<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kitap | Tırtılın Düşü</title>
	<atom:link href="https://www.tirtilindusu.com/Etiketler/kitap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<description>Tırtılın D&#252;ş&#252;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 May 2020 10:12:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.5</generator>

<image>
	<url>https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/04/cropped-buttefly-32x32.png</url>
	<title>kitap | Tırtılın Düşü</title>
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Frekans Meselesi&#8230;</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2017 19:16:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kabuslar ya sadece rüyalarımızda değilse? Biz her gün onları gözlerimiz açıkken yaratıyor sonra hayatımızın gerçeği haline getiriyorsak? Neden bazı insanlar sıklıkla güzel şeyler deneyimlerken, diğerleri bu dünyada kaçındığımız görece daha mutsuz sayılabilecek deneyimleri yaşamak durumundadır sizce? Daha şanssız oldukları için mi? Yaşamda bazı konularda birkaç adım geride olduklarından mı? Yoksa, buna inandıkları ve yarattıkları için [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/">Bir Frekans Meselesi…</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2407" src="https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/05/500.jpg" alt="" width="1000" height="892">

Kabuslar ya sadece rüyalarımızda değilse? Biz her gün onları gözlerimiz açıkken yaratıyor sonra hayatımızın gerçeği haline getiriyorsak?

Neden bazı insanlar sıklıkla güzel şeyler deneyimlerken, diğerleri bu dünyada kaçındığımız görece daha mutsuz sayılabilecek deneyimleri yaşamak durumundadır sizce?

Daha şanssız oldukları için mi? Yaşamda bazı konularda birkaç adım geride olduklarından mı? Yoksa, buna inandıkları ve yarattıkları için mi? Acılara ya da mutsuzluklara tutunmak denileninden belki.

Zihninizin bir radyo olduğunu düşünseydiniz, nasıl bir radyo kanalını dinlemek isterdiniz?

Hüzünlü mü? Neşeli mi? Öfkeli mi? Romantik mi?

Peki, diyelim ki güzel şeyler yaşamak istiyorsunuz. Kendinizi hafif ama güçlü hissettirecek, sizi hayata bağlayacak şeyler. Aklınıza ilham perileri salacak olanlar. Zihniniz bir radyo ise, öfkeli müzik yapan bir kanalda bunlara rastlayabilecek misiniz?<span id="more-2483"></span>

Prem Baba&#8217;nın geçen sene okumaya başlayıp daha sonra bir süre ara vermeyi seçtiğim kitabı Acıdan Mutluluğa, aylar sonra gel beni oku dedi adeta. Ve okumaya devam ettiğim bölümde bir bölüm vardı, tek kelime ile beni benden aldı.

<em>&nbsp;&#8220;Zihin bir araçtır. Düşüncelerimiz için bir geçit, kanaldır.&#8221;</em> diyordu.

<em>&#8220;Görevimiz, onlarla tanımlanmadan, onları gözlemlemeyi öğrenmek. Onlar yalnızca geçip gitmekteler, tıpkı radyo dalgalarının havadan geçtiği gibi. Bilinçli-zihin-radyomuz genellikle birden çok frekansa ayarlıdır. Her dakika üzerinde hiçbir kontrolümüzün olmadığı, ne aldığımızı bilmediğimiz, başka bir şey yanıp söner. Bu frekanslar bize, üzüntü, nefret, coşku, duygusallık ve sahiplenicilik gibi düşünce akışlarının olduğu ağlardan mesajlar taşırlar. &#8220;</em>

Bizse, kendimizi o an yayın yaptığımız frekansa göre tanımlarız. Örneğin, genelde sakinliği deneyimleyen ben, bu kitabı elime almadan önce öfkeyi deneyimlemiş ve kendi kendime şöyle demiştim. <em>&#8220;Bazen ne kadar öfkeli bir insan oluyorum. Ben bu değilim, ama nadiren de olsa çok öfkelenebiliyorum. Demek ki, öfkeli bir insan olmaya çok yatkınım.&#8221;&nbsp;</em>Ben kendime bu konuda yüklenirken, Prem Baba onu okumadığım altı ayın sonunda kütüphanemden bana bakıp haydi beni bir aç, sana bir mesaj var diyordu. Ve mesaj, benim sadece öfkeli olmayı deneyimlediğim ve bunun sadece bir frekans&nbsp;meselesi olduğu idi. Kendimi yaşadığım deneyimlerle tanımlamamam gerektiği idi her şeyin ötesinde.

Çünkü, kitabın devamında diyor ki, biz kendimizi o deneyim ile eş koştuğumuzda, o düşünce haline geliriz ve tüm enerjimizi onu çözmeye odaklarız. Ama mesele o değildir. Konu öfkeden başka bir şeye geçiş yapar, çünkü frekans değişmiştir. O frekans devamlı değişecektir.

