<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>gezi | Tırtılın Düşü</title>
	<atom:link href="https://www.tirtilindusu.com/Etiketler/gezi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<description>Tırtılın D&#252;ş&#252;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 May 2020 09:41:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.5</generator>

<image>
	<url>https://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2020/04/cropped-buttefly-32x32.png</url>
	<title>gezi | Tırtılın Düşü</title>
	<link>https://www.tirtilindusu.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sakız&#8217;ın Hikayesi&#8230; &#038;3</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-3/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 May 2018 17:55:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=1354</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nerde kalmıştık? Size&#160; Sakız&#8217;ın köylerini anlatacaktım. Sakız adasında ziyaret ettiğim köyleri birkaç başlıkla sıralayayım. Öncelikle köyler, güney ve kuzey olarak iki ayrı bölgede. Kuzey, güney kadar tercih edilmiyor. Bir nedeni, güneydeki köylerin bence daha masalsı olması, diğeri ise kuzeye giden yolların bir miktar deniz manzarası eşliğinde uçurum olması da olabilir. Ama abartmamak gerekirse, ülkemizdeki güney [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-3/">Sakız’ın Hikayesi… &3</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2391" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2018/05/4714981_90pyrgixiou-300x213.jpg" alt="" width="1000" height="709">

Nerde kalmıştık? Size&nbsp; Sakız&#8217;ın köylerini anlatacaktım.

Sakız adasında ziyaret ettiğim köyleri birkaç başlıkla sıralayayım. Öncelikle köyler, güney ve kuzey olarak iki ayrı bölgede. Kuzey, güney kadar tercih edilmiyor. Bir nedeni, güneydeki köylerin bence daha masalsı olması, diğeri ise kuzeye giden yolların bir miktar deniz manzarası eşliğinde uçurum olması da olabilir. Ama abartmamak gerekirse, ülkemizdeki güney sahillerinin yollarından bir farkı yok. Tek farkı, biliyorsunuz Yunanistan, İspanya, İtalya gibi ülkelerde küçük yol kilisecikleri var. Bunlardan birini gördüğümüzde, dua edebiliriz. Anlamı, o bölgede birinin hayatını kaybetmesi demek.&nbsp;<span id="more-1354"></span>

Bir noktada kaza olduğunda, hayatını kaybeden kişinin ailesi onun anısına o bölgeye sembolik bir kilise maketi yaptırıyor. Bu genellikle, bir cam bölme içinde, o kişinin bir resmi, mum, incil ve birkaç eşyadan oluşuyor. Arada, kiliseciğin bakımından sorumlu kişi gelip onun mumunu değiştirip bakımını yapıyor. Yani aslında, hem o kişinin anısı yaşıyor, hem de ihtiyacı olan birileri bu vesile ile gelir elde ediyor.

Ben Atina&#8217;nın orta yerinde bu kiliseciklerden birini gördüğümde çok şaşırmıştım. Bazısı oldukça bakımlı ve ilgi çekici olabiliyor. Benim gördüğüm de öyleydi, ama zaman geçtikçe o kadar çok gördüm ki ister istemez iyi ki bizim ülkemizde böyle bir gelenek yok diye düşündüm. Yollar, minik ibadethaneden geçilmezdi.

Kaldığımız yer merkeze birkaç kilometre uzaklıktaki Daskalopetra&#8217;daydı. Yazım köylerle ilgili ama Homeros&#8217;u anmamak olmaz. Daskalo yunanca öğretmen demek, petra ise kaya. Öğretmen kayası, Homeros&#8217;a ithafen ziyaret edilen bir bölge. Rivayet o ki, Homeros bu kayanın çevresinde öğrencilerine eğitim verirmiş.

Hadi köylerimize geçelim 🙂
<ol>
 	<li><strong>Laghada</strong></li>
</ol>
Genellikle yatla yanaşılan, masmavi bir kıyısı olan Laghada. Huzurla, rahatlıkla yemek yiyebileceğiniz, sakin kıyı. Burada en iyi sayılabilecek yerlerden birinde, bir öğle yemeği molası verdik kardeşimle. Yunanistan&#8217;a gidiyorsanız, bir cümleyi her deniz ürünü siparişinizde iletin. &#8220;Çok pişmiş olsun.&#8221; Yarı pişmişliği bir yana ahtapotu ayrı kalamarı ayrı sevmedik. Doğru okudunuz, biz sevmedik. 🙂 Ama Lagada, sakin bir akşam yemeği, güzel bir deniz için seçilebilecek bir bölge. Nezih, kirletilmemiş bir bölge.

