İstedikleri Kişi Olmak

Bloğumu takip edenlerin en çok kendimden örnekler anlattığım yazıları okumayı ve öğrencilerin de deneyimlerimi seminerlerde de dinlemeyi sevdiklerini bildiğimden 24 saatlik bir emin miyim sorusuna evet eminim cevabımla birlikte size bir kazma hikayesi daha anlatmak istedim. Yine kendimi ifşa ediyorum, hayırlısı.

Dün Instagram hikayemde Eskişehir’de seminerime gelen Gülçin’e sınıfta örnek kazma yaptığımı, fibromiyalji konusunda çalıştığımızı ve sonuç olarak da kazma sonrası ağrılarının tamamen geçtiğini paylaştım.

Ve bingo, hikayeyi paylaşır paylaşmaz sağ kasığıma bir ağrı girdi. Gece iki sularında Eskişehir’e gelmiş, molasız 2 şehir ve 4 seminer geçirmiş, iki gün sonra bir diğer seminere yola çıkacak biri olarak zaten bel ve ayak ağrısıyla uyanmıştım, kasık ağrısı tuzu biberi oldu.

Bir buçuk yıl önce o ağrı nedeniyle acile gittiğimde orada bir kist olduğunu öğrenmiş bir daha da doktora gitmemiştim. Ağrısı olmadığından gitmem de gerekmemişti demeyeceğim, biliyorum herkes rutin kontrollere gitmeli. Neyse.
Burada tuhaf olan benim doktora gitmemem değil, o kiste hiçbir çalışma yapmamış olmam. Burada hemen şunu söyleyeceğim, şu an iş olarak seminer düzenleyen ve danışmanlıklar veren birisi olmakla birlikte, kendime yapmak istediğim çalışmalardan asla kaçmadığımı belirtmek isterim. Theta Healing bakış açısı, şifacı kendini şifalandırmamalı ya da şifalandıramaz değil, bilakis şifa senden başlar bakış açısına dayanır. Hatta Vianna’nın bir örneği hep aklımda, evinde kalabalık bir davet var ve tetiklendin. İlk yapacağın şey, hemen kendine bir on dakika ayırıp içine dönmen.
Ama hepimizin, fark etmeden atladığı konular var bu hayatta. Bu konu benim hayaletim, fark etmeden atladığım. Hem acil bir durum olmadığından ve acı da çekmediğimden, hem de kendi alanımda daha çok çalıştığım ve şifalandığım konuların çok şükür ki sağlık yerine diğer konular olmasından.

Şimdi, önce bu yazıda ne anlatmak istediğimi açıklamalıyım.

  1. Bazı konular, aslında gündem olmayı hak etse de, onları görmüyor olabiliriz. Beyin, bizi acıdan uzak ve hayatta tutmak ister. Aslına bakarsanız, acı illüzyonu birçok konunun altındadır.
  2. Baktığımız bakmadığımız her konunun altında bir hizmet vardır.
  3. Her konuya bakmak zorunda değiliz 🙂

Bu yazıyı yazma nedenim ise, mini mini theta healerlara bir kazma örneği göstermek, danışmanlık almak isteyenlere ise hangi semineri tamamlamış öğrenciden nasıl bir kazma alabileceklerini gösterebilmek. Diğerlerine de, hoş zaman geçirtmek 🙂 Yani nesi hoşsa 🙂 (Yanlışlıkla geldiyseniz, anı olur devam edin.)
*

Sağ kasıkta minik bir ağrı, yumurtlama dönemi, kist tetikleniyor, ben de şifalanan bir öğrencimden bahsetmişim, buradayım Yeliz bana neden hiç bakmıyorsun diyor. O an, sana neden bakmıyorum hakikaten diyorum içimden.

Elimi ağrıyan bölgeye koyuyorum. Konuş benimle diyorum. Kazma gibi bir niyetim yok o an, sadece meraktayım mesajını.