Peki o zaman esas mesele zihin mi? Ta kendisi&#8230;

Zihnimizi kapatmaya odaklı meditasyonlarımız, çalışmalarımız var. Ama o radyoyu kapatabilmek ve sadece belli frekanslarda tutabilmek, şüphesiz çok az insanın deneyimi ve birçoğumuzun nihai hedefi olabilir bu dünyada. Üzerine çalışmaya değecek bir hedef.

Esas heyecanlandığım kısma henüz gelmedim desem? 🙂

Beni çok heyecanlandıran bölüm aslında bundan sonrası idi. Düşüncelerin kaynağından bahsediyordu. Biz o frekansta olduğumuzda, bu düşünceler bize geliyorsa, onların kaynağı ne, nereden geliyorlar? Hepsini biz mi üretiyoruz? Bu gerçekten mümkün mü?

<em>&#8220;Onlar gezegende dolaşmaktalar. Zaman zaman kendiniz de düşünce üretirsiniz ama çoğunlukla hali hazırda var olan düşüncelere, altlarındaki dünya görüşü ve ürettikleri duygular ile birlikte kanal olursunuz. Belirttiğim gibi, dünyanın rolü acıyı işlem altına almak ki bu da acıya neden olan düşünce ve fikirleri dönüştürmek manasına gelir.&nbsp;</em>

<em>Dediğimiz gibi, güneşin altında yeni bir şey yoktur. Bir kişinin yeni bir fikir veya düşünce üretmesi çok enderdir. İnsanlar kitap yazdıklarını, ev inşa ettiklerini veya şarkı bestelediklerini düşünebilirler ama tüm bunlar bir şeylerin üzerlerinden geçiyor olmasıdır. Kişi gerçekten anda olmadığı sürece,yaratamaz. Yaratım, eril ve dişil birlikteliğiyle gerçekleşir ve bu da yalnızca anda oluş aracılığı ile gerçekleşen birlik halinden tezahür eder, radyo kapalı olduğunda.&#8221;</em>

Bazen aklıma işimle ilgili bir fikir gelir. O kadar büyüleyicidir ki, kalbimin çarptığını ve hemen uygulamak istediğimi bilirim. Ama ben onu uygulayana kadar hemen arkasından yeni bir fikir gelir ve sonra da yepyeni bir başka fikir. Belki de, yıllardır reiki gibi çalışmaların içinde olmam, beni radyonun frekansının ilham ve yaratıcılıkla dolu olan o kanalına fazlasıyla adapte etti. Onu benimle aynı işi yapan diğer insanlara göre naçizane -ve sanırım- daha yoğunlukla deneyimledim.

Daha birkaç yıl öncesinde dahi, şunu hissetmiştim. Bir şekilde onlar bana geliyorlardı ve ben uygulamaya geçmediğimde aylar sonra bir başkasında karşıma çıkıp üzülmeme neden oluyorlardı. Hatta daha geçenlerde altı ay önce zihnime ve kalbime düşmüş ama bir türlü uygulama fırsatı bulamadığım bir fikri, bir başkasında gördüm ve içimde bir burukluk oluştu. Fikir bana gelmiş ama ben onu yeşertememiştim. Zihnimde başka başka o kadar çok şey vardı ki, ertelemiştim. O da ona değer verecek başka bir zihne düşmüş ve uygulamaya dönüşmüştü.

Halil Cibran&#8217;ın bir sözü özetliyordu bu durumu:

<em>&#8220;Yarattığın eser (enerji) senin yaratımın değildir, sana gelen bir eserdir (enerjidir).&#8221;</em>

Bu konu hakkında okumalara doymadım derseniz, inanın bu yazıyı doğrular nitelikte bir yazı var. Nil&#8217;in oğluna yazdığı ve dillerden düşmeyen bir şarkısı oldu biliyorsunuz.

&#8220;Karanlıktan gelecekler / Kalbini delecekler/ Sarı sarı dişleri olacak/ Sivri pençeleri olacak&#8230;&#8221;

İşte o şarkının geliş hikayesini Nil bu linkte anlatmış. Bir okuyun, belki siz de Prem Baba&#8217;ya hak verir ve frekanslarınızı daha farkındalıklı bir yaşam için ayarlarsınız belki. <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nil-karaibrahimgil/yeni-sarkim-benden-sana-40408532" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Tıkk Tıkk</a>

Sevgiyle&#8230;The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/">Bir Frekans Meselesi…</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/bir-frekans-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nehrin Altındaki Nehir &#8211; Rio Abajo Rio-</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 May 2017 15:40:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtlarla Koşan Kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ın(KKK) İlk Öyküsü La Loba ya da Dört Haham üzerine bir akış&#8230; Son bir yıldır, kadınlarla, nehrini arayan kadınlarla, deneyimlerden konuşuyoruz. Buraya ait olmadığını düşündüğümüz deneyimlerden. Sanki tavan arasında, minik bir çatlak oldu da ruhlarımız salınıyor artık özgürce yukarılarda. Ama başka tavan araları var mı? Bilemiyoruz. Dahası, ya o tavan arası&#8230; Minik bir [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/">Nehrin Altındaki Nehir – Rio Abajo Rio-</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ın(KKK) İlk Öyküsü</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>La Loba ya da Dört Haham üzerine bir akış&#8230;</em></p>
<img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2414" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/05/unnamed-6-300x185.jpg" alt="" width="1000" height="617">

