Seni İçime Gömdüm

“Eline tüfeğini alıp fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak, önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütmezdi onları.” 

Lise ikinci sınıftaydım, hafta sonları dershaneye gidiyordum. (Bir nesil bunu yaptı, evet.) Bir Edebiyat öğretmeni vardı, sınıfta sevgilisi olduğunu gördüğü iki kıza, üniversite sınavını kazanana kadar sevgililerinizi içinize gömün, bir kitap var alın onu da üstüne okuyun, demişti. Kitabı koşarak henüz hiç sevgilisi olmamış, bir süre daha hiç sevgilisi olmayacak olan ben almıştım. -Biliyorsunuz ki, birileri yaşar birileri yazar. Ben birileri yaşarken okuyanım genellikle.- Çok etkilenmiştim, ama o zamana dek gerçek bir sevgiyi tatmamış biri için dilini bilmediği ama ortak kelimelerden ve tanıdık görsellerden anlamaya çalıştığı yabancı yemek kitaplarından az farklıymış kitap da. Okumaya devam et “Seni İçime Gömdüm”

Kendime Ait Bir Oda

“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın.”

Okuduğunuz sözler, kült bir kitap olan Kendine Ait Bir Oda’nın yazarı ve bilinç akışı tekniğinin öncülerinden Virginia Woolf’e ait. Bilinç akışı, normalde okunması zor bir teknik olsa da, Woolf’ün bu kitabı onun en rahat okunan hali ve her kadın tarafından keşke okunası… Okumaya devam et “Kendime Ait Bir Oda”

Pastanın Şanslı Dilimi

2018 yeni bir işe başladığım, çok gezdiğim, çok eğlendiğim, yeni birçok arkadaş edindiğim, çok güldüğüm, gözyaşı da hiç eksik olmayan ama dönüp baktığımda asla unutamayacağım dolu dolu bir yıl oldu. Ama yılın son gününde oturur da bunları düşünürüm derken, zihnim bambaşka bir anıya gitti. Hep yazmak istediğim, birkaç nedenden ötürü içten içe kendime kırıldığım, yine de detaylarını anımsamaktan mutluluk duyduğum. Düşünürken içim ısındı. Okumaya devam et “Pastanın Şanslı Dilimi”

Tuhaf Denklem

Fantastik adını verdiğim bu hayatı oldukça tuhaf bir denklemin içinde buluyorum bazen. Hemen “daha yüksek bir bakış açısını seç” uyarısını yapıyorum kendime. Bazense, kusura bakma canım, diyorum. Bugün biraz dümdüz bakacağım konuya, hatta dümdüz bakarken içimi hafifleten küfürler de edeceğim, buna da ihtiyacım var, diyorum. Okumaya devam et “Tuhaf Denklem”

Bir Denizin Kıyısında…

Bu gece Instagram‘da bir yaratım çalışmamız var, gökyüzünün bizi destekleyen etkisiyle 22:10’da. Beni en çok etkileyen, yüksek benliğimizin bize bu akşam yol göstericiliğinin belki her zamankinden daha net olabilecek olması. Öğrencilerim bilir, benim yüksek benliğimle diyaloglarımdan bazen bir kitap çıkar diyorum.

Astrolog arkadaşım Tolunay, bu etkinin 2020’ye dek bir daha oluşmayacağını söyledi. Bir önceki çalışmamızı yine Instagram’da duyurmuştuk ve onlarca mesaj almıştım yaratımın etkisiyle ilgili. Bu küçük duyurumun ardından, sabah yüksek benliğimle rüya ve vizyon sınırındaki sohbetimizi aktarmak istedim. Aslında, daha ben bu etkiyi bilmeden, bu yazıyı yazacağımı biliyordum da.   Okumaya devam et “Bir Denizin Kıyısında…”

Belirsizlik Denizinde Giderken

İlginç bir yıldan geçtin, belki daha da ilginç olacak yenisi.
Biz adını “fantastik” koyduk bu yılın. Fantastiğin üstüne ne tanımlanır, yaşayıp göreceğiz.

Dört duvar ve biraz da pencere evimde, yalnız bir gecede yazıyorum bu yazıyı. Odam loş, birkaç mum yaktım gecemi onurlandırmak için, arkadan usulca sevdiğim bir müzik çalıyor. Günün üçüncü kahvesini içtim başlarken. Birileri dört duvar pencere evlerinde yalnız okuyor şimdi yazımı. Birileri yeraltında, metroda kalabalığın arasında tek başına benimle konuşuyor okurken. Bir başkası korkuyla bir dişçi koltuğuna oturmadan hemen önce denk gelecek belki. Durup düşünüyorsun, durup düşüneceksin. Ben de düşünüyorum. Biraz önce elimden bıraktığım eski bir dostun cümlesini; Okumaya devam et “Belirsizlik Denizinde Giderken”

Acıyı Dönüştürmek

Kalbimin bir yanıyla ayak izlerini yürüdüğüm Tezer Özlü, şöyle demişti:

“… hiç değilse acıları dönüştürecek sözcüklere sahip olduğumu düşündüm. Ama diğer insanlar, acılarını, yaşantılarını, uykusuz gecelerini, umut ve umutsuzluklarını ne yapıyorlar?”

Tezer Özlü’nün bu sorusunu elimde kağıtla, kalemle ya da gece yarısı bir klavyenin başında kendime kaç kez hatırlattım bugüne dek, bilmiyorum. Her defasında “Sahi ne yapıyorlar?” diye sorarak. Belki bir heykel, belki bir örgü, belki birkaç müzik tınısı, nehrin altındaki nehre insan ruhunu bağlayan herhangi bir şey işte, en iyi ihtimalle. Okumaya devam et “Acıyı Dönüştürmek”

Theta Healing: 27- Gün Sonu Raporu

Bayağıdır hikayenin geri kalanını anlatmıyorum size. Oysa, itiraf etmem lazım. Sıklıkla dönüp eski yazılarımı okuyup bazen “Ah!” diyorum biliyor musunuz? Ah, üzüntüden değil. Nasıl berrak bir zihinle ve nasıl güzel anlatılmış hikaye. Fazlası yok eksiği çok. Ama en çok, içimdeki saf sevgiyi hissediyorum yeniden okurken. Saf niyet, saf sevgi. Çok az kişinin gerçekten hatırladığına ama uyanışın başladığına duyulan inanç. Hala öyle güçlü ki! Okumaya devam et “Theta Healing: 27- Gün Sonu Raporu”

İçine Akan Gözyaşlarının Heykeli

İlk kez bir yazımı tren yolculuğunda yazıyorum. Bu yazıyı yazmayı bir ay ertelemiş olmamı ve bu ana denk getirmemi ise gülerek kutluyorum 🙂

İşin aslı, bekleyen yazılar var. Yeni bir yolculuk, yeni hatırlananlar olacak dilerim. Yarından itibaren onun içindeyim. Ama onun öncesinde anlatmasam olmaz bir hikaye: gözyaşı şişesinin, sayım şiirinin, arapsaçının ve dört haftalık emeğimin, ilk heykelimin, oğlan beklerken fırından kız gelenin hikayesi.

Bir zamanlar, burada bir yazı yazmıştım. En çok okunan yazım oldu sayenizde. Google’dan ona gelen olmuyor ama sıralı okuyanlar sayesinde yerini koruyor hala 🙂  Okumaya devam et “İçine Akan Gözyaşlarının Heykeli”