“Kontrol etmek istemiyorum.” diyor ağrı.
“Neyi?” diyorum içimden.
“Operasyon olmadan iyileşirsem hep dikkat etmek zorunda kalırım. Ben dikkat etmek istemiyorum.”

Daaan diye kalıyorum. Yahu, kistim neyi kontrol ediyor ki bu hayatta?

İçimden bir ses, bulaşma bu konuya diyor. Zaten yorgunum, zaten günlerdir çalışıyorum kendime. Bugün için tek planım, yatak odasındaki yataktan salondaki kanepeye geçip uzunca yatmak. Hadi kalk bir kahve yap da kazma kaynasın diyorum.

Kahvemi içerken, ben buradayım diyor yine. Susmayacak anladım. Ağrı kesici içmek mi, neyin var diye sormak mı? Normalde içmesem de, uykusuz, yorgun ve 8 saatlik otobüs yolculuğu sonucuyum canım, içilir yani.
Tabii ki sormak seçimim. Diğeri şu an bu bünyeye uyuşturucu. Her anlamda uyuşmaya karşıyım.
Kendimi kazma çalışmasına alıyorum 🙂
*

Başlangıç seminerinde biz 5+2 soruyu öğretiriz kazma çalışmasında. Amaç bu sorularla kök inanca neden olan olayı bulmaktır. Yani bir olay ararız, çalışmamızda ve olayın kazanımı olan kök inancı.
İleri seviye seminerinde, sorulara zorunluluk bırakmalar ve hizmet eklenir. Yani, kazma çalışmasında sadece his yüklemesi yapmayız, kişinin zorunluluk hislerini de alırız, kazmadan kök inanca geçer, hizmetine odaklanırız.
Derin kazma ise gelir duygundan seni alır. Hızlıca seni olaya götürür, hepsinin üstüne çıkarsın o en üstte erdemleri bulursun aşmak istediğin konuda. Sonra da şöyle dersin,
“Vay be, bu iyilik için, bu erdemler için ben bu acıyı çekiyormuşum! Vay arkadaş!”
*

Tek bir soru sormadan beni sadece bir dakikada olaya götürüyor o ağrı. Neden ona bakmadığım sorusunu sorduğumdan, bana neden ona bakmadığımın yanıtını vermek istiyor.
*

Bir bayram günü. Gitmeyi çok sevdiğim bir akrabamın evindeyim. Uslu uslu koltukta oturuyorum. Ev güzel, onlar da tatlı, sakin, munis insanlar. Her zaman evlerinde güzel tatlılar var. Ev, mütevazi ama konforlu. Mobilyalar özellikle çok güzel. -Hay Allah, kistim bu bayram el öpmesinde ne yapıyor!-

Babam buraya gelmeden önce gergin, sinirli. Genelde böyle. Her zaman fevri, sinirli, kimseyle konuşmayan, atak ve agresif biri. O zamanki algım, babamın işinde başarılı olduğu için böyle olduğu. Yani “başarılı erkekler gülmez, somurtur, konuşmaz, ciddilerdir, duygularını belli etmezler…” Bunlar babama bakarken oluşturduğum kök inançlar. Dolayısıyla, onlar yerinde olsa, yani değiştirmemiş olsam, hayatımda hep böyle erkekler olacak. Mevki, para, güç sahibi ama duygusuz ve sinirli. Gözümdeki bu başarılı adam, güç demek de aynı zamanda. Sonuçta, bana Maslow’un ihtiyaçlar piramitindeki birçok ihtiyacımı veriyor. Al sana bir de güç temasını duygusuz, sinirli, somurtkan ve iletişime kapalı erkeklere verme ihtiyacı. Neyse ki, alanımda bu inanç da yok.

