Sohbet: 2. Merkürün Kadar Konuş

Her şeyin ilk şeysi bu mitolojiyle başlamış ya hani. Hıh, biz de oradan başlayacağız. Tatlı tatlı.

Şimdi bu Merkür, Tanrıların en hınzırı, en akıllısı, akıllı olduğu için sıkılıyor zahir. Ne yapacağını bilemiyor. Bana kalırsa, fazla zeka ve enerjisinden kabına sığamıyor Merkür. Böyle olunca da, babası Zeus bir işe yara oğlum, tut bir şeyin ucundan, diyor, bunu Tanrıların habercisi yapıyor. Ölülerin ruhlarını yer altına götürüyor, çıkıp ineklerini çalıyor birilerinin, öyle güzel de lir çalıyor ki kalpleri de büyülüyor. Hem akıllı, kurnaz, hem de hızlı. Alıyor bilgiyi oradan oraya taşıyor. Aslında çok da yargısız; Ulak yani. Haliyle kumarbazların, hırsızların koruyucu Tanrısı da oluyor. Diğer ismi ne biliyor musunuz? HERMES! Hani şu çanta markası. Hani bir araba parası olan. Aha, bildiniz. Tesadüf mü? Hıh, tabii tesadüf tabii…  Okumaya devam et “Sohbet: 2. Merkürün Kadar Konuş”

Sohbet: 1. Gel Birlikte Demlenelim

Dem nedir biliyor musunuz? Nefes, soluk demek dem. Bir de Güzel Kelimeler Dükkanı öğretmişti ki, “hemdem” var. Arkadaş, o nasıl güzel kelime! O ne tatlı ifade! Canciğer, samimi dost demek.

Stefano D’anna, Tanrılar Okulu‘nu okuyan herkes benim sonsuza kadar dostum, demişti. Ben de en başından beri, bu bloğu okuyan herkes benim sonsuza dek dostum, diye düşünüyorum. İçimi açmışım, o da almış kabul etmiş, belki bana birkaç sırrını bahşetmiş, belki bunu sadece içinden konuşarak yapmış. Ne fark eder? Zihnim, kulağım bilmez. Bilmesin de. Ruhum kalbim bilir. Okumaya devam et “Sohbet: 1. Gel Birlikte Demlenelim”

Theta Healing: 30- Erdemleri Acıyla Öğrenmek

“Çok daha kolay geçen yaşamların da oldu. Ama onlardan pek fazla bir şey öğrenemedin.” Michael Newton

Yazmak istediğim çok şey var ama ne zaman kelimelere kalem tutsam çil yavrusu gibi dağılıyorlar bu ara. Kendi içimde spiralde kıvrıla kıvrıla sessizleştiğim, dem aldığım bir dönemdeyim. Ve tam o anda Michael Newton’ın bilmem hangi kitabında okuduğum bu cümle geliyor ve bana yazdığım alıntıyı söylüyor. Bugün bir kez daha aynı hissi yaşayınca, tamam dedim. Konumuz meğer buymuş 🙂

En çok kullandığım cümle “Acıyla tekamül etme zorunluluğuna gerek olmadığı” Neden? Bunu sürekli kendime hatırlatıyorum da ondan. Hatırlatırken üzülüyorum da bazen. Yine neden hatırlamam gerekti diye. Konu Mirkelam şarkısına dönüşüyor gözümde: “Sonra üzülsem, üzüldüğüme üzülsem…”

Seminerlerde, bu konuyu yüksek benlikle anlatırım. Yüksek benlik, ileri seviye (2. aşama) seminerinin konusudur ve neden acıyla tekamül ettiğimizi bana en iyi açıklayan olmuştur.