Son bir yıldır, kadınlarla, nehrini arayan kadınlarla, deneyimlerden konuşuyoruz. Buraya ait olmadığını düşündüğümüz deneyimlerden. Sanki tavan arasında, minik bir çatlak oldu da ruhlarımız salınıyor artık özgürce yukarılarda. Ama başka tavan araları var mı? <em>Bilemiyoruz.</em> Dahası, ya o tavan arası&#8230; Minik bir çatırdı hep zihinlerde, bazen bir gülüş. Ne oluyor, ne değişiyor benliklerimizde&#8230;

Buraya yalnız geldim, bu yola oldukça yalnız ve kalabalık duygularla çıktım. Her adımda korkarak. Sıkılmış, bıkkın ve biraz ürkektim. Sonra <em>yaz</em> dedi bir ses. <em>Sen yalnızsın. Ama başkaları yalnız olmak zorunda değil.</em> Sonra, bu kararı verdim. Kendi sessiz çığlığımdan yola çıkarak, Tırtılın Düşü&#8217;ne başladım. Bunun hikayesini de en başta, burada anlattım. Ve aslında, şimdi yazacağım bu yazı, en çok ilk yazılarımdan biri ile ilgili. Önce onu okur musun? <em><a href="http://www.tirtilindusu.com/2017/01/27/tirtilin-dusu/#more-23" target="_blank" rel="noopener noreferrer">(Tık)</a></em>

Clarissa buyurmuş&nbsp;ki;

<em>&#8220;<span class="m_-7305251875497839252s1">Eski anatomistler, işitme sinirinin beynin derinlerinde üç ya da daha fazla yola ayrıldığından söz ederlerdi. Bu yüzden, kulağın üç farklı düzeyde işitecek bir yapıda olduğunu tahmin ediyorlardı. Bir yolun yeryüzündeki dünyevi konuşmaları işittiği söylenirdi. İkinci bir yol öğrenmeyi ve sanatı anlıyordu. Üçüncü yolu ise ruhun kendisi burada, yani yeryüzünde iken, yüce rehberliği işitebilsin ve bilgi alabilsin diye vardı.</span></em><em><span class="m_-7305251875497839252s1">&#8220;</span></em><span id="more-2482"></span>

Hiç tanımadığım bir kadın sabahın erkeninde titreyerek beni aradığında, o telefonu kapatamadığım için, belki de. Belki de, içimin bir yanı ruhun yolunu, üçüncü siniri hep bildiğinden. Dinleyen oldum, el veren, şifayı alıp iletmeyi kabul eden, en sonunda ise sadece tanık olan. Haddini bilerek, haddinde kalmayı kendine zorlayarak. Kitaplarda bazı şeyleri okumak ya da spiritüel filmlerde izlemek neyse de, gerçekte yaşamak sandığımız kadar hazırlıklı olduğumuz bir şey değil. Kaldı ki, bir gökyüzü değil öyle hemen mevzu bahis. Minicik bir ışık belki.

Jung anlatmaya çalıştığım dünyaya, <em>ortak bilinçdışı</em> demiş. Ki bilirsiniz Jung, bu yoldakilerin yoluna en büyük ışığı tutandır, hem inanç hem de bilim kimliği ile. Clarissa ise KKK&#8217;de <em>nehrin altındaki nehir</em> <em>ya da siz adına ne derseniz deyin</em> demiş ve en sevdiğim cümleleri işte böyle yerleştirmiş.

<em>&#8220;Her kadının bu Rio Abajo Rio&#8217;ya (nehrin altındaki nehre) girme potansiyeli vardır. Oraya derin meditasyon, dans, yazı, resim, ibadet, şarkı söyleme, davul çalma, etkin imgelem ya da bilincin yoğun bir şekilde değişmesini gerektiren herhangi bir faaliyet aracılığıyla ulaşır. Kadınlar bu dünyalar -arasındaki- dünyaya, özlem duyarak ve gözünün hemen köşesinde seçebileceği bir şeyi arayarak ulaşır. Oraya derin ve yaratıcı işlerle, bilinçli bir yalnızlıkla ve herhangi bir sanatla uğraşarak ulaşır. Bu ustalıkla işlerde bile, bu tarifsiz dünyada olan biten çoğu şey bizim için her daim esrarengiz olarak kalır, çünkü o bizim bildiğimiz fizik yasaları ve mantık kurallarını tanımaz.&#8221;</em>

Desem ki sana, belki tüm yaşamımız, o nehre girebilmek içindir. Karşımıza çıkan tüm deneyimler, tüm hikayeler işitsel sinirimizi geçip yeryüzünde rehberlik alabilmemiz içindir.