Oradaki görevim, uslu uslu oturmak, bana sorulan sorulara cevap vermek, arada mutfağa gidip ayak altında dolanmadan içeridekilere su götürmek gibi. Her davranışımı, her cümlemi kontrol etmeliyim. Ve susmalıyım, çünkü çocuğum. Ve aslında çok sıkılıyorum. Sıkıntıdan patlıyorum. O koltuktan kalkmak, oynamak, eğlenmek istiyorum. Ama sıkıysa yap.(“Çocuklar susmalıdır. Sevilmek için davranışlarımı ve sözlerimi kontrol etmeliyim. Ancak, onların istediği gibi davranır ve uslu durursam sevilirim.” yine konuşan kök inançlar)

Buraya kadar başlangıç semineri kazması. Hadi biraz ilerleyelim.
*

Uslu uslu oturup onların istediği gibi davranırken bir güzellik oluyor. Babam  ondan büyük akrabasıyla konuşmaya başlıyor. Bambaşka bir tonda, içinin güzelliğini görüyorum. Ne kadar bilge bir adam olduğunu görüyorum o zamanki aklımla. Anlattığı konular, iş, güç, siyaset ama gözümde artık bambaşka bir noktada. Dinledikçe bu kadar şeyi bilmesine hayran oluyorum. Hatta o arada eve başka insanlar geliyor, o adamlar da konuşuyor ama hiçbiri gözümde babam kadar bilge ve güçlü değil. 
Ve sohbetten o kadar keyif alıyorum ki (şu an düşününce gerçekten tuhaf, konular kötüye giden ekonomi, başbakan, siyaset, dolar, mark, iflaslar, belediyecilik gibi temalarken…) sırf daha fazla dinleyebilmek için, neredeyse nefes alışımı bile kontrol ediyorum, sessizleşiyorum, hiçbir şey bu konuşmayı bölsün benim varlığımı görsünler istemiyorum. Artık o koltuktan kalkmak istemiyor içim. Aksine, koltuğun kendisi olayım da dinleyeyim hiç duymadığım bu konuşmaları.

Burada zorunluluklara temas ediyorum, bazısı: Sevilmek için uslu durmak, onların istediği gibi davranmak, nefes alışını bile durdurmak, gücü erkeklerde arama, erkek gibi konuşma, gücü ve bilgeliği ciddi konularda aramak ihtiyacı…

Peki iyiliklere geçelim, ruh ne kazanıyor burada?
Bilgelik ve fayda kazanıyor her şeyden önce. Oradaki o bilgiyi alıp sonra okulda arkadaşlarına hiç bilmediği anlarda satıveriyor 🙂 Uslu durup dinlediği o konuşmalar sayesinde kendini ne kadar da bilge hissediyor birçok konuda. Okulda, kompozisyon yarışmalarında, öğretmenlerinin gözünde güç elde ediyor.

Sonra tabii şu zorunluluk gelişiyor, bilgeliği, güçlü kişiliği geliştirmek için sessiz kalma, kenarda köşede kalma, konuşmaların muhattabı değil de tanığı olma, bilgelik için katlanma, bilgelik için oyunlardan, arkadaşlardan, neşeden, dişilikten vazgeçme… Bilgeliği sadece kendini kontrol ederek ve otoritenin kendisini kontrol etmesine izin vererek, sürekli dikkat ederek öğrenme gibi…

Hepsini tek tek serbest bırakıyorum. Özgürleştiriyorum alanımı. Kendim için alanımda, kolaylıkla bilgeliğe giden yola alan açıyorum.

Kazmanın sonrası daha da sürprizli devam ediyor. Ama burada daha fazlasına gerek yok 🙂
*
Ve sonunda şunu anlıyorum.
Babamın/Otoritenin bilgeliğini ancak susarsam görüyorum, ancak, kendimi onların istediği doğrultuda kontrol edersem, ancak kontrol edilirsem. Yani ancak onları memnun edersem.
Ve artık ne susmaktan ne de kontrol edilmekten yana bir eğilimim var.

