Kedi Merdiveni

Hayat tamamlar, teyidini sunar…

Ana sınıfındayım. Dersten sıkılmışım, bir ödevimiz var. Ertesi gün sınıfta bir süsleme yapacağız. Evde kedi merdiveni yapmak ödevimiz. Hepimiz bunu duyup çıkıyoruz. Eve gidiyorum, anneme kedi merdiveni yapacağız diyorum. O nasıl bir şey dediğinde, ikimizin de bilmediğini anlıyorum. Komşuya soruyoruz, onlar da kedi merdivenini bilmiyorlar. Bir kağıt alıyorum, bir kedi ve merdiven çizip ertesi gün sınıfa götürüyorum. Herhalde, kedi resimleri ile süsleyeceğiz sınıfı diyerek. Sınıfa gittiğimde, herkes grafon kağıtlarından süsler çıkarıyor. Kedi merdiveni oymuş. Ben de bir resim kağıdına çizdiğim kedi ve merdiveni çıkarıyorum.

  • Buradaki duygular neler?
    Utanç, yetersizlik, bilgisizlik, aptallık gibi…
  • Neden?
    Sorabilirdim, derste sıkılmak ve çıkmak yerine ben bunu ilk kez duyuyorum diyebilirdim. Bir kağıda kedi ve merdiven çizmek çok anlamsızdı ama mantıklıydı da. Ama yaparken içimden bir ses bu değil diyordu, yapman gereken bu değil. Yine de bu sese rağmen yaptım. Sonra da herkes doğrusunu yapınca ve ne olması gerektiğini görünce, elimdekinden utandım.
  • Sonra ne oldu?
    Hemen kedi merdiveninin nasıl yapılacağını öğrendim. Sınıftaki grafon kağıtlarını kullanarak zevkle yaptım.

  • Ne öğreniyorsun?
    Becerikliliği… Yılmadan, hızlıca öğrenmek var. Arayı kapatmak. Ama burada bir şey var. Bunu fark ettiğimde içimde oluşan bir kibir. Ve bu kibiri kabul etmek şu anda kendimi kötü hissettiriyor.

  • Nasıl bir kibir?
    Bunu düşünmek, yani bir kediyle merdiveni çizmek, aslında başka türlü bir yaratıcılık ve zeka. Diğeri öğrenilebilir. Ama burada, hem becerikli hem de dahi gibi hissettiriyor. Oysa ilk başta aptal olduğumu hissettim sanmıştım ne tuhaf. Aslında, bunu düşünebildiğim için, farklı düşündüğümden kaynaklı bir kibir de oluşuyor içimde. Diğerlerinden üstün de hissediyorum kendimi. 
  • Bu kibiri hemen alanından alalım, peki bunlar ne yaptırıyor sana?
    Bir tür yaratıcılık, idrak… (Uzunca bir soru cevap sonunda) ……. Kutsallık gibi. 
    Yani kutsallığı hissedebilmek için, Yaradan’ı hissedebilmek için, yetersizliğe, utanca, sezgileri reddedip mantıkla adımlar atmaya duyulan bir ihtiyaç gibi. 

Kazmanın bu noktasında şunu tartışıyoruz. 5 yaşında bir çocuk için mantıklı olan kedi ile merdiveni kedi merdiveni ödeviniz dediklerinde çizip götürmek. Ama çocuğun sezgisi, hayır bu değil diyor. Yine de yapıyor, sezgisine rağmen mantığı seçerek.

Bu çocuk benim. Kazmayı yapan ise, bugünkü seminerden arkadaşım Ekin. Seminerlerde, genellikle öğrenciler birbirlerine kazma çalışması yapar. Konunun girişini mahremiyetinden ötürü yazmasam da, Sen ve Eşin seminerinde, negatif kök inançlardan birini kazma çalışması ile işliyorduk.

Ekin, tam bu noktada kazmayı durdurup bana bir şey anlatmak istediğini söyleyerek, bana taç çakra seminerinde hocanın sözlerini anlatıyor.
“Sokağa çıkacaksın, yağmur yağacak diyor iç sesin. Ama havaya bakıyorsun, hiç oralı değil. İç sesin şemsiye al dese de zihnin yağmayacak diyor ve çıkıyorsun. Sonra da yağmur yağdığında ben biliyordum diyorsun. İşte bu taç çakrayı sezgiyi kapatmak.”

Diyorum ki, dün gece içimden bir ses yaz dedi ve thetaya bağlanıp ne yazmam gerekiyorsa yazayım diyerek bir yazı yazdım. Yazının adı Sezgi, yazıyı bitirirken yazdığım şey de, sezgi bize geldiğinde, hissettiğimizde yaptığımız mantıklı açıklamaların onu nasıl kapattığı. Bir arkadaşımızla görüşmek istemediğimizde, bugün gelemiyorum demek yerine, bahanelere, kırmamak dökmemek için zihinsel nedenlere duyulan o ihtiyaç… O sese bir kez kulak vermeyip ama ama diyerek mantıklı yanıtlarla zihin yaptığımızda nasıl kapanıp kaçtığı… İkimizin de tüylerimiz diken diken.

Bunun üzerine bir başka arkadaşımla, çocukların yaptığı okumaların farkını konuşuyoruz. Neden diyor. Sezgilerini, saflık bilinçlerini hiç kapatmadılar ki…

Her şey mükemmel bir uyumla, senkronize üst üste geliyor.
Dün yazımda, uykusuzum ve nedenini alanım biliyordu demiştim. Bugün o bilginin teyidi geldi. Alanım, sezgim biliyordu.
Zihin bugün öğrendiğinde, ben biliyordum dedi. Ukalalık etti.
Ama içsel bilgeliğin bildiği bir şey var, imkansız, yalnızca inandıklarımızdan ibaret. Bir başkasının sınırlı yargısını alanımıza aldığımızda, adı inanç oluyor.

Belki bir kez, yağmur yağmayacak bile olsa o şemsiyeyi iç sesimiz al dediğinde alalım. Aramayacak bile olsak, arkadaşımızı arayalım. Gitmeyecek bile olsak, şeytan dürttü demeden, iç sesimizin git dediği o yere gidelim.
Yani kokusunu almayı hatırlayalım ruhsal bilgeliğimizin.
Belki de hiçbir şey, zihnimizin bize söylediği gibi değildir.

Sevgi ve inançla…

“Kedi Merdiveni” için 2 yorum

  1. Ahhh bazende iç sesimi dinleyecekken, dış güçler izin vermiyor. Kıpırdamamayi tercih ediyorum 😢

Bir Cevap Yazın