Sen Yine Hobi Olarak Aydınlan…

 

Jung der ki, “Bir insan aydınlığı hayal ederek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanır.”

Bu söz, bir gün içinde iki kez karşıma çıkınca, içimde ayrı ayrı uyanışlar gerçekleşti. Okuduğum her şey zihnimde birleşti ve sonra bu yazıya vesile oldu.

Ruhsal çalışmaların başında, çoğumuzun içinde aynı niyet tohumlanır. Bizi farkındalıklı bir insan yapacak, ruhani olan üst çakralarımızın (aslında üst bilincimizin) açılması. Görünenin ardındakine, bilinmeyen, unutulan sırlara uyanış. Oysa, ruhsal çalışmalar yapan kişilerle konuştukça, kendi üzerimde ve başkalarının üzerinde çalıştıkça hep aynı şeyi gözlemliyorum. Sorun üçüncü göz değil aslında, sorun çok daha temel. Sorun, bu dünyaya köklenmemizi sağlayan ilk çakralarımızda. En ilkel yanımız olan, yaşama köklenmeyi, cinselliğin ilkel halini, parayı, maddeyi, aidiyeti ve daha birçok şeyi simgeleyen o kök çakrada.

Okumaya devam et “Sen Yine Hobi Olarak Aydınlan…”

Bir Frekans Meselesi…

Kabuslar ya sadece rüyalarımızda değilse? Biz her gün onları gözlerimiz açıkken yaratıyor sonra hayatımızın gerçeği haline getiriyorsak?

Neden bazı insanlar sıklıkla güzel şeyler deneyimlerken, diğerleri bu dünyada kaçındığımız görece daha mutsuz sayılabilecek deneyimleri yaşamak durumundadır sizce?

Daha şanssız oldukları için mi? Yaşamda bazı konularda birkaç adım geride olduklarından mı? Yoksa, buna inandıkları ve yarattıkları için mi? Acılara ya da mutsuzluklara tutunmak denileninden belki.

Zihninizin bir radyo olduğunu düşünseydiniz, nasıl bir radyo kanalını dinlemek isterdiniz?

Hüzünlü mü? Neşeli mi? Öfkeli mi? Romantik mi?

Peki, diyelim ki güzel şeyler yaşamak istiyorsunuz. Kendinizi hafif ama güçlü hissettirecek, sizi hayata bağlayacak şeyler. Aklınıza ilham perileri salacak olanlar. Zihniniz bir radyo ise, öfkeli müzik yapan bir kanalda bunlara rastlayabilecek misiniz? Okumaya devam et “Bir Frekans Meselesi…”