Ama önce, çölümüz bizi bekliyor kadınlar. Denirmiş ki, çöl kadınlarla kurtların ruhunun karşılaştığı ve birbirine karıştığı bir yermiş. İşte o çölde asla yok olmayacak kemiklerimizi toplamalı. Her parçamız öldüğünde bizden geride kalacak o kemikleri, yok edilemez olanı, üzerine kurulanı. Çünkü;

<em>&#8220;Hepimiz yola çölde bir yerde kaybolmuş bir kemik yığını, kumun altında yatan dağınık bir iskelet olarak başlarız.&#8221;</em>

Ve sonra, öyküdeki La Loba gibi o iskeletin üzerine şarkılar söylemeli ve ruhu üflemeli belki de. Sanatın, kulağımızdaki ikinci sinir olduğunu unutmadan.

Ve sonra o nehre ulaştığımızda, Dört Haham hikayesindeki ilk üç haham olmaktan sakınmalı ruhlarımızı. Nehrin altındaki nehirde ne &#8216;çok şaşıran&#8217; ne &#8216;yok sayan&#8217; ne de &#8216;mantıkla onu algılamaya çalışan&#8217; olmalı. Onu dönüştüren olabilmek öyküdeki gibi. Şiir gibi, şarkı gibi, heykel gibi, hatta bir örgü gibi&#8230; Bir Kurtlarla Koşan Kadın olabilmek için.

İlk öykü bana bunları söyledi. Okuduğum andan beri kendi çölümde kemiklerimi topluyorum. Ve kadınları arıyorum tüm ruhumla. Sadece çölün ve nehrin varlığını bilinci ile bilmese de aslında tüm hücreleri ile bilen o varlıkları. Yalnız olmayalım diye.

Bense, o nehrin yolunu buldum sanırım. Orada yıkandıkça, üzerine yazılar yazıp elimle sanat yoğuruyorum.

La Loba, Kurt Kadın, sizi beyninizin hiç ummadığınız bir yerinden izliyor. Bekliyor&#8230; hangi çöldeyseniz, orada.

Ve kemikleriniz kumların altından &#8220;Beni toplamanın zamanı geldi.&#8221; diyor belki de? Haydi öyleyse&#8230;

<em>* Kurtlarla Koşan Kadınlar- Clarissa P. Estes- Ayrıntı Yayınları 1. Öykü La Loba&#8217;dan alıntılardır.</em>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/">Nehrin Altındaki Nehir – Rio Abajo Rio-</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/nehrin-altindaki-nehir-rio-abajo-rio/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erteleyenlerden misin?</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2017 11:18:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çok sıkı bir erteleyiciyim. Bununla gurur duymuyorum ve düzeltmek adına çalışmalar yapıyorum. Ama bu sonucu şu ana kadar değiştirmedi ve ben altını ne zaman kurcalasam, hep aynı şey çıkıyor. &#8220;Ya şu an o işi en mükemmel şekilde yapamazsam?&#8221; &#8220;Ya şu anki ruh halim en yüksek performansım için uygun değilse?&#8221; &#8220;Ya o yazıyı yazmadan önce diğer [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/">Erteleyenlerden misin?</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2247" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/8f072lvwjzj21-300x254.jpg" alt="" width="1000" height="846">

Çok sıkı bir erteleyiciyim. Bununla gurur duymuyorum ve düzeltmek adına çalışmalar yapıyorum. Ama bu sonucu şu ana kadar değiştirmedi ve ben altını ne zaman kurcalasam, hep aynı şey çıkıyor.

<em>&#8220;Ya şu an o işi en mükemmel şekilde yapamazsam?&#8221; &#8220;Ya şu anki ruh halim en yüksek performansım için uygun değilse?&#8221; &#8220;Ya o yazıyı yazmadan önce diğer iki kitabı da okumam daha iyi sonuç çıkaracaksa?&#8221; &#8220;Öncelikli işimi 7 saatten önce tamamlayamayacağıma göre önce görece daha az önemli minik işlerimi halledeyim ki, ona tam zamanımı ayırayım.&#8221;</em> Bunlar, şu anki kazı çalışmam esnasında benim karşıma çıkan biricik temeller. Bunu uzattıkça uzatabilirim. Ama bağlanma noktasını biliyorum. &#8220;Mükemmeliyetçilik&#8221; Her şeyin başı olan o sevimsiz yılan.<span id="more-2478"></span>

Geçen sene, bir kitap okumuş ve <em><a href="https://www.instagram.com/p/BCPryeEKG9m/?tagged=ertelemesanat%C4%B1">Instagram</a>&#8216;</em>da&nbsp;paylaşmıştım. Kitabın ismi <strong><em>&#8220;Erteleme Sanatı&#8221;</em></strong>&nbsp;Eminim bu yazıyı okuyanlardan birkaçı kendini bana yakın hissedecek. Çünkü, paylaştığımda minik bir grup kurabilecek kadar mesaj almıştım konu ile ilgili 🙂 Tabii ki, kurmadım. Kurmam gerekse de ertelerdim, merkür falan olumsuz konumdadır, etkiler, kavgalar çıkar grupta neme lazım&#8230;

