Karpuz Tarlasında Çocuklar

-Çalışacağımız konu nedir?

“İçimde bir kapı var. Arkasında mucizelerin olduğunu hissediyorum ve kapı kilitli değil. Ama dokunmak istemiyorum. Sanki tam potansiyelimi sergilemekten korkuyorum bazı konularda. Tüm gücü elime almak bana korkutucu geliyor gibi hissediyorum.”

Doğru sorularla olaya gidiyorum. Gücü eline almaktan duyulan korkunun, ilk başladığı noktasına zaman spiralinde. Olay geliyor.

“8 yaşındayım sanırım. İlk kez bir köye gidiyorum hayatımda. Orada pek tanımadığım akrabalarım yaşıyor. İlk kez gittiğim için, özellikle benimle yaşıt olan akrabalarım bana karşı çok ilgililer ve mutlular. Hatta sanki beni mutlu etmek gibi bir görevleri olduğu hissindeler. Gittiğim ilk ev çok büyük, çiftlik gibi. Çok iyi ağırlanıyoruz. Sonra ikinci eve gidiyoruz. Mütevazi bir ev ilkine göre. Onların da tarlaları varmış. Kendimi bir karpuz tarlasında suçluluk duygusuyla kendimi tutmaya çalışırken görüyorum.

-Tam olarak ne oluyor o tarlada?

Silik silik… Hatta böyle bir anıya sahip olduğumu şu ana dek anımsamıyordum bile. Bir grup çocuk karpuz tarlasındayız. Bıçak var. Eğilip karpuzları ortadan ikiye kesip bırakıyorlar. Ve ben kendimi çok suçlu hissediyorum. Sanki benim yüzümden karpuzlar zarar görüyor gibi.

Şimdi biraz daha iyi anımsıyorum. İkinci eve gittiğimizde, en sevdiğim meyveyi soruyorlar. Karpuz, diyorum hevesle. Zaten başka bir meyve de sevmiyorum.
Karpuz tarlamız var bizim, diyorlar. Sonra biz birkaç çocuk karpuz tarlasına gidiyoruz, ben seviyorum diye. Ev sahibinin kızının elinde bıçak. Tarlada her bulduğu karpuzu ikiye ayırıyor. Henüz olmadığını görüyoruz karpuzun. Bunun tadı kötüdür diyor ve bir diğerine gidiyor. Ben sanırım “Böyle yapmamalıyız.” diyorum. Ama “Tarlada çok karpuz var, sorun değil.” diyor. O an, bizim eve bir tane alındığını ve kötü çıksa da yediğimizi düşünüyorum sanırım. Bayağı bir karpuzu heba ettikten sonra, nihayet olmuş sayılabilecek bir tanesini bulup duruyoruz.

-Sonra ne oluyor?

Büyükler geliyor. Karpuzların birkaçını görüp şaşkınlık geçiriyorlar, burada ne oldu diye. Yemek istedik ama kötülerdi, diyor kız. Onlar bir şey demiyor. Ama ben kendimi aslında hiç iyi hissetmiyorum. Hissettiğim “Buraya zarar verdik. Böyle olmamalıydı.” 

Bıçağı elinde tutan ve tarla sahibi, mülkiyetten ötürü güçlü olan. Karpuzlarsa, sadece potansiyellerini yerine getirmeye çalışan meyveler şu anki bakış açımla.

-Sence bu anı sana ne öğretiyor?

Güç ve güce sahip olmak zararlıdır, hatta bir tür kibirdir. Kötüdür. Mülkiyet zararlıdır.

Kas testiyle pozitif olanları bulup inançları değiştiriyorum.

-Bu olaydan başka ne öğrendin?
Burada çok var cümlesi var ya, sanki bir şey elimde çok olursa onu mahvedebilirim gibi.
Zarar vermemek için her şeyin azına sahip olmalıyım.
Her şeyden çokça olursa, zarar veririm…

Yerine, bolluk ve bereketin güvenli olduğunu, zarar verme zorunluluğu olmadan da bolluğu deneyimleyebileceğini yükleyerek değiştiriyorum ve kas testi yapıyorum.

Ruhunun kazanımlarına geçiyoruz:
Sanırım, isteklerimi söylemenin zararlı olduğunu anladım. Sonra da, bana bir şey sorulduğunda, örneğin başka bir anıda, 13-14 yaşlarımda hayatımda ilk kez o dönemin lüks bir restoranına götürülmüştüm normalde hiç tanımadığım birilerinin çocuklarıyla, menü geldiğinde “Fark etmez” diyerek aslında istediğim yemeği seçmemiştim. Hatta içlerinden birisi “Menüde fark etmez diye bir yemek mi var?” diye sorup dalga geçmişti. O günden sonra, isteklerim hakkında diğerlerinden talepte bulunmayı bıraktım. Ve bunun yerine gerekirse “Aç değilim. Bir şey istemiyorum. Fark etmez.” diyerek geçiştirmeyi ve bazen de susmayı öğrendim.

-Geçiştirince ya da susunca ne oldu?

