Sohbet: 4. Seçen Her Zaman Dişidir

Kendini bulmayan biri, sizce hayatı hakkında söz sahibi olabilir mi?
Kendini bilmeyen, ne istediğini bilmeyen, önüne sunulan iki seçenek için minnet edip ikisinden birini seçmeyi özgürlük sanan biri tırtıldan kelebeğe dönüşebilir mi?

Peki nedir bu kendini bulmak? Söyleyin, kaybedeni çok da bulanı hiç olmuş mu? Yoksa, hayat her adımımızda onu bulmamız için bize yardım eden bir yolculuk mu?

Her birimiz mutlu bir hayat yaşamak istiyoruz. Sevelim sevilelim istiyoruz. Ruh eşimiz olacak biri hayatımızda olsun, en tatlısından sarılmalı koklamalı hayatlar yaşayalım istiyoruz. E hakkımız da. Neden olmasın?
Sahi, neden olmuyor?
Biz kendimizi bulmadan başka kapıları çalmaya başladığımız için olmasın?

Sevgili ya da eş olmak bize, seni çok seven erkeklerden birini seçmek gibi anlatıldı sanki değil mi? Bir kızı bin kişi ister, biri alır dendi. Sanki seçilecek bir meyveymişiz gibi. Ehlileştirilmiş dişiler olarak birçoğumuz, bizi sevenlerden en sağlam nedenler sunanları ya da gözümüzü en çok büyüleyenleri “özgür irademiz(!)” ile seçtik. Biz seçtik sandık. Şimdi bu bir seçim miymiş?

Bütün hocalarım bas bas bağırıyorlar:
“Seçen her zaman dişidir! Seçen her zaman dişidir!” diye. Hatta kampta şu cümle dahi çıkıyor “Erkekler kadınlara hizmet için yaratıldılar. Yaradılıştan beri öyleler. Av getir, karın doyur, hizmet et, o da senin kabilenin devamını sağlasın.”
Aman ha, dediğim kadın evde oturup çocuk baksın olarak algılanmasın, elbette bu değil, asla da olamaz! Bahsettiğim dönem, erkeklerin avlarda başarılı olabilmek için kadının sezgisel yeteneklerini, desteğini kullandığı dönem. Yani kadın eve kapatıldı, erkek dışarıda onu besliyor değil durum. Tamamen, kadın bilge yol göstericisi ve soyunun devamı için de mecbur olduğu kişi bir bakıma, onurlandırdığı ve seçilmek için çaba harcadığı.

Peki, modern hayatlarımızda nasıl olacak da biz kadının seçen, dişi bilgeliği halini yakalayacağız? Nezaket dolu (!) yetiştirilme tarzımız nedeni ile, boyun eğmeyi geçinmek, hayır dememeyi de sevilmek sanmışken.

Bu sabah bir paylaşımda okudum, değişecek diyordu yazan kişi, masallar hikayeler de değişecek. Ve yan masada ergenlik çağındaki birkaç gencin konuşmasını aktarıyordu. Oğlan, bir yere gidelim diyordu. Kızsa hiçbir neden gösterme ihtiyacı duymaksızın, hayır, benim canım istemiyor, diyebiliyordu. Hayır diyebilmek, benim seçimim bu, benim yolum bu diyebilmek… Her çağda değişen toplumsal kurallar ve alışkanlıklar yerine kendi sınırlarını, kendi seçimlerini, kendi bedenlerinin dilini en güzel biz öğreteceğiz belki bizden sonra geleceklere.

İskambil Kağıtlarının Esrarı’nda şöyle diyordu yazar.
“Bir kadın ne kadar güzelse, kendini bulması o denli zor olur.”

Altını çizdiğim ve gülümsediğim cümlelerden biri olmuştu. Kitabın peşinden Atina’ya kadar gidilen annesi Anita, kendini bulmak için Norveç’ten Yunanistan’a ulaşan bir yolculuğa çıkmıştı. Anita, çok güzel bir modeldi, bu yüzden de bu kadar uzağında kendini araması gerekliydi işte. Adamsa, “