Güney köylerine geçersek:
<ol>
 	<li><strong>Armolia</strong></li>
</ol>
Seramik işçiliği ve minik atölyeleri ile ünlü Armolia. Buradan hediyelik seramikler alabilirsiniz. Seramikçilerin arkasında bulunan sakız ağaçlarını ziyaret edebilirsiniz. Güney köylerinden ilk ziyaretimizi ona gerçekleştirdik. Seramik dışında da çok fazla gezilecek bir noktası yok Armolia&#8217;nın. Ben seramiklere duyduğum derin sevgilerden ötürü, severek gezdim açık olan 3 dükkandan ikisini. Ancak, siz yazın giderseniz bütün dükkanları açık bulabilirsiniz.

<strong>2. Pirgi</strong>

Pirgi&#8217;deki evler, duvarlarına yapılan sembol çizimleriyle oldukça masalsı. Gittiğimiz köyler arasında en çok Pirgi ve Mesta&#8217;yı sevdim. Her ikisinde de ortaçağ kalıntıları devam etmekte. Zaman sakin ve ağır işlemekte.

Ben gezerken bir arkadaşım benimle paylaştı. Her bir sembolün bir nedeni ve açıklaması var. Balkonların altındaki çiçek motifi, sevgi ve aşkı temsil ederken; bu evden sevgi ve aşk eksik olmasın deniyormuş. Çark ise, para ve şansı temsil etmekteymiş.

Zamanında korsanlar ve Türk saldırılarını bir miktar deneyimlediklerinden, evler çok iç içe adeta birbirine dayanak ve labirent gibiler. Hala, anahtarlar kapı üzerinde bırakılıyor Pirgi&#8217;de ve eşlerini kaybeden kadınlar siyah giyiniyor.

Pirgi&#8217;ye mutlaka yolunuzu düşürün ve meydanında bir frappe yudumlayın bence. Unutmadan, Picasso ve Colombos da bu köye hayranmış zamanında.

<strong>3. Mesta</strong>

Biz büyük perhizden sonra gittiğimizden Mesta gözümde her zaman bir kıyısında bir ailenin avluda mangal yaptığı, küçük çocukların üstüme kız kaçıran attıkları, az sayıda hanenin adeta sessizlikle yaşadıkları, daracık, güzel sokaklarıyla harika bir filmin içinde sürüklendiğimiz, masalsı ve çiçeksi kasaba olarak kalacak. Mesta&#8217;ya da gidin hatta ilk girişindeki minik bakkaldan peynir alın. Biz gittiğimizde ne yazık ki kapalıydı ve merkezden bir yerden ünlü mastelo peynirinden aldık. Hellimin daha güzel olanı diyerek özetleyebilirim.

Eh bir de sakız ağaçlarıyla ilgili minik bir bilgi vermeden olmayacak. Sakız adasının en önemli geçim kaynağı sakız ağaçları. Biz bir sakızın toplanma süresini dinledik de inanın oldukça zahmetli bir iş olduğuna kanaat getirip uzaklaştık. Ama aklımdan çıkmayan bir hikaye ile. Sakız ağaçlarının geleceğini kooperatif ile güvence altına almış Yunanistan. Mesela sizin ağacınız var ve satmak istiyorsunuz, eğer bunu yasalara aykırı bir şekilde yaparsanız sakız ağaçlarınız elinizden alınabiliyormuş. Nitekim geçmişte cezası idammış, Osmanlı ise bu çok ağır bir ceza diyerek el kesmeye indirmiş cezasını. Tüm ağaç yetiştiricileri, ürünlerini kooperatife veriyorlar ve kilo başına belirlenen ücreti alıyorlar.

Aynı zamanda, sakız ağacının bir kardeşi var. İsmi bildiğimiz fıstık ağacı. Dişisi, fıstık ağacıdır ve meyve verir. Erkeği meyve veremez ama olur da bedenine birkaç kesik atılırsa aynı kumdan rahatsız olan istiridye gibi o da sakız akıtmaya ve değerli bir şey sunmaya başlar.