Erteleme Sanatı, size aman ha işlerinizi sakın ertelemeyin demiyor. Hani olur da, bu işlerde canınızı sıkan bir arkadaşınıza kendini düzeltsin diye alırsınız adına aldanıp, yapmayın. Aksine, Mark Twain&#8217;in şu sözüyle giriyor kitaba:

<em>&#8220;Bugünün işini yarına bırakma, mümkünse ertesi güne bırak.&#8221;</em>

Biliyorum, dahice!

Yazar John Perry, komik bir şekilde anlattığı hikayesinin ve ertelediği onca işe rağmen çalıştığı üniversitede nasıl en çok iş kotaran insan olma başarısının ardından şu cümleyi kurmuş: &#8220;<em>elinizdeki kitap, depresyondaki erteleyiciler için felsefi bir kişisel gelişim programıdır.&#8221;</em>

Peki neymiş bakalım bu programın özü?
<ul>
 	<li>Ertelemek denildiğinde, çoğu insanın aklına miskin, hiçbir iş yapmayan insanlar geliyor olabilir. Ama durum tersi, aslında erteleyiciler diğerlerine göre çok daha fazla iş yapıyorlar. Aklınıza gelmeyecek kadar iş kotarıyorlar. Neden? Tabii ki, karın ağrısı yaratan bazı önemli işleri ertelerken vicdan rahatlığı yaşamak için. <em>&#8220;Erteleyen insan, zor ve önemli görevleri vaktinde yerine getirmek için motive edilebilir; yeter ki bu görevler daha önemli şeyleri yapmamanın bahanesi olsun.&#8221;</em></li>
 	<li>Her zaman işlerimizi öncelik sırasına koyarken en üste şüphesiz en önemlileri yazarız. Ve erteleyiciler listeye sonundan başlar. Ama o da ne, yukarı doğru çıktıkça yapılan işler, yani bahaneler yok olur. Yine de o iş yapılmaz. Peki çözümü nedir? <em>&#8220;İşin püf noktası, listenin üst sıraları için doğru projeleri seçmektir. İdeal projenin iki özelliği vardır. Birincisi kesin teslim tarihi olduğu izlenimini uyandırırlar (ama işin aslı öyle değildir). İkincisi, çok önemliymiş hissini uyandırırlar (ama işin aslı öyle değildir). Neyse ki hayat bu tip görevlerle dolu.&#8221;</em></li>
 	<li>Bu sistem, sistematik erteleme olarak geçiyor. Yani tüm mesele, birazcık kendimizi kandırıp en önemli diye sınıflandırdıklarımızın algısını değiştirmek. Ki bu erteleyiciler için zor değil. Neden mi? <em>&#8220;Neredeyse bütün erteleyiciler kusursuz bir kendini kandırma yetisine sahiptir. Ayrıca, bir kişilik zaafını kullanarak diğer bir zaafımızın olumsuz etkilerini telafi etmekten daha asil ne olabilir?&#8221;</em></li>
</ul>
Şimdi, erteleme sanatına dair o çok önemli kuralı biliyorsunuz. Önce bir kendinizi tebrik edin lütfen. Bakın siz çok değerlisiniz. Tamam, çevrenizde birkaç önemli işi ertelediniz diye size kızan, kendinizi değersiz hissetmenizi sağlayan bazı parazitler olabilir. Boşverin onları. Siz, o işleri yapmayarak o insanların hayal dahi edemediği birçok işi başardınız. Eminim bir numeratör olsaydı önünüzde, sizin hallettiğiniz iş sayısı onlardan daha fazla çıkacaktı. (Buna kalemlerinizi boy boy ve renk renk ayırarak geçirdiğiniz süre de dahil!)

<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-219 size-full" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/Mükemmeliyetçilik.jpg" alt="" width="550" height="254">

Ama bir şey yerinde duruyor hala: mükemmeliyetçilik. Dedik hani, yılanın başı.Öncelikle, yazarın da kitabın bir yerinde kendisine sorduğu gibi <em>&#8220;Neden mükemmel olmayan iş çıkarma iznini kendimize vermiyoruz?&#8221;</em> Bizim çıkaracağımız ortalama bir iş dahi karşı taraf için kabul edilebilirken, kendimizi bunca zorlamamız neden? Mükemmellik algımız neden bu denli yakamızda? Zamanında hiç takdir edilmediğimiz için mi, bu hissi bilmediğimiz için mi&#8230; Bilmiyoruz. Gerçek olan tek şey. &#8220;Mükemmel an, belki de şu an.&#8221; ama iş mükemmel olmak zorunda değil. Bunu kabullenmemiz için neler mümkün?

