Dolayısı ile, herhangi bir enerji çalışması ile sizi hastalıklarınızdan tıp olmaksızın kurtarabilecek bir şifanın varlığını sorgulayabilrsiniz derim. Ancak, reikiden faydalanan çok fazla sağlık personeli olduğunu aldığım mail ve yorumlardan biliyorum. Ve birçok kaynakta tıp dünyasındaki herkese bu şifa eğitimini alması önerilir. Hem kendisini var olan düşük enerji ve bazı durumlardan korumak adına, hem de gerektiğinde enerji boyutunda bir tedavide kullanmak adına.

<strong><em>Reiki hakkında okunabilecek bazı kitaplar nelerdir?</em></strong>

Öncelikle, reiki inisinasyonu almadıysanız, bu kitapları okumanız ne kadar doğru olur bilemiyorum. Ama benim geldiğim ekolde, sembolleri görmemeniz gerektiğini biliyorum.

Reiki 1 ve üzeri seviyelerde eğitim almış kişiler için, benim de yararlandığım birkaç kaynak:
<ul>
 	<li>Tüm Yönleriyle Reiki- Ege Meta Yayınları-&nbsp;Walter Lübeck , Frank Arjava Petter , William Lee Rand</li>
 	<li>Reiki: Uygulamalı Şifacılık&nbsp; Teknikleri- Ege Meta Yayınları- Brigitte Müller, Horst H. Günther</li>
 	<li>Reiki’yi Yaşıyorum- Cinius Yayınları- Zeynep Kocasinan</li>
 	<li>Reiki: Dr. Mikao Usui’nin Özgün Reiki El Kitabı- Okyanus Yayınları- Frank Arjava Petter, Mikao Usui</li>
</ul>
Yeniden hatırlatmamda fayda var ki, inisinasyon almadıysanız sadece bilgi edinmiş olursunuz bu kitaplarla. Ve reiki gibi konularda, kullanılmayan bilgi kişide ağırlık hissi yaratır.

<em>İnisinasyon ve reiki derecelerinden bir sonraki yazımda bahsedip konuyu bitireceğim. Keyif aldınız mı? Faydalı oldu mu? Gelecek yazılardan haberdar olmak isterseniz, yorum anında karşınıza çıkan kutucuğu işaretleyebilirsiniz.</em>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/devam-reiki-ve-onerilen-bazi-kitaplar/">Devam: Reiki ve Önerilen Bazı Kitaplar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/devam-reiki-ve-onerilen-bazi-kitaplar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
