Öyle-sin-e

Bir an için daha fazlası olduğunu düşün:

Okuduğun bütün kitaplardan,

Sevdiğin hikaye kahramanlarından,

İçtiğin güzel şaraplardan,

Gördüğün tüm günbatımlarından

ve göremediğin yıldızlardan.

Kumunu sevdiğin denizlerden,

Yeşilini sevdigin vadilerden,

Sevdiğin tüm insanlardan

ve sevemediklerinden.

Geçtiğin dostlardan

ve geçemediklerinden.

İhanetlerden. Heyecanlardan. Gözyaşı ve kahkahadan.

Sözlerden, canını yakan sözlerden

ve yara bandı olanlardan.

Konuştuğun tüm dillerden

ve henüz bilmediklerinden.

Adım attığın tüm kara parçalarından

Seni yeniden çağıran, seni sessizce çağıran… 

ve nefesin yettiğince atacaklarından.

Gördüğün rüyalardan

rüyanda bile göremediklerinden.

Aldığın bütün kararlardan

ve henüz alamadıklarından

Hepsinden fazlası olduğunu düşün

Çünkü zaten öyle-sin…

 

Okumaya devam et “Öyle-sin-e”

Kitap Önerisi: İletişimde Kalınan Kitaplar

Bu dünyaya dönüşmeye, tekamül etmeye geldik ve farklı titreşim ve frekanslarla, maddeyle, diğer insanlarla temas ettiğimiz her salise bunu gerçekleştiriyoruz. Öyleyse, ne mutlu dönüşüm yolculuğunda kendisini dikey besleyenlere…

Size o yolculukla eşlik edecek bazı kitapları burada listeleyeceğim. Ancak, listeye geçmeden bir şeyin altını çizmek isterim. Bu kitaplar bana kendi dönüşümümde yardımcı olmuş ve halen yardımcı olmakta olabilir ama size hitap etmeyebilir. Bir başkası benim başucu dediğim bir kitap hakkında olumsuz düşüncelere sahip olabilir. “Hangi kitapları okumalıyım?” sorusu bana daimi olarak sorulduğundan, bende etkisi olan bazı kitapları sizinle paylaşmak istedim. Kitapların tamamına yakını ruhsal dünyaya ait, bazıları ise roman olmasına rağmen içlerinde hazineler var. Dilerseniz kitapların isimlerini alın gözlerinizi kapatın ve kalbinize sorun. Hafif mi ağır mı? Cevabı hissiniz versin… Okumaya devam et “Kitap Önerisi: İletişimde Kalınan Kitaplar”

Tırtıl İstilası

Düşünden uyanamamış tırtılınızdan kocaman sevgiler canım arkadaşlar 🙂

Nasılsınız? Rüyalar yazılarımla yakaladığım müthiş ivme birkaç gün kendimi nadaslayayım ardından theta healingi anlatayım derken, neredeyse bir buçuk aylık bir dinlenme ile sonuçlandı.

Çünkü neydi o söz “Kul plan yapınca kader gülermiş.” Biraz gülüştük. Üzerimizden koca bir ağustos ve -neredeyse- eylül geçti. Bana kalırsa, hepimiz için gökyüzü açısından yoğun enerjilerdi, biraz sınandık farklı yerlerden. Belki biraz köklendik, belki de köklerimizden olduk. Neticede, her ruhun sınavı kendine…

Yazılarıma devam etmeden önce, minicik bir ses vereyim ve bloğumu her gün yazı yazdım mı diye kontrol eden birkaç sevimli tırtıl sevinsin, sevildiğini bilsin istedim. Bir de tırtıl istilası var anlatacağım. Durun nereden başlasam? Yine şaşırdım.
Okumaya devam et “Tırtıl İstilası”

Sen Yine Hobi Olarak Aydınlan…

 

Jung der ki, “Bir insan aydınlığı hayal ederek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanır.”

Bu söz, bir gün içinde iki kez karşıma çıkınca, içimde ayrı ayrı uyanışlar gerçekleşti. Okuduğum her şey zihnimde birleşti ve sonra bu yazıya vesile oldu.

Ruhsal çalışmaların başında, çoğumuzun içinde aynı niyet tohumlanır. Bizi farkındalıklı bir insan yapacak, ruhani olan üst çakralarımızın (aslında üst bilincimizin) açılması. Görünenin ardındakine, bilinmeyen, unutulan sırlara uyanış. Oysa, ruhsal çalışmalar yapan kişilerle konuştukça, kendi üzerimde ve başkalarının üzerinde çalıştıkça hep aynı şeyi gözlemliyorum. Sorun üçüncü göz değil aslında, sorun çok daha temel. Sorun, bu dünyaya köklenmemizi sağlayan ilk çakralarımızda. En ilkel yanımız olan, yaşama köklenmeyi, cinselliğin ilkel halini, parayı, maddeyi, aidiyeti ve daha birçok şeyi simgeleyen o kök çakrada.

Okumaya devam et “Sen Yine Hobi Olarak Aydınlan…”

Bir Frekans Meselesi…

Kabuslar ya sadece rüyalarımızda değilse? Biz her gün onları gözlerimiz açıkken yaratıyor sonra hayatımızın gerçeği haline getiriyorsak?

Neden bazı insanlar sıklıkla güzel şeyler deneyimlerken, diğerleri bu dünyada kaçındığımız görece daha mutsuz sayılabilecek deneyimleri yaşamak durumundadır sizce?

Daha şanssız oldukları için mi? Yaşamda bazı konularda birkaç adım geride olduklarından mı? Yoksa, buna inandıkları ve yarattıkları için mi? Acılara ya da mutsuzluklara tutunmak denileninden belki.

Zihninizin bir radyo olduğunu düşünseydiniz, nasıl bir radyo kanalını dinlemek isterdiniz?

Hüzünlü mü? Neşeli mi? Öfkeli mi? Romantik mi?

Peki, diyelim ki güzel şeyler yaşamak istiyorsunuz. Kendinizi hafif ama güçlü hissettirecek, sizi hayata bağlayacak şeyler. Aklınıza ilham perileri salacak olanlar. Zihniniz bir radyo ise, öfkeli müzik yapan bir kanalda bunlara rastlayabilecek misiniz? Okumaya devam et “Bir Frekans Meselesi…”