Hint Sineması: Sefer Tası- Rastlantılar

“- Adamın bu yemekten bir lokma bile alınca sana Tac Mahal yapar.

– Tac Mahal mezar sayılır.”

35 yıl aynı kurumda çalışan bir adamı düşünün. Emekli olmasına bir ay kalmış, eşi yıllar önce vefat etmiş. Sayılarla, neşesiz, ciddiyetle ve yalnızlıkla geçen günlerin içinde ya da sonunda…

Öte yandan, bu dünyada milyonlarcasının benzer duygularda olduğu bir kadını düşünün şimdi. Mutsuz, tadı tuzu olmayan bir evliliği var. O evliliği üst kattan sesini duyduğumuz mentörü sayılabilecek teyzesinin yardımı ile baharatlarla renklendirebileceğini, iyi bir yemekle eşinin ilgisini çekebileceğini düşünüyor. Anlaşılan dünya genelinde, ataerkil toplumun yarattığı, erkeklerin çalışıp para kazanırken, kadınların sadece çocuk bakıp yemek yaptığı şu sözün yaygınlığı var: “Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.”  Yemeklerle, kalp yolu açılmayıp sadece bir organ olarak mide dolunca, çareyi güzel tariflerde ve baharatlarda arıyor Ila. Mutfağın büyüsü baharatlar değil mi? Hele ki, coğrafya Hindistansa…  Okumaya devam et “Hint Sineması: Sefer Tası- Rastlantılar”

Hint Sineması- My Name is Khan: I am not a terrorist

Bu film bir çığlık. İyi bir insan olmak üzerine bir çığlık. Dünyanın en sakin ama en gürültülü ve etkili çığlığı aynı zamanda. “My name is Khan, and I’m not a terrorist.”

Gelin önce en başa gidelim. Filmin başrolündeki Risvan Khan karakteri, doğuştan itibaren farklı bir çocuk. Çok zeki ve asperger sendromundan muzdarip. Mary and Max’i izleyenler hatırlayacaktır, asperger sendromu kişinin dış dünyadan ayrışmasına neden olan bir rahatsızlık, kişiye içe dönük olma, empati yeteneğine sahip olmama gibi özellikler veriyor. Aslında, karşımızdaki insanın dünyayı ve olayları bizden farklı algılamasını sağlayan bir genetik bozukluk ve otizmin bir kolu diyebiliriz asperger sendromu için.

Khan, çocukluğundan itibaren asperger sendromunun sıkıntısını yaşıyor. Ama öyle bir annesi var ki, onunla sevgiyle ilgileniyor ve şefkatle dolu dünya görüşünü aşılıyor. Okumaya devam et “Hint Sineması- My Name is Khan: I am not a terrorist”

Hint Sineması- Lion: Evimi Bulmalıyım

Lion, aylar önce izlediğimde günlerce masum ve çaresiz bir “Guddu” sesinin kulağımdan gitmediği film. Yazarın kendi hayatını anlattığı “A Long Way Home” isimli kitabından uyarlanmış.

Tam anlamıyla bir Hint filmi değil Lion, ama tam anlamıyla uzakları birleştiren ve Hindistan’da başlayan ve biten bir film.

Filmi izledikten sonra düşünüyorum. Bilmiyoruz ve şüphesiz bilmemiz gerekmiyor ama, dünyada inanamayacağımız kadar enteresan ve üzerine bir hayatın adandığı nice kavuşma, nice hüzün, nice mutluluk hikayesi var kim bilir. Bazıları bize ulaşıyor, iyi ki de ulaşıyor. Destek veriyor, kendinden bir şey bulanlara, umut oluyor… Üstelik, ben hiçbir yazarın hiçbir senaristin, hayat kadar muazzam senaryolar yazabileceğine de inanmıyorum. Bunu da, sınırlı bir akıl ve kavrama yeteneği ile söylüyorum. Mesela, hayatlarımıza yukarıdan bakabilsek, öyle ilginç bağlantılar göreceğiz ki. Yanımızdan rastgele defalarca geçen ama dikkatimizi çekmeyen birisi, 5 yıl sonra evlendiğimiz kişi olacak belki.  Okumaya devam et “Hint Sineması- Lion: Evimi Bulmalıyım”

