Acıyı Dönüştürmek

Kalbimin bir yanıyla ayak izlerini yürüdüğüm Tezer Özlü, şöyle demişti:

“… hiç değilse acıları dönüştürecek sözcüklere sahip olduğumu düşündüm. Ama diğer insanlar, acılarını, yaşantılarını, uykusuz gecelerini, umut ve umutsuzluklarını ne yapıyorlar?”

Tezer Özlü’nün bu sorusunu elimde kağıtla, kalemle ya da gece yarısı bir klavyenin başında kendime kaç kez hatırlattım bugüne dek, bilmiyorum. Her defasında “Sahi ne yapıyorlar?” diye sorarak. Belki bir heykel, belki bir örgü, belki birkaç müzik tınısı, nehrin altındaki nehre insan ruhunu bağlayan herhangi bir şey işte, en iyi ihtimalle. Okumaya devam et “Acıyı Dönüştürmek”

İçine Akan Gözyaşlarının Heykeli

İlk kez bir yazımı tren yolculuğunda yazıyorum. Bu yazıyı yazmayı bir ay ertelemiş olmamı ve bu ana denk getirmemi ise gülerek kutluyorum 🙂

İşin aslı, bekleyen yazılar var. Yeni bir yolculuk, yeni hatırlananlar olacak dilerim. Yarından itibaren onun içindeyim. Ama onun öncesinde anlatmasam olmaz bir hikaye: gözyaşı şişesinin, sayım şiirinin, arapsaçının ve dört haftalık emeğimin, ilk heykelimin, oğlan beklerken fırından kız gelenin hikayesi.

Bir zamanlar, burada bir yazı yazmıştım. En çok okunan yazım oldu sayenizde. Google’dan ona gelen olmuyor ama sıralı okuyanlar sayesinde yerini koruyor hala 🙂  Okumaya devam et “İçine Akan Gözyaşlarının Heykeli”

Theta Healing: 26- Söz Onlarda…

İstanbul basic dna gruplarımdan ikincisi… Bağını hiç koparmayan, en aktif whatsapp grubunu oluşturan altı kişi… Uzun zamandır onlardan gelen yorumları paylaşacaktım, hep bir engel çıktı. Şimdi üçünün bloğuma göndermiş olduğu yorumları derledim sizinle paylaşacağım 🙂 Ben ilk günün enerjisinden şimdi geldiğimiz noktaya inanamıyorum. Buna tanık olmak öylesine güzel ki… Hepimizin yolu bir, ışık ve sevgi olsun… Okumaya devam et “Theta Healing: 26- Söz Onlarda…”

Theta Healing: 25- Balık, Balık, Balık…

Yunanistan’ın yaşattığı büyülü theta healing anılarıma bayılmıştınız, doğruyu söyleyin. Ama hikaye, öyle hemen bitmiyor. -Çok şükür- Zamanın içinde yeni karşılaşmalar, olasılıklarla kendisini yazıyor. Gelin size yeni sembolümden bahsedeyim. Vaktiniz var mı? Yazmazsam unuturum, işte bundan çok korkuyorum. Üstelik yazı bilinen en eski meditatif uygulamalardan, boyutlar arasına açılan en büyülü kapı. E, yazım dilimi de seviyorsunuz. Kendime saklamamın bir anlamı yok 🙂

Bir gün burada anlatmak istediğim bir deneyimim var. Çok etkilendiğim arketiplere dayalı bir danışmanlık hizmeti aldım şubat ayında. Çok saygı duyduğum kişilerden. Rüyamda onlarla görüşüyorum yeniden. Bir sorum var sanki, ama sorumun ne olduğunu bilmiyorum. Bana tek bir cümle söylüyorlar. “Zamanı geldi, hastaneye git.” Sonra beni aile yemeklerine davet ediyorlar ve şöyle diyorlar. “Bugün balık günümüzdü.” Onlara sarılarak balıklarla dolu masaya oturuyorum. Uyandığımda mutluyum ama korkuyorum da. Bilinen hiçbir sağlık sorunum yok, her gün kendime beden taraması yapıyorum. Vianna, korktuğunuz hastalıkları bedeninizde göremezsiniz, demişti. Bu cümleyi unutmaya çalışıyorum.  Okumaya devam et “Theta Healing: 25- Balık, Balık, Balık…”

Bulanık Sular Üzerine Serilmiş Bir Köprü Gibi

Hayatımın son iki ayı, alev alev yanan ama bir o kadar dingin, sessiz bir ateş. Bozcaada’da kendimle başbaşa kaldığım o dolunay gecesinden, akrep dolunayından beri… Bir şeyler yıkılıyor ve daha derin bir şey kuruluyor belli ki. Zaten, son iki dolunayın güneş burcum olan akrep ve yükselenim yayda olduğu düşünüldüğünde, astroloji de aynı bilgiyi veriyor. Ve sezgisel insanlar için ucu bir şeye çıkacak o delirtici sessizlikle baş etmek… Ne demek istediğimi bilenler mevcut, biliyorum.

Az önce başka bir yazının içindeyken ve az daha paylaşacakken, bir titreşim hissettim omuzlarımda ve birden gönderilen bir düşünce formu kafamın içinde bir yerde. Bana, “Ben bulanık suların üzerindeki o köprü olacağım, beni daha önce hiç böyle derin hissetmedin, lütfen devam et,” diyen. Okumaya devam et “Bulanık Sular Üzerine Serilmiş Bir Köprü Gibi”

Sakız’ın Hikayesi… &3

Nerde kalmıştık? Size  Sakız’ın köylerini anlatacaktım.

Sakız adasında ziyaret ettiğim köyleri birkaç başlıkla sıralayayım. Öncelikle köyler, güney ve kuzey olarak iki ayrı bölgede. Kuzey, güney kadar tercih edilmiyor. Bir nedeni, güneydeki köylerin bence daha masalsı olması, diğeri ise kuzeye giden yolların bir miktar deniz manzarası eşliğinde uçurum olması da olabilir. Ama abartmamak gerekirse, ülkemizdeki güney sahillerinin yollarından bir farkı yok. Tek farkı, biliyorsunuz Yunanistan, İspanya, İtalya gibi ülkelerde küçük yol kilisecikleri var. Bunlardan birini gördüğümüzde, dua edebiliriz. Anlamı, o bölgede birinin hayatını kaybetmesi demek.  Okumaya devam et “Sakız’ın Hikayesi… &3”

Sakız’ın Hikayesi… &2

*İlk yazımı okudunuz mu? Yemeğe ortasından başlamak olmaz. Öyle değilse, buyrun önce ilkine: Tıkk tıkk… *

Yola çıkmadan bir gece önce, bir televizyon programında İstanbul’un sembollerini tartışan iki kişiye denk gelmiştim. Anlatılana göre, Fatih Sultan Mehmet’in en büyük hayali aslında Roma İmparatoru olmaktı. Yani Roma’yı bir kültür olarak görmekte ve devamını Osmanlı ile getirmeyi istemekteydi. İstanbul’u aldı ve ölümüne yakın, Roma İmparatoru 1. Konstantin’in mezarının üzerine defnedilmeyi istedi. Okumaya devam et “Sakız’ın Hikayesi… &2”