Sakız’ın Hikayesi… &3

Nerde kalmıştık? Size  Sakız’ın köylerini anlatacaktım.

Sakız adasında ziyaret ettiğim köyleri birkaç başlıkla sıralayayım. Öncelikle köyler, güney ve kuzey olarak iki ayrı bölgede. Kuzey, güney kadar tercih edilmiyor. Bir nedeni, güneydeki köylerin bence daha masalsı olması, diğeri ise kuzeye giden yolların bir miktar deniz manzarası eşliğinde uçurum olması da olabilir. Ama abartmamak gerekirse, ülkemizdeki güney sahillerinin yollarından bir farkı yok. Tek farkı, biliyorsunuz Yunanistan, İspanya, İtalya gibi ülkelerde küçük yol kilisecikleri var. Bunlardan birini gördüğümüzde, dua edebiliriz. Anlamı, o bölgede birinin hayatını kaybetmesi demek.  Okumaya devam et “Sakız’ın Hikayesi… &3”

Sakız’ın Hikayesi… &2

*İlk yazımı okudunuz mu? Yemeğe ortasından başlamak olmaz. Öyle değilse, buyrun önce ilkine: Tıkk tıkk… *

Yola çıkmadan bir gece önce, bir televizyon programında İstanbul’un sembollerini tartışan iki kişiye denk gelmiştim. Anlatılana göre, Fatih Sultan Mehmet’in en büyük hayali aslında Roma İmparatoru olmaktı. Yani Roma’yı bir kültür olarak görmekte ve devamını Osmanlı ile getirmeyi istemekteydi. İstanbul’u aldı ve ölümüne yakın, Roma İmparatoru 1. Konstantin’in mezarının üzerine defnedilmeyi istedi. Okumaya devam et “Sakız’ın Hikayesi… &2”

Sakız’ın Hikayesi… &1

 

Uzun yollardan çıktım geldim yine, hoş geldim.

Bir şeyler var aklımda, kalbimde yazılmayı isteyen. Ama öncesinde sembolleri nasıl okuyorsunuz, dedi bir öğrencim İzmir’de. Karşımıza her çıkan bilgiye sembol diyemeyiz, kabul. Hayat sanırım, sürekli bir şeyi okumakla yaşanmaz. Hatta sevdiğim bir söz de var, birileri yaşar, bir diğeri onu yazar, diye. Yazarken bile kopar insan. Ayrılır yaşamın içinden. Misal, gece 00:48. Eşim uyuyor, İstanbul’un yarısı, Türkiye’nin geneli uyuyor. Ben burdayım, gözleri apaçık, kelimelerin emirlerine amade…

Bir Zen üstadının hikayesini okudum. Ona bir soru sorulur. Elini suya batırır ve havaya kaldırır. Eli kurumuştur. Cevabı, yapma olur. Bu bereketli bir yol değil. Nereden bildin dediklerinde, doğadan der. O anda rüzgar esmiş eli kurutmuştur. Benzer bir öngörü soru astrolojisinde de var, bildiğim kadarıyla. Orada en önemli detay, sorunun sorulduğu anın kalitesi. Örneğin, siz iş değişikliği ile ilgili bir soru sordunuz. Astrolog, sizin doğum bilgileriniz bir yana, soruyu sorduğunuz anın bilgilerini alıyor ve gökyüzünü okuyor. Cevap, o anda.  Okumaya devam et “Sakız’ın Hikayesi… &1”