Hint Sineması-PK: Yanlış Numaradaki Tanrı

PK incelemesi ve üzerinde konuşulması en zor olan konulardan birine değinen ve üzerinden cesurca sorgulamalarda bulunan bir film. Ana konumuz din, dinler…

Kendisinden çalınan eve dönüş biletini arayan PeeKay, kısa sürede anlıyor ki, ne kendisi ne de polisler onu bulabilecek ve araştırmaya geldiği dünya gezegeninde sonsuza kadar kalacak. Danıştığı herkes, “Sana sadece Tanrı yardım edebilir.” dediği için, Tanrı’yı aramaya başlıyor PK. Nerede bu, herkesin inandığı, herkesin her konuda ona güvendiği, ama hep şekil değiştiren, hep farklı şeyler isteyen ve hep korkutan Tanrı? Bir Tanrı hindistan cevizini seviyor, bir diğeri ondan sıkıldığı için daha pahalı olan şarabı, bir diğerinin ise sokağına dahi şarapla girilmiyor… Sahi madem tek bir Tanrı var, neden bunca çelişki? Ve madem o seni duyuyor, dinliyor, öyleyse neden bunca aracı? Neden bunca şiddet? Neden insan eliyle yapılmış, boylarına göre parayla satılan ve içinde verici olmasını umduğu tanrı oyuncakları?  Okumaya devam et “Hint Sineması-PK: Yanlış Numaradaki Tanrı”

Hint Sinemasının İzinde

Hint sineması dediğinizde aklınıza gelenler?

  • 3 saati bulan, hatta geçen film süreleri,
  • Bir filmin içinde 3-4 ayrı film izleme şansı (?),
  • Filmin sürekli bittiğini sanmamız ama aslında yeni başlıyor oluşuyla bizde yaşattığı şaşkınlık,
  • Rengarenk giysiler, bir araya getirmekten bir o kadar korktuğumuz tüm renklerin ahengi ve uyumu,
  • Kutsal yerler, vurgulanan farklı inançlar,
  • En net şekilde, replik ve duygularla bize söylenen kapsayıcı ve birleştirici mesajlar,
  • Ama en önemlisi, acı içinde gözlerimizden yaşlar süzülürken birden o zaman dans müzikleri ve şarkıları…
  • Aamir Khan.

Okumaya devam et “Hint Sinemasının İzinde”

Kitap Önerisi: İletişimde Kalınan Kitaplar

Bu dünyaya dönüşmeye, tekamül etmeye geldik ve farklı titreşim ve frekanslarla, maddeyle, diğer insanlarla temas ettiğimiz her salise bunu gerçekleştiriyoruz. Öyleyse, ne mutlu dönüşüm yolculuğunda kendisini dikey besleyenlere…

Size o yolculukla eşlik edecek bazı kitapları burada listeleyeceğim. Ancak, listeye geçmeden bir şeyin altını çizmek isterim. Bu kitaplar bana kendi dönüşümümde yardımcı olmuş ve halen yardımcı olmakta olabilir ama size hitap etmeyebilir. Bir başkası benim başucu dediğim bir kitap hakkında olumsuz düşüncelere sahip olabilir. “Hangi kitapları okumalıyım?” sorusu bana daimi olarak sorulduğundan, bende etkisi olan bazı kitapları sizinle paylaşmak istedim. Kitapların tamamına yakını ruhsal dünyaya ait, bazıları ise roman olmasına rağmen içlerinde hazineler var. Dilerseniz kitapların isimlerini alın gözlerinizi kapatın ve kalbinize sorun. Hafif mi ağır mı? Cevabı hissiniz versin… Okumaya devam et “Kitap Önerisi: İletişimde Kalınan Kitaplar”

Rüyalar: Pelikanların Rüyası

IV.