Bu dünyaya birçoğumuz bir amaç için geldiğimize inanırız. Açıkçası, inanmak bende neredeyse bilmek noktasındayken bile şunu itiraf edebilirim, eğer böyle olmasaydı bile o amacı yaratmak, bence hayrımıza olurdu. Hepimiz güçlü roketler ya da hızla fırlayacak oklar gibiyiz ama bir hedef/amaç yoksa roketin de okun da bir anlamı yok.   Okumaya devam et “Theta Healing: 30- Erdemleri Acıyla Öğrenmek”

Fili Anlamak

Şubat 2018’di, hep bir gün kapısını çalacağımı düşündüğüm bir çiftin kapısının çaldım. Bilgilerine, bilgiyi kullanma şekillerine saygı duyduğum. Henüz seminer düzenlemeye yeni başlamıştım. Çok hevesliydim. Ben dönüşüyordum, insanlar dönüşüyordu. Sanki dünya, benim dünyam bambaşka bir hale evriliyordu. Bir basamak atlar ve tüm oluşu birkaç basamak daha manzaralı izler gibiydim. Hala o histeyim.

Oraya neden gittiğimi bilmiyordum, sezgilerimi dinlemiş, eşim dışında da kimseye bir kelime dememiştim. Ama duyacaklarımı biliyormuşum, duyunca karşılıklı anladık. O gece orada duyduklarımı zaten gitmeden hatırlamışım ama neredeyse cümle cümle hala hiç unutmadım.  Okumaya devam et “Fili Anlamak”

Işığını Saç Diye Seni Kırıyorum

Hepimizin, hikayesi kendimize has yaralarımız var. Bu yaralar bizi arayışa itiyor, iyileşmeyecek gibi duruyor, biz onun şifasının peşinde koşuyoruz, tam iyileşecekken kabuğu kopuyor, iyileşme sürecimiz yeniden başlıyor ve o yara bir şekilde gündemini koruyor. İşin enteresan yanı, kendinde şifası için yöntemler aradığın, tam potansiyel sergilediğin bu yara, senin o arayışın sayesinde başkalarında şifalanıyor.

 

Yaran, belki ıssız bir ada sandığın varoluşunu, bir olduğun bütüne açıyor.

Okumaya devam et “Işığını Saç Diye Seni Kırıyorum”

Theta Healing: 28- Derin Kazılardan…

Emily Schmith’e ait Digging tablosu

Birkaç haftadır, şişmiş bir burun ve boğazda yanmayla uyanıyorum. Hikaye çok tanıdık. Allerji… ve yaklaşan bahar. Geçtiğimiz yıl, gluten, süt ürünleri, kafein, meyve, şeker ve tahmin edebileceğiniz her şeyi içeren bir diyete girmiş ve tüm bu sorunlardan kurtulmuştum. Son dönemde, yediklerime hiç dikkat etmediğimden (yok ay boğadaydı, İzmir boyozuydu, şehir dışında olunca sınırsız yemekti, anne yemekleri vs. gibi sınırsız bahane listemden ötürü) bir ay içinde de genellikle 3 şehir değiştirdiğimden, konu geri döndü. Sabah bir akrabam aradı ve sesim nedeniyle çok hasta olduğumu falan sandı. Telefonu kapatınca kendime, hadi kızım otur kendini kaz, ilaç almıyorsun, çalışma yapmıyorsun, her sabahın böyle mi geçsin birkaç ay dedim. Tabii ki, gözümü bile açamamışken oturup kendimi kazmadım. (Hep dürüst olacağım bu konularda, biliyorsunuz değil mi?) Onun yerine çay içip brownie yedim! Resmen intihar. Neyse…

Yediğimiz, içtiğimiz konunun sadece bir kısmı, diğer kısmı ise buna neden olan duygu ve programlarımız. Bunu theta healing advanced seminerinde de detaylı konuşuruz. Örneğin, diyelim ki ben bir vitamini meyveden alamıyorum. Bu aslında sadece vitamin eksikliği sorunu değildir, vitaminler ikinci varoluş seviyesindedir. O seviyenin var oluş enerjisi sevgidir. Bu benim sevgiyi alamadığım anlamına gelir. Sevgi konularında çalışana dek, dışarıdan vitamin alarak ancak ikinci varoluş seviyesiyle dengelenirim. Birinci varoluş seviyesinden bir minerali bedenim alamıyorsa, bu kez de konu destektir, desteklenmektir. Çalışacağım konular bunlardır, gibi…

Son derece keyifsiz uyandığımdan, güne daha dingin başlamak ve biraz kafamı dağıtmak için elime yarım kalan bir kitabımı aldım. Spiritüel Yasalar/ Diana Cooper.