Böylece, bir kez daha kimse ya da hiçbir şey benim istediğim şey için zarar görmemiş oldu. Masumiyeti korudum.
Ve bir de neyi istiyorsam, başkasından beklemek yerine her zaman çalışıp kendim aldım.
-Çalışkan bir insan mısın?
Çok. 18 yaşımdan beri ihtiyacım olan hemen hemen her şeyi kendim aldım.

Test:
“Masumiyeti korumak için isteklerim konusunda yalan söylemeliyim…
Diğerlerinden bir şey istemek, istediğim bir şeyi dile getirmek diğerlerine zarar verir.
Ancak diğerlerinden bir şey talep etmezsem çalışkan bir insan olurum.”

-Peki, tüm bunların sonunda ne oldu?
Kimse üzülmedi. Mutlu oldular…

Test:
“Diğerlerini mutlu etmek benim görevim.
Diğerlerini mutlu etmek için susmalıyım, isteklerimi dile getirmemeliyim.
Ancak kendimi suçlu hissedersem masumiyeti korurum, diğerleri mutlu olur.”

Çalıştığım kişi ileri seviye bir Theta Healing uygulayıcısı olduğundan ilave sorular soruyorum. Onun da sormasını istiyorum. Çalışma yüksek benlik ve Yaradan düzeyinde devam ediyor.

“Ruhumun, sorumluluğu ve idrak sahibi olmayı öğrenmek istediği hissi geliyor.

Tarlada sorumsuzca davrandığımızı ve idrak edemediğimizi söylüyor sanki. Yanlış bir şey yaptığımızı hissediyordum ama idrak edememiştim aileler gelene dek.
Ve bir de iyilik, zarafet ve saygı hissi geliyor. İyi bir insan olmayı, zarafetle hareket etmeyi ve var olan her şeye saygı duyup özenle gözetmeyi öğrendim bu deneyimden.”

-Öyleyse, bu deneyime bu harika erdemleri sağladığı için teşekkür edip bitirebiliriz. Şimdi, o kapının kapalı durmasının, gücünü tam anlamıyla ele almamanın sana şu ana dek nasıl hizmet ettiğini görüyor musun?

Evet, bu sayede hiçbir canlıya bilerek zarar vermedim. İdraki ve sorumluluk duygusunu kazandım. Çalışkanım. İyi bir insan olmaya çalıştım kendimce. Ve bunları korumak için gücü elime almak istemiyormuşum.

-Peki şimdi o kapıyı açıp, gücünü eline alıp hala iyi bir insan olabileceğini biliyor musun?
Elbette!

-İlk adımı nasıl atacaksın?
… (Bana kalsın 🙂 )
*
Çok fazla mail ve dm alıyorum Theta Healing danışmanlığı için. Bu çalışmayı yazmamın bir tek nedeni var, konumuz her ne olursa olsun, ister bir kaza, ister bir boşanma, ister bir hastalık, parasızlık ya da potansiyelinin altında olduğu duygusu… Konu her zaman iyiliklerdir.
Biz ruhumuzu geliştirmek için bu dünyaya doğarız. Ve ruh bazen hastalıkla, bazen kıtlıkla, bazen problemlerle deneyimlerden iyilik kazanır.
Bu nedenle, bakış açımız “Ben bu sorundan kaç çalışmada kurtulurum?” “Çalışma kaç para?” noktasından, ruhum hangi erdemi geliştirmek için bu durumu deneyimlemeyi seçmiş noktasına geçmeli, en azından bu çalışmanın içinde diye düşünüyorum.

*
Biraz kaba bir tabir sayılabilir ama bir astroloji hocam olumsuz etkilerden bahsettikten sonra hep şu cümleyi kuruyor konuşmalarında: “Allah da sizi kahretmek istemiyor canım. Tekamül edin diye!”
Neden zorlukla tekamül ettiğimizi seminerler ilerledikçe anlıyoruz. Başka yolu yok farkındalığı olmayana.
Ama olana?
Kimse size mucizelerden bahsetmeyebilir. Ama mucizeler var. Her an. Hızır gibi yetişen mucizeler. Ama sadece bunun için alanında izin olana geliyorlar. İzin de, bu gibi çalışmalardan geçiyor işte.

*
Danışmanlıkla ilgili yazı yazmadan, bu son örneği vermek istedim bu nedenle.
Yazının adını en sevdiğim kitaplardan biri olan Çavdar Tarlasında Çocuklar’dan aldım son anda. Çünkü, her zamanki gibi anlattığım hikaye bana aitti. Çalıştığım kimsenin hikayesini burada yazamazdım 🙂
Bir sonraki yazımda danışmanlıklardan bahsedeceğim.
Sevgiyle…

Yeliz

 

“Karpuz Tarlasında Çocuklar” için 4 yorum

  1. Muhteşemsin Yeliz harika bir eğitmen ve mucize ötesi bir danışmansin.ikisinide deneyimledigim için çok şanslıyım. Tadı damağımda kaldı yani ikisi içinde.Bi yonetmen gibi Sahneliyorsun yani bilinç altını coook etkileyiciydi.Hala kendimi öyle kazanıyorum. Herkese tavsiye ediyorum💖❤💎🍀💝

Bir Cevap Yazın