Sakız adası, vizeniz varsa ve Çeşme&#8217;ye kadar gittiyseniz bence bir ya da iki gününüzü ayırabileceğiniz bir ada. Alaçatı&#8217;da geçirilecek bir tatildense, daha sakin ve huzurlu bir hayatın pazarlama aracı değil de, hayatın kendisi olduğu bu köyleri tavsiye ederim.

Ayrıca, daha detaylı paylaşımlar için sizi Instagram hesabımında sabitlenen Sakız adası <a href="https://www.instagram.com/yellydelly/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">storylerime</a> alabilirim.The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-3/">Sakız’ın Hikayesi… &3</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sakız&#8217;ın Hikayesi&#8230; &#038;2</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-2/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2018 16:05:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=1330</guid>

					<description><![CDATA[<p>*İlk yazımı okudunuz mu? Yemeğe ortasından başlamak olmaz. Öyle değilse, buyrun önce ilkine: Tıkk tıkk&#8230; * Yola çıkmadan bir gece önce, bir televizyon programında İstanbul&#8217;un sembollerini tartışan iki kişiye denk gelmiştim.&#160;Anlatılana göre, Fatih Sultan Mehmet&#8217;in en büyük hayali aslında Roma İmparatoru olmaktı. Yani Roma&#8217;yı bir kültür olarak görmekte ve devamını Osmanlı ile getirmeyi istemekteydi. İstanbul&#8217;u [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-2/">Sakız’ın Hikayesi… &2</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>*İlk yazımı okudunuz mu? Yemeğe ortasından başlamak olmaz. Öyle değilse, buyrun önce ilkine: <strong><a href="http://www.tirtilindusu.com/2018/04/12/sakizin-hikayesi-1/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Tıkk tıkk</a>&#8230; *</strong></em></p>
<img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2389" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2018/04/4715062_99limani-300x212.jpg" alt="" width="1000" height="705">

Yola çıkmadan bir gece önce, bir televizyon programında İstanbul&#8217;un sembollerini tartışan iki kişiye denk gelmiştim.&nbsp;Anlatılana göre, Fatih Sultan Mehmet&#8217;in en büyük hayali aslında Roma İmparatoru olmaktı. Yani Roma&#8217;yı bir kültür olarak görmekte ve devamını Osmanlı ile getirmeyi istemekteydi. İstanbul&#8217;u aldı ve ölümüne yakın, Roma İmparatoru 1. Konstantin&#8217;in mezarının üzerine defnedilmeyi istedi.<span id="more-1330"></span>

Şu anda, internette bunu tamamen doğrulayan bir bilgi bulamasam da, hatta naaşının mumyalandığı bilgisini okusam da ben size duyduğum hikayeyi anlatıyorum. Fatih Sultan Mehmet, 1. Konstantin&#8217;in mezarının üzerine gömüldü. Ve büyük İstanbul depreminde mezarlar birleşti.

Kulağa enteresan geldiğinin farkındayım. Kendisinin Fatih Cami&#8217;sinde bir türbesinin olduğunun da. Ama bu olasılık beni çok etkiledi!

Düşünün, asla teslim olmayan, dünyanın merkezi sayılan bir şehri alıyorsunuz. Hem de öyle bir alıyorsunuz ki! O gün hala Yunanistan topraklarında yas günü ilan ediliyor, &#8220;Şehrin düştüğü gün.&#8221; deniliyor. Ve siz o şehrin yenilmez kumandanını yenip üzerine defnediliyorsunuz. Gurur, yükseklik, burada da üzerindeyim senin&#8230; Senden sonra geldim, Roma&#8217;nın devamı benim. Ne derseniz deyin&#8230; Ama zaman ne yapıyor? Sizi eşitliyor. Siz aslında bir oluyorsunuz. Çünkü zaten birdiniz.

Tehlikeli sayılabilecek söylemlere girdiğimin bilincindeyim. Bu nedenle, gözünüzle değil, kalbinizle okuyun, rica ederim. Anlatmaya çalıştığım çok çok ince bir şey.

Bir de şöyle anlatayım: Hiç aile dizilimine katıldınız mı?