<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-220 size-full" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/p1.jpg" alt="" width="640" height="330">

Biraz biraz kabullendik diyelim. Bir sonraki adımımız, adım adım günü planlamak olabilir. Biliyorum, gerçekten bu duygunun aşırı sıkıcı olduğunu insanı hayattan soğuttuğunu biliyorum. Dahası böyle bir insanla tanışırsam birkaç dakikalık zorlu gülümsemenin ardından içimden &#8216;Of ya, evlerden ırak&#8217; diyerek kaçıyorum. O halde, biz bir günü planlamayalım. Çalar saati kapatmaktan, ocağa çay suyu koymaktan başlayıp bir görevi planlayalım. Böylece, ne zaman bir iş yapamadım desek, ama olur mu tam 11 maddeyi tamamlamışım motivasyonuna sahibiz 🙂

<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-222 size-full" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/140820141546155562122.jpg" alt="" width="600" height="358">&#8230; Biliyorum. Sıkıcıyım. Ama bazılarımız için gerekli. Tabii ki bunu böyle maddelerce yazmak konusunda üşenmezsek.

Üstelik, neden bu yazdığımı bilmek ister misiniz? Tamam bugün gökyüzünde muhteşem yazılar yazma etkisi varmış, onun kısmen etkisi var ama esas neden&#8230; 5 aydır planladığım halde oturup nihayete erdiremediğim bir workshop ile ilgili. Yani anlayacağınız, şu an inanılmaz zor gibi gözüken ve mükemmel olması gerektiğine inandığım bir çalışma yerine bu destanımsı yazıyı yazıyorum. Yani onu ertelemek bana toplum nezdinde hayırlı bir iş yaptırıyor. Yani illa olumlu taraf diye zorlarsak&#8230; Zorlamazsak, yaptığım şey para kazanmaya çalışmak yerine, sayfalar dolusu yazılar yazmak. Üstelik yazdığım yazı benim hakkımda en ufak bir şey bilmeyen bir başkasının para kazanmasını sağlıyor. Ne harika bir sistem! Ben şikayetçi değilim. Yeter ki birileri yazının sonunda &#8220;Wow, ben bir erteleyiciyim ve bu yazı mükemmel olmuş.&#8221; desin.

<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-231 size-full" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/images.jpg" alt="" width="284" height="177">

Kitapta, bir diğer muhteşem uyarı <em>&#8220;hüzünlendiğinde ritmi yakala&#8221;.</em>

Metafor olarak da (hayatın ritmini yeniden yakalamak) düşünebilirsiniz, ilk çağrışımıyla da. Diyor ki, John Perry, erteleme ve mükemmeliyetçilik özellikleri bulunan insanlar depresif olmaya daha yatkındır. Böyle zamanlarda, yeniden ritme sokacak şarkılar dinleyin. Depresif, hüzünlü şarkılar değil. Mesela, yine bir başka işi kotarırken bu listeyi kaydetmiştim. Belki işinize yarar. Tamamı, yeniden başlamak üzerine şarkılar. <a href="https://tr.pinterest.com/pin/512495632580753014/">Tıkk Tıkk</a>&nbsp;Belki bir başka işten işe atlama anımda saatlerce uğraşır Spotify listesini bile yaparım size. Yeter ki siz de benim gibi mutsuz olduğunuzda o hüzünlü sesli James Blunt ile güne başlamayın. Türkçe mi istiyorsunuz, alın bir tutam Tarkan, kuzu kuzu başlayın güne. Ama daha eğlencelisi, Oğuzhan Uğur dinleyin siz, içiniz şıkır şıkır kaynasın.

Yazımda &#8220;&#8230;&#8221; ile birçok alıntı yaptım kitaptan. Ama dahası siz bu incecik kitabı ertelemeyin de alın. İçinde çok farklı bakış açıları ve sistematik yaklaşımlar var. Ama öncelikle, kendinize kızmayı bırakıp bir sarılın, sevin.

Yazarının da dediği gibi <em>&#8220;Hepsinden de öte, hayatın tadını çıkarın.&#8221;</em>

Çünkü biliyoruz ki, aslolan o işler değil, hayat.

&#8230;