Upuzun bir sahildeyim. Sırtım denize dönük, deniz açık mavi, sonsuz ve pırıl pırıl. Kumlar muhteşem. Burası benden başka hiç kimsenin olmadığı bir deniz kıyısı. Sağ yanımdaki bembeyaz tüylü turuncu gagalı  devasa pelikanı ve sol yanımdaki minicik kulübeyi saymazsak. Hepimizin sırtı denize, yüzü ise sonsuz kum tanelerine bakıyor. Pelikana mesafeli, kulübeye ise yakınım. Pelikan birden devasa kanatlarını açıyor. Nefes dahi almadan izliyorum. Sadece kanatlarını açarak, bir kez bile çırpmadan gökyüzüne yükseliyor. Ama nasıl bir yükseliş! Sanki bir sanat! Sanki bir görünmez iple yukarı çekiliyor doğrusal bir şekilde. Sonra bulutları geçmeye başlıyor. Her bulutta “Ah” diyorum aşağıda, “Şimdi o buluta kafasını çarpacak.” “Şimdi yok olacak!” Ama o yükseldikçe yükseliyor, yükseldikçe yükseliyor ve görünmez oluyor. Hissettiğim büyülenme ve hayranlık. Ama tam o anda beklemediğim bir şey oluyor. Pelikan aynı rahatlık ve hızla, yine sadece kanatlarını açarak ve doğrusal bir şekilde yeryüzüne dönüyor. Yaklaştıkça, nefesim kesiliyor, kalbim deli gibi çarpıyor. Her nedense, onun beni öldüreceğinden eminim. Sürekli “Beni öldürmek için geliyor, bana zarar verecek.” diyorum ve yapabileceğim tek şeyi yapıp kulübeye giriyorum. Okumaya devam et “Rüyalar: Pelikanların Rüyası”

Rüyalar: Şimdi Tatlı ve Kahvelerimizi Alabiliriz…

 

I

Hazım kısmında ilk kez bir soru içimde yankılanmıştı. Rüyalar, hayatımızın takip ettiğimiz simgeleri, belki de en mahremimiz… Burada tanımadığım herhangi bir insanın tıklaması ile karşısına çıkmalı mıydı? Bu kadar açık olmam doğru muydu? Yaralanabilirdim.

Düşünün ki, bir insanla ilişkinizin mahremi pek de mahrem değildir aslında. Neticede iki kişi arasındadır. 3. kişilere ulaşma olasılığı her zaman söz konusudur. %50’si diğer kişinin inisiyatifindedir. Ama sizin ruhsal deneyimleriniz… Sadece dikey düzlemden size akan bilgiler. %100 mahremiyet. (Bildiğimiz kadarıyla?)

Neyse ki, prensip olarak önce yapar sonra düşünürüm. 🙂 Okumaya devam et “Rüyalar: Şimdi Tatlı ve Kahvelerimizi Alabiliriz…”

Rüyalar: Hazım…

Davetimden ve size sunulanlardan memnun kaldınız mı? Uzun bir geceyi ve yemeği paylaştık. Öncelikle, çok teşekkür ederim. Masadaki bazı yüzleri tanıyorum bıraktıkları yorumlardan. Bazıları ise (ki sayıları yüzlerce) görünmez ama meraklı hayaletler. O hayaletleri merak ediyorum. Başından beri sessizce okuyanlar, sayınız hiç az değil. Sizin isminizi de yorum kısmında görmemiz mümkün mü? Bana özelden yazdığınız her güzel cümleyi ve isminizi sadece o gün için aklımda tutabiliyorum. Bu bilgi de ben zaten dmden ya da farklı yerlerden yazmıştım diyenlere olsun.  Okumaya devam et “Rüyalar: Hazım…”