Ben ilk dizilimlerimden birinde, bir öldürüleni canlandırıyordum. Bir kadın, şizofren olan oğluna çare aramaya gelmişti. Aile hikayesinde, ölen ve öldürülenler sorgulandı. Çünkü, dizilimlerde bazı ana başlıklara bakılır konularına göre. Örneğin, ben bolluk ve bereket sorunumla ilgili dizilim açtırdığımda, altından doğrudan göç hikayem çıkmıştı. Bunun gibi&#8230;

Kadının iki önceki kuşağı, bir köyde yaşıyordu ve bir düşmanları vardı. Bu düşman, bir gece onların evini tutuşturmuştu. O gece aileden yedi kişi yanarak ölmüştü. Ben o yediden biriydim rolde.

Şizofren olan oğul rolündeki kişi, aile ağacında ölen ve öldüreni görüyordu. Öldüren de enerjisi ile sisteme girmişti, artık o da tanınacaktı. Dolayısı ile, roldeki kişi bizi öldürene de bize de aynı şekilde davranıyordu. İkimize de sarılıyor, ardından ikimize de zarar vermek istiyordu. Daha tuhafı, ben katil rolündeki kişiye bakıp inanılmaz hırslar içinde boğuşurken ve hatta &#8220;O beni öldürmese, ben onu öldürecekmişim.&#8221; derken, bazılarımız o kişinin yüzüne bile bakamıyor ve titreyerek ağlıyordu. Yedimiz, o yedinin duygularının içindeydik. Ama dizilimin sonunda katil rolündeki kişi ile birdik. Hissiz, eşitlenmiş, kabullenmiş&#8230; Oğulsa, iki tarafı da gördüğünü bilmekten yorulmuş, daha dingin&#8230;

Katıldığım tüm aile dizilimlerinden öğrendiğim: biz farklı rollerde de olsak, biriz. Katil de maktul de bir. Ve elimizden gelenin en iyisi neyse, oyuz aslında. Bu bazen, dünya bilincinde çok kötü olarak yargılanmak dahi olsa. En tepeden bakıldığında, tek, bütün, bir.

Bu bilgiler ışığında, acaba nereye bağlanacak di mi?, gelin Sakız maceramıza geri dönelim.

Adaya adım attığınızda, artık müzeye dönüşen bir cami ve hemen karşısında bir park karşılıyor sizi. Burada bir kahramanın heykeli var. Kahramanın ismi: Kanaris.

Kendisi kim biliyor musunuz? Nasuh Mahruki&#8217;nin büyük dedesi Kılıç Ali Paşa&#8217;yı öldüren kişi. Kılıç Ali Paşa, ismini belki defalarca duyduğunuz bir kahraman bizim için. Kanaris, onun gemisini top atışıyla yakıyor, Mahruki soyadı da böylece aileye geliyor. Anlamı &#8220;yanık&#8221;.

Şimdi Sakız&#8217;da turizmi elinde tutan aileden biri, onların kahramanı Kanaris&#8217;in torununun torunu. Oraya maddi anlamda en büyük katkıyı sağlayanlar Türkler.

Öte yandan, her iki ülkenin gençlerinin birbirine destek olduğu tek faaliyet, doğal afetler. Bildiğim kadarıyla yardıma ilk koşan Rumlardı bizim 97 depreminde. Onların yangınlarına ise biz gittik. Akut&#8217;un kurucusu kim? Nasuh Mahruki! Hayatın, evrenin, kolay anlaşılmayan bir matematiği, mezarların ise denkliği var, benim buradan anladığım.

İlk günümüzün ilk adımı Kanaris&#8217;i selamlamak ve Kılıç Ali Paşa&#8217;yı anmakla başladı. Kanaris&#8217;in karşısında bir de bu ağacı gördüm bana bakan. Vaktim olsa konuşurduk onunla. Ama zaman tiktak geçiyordu.