<em>Şu anda bu yazıyı bitirirken, kendime şunu diyorum. Theta Healing eğitimi aldın, istersen sadece on dakika içinde bilinçaltına ulaşıp mükemmeliyetçilik ve erteleme alışkanlığına dair bütün kalıpları düzeltebilir, yeniden programlayabilirsin. Ama yapamıyorum, çünkü aklım vızır vızır çalışırken yeni yazılar yazmak istiyorum. Hım, belki de o ikisinden de kurtulmak istemiyorum. Çünkü beni besliyorlar ve daha iyi işler çıkarmamı sağlıyorlar. Ama geç ama güç. Neyse, ben konuyu erteleyip hesaplaşmama kendi içimde devam edeyim&#8230;</em>The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/">Erteleyenlerden misin?</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/erteleyenlerden-misin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Giriş: Kurtlarla Koşan Kadınlar</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 00:55:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtlarla Koşan Kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kurtlarla koşan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=169</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;ve tüm sevdiklerime ve hala kayıp olanlara.&#8221; * diye başlıyor kitap. İlk okuduğumda, böylesine etkileyici bir ithaf olamazmış diye düşünmüştüm. Hala kayıp olanlara&#8230;&#160; Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ı (kısaltmak adına sonrasında KKK diyeceğim) bir grupla okumaya Mavi Sakal öyküsü ile başladım. Böylece giriş kısmı ile çok sevdiğim ilk öykünün konuşulduğu oturumu kaçırmış oldum. Oysa, bu kitap hayatımda [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/">Giriş: Kurtlarla Koşan Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2217" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/04/16-year-old-artist-dimitra-milan-1-300x223.jpg" alt="" width="1000" height="742">

<em>&#8220;ve</em>

<em>tüm sevdiklerime</em>

<em>ve hala kayıp olanlara.&#8221; *</em>

diye başlıyor kitap.

İlk okuduğumda, böylesine etkileyici bir ithaf olamazmış diye düşünmüştüm. Hala kayıp olanlara&#8230;&nbsp;<span id="more-2476"></span>

Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ı (kısaltmak adına sonrasında KKK diyeceğim) bir grupla okumaya Mavi Sakal öyküsü ile başladım. Böylece giriş kısmı ile çok sevdiğim ilk öykünün konuşulduğu oturumu kaçırmış oldum. Oysa, bu kitap hayatımda okuduğum en etkileyici giriş bölümüne sahipti. En az sekiz kez okumuştum ve her defasında &#8220;Bazılarının tam anlamını henüz çözemesem de, bu cümleler, bu sözler şifalı. Gözlerimden beynime ulaşıyor, orada her kaydın tutulduğu epifiz bezimde bir şeyleri uyandırıyor.&#8221; demiştim. Grupla konuşurken ise, çoğu kişinin giriş bölümünden sıkıldığını öğrendim. Aynı zamanda, birlikte okuduğum bir arkadaşım da o kısmı biraz atlayarak okumuştu. Sonra anladım ki, vahşi kadın hepimizin içinde hem aynı formda, hem de farklılıkla&#8230; İhtiyacın olan seni kendine çekecek bu kitapta. Bütünüyle saygı duyan herkesin, unutamadığı başka başka cümleleri olacak.

İsterim ki, bende uyandırdıklarını anlatayım kısa kısa bu harika girişin.

Vahşiye özlemle dolu musunuz?

Biraz sert bir soru değil mi? Hele siz de benim gibi nezaket içinde yetişmiş, ister arkadaşlık ister gönül ilişkisi olsun, bir ilişkinin en büyük kuralının ve ölçütünün ise bu kurallar olduğunu düşündüyseniz.

Durun, bu vahşilik bu tanımın dışında.

Clarissa, en belirleyici tarih olarak ikinci dünya savaşını veriyor ama, aslında başlangıcı savaşların, o her şeyi değiştiren endüstri devriminin çok ötesinde. Kadınlığın kutsal olduğu, kadınların bilge olduğu, yaşam verdiği bir dönem vardı. Hemen ardından, kadın olmanın aşağılandığı başka bir dönem geldi.

Kadınlığın anlamı hızlıca değişirken, toplum da bambaşka bir boyutta değişmekteydi. Adına modernleşme, kapitalizm ya da her ne derseniz deyin. Bir şey değişti. Kadının tabiatının üstü, topuklularla, şapkalarla&#8230; her toplumda farklı kisvelerle örtüldü.

<em>&#8220;&#8230;iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına &#8216;sinir krizi&#8217; adı verildiği; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların &#8216;edepli&#8217;, &#8216;zarif&#8217; görüldüğü&#8230;&#8221;</em>

İşte içimizdeki, her şeyi bilen o vahşi kadın&#8230; O gün kayboldu. Kendi içimizde, pusuya yatmış bekliyor. Tüm çabamız, tüm mutsuzluğumuz, tüm eksikliğimiz onunla bağlantıda olamamaktan. Ve yine de bekliyor. Kadınlığın doğasının benzediği vahşi bir kurt gibi&#8230; Onu bulmanı bekliyor.

Şayet bulursan, onu bırakmamak için çok çetin bir savaşa gireceksin. Çünkü, onunla birlikte -yazarın da dediği gibi- yaratıcı hayatın çiçek açacak, ilişkilerin anlam ve derinlik kazanırken, cinsellik, iş, oyun döngülerin yeniden kurulacak. Ölümü, kalmayı ve gitmeyi öğreneceksin, zamanında.

Hayatının belki de en durağan olduğu, rengini yitirdiği o noktada&#8230; ulumasını duyuyor musun?

ve sen hala kayıp olan mısın? Öyleyse, çölde kemik aramaya hoş geldin.