Başa dönersem…Kistime bakmama engel inançlarım varmış alanımda, hiç bakmadım, çünkü oraya bakarsam şifalanabilir. Theta Healing, mucizevi şifalar yaratan bir teknik. Kaynağı ise Yaradan. Yaradan ise, zihinlerimizde bir otorite. Çocukken, bazen babanı onun yerine bile koyduğun 🙂 Yakaladınız değil mi?
Şimdi sahip olduğum o programlar diyor ki, Yeliz kisti şifalandırması için Yaradan’dan şifa isteyebilirsin, onun bilgeliğine ulaşabilirsin ama karşılığında onun istediği gibi olmak zorundasın. Şimdiye dek seni hep şifalandırdı ama bu sefer büyük bir şey isteyeceksin, karşılığında operasyon geçirmeyeceğin. Ondan şifa istemek yerine bir doktordan iste, böylece zamanında babanın olmanı istemediği kişi olmaya devam edebilir, bir koltukta oturma ve susma zorunluluğun olmadan eğlenebilirsin.

Burada bilmem gereken, benim zaten her halimde onun sevdiği, gurur duyduğu, parçasını taşıyan olduğum, cezalandırılma, kontrol edilme zorunluluğum olmadan da onun beni sevdiği, gurur duyduğu ve onun sevgisine, şifasına izinli olduğum. Hem neşeli bir insan olup hem de bilge biri olabileceğim.
*

Hayatımızı yöneten, o yüzde 88’lik alandaki kayıtlarımız muazzam.
İçimizde, hem müthiş bir potansiyel hem de direnç var. Direnci bu çalışmalarla yendiğimizde inanıyorum ki, inandığımız kaynaktan alanımıza akan şifa, herbir hücremizi baştan yaratıyor.
Kasığından naber derseniz, ağrım sızım artık yok. Kist orada mı, olabilir. Çünkü o konuya değil neden o konuyu görmezden geldiğime baktım henüz. Ayrıca, belirtmek isterim, Theta Healing tıbbın yerine geçen, onu yok sayan bir teknik değil. Bir rahatsızlıkta elbette ilk adım doktorlarımız. Burada baktığımız tek şey o rahatsızlıktan ruhun kazanımı, rahatsızlığın duygusal rezonans alanı. Bazen ruhun kazanımını anladığımızda şifa kendiliğinden gelir. Bazen de anlasan bile o operasyonu geçirmen gerekebilir. İçinde bulunduğumuz dünyada, ne mucizeleri ne de yasaları es geçmekten yanayım. İşin aslı, bu ikisinin bir gün birlikte olacağına, şifayı mucizeler ve yasalarla gerçekleştireceklerine de inanmaktayım.

Sevgi ve şifayla…

Yeliz

“İstedikleri Kişi Olmak” için 6 yorum

  1. Senin yazıların yayınlandığında mail olarak haber düşüyor. Sonra şimdi değil diyor bi ses. Sonra bi haber daha ve yine şimdi değil diyor… epey devam ediyor bu. Birikiyor hatta okumuyorum diye rahatsız oluyorum 😂 ama sonra şimdi diye cevap veriyor. Peş peşe okuyorum… hm anladım şimdi oluyorum. Ve odama geçiyor önce sana sevgi yolluyorum ve dönüp bir kendimi dinliyorum 😘

    1. Yorumunu isme bakmadan okudum. Bu kim ya aklımdan geçenleri yazmış dedim☺️ Meğer bizdenmiş🙏🏻

  2. Mini mini theta healer’lar ne çok faydalandı bu yazıdan, bu bakış açısından bil bilsen… Lütfen yazmaya devam et Yeliz’cim…

  3. Bazen insan bazı şeyler bastırıyor evet. Görmezden geliyor. Ne zamanki dağ haline geliyor, o zaman çözmek için uğraşıyor.
    Bu arada kist için mutlaka kontrole gitmelisin. Zira sıkıntılı bir durum. Çeken bilir. Geçmiş olsun.

Bir Cevap Yazın