Ardından, kalenin içine girdik. Burayı anlatmak zor. Bir öneri: labirent gibi sokaklarda sakın kaybolmayın! Biz biraz kaybolmuş olabiliriz 🙂 Bu arada, biraz fotoğraf da çekildik tabii. Sokak isminin Şehitler Sokağı olduğu düşünülürse, her adımımızda benim kendi alanımı temizlediğimi bu yazıyı okuyan mini mini theta healerlarım tahmin edeceklerdir. Basılan ve uğruna kan dökülmüş her kara parçası, gidemeyen bilinçlerle dolu. Onlar da, bir ışık bulduğunda, onu kullanıp gitme süreci içinde. Spiritüel bir amme hizmeti yaptım sanırım insanlık için, gözlerim kapalıyken gördüklerim bana kalsın.

Gecesi ise, roket savaşlarına konu oldu.

Roket savaşlarının tarihine gelirsek, Yunanca ismi Ruketopolemos. 150 yılı geçkin süredir devam eden bir gelenek. Başlangıcı ise, Aziz Markos kilisesi ile Panagia Erityani kilisesi arasındaki bir atışma ile başlıyor. Panagia Erityani, burada kurulan ilk kilise. Aziz Markos kilisesi kurulduğunda iki kilisenin müritleri arasında bir sürtüşme olur. Çocuklar birbirlerine taş atmaya ve kiliselere zarar vermeye başlar. Duruma, sonra kiliseler el atar ve yetişkinlerin de olduğu bir eğlenceye dönüşsün istenir. Roket Savaşları işte böylece başlar. Hatta bir ara işler o kadar ileri gidiyer ki, top atışına kalkışılır. Osmanlı ise, buna izin vermez ve havai fişek, minik roketler denilebilecek araçlarla sınırlanır gelenek.

Ben 8 dakikalık bir video çektim. Televizyondan izlerken kesinlikle gitmeliyim demiştim. İzlerken, hımm bu muydu yahu dedim. Ama bunun bir nedenini de şöyle belirtmek lazım. Daha önceki yıllarda 1 milyon üzerinde roket atışı yapılırken, bu yıl 15.000 roket atılmış rivayete göre. Malum Yunanistan&#8217;ın kemer sıkma politikası.

Eğer olur da seneye gitmek isterseniz, atışları tüm ada genelinde rahatlıkla izleyebileceğiniz bölgeye merkezden otobüslerle, taksi ile gidebilirsiniz. 4-5 km kadar uzağında çünkü sadece. Ama dağa çıkmanıza pek de izin yok, belli bir noktadan sonra yürüyebilir ya da belediyenin tahsis ettiği otobüslerle çıkabilirsiniz. İstanbul metrobüslerine alışan için dert değil. Ama biz dağdan geceyarısı yürüyerek inmeyi seçtik. On dakikada da yokuş aşağı hop indik. Sadece seneye giderseniz, bilin diye.

Sonraki yazıda, biraz da Sakız&#8217;ın köylerinden bahsedeyim.

Şimdilik adio&#8230;The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-2/">Sakız’ın Hikayesi… &2</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sakız&#8217;ın Hikayesi&#8230; &#038;1</title>
		<link>https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-1/</link>
					<comments>https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-1/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2018 01:54:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı Dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tirtilindusu.com/?p=1318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun yollardan çıktım geldim yine, hoş geldim. Bir şeyler var aklımda, kalbimde yazılmayı isteyen. Ama öncesinde sembolleri nasıl okuyorsunuz, dedi bir öğrencim İzmir&#8217;de. Karşımıza her çıkan bilgiye sembol diyemeyiz, kabul. Hayat sanırım, sürekli bir şeyi okumakla yaşanmaz. Hatta sevdiğim bir söz de var, birileri yaşar, bir diğeri onu yazar, diye. Yazarken bile kopar insan. Ayrılır [...]</p>
The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-1/">Sakız’ın Hikayesi… &1</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<img decoding="async" class="aligncenter wp-image-2387" src="http://www.tirtilindusu.com/wp-content/uploads/2018/04/yary-dluhos-chios-greek-island-greece_1_82ba739b3049c9fc179e5bf402223fd5-300x233.jpg" alt="" width="1000" height="777">

Uzun yollardan çıktım geldim yine, hoş geldim.