Spiritüel yasalardan bağlılık konusuna geldim. Diyordu ki, “Bağlı olduğunuz şey, her kim ya da her neyse, sizi manipüle edebilir. Artık özgür olamazsınız. İpin ucunda sallanan bir kukladan farkınız kalmaz.”  Okumaya devam et “Theta Healing: 28- Derin Kazılardan…”

Güzel Şeylerden

Hadi güzel bir şeyler söyle bana.

Gelmekte geciken bir baharın neşesinden

Güzel bir şeyden bahset

Zeytin ağaçlarından

Her şeyin güzel olacağından

En güzel günlerimizi henüz yaşamadığımızdan

Bir yağmur sonrasında hissettiklerinin deminden

Boşa geçtiğini düşündüğün ama hiç boşa geçmemiş bir kıştan

Geçmez dediğin genel geçer acılardan

Kimliğine işlenmiş bir hüzünden geriye kalandan

İlla ki güzel olsun Okumaya devam et “Güzel Şeylerden”

Seni İçime Gömdüm

“Eline tüfeğini alıp fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak, önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütmezdi onları.” 

Lise ikinci sınıftaydım, hafta sonları dershaneye gidiyordum. (Bir nesil bunu yaptı, evet.) Bir Edebiyat öğretmeni vardı, sınıfta sevgilisi olduğunu gördüğü iki kıza, üniversite sınavını kazanana kadar sevgililerinizi içinize gömün, bir kitap var alın onu da üstüne okuyun, demişti. Kitabı koşarak henüz hiç sevgilisi olmamış, bir süre daha hiç sevgilisi olmayacak olan ben almıştım. -Biliyorsunuz ki, birileri yaşar birileri yazar. Ben birileri yaşarken okuyanım genellikle.- Çok etkilenmiştim, ama o zamana dek gerçek bir sevgiyi tatmamış biri için dilini bilmediği ama ortak kelimelerden ve tanıdık görsellerden anlamaya çalıştığı yabancı yemek kitaplarından az farklıymış kitap da. Okumaya devam et “Seni İçime Gömdüm”

Kozada İki Yıl…

Merhaba arkadaşım,
Bu yazıyı dün yazmaya başladım, 28 Ocak sebebiyle ama sözü kısa tutamadım. Bugüne kaldı.
Okuyucu diye başlamıştım iki yıl önce, çünkü sandım ki okuyup çıkacaksın hayatımdan. Ama biz seninle arkadaş olduk, ben seni bilmesem de bazen, gönül bağı kurduk, oturduk kahve içtik bazen, bazen bir yorumdan selamını aldıkça mutlu oldum, bazen de elele tutuşup gözlerimizi kapatıp birbirimizi kazdık 🙂 (Olayların buraya geleceğini ben de düşünmemiştim evet 🙂 )
Bana bir blog yazacaksın bilgisi geldiğinde, zaten aktif bir bloğum vardı ve çalışmalarımı sergiliyordum orada. Tuhaf bir bilgiydi. Ben eğitimini aldığım işimi bırakmış, pastacılık yapıyordum. İlgi alanlarım kalabalıktı, ama adı Tırtılın Düşü olan bir bloğu yazma ve dönüşümü anlatma fikri? Aman Allahım! Anlatacak neyim vardı ki. Anlatabileceğim birkaç konuyu da okuyanlar bana “deli” demeden nasıl anlayacaklardı?
Kendimi çok hafife almışım, okuyucularımı da. 🙂 Okumaya devam et “Kozada İki Yıl…”

Kendime Ait Bir Oda

“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın.”

Okuduğunuz sözler, kült bir kitap olan Kendine Ait Bir Oda’nın yazarı ve bilinç akışı tekniğinin öncülerinden Virginia Woolf’e ait. Bilinç akışı, normalde okunması zor bir teknik olsa da, Woolf’ün bu kitabı onun en rahat okunan hali ve her kadın tarafından keşke okunası… Okumaya devam et “Kendime Ait Bir Oda”