&#8212; d e v a m &nbsp; e d e c e k&#8211;

*&#8221;&#8230;&#8221; kısımlar kitaptan alıntıdır.The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/">Giriş: Kurtlarla Koşan Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/girise-giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurtlarla Koşan Kadınlar</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2017 17:07:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtlarla Koşan Kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=160</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Clarissa Pinkola Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ı yirmi yılı aşan bir sürede yazabilmiş. Kendisi bir şair, bir psikanalist ve bir öykü toplayıcısı. Kitap, vahşi kadın arketipine dair mit ve öykülerden oluşuyor. Benim elimdeki basımı 529 sayfa. Toplamda 16 öyküden oluşuyor. Ama öyküler, öylesine öyküler ki&#8230; Ben bir yıldır onunla yaşıyorum. Bazı başucu kitaplarım gibi benimle [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/">Kurtlarla Koşan Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2241" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2017/03/images-5.jpeg" alt="" width="1000" height="1000">

Dr. Clarissa Pinkola Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ı yirmi yılı aşan bir sürede yazabilmiş. Kendisi bir şair, bir psikanalist ve bir öykü toplayıcısı. Kitap, vahşi kadın arketipine dair mit ve öykülerden oluşuyor. Benim elimdeki basımı 529 sayfa. Toplamda 16 öyküden oluşuyor. Ama öyküler, öylesine öyküler ki&#8230;

Ben bir yıldır onunla yaşıyorum. Bazı başucu kitaplarım gibi benimle şehir şehir geziyor Kurtlarla Koşan Kadınlar. Kadınlara bu kitaptan bahsediyorum. Bıkmaksızın okuyun, diyorum. Bazen hediye ediyorum.

<span id="more-2475"></span>Ama bir yandan da biliyorum. Yazılması da okunması da ömürlük bir kitap Kurtlarla Koşan Kadınlar. Ayrıntı Yayınları, bu kitabı Ağır Kitaplar dizisinden çıkarmış. Sanırım, yeterince açıklayıcı içine girdiği grup.

Öte yandan, ilk kısımda da bahsettiğim gibi &#8216;arketipler&#8217; ile okuyoruz ve anlamlandırıyoruz bu kitabı. Peki, nedir arketip?

En basit anlatımıyla semboller demektir arketip. Bir kavramı kavram yapan ilk sembol. İlk tanımlama. Negatif ve pozitif tüm yüklemelerden arınmış ilk yapıtaşı.

&#8220;Anne, baba, şifacı&#8230;&#8221;

Burada, kitaplardan bahsetmeyi düşünmüyordum aslında. Ama bazı kitaplar üzerine yazmak, yazılanları okumak başlı başına bir dönüşüm. Ve iddia ediyorum, bu yazıyı okuyan sen, bir kadınsan eğer&#8230; Sana bu kitabın vereceğini, kimse veremeyecek ömrün boyunca. Ve kitabı okuyan bir erkekse, ne mutlu o erkekle sohbet edecek ve hayatına misafir edecek kadınlara. Tabii o bir mavi sakal değilse&#8230;(İkinci öykü :))

Dolayısı ile, her şeyden önce dilerim ki bu kitap karşınıza çıkmıştır. Ve siz ona yeterince zaman ayırırsınız. Hatta şanslıysanız, bir grup ile birlikte okur ve tartışırsınız.

Okudukça ve tartıştıkça, istiyorum ki burada da minik minik çıkarımlar paylaşayım. Çünkü, bu kitaptan korkup bırakan ya da yeterince anlamadığını düşünen kadınlarla karşılaştım. Bazen ben de öyle hissettim hatta. Ve sonra, üzerine konuşup okudukça, tüm kitaplar hakkında söylenmiş o özlü söze bir kez daha inandım.

&#8220;İki kişinin okuduğu, asla aynı kitap değildir.&#8221;

Okuyucu, o kitabı her defasında yeniden yazar. Hatta, bir yıl sonra okuduğunda bile farklı bir kitaptır okuyacağı. O halde, ne mutlu paylaşımların çok renkliliğine ve okumanın biricikliğine.

Kim bilir, belki de Clarissa, bunu kurgulamıştır yazarken. Biz kadınların, sürümüzü bulabilmemiz ve La Loba ile bağlantıya geçebilmemiz için, böylesine minik bir hile saklamıştır kitaba. Birileri tartışsın, birileri üzerine yazsın istemiştir. Kadın çemberlerinin ve okuma gruplarının kurulacağını düşlemiştir. Ve o düş gerçek olmuştur dünyanın birçok ülkesinde&#8230;

Yine de, ne kadar tartışsak da kitap hep bunun çok ötesinde olacak.

Dünya var oldukça, mitler, masallar ve öyküler fısıldanacak ve yeni anlamlarla buluşacak&#8230;

Hazırsan birkaç öykü sana ulaşmak için yola çıktı bile&#8230;The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/">Kurtlarla Koşan Kadınlar</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/giris-kurtlarla-kosan-kadinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