Bir şeyler var aklımda, kalbimde yazılmayı isteyen. Ama öncesinde sembolleri nasıl okuyorsunuz, dedi bir öğrencim İzmir&#8217;de. Karşımıza her çıkan bilgiye sembol diyemeyiz, kabul. Hayat sanırım, sürekli bir şeyi okumakla yaşanmaz. Hatta sevdiğim bir söz de var, birileri yaşar, bir diğeri onu yazar, diye. Yazarken bile kopar insan. Ayrılır yaşamın içinden. Misal, gece 00:48. Eşim uyuyor, İstanbul&#8217;un yarısı, Türkiye&#8217;nin geneli uyuyor. Ben burdayım, gözleri apaçık, kelimelerin emirlerine amade&#8230;

Bir Zen üstadının hikayesini okudum. Ona bir soru sorulur. Elini suya batırır ve havaya kaldırır. Eli kurumuştur. Cevabı, yapma olur. Bu bereketli bir yol değil. Nereden bildin dediklerinde, doğadan der. O anda rüzgar esmiş eli kurutmuştur. Benzer bir öngörü soru astrolojisinde de var, bildiğim kadarıyla. Orada en önemli detay, sorunun sorulduğu anın kalitesi. Örneğin, siz iş değişikliği ile ilgili bir soru sordunuz. Astrolog, sizin doğum bilgileriniz bir yana, soruyu sorduğunuz anın bilgilerini alıyor ve gökyüzünü okuyor. Cevap, o anda.&nbsp;<span id="more-1318"></span>

Az önce bir soru sordum, kendimle ilgili oldukça önemli bir konuda. Git ya da gitme olmalı yanıt. Üç yanıt geldi, art arda. Üçü de istemediğim yanıttı. Bu da mümkün. Neyse, bu konumuz değil.

Geçtiğimiz hafta sonu Sakız&#8217;daydım. Burada gezi notlarımı pek paylaşmasam da Sakız kulağıma kulağıma üfledi &#8220;Yaz beni Yeliz, lütfen yaz beni diye.&#8221; Daha adaya adım attığım ilk dakika iç sesimde hikaye başlamıştı. Nasıl mı? Dinleyin bak, pek sembollü.

Benim gibi İzmirli iseniz, Sakız&#8217;a adım atmamış olmak ciddi bir ayıp, öyle ulu orta söyleyemezsiniz. Önce bunu bir belirteyim, sonra da ilk kez gittiğimi itiraf edeyim.

Yunanistan gezimi hatırlarsınız, orada 3 kardeştik ama zamanımın çoğunda erkek kardeşimleydim. Şimdi durumlar değişsin dedik, iki kız hazır vizelerimiz de varken, bir yerlere kaçalım, yakın olsun, ada olsun dedik. Haftalar öncesinden yaptık planı. Sadece adamız kesin değildi. Sakız&#8217;ın çevresinde dönsek de diğerlerine de aklımız gidiyordu. Kardeşim benim gibi değil tabii, hepsine defalarca gidince en az istediği yeniden Sakız&#8217;a gitmek oldu. Ama ben nedense Sakız dedim durdum. Buna rağmen, booking&#8217;ten Sakız yerine Sisam adasında bir otel kiralıyordum az daha. Daha da beteri bunu Sakız adasına gidip otelsiz kalarak öğrenmek olurdu, neyseki&#8230; -Gözlerim bozuk mu ne?- Sakız adasına bir adım atalım ve başbaşa huzurlu mu huzurlu iki gün geçirelim, uzun uzun konuşalım, yürüyelim, dinginliğe doyalım zaten Sakız&#8217;da başka bir hareket de yok nasılsa cümleleri son kararımız oldu.

Bundan sonrası bomba&#8230;

Çeşme&#8217;den feribotla 30 dakikada Sakız&#8217;a geçiyorsunuz. Eh 30 dense de, giriş çıkış kontrolleri ve yolda geçen süreyle toplamda 2 saati buluyor. Bilesiniz.

Cuma günü feribot firması seçerken, tamamen tesadüfen bir yazı gördüm Sakız&#8217;da Roket Savaşları diyen. Bir anda anlamadığım bir şekilde heyecanlandım. Bunu duymuş olmalıydım. Ama nereden, nereden?

Sonra hatırladım. Sanırım 2,3 yıl önceydi. Ayhan Sicimoğlu dünyayı gezer biz evde oturur izlerken, sadece kısa bir kısmına denk geldiğim programda oldukça masalsı bir yerdeydi. Sanki bir İtalyan köyüydü. O daracık sevimli bir sokakta yemek yiyor ve tepesinden havaifişekler, roketler atılıyordu. Bu bir gelenekti. Bir yandan da çanlar çalıyordu.

