Theta Healing: 25- Balık, Balık, Balık…

Yunanistan’ın yaşattığı büyülü theta healing anılarıma bayılmıştınız, doğruyu söyleyin. Ama hikaye, öyle hemen bitmiyor. -Çok şükür- Zamanın içinde yeni karşılaşmalar, olasılıklarla kendisini yazıyor. Gelin size yeni sembolümden bahsedeyim. Vaktiniz var mı? Yazmazsam unuturum, işte bundan çok korkuyorum. Üstelik yazı bilinen en eski meditatif uygulamalardan, boyutlar arasına açılan en büyülü kapı. E, yazım dilimi de seviyorsunuz. Kendime saklamamın bir anlamı yok 🙂

Bir gün burada anlatmak istediğim bir deneyimim var. Çok etkilendiğim arketiplere dayalı bir danışmanlık hizmeti aldım şubat ayında. Çok saygı duyduğum kişilerden. Rüyamda onlarla görüşüyorum yeniden. Bir sorum var sanki, ama sorumun ne olduğunu bilmiyorum. Bana tek bir cümle söylüyorlar. “Zamanı geldi, hastaneye git.” Sonra beni aile yemeklerine davet ediyorlar ve şöyle diyorlar. “Bugün balık günümüzdü.” Onlara sarılarak balıklarla dolu masaya oturuyorum. Uyandığımda mutluyum ama korkuyorum da. Bilinen hiçbir sağlık sorunum yok, her gün kendime beden taraması yapıyorum. Vianna, korktuğunuz hastalıkları bedeninizde göremezsiniz, demişti. Bu cümleyi unutmaya çalışıyorum.  Okumaya devam et “Theta Healing: 25- Balık, Balık, Balık…”

Theta Healing: 22- Evren Rehberdir Ruhu Uyanana…

– Theta healing eğitimi almalı mıyım? Bu benim için iyi mi?

– Bir gül ile bir gül bahçesi satın alıyorsun.

Bir gül ile gül bahçesi kurmak… Dünden beri bu cümlenin içindeyim. Tüylerim diken diken. Dün ilk İstanbul grubumdan Meltem paylaştı benimle bu anıyı. Eğitim için Cevaplar Kitabını açmış ve bu cümleler çıkmış karşısına Mesnevi’den.

Geçtiğimiz yıllarda bir kaktüs almıştım Ikea’dan. Benim için anlamlı bir döngüde. “Ölür.” demişlerdi alırken. “Buralardan alınanlar yaşamaz.” Biliyorum, duyar çiçekler ve konuşurlar da. Ama ne kaktüs duydu bu sözü ne ben. Biz birbirimize inandık, üçten ikiye koşulsuz sevgi aktı sadece. Gel zaman git zaman… Okumaya devam et “Theta Healing: 22- Evren Rehberdir Ruhu Uyanana…”

Rüyalar: Pelikanların Rüyası

IV.

Upuzun bir sahildeyim. Sırtım denize dönük, deniz açık mavi, sonsuz ve pırıl pırıl. Kumlar muhteşem. Burası benden başka hiç kimsenin olmadığı bir deniz kıyısı. Sağ yanımdaki bembeyaz tüylü turuncu gagalı  devasa pelikanı ve sol yanımdaki minicik kulübeyi saymazsak. Hepimizin sırtı denize, yüzü ise sonsuz kum tanelerine bakıyor. Pelikana mesafeli, kulübeye ise yakınım. Pelikan birden devasa kanatlarını açıyor. Nefes dahi almadan izliyorum. Sadece kanatlarını açarak, bir kez bile çırpmadan gökyüzüne yükseliyor. Ama nasıl bir yükseliş! Sanki bir sanat! Sanki bir görünmez iple yukarı çekiliyor doğrusal bir şekilde. Sonra bulutları geçmeye başlıyor. Her bulutta “Ah” diyorum aşağıda, “Şimdi o buluta kafasını çarpacak.” “Şimdi yok olacak!” Ama o yükseldikçe yükseliyor, yükseldikçe yükseliyor ve görünmez oluyor. Hissettiğim büyülenme ve hayranlık. Ama tam o anda beklemediğim bir şey oluyor. Pelikan aynı rahatlık ve hızla, yine sadece kanatlarını açarak ve doğrusal bir şekilde yeryüzüne dönüyor. Yaklaştıkça, nefesim kesiliyor, kalbim deli gibi çarpıyor. Her nedense, onun beni öldüreceğinden eminim. Sürekli “Beni öldürmek için geliyor, bana zarar verecek.” diyorum ve yapabileceğim tek şeyi yapıp kulübeye giriyorum. Okumaya devam et “Rüyalar: Pelikanların Rüyası”

Tırtılın Düşü

kelebek2 (1 of 1)-4

Bundan bir buçuk yıl önce, 2 mayıs 2015’te mucizevi bir şekilde bir araya gelen dokuz kadın,  hem hayatın hediyesi hem de bir dönüşümün başlangıcıydı hepimiz için. Orada iki Yeliz olduğumuzdan, ikinci adım, yaptığım kitap kurtlarından ötürü ‘tırtıl’ oldu. 3 yıllık şekerden ürünler hayatımda en gurur duyduğum şeydi kitap kurtlarım. Dolayısı ile, tırtıl ismi benim için bir mutluluk ve onur oldu hayatımdaki dokuz kadınla.

Okumaya devam et “Tırtılın Düşü”