Aklımda, o kutlama yeni yıl kutlaması, yani Christmas, o yer de İtalya olarak kalmış.

Ve şu cümleleri kurduğum daha dün gibi aklımda.

&#8220;Bu anı yaşayacağım! Orada o anda olacağım.&#8221;

Hey gidi! Orası Sakız adasıymış. Benim kalben bağlı olduğum topraklar. O gece de Christmas değil, Paskalya&#8217;ymış. 40 günlük orucun son gecesi. &#8220;İsa dirildi! Gerçekten! İsa dirildi!&#8221; diye bağırıldığı geceymiş. Daha enteresanı, o fişekler, roketler yeni yıl için atılmıyormuş, iki kilisenin 100 yılı aşan süredir süregelen kavgasının espirili bir dille devamıymış.

Daha da enteresanı, biz Türkler buna çok meraklıymışız, vallahi bak.

Sanki Sakız adasının tepesi değildi izlediğimiz yer Kemeraltıydı. Neyse, o konu sonranın konusu.

Sakız&#8217;a hülyalı inişim öncesini duymalısınız.

Önce bir Yunan savaş gemisi bizi karşıladı sanırım Ege denizinde Yunan karasularına girdiğimiz noktada.

O an, işte dedim Yeliz. Yaratılan realite bu. Yine siyasetçiler karşı karşıya ve sen iki ülke dost olsun isteyen az sayıda insandan birisin. -Oysaki Çiprasçığım, ah koukle mou! Fotoğrafını masaüstü arka planım yapmayı düşünecek kadar derindim. Bilme, daha iyi.- Adamlar, gemileriyle, jetleriyle gayet mesajını veriyor. Eh, senin geldiğin taraf da armut toplamıyor. Durun siz kardeşsiniz! Ah bre!

Sonra, Paskalya sebebiyle gemideki 400 yolcunun dünyanın en yavaş kontrol noktalarından birinden geçmesini bekleyemeyeceğimizden, -yavaş ne kelime! yavaş ne kelime!- adaya 20 dakika kala dışarı çıktık. Bekleyip donmaya. Nitekim, bizden önceki geminin yolcuları da kontrolden geçmediğinden, kazandığımız bir şey olmadı, donan yüzüm, titreyen bedenim, arapsaçına dönen saçlarımla Kış Yarı&#8217;ndakilere benzemem dışında. Ama bir şey gördüm. Geminin yanında bir yunus! Bir avuç insan &#8220;Ayyyy, ayyy, orada orada!&#8221; dedik. Aynı deniz, aynı insanlar, çapraz kaderler. Aynı suda, bir savaş gemisi, bir de barışçıl yunus. Yor yorabildiğine. İkisi de bir de, her şey bir de. Kötü olmadan iyi yok, savaş olmadan barış yok, 3. boyut algısı, dualitesi de. Ama hepsi yerine, görünene aldanma sen, de. Görünen, sadece görünendir. Bilinen değildir. Bak derine, orada barış var. Savaş gemisini birçokları, barışçıl yunusu ise sadece bir avuç donmaktan korkmayacak cesur görür. -hihihihihihih :)-

Pasaportlarımızı damgalattık, karaya ayak bastık, sonra da koştur koştur İzmir lokmasını İzmir&#8217;den güzel yapan lokmacıya gittik. Üstüne nutella döktürdüğümüz harika lokmaları sıcacıkken yedik. Yanında iki de Greek coffee içtik. Yani Türk kahvesi. Adamlara kızmayalım. O kadar uzun süre iç içeydik ki, bizi ayırabilen utansın. Sürüyor kelime ve mutfağın kardeşliği böylece.

Sonrası yarına kalsın, çünkü seyahat bloğundan sembol bloğuna dönüşümü o yazı sağlayacak. Vallahi, bekleyin bak!The post <a href="https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-1/">Sakız’ın Hikayesi… &1</a> first appeared on <a href="https://www.tirtilindusu.com">Tırtılın Düşü</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tirtilindusu.com/sakizin-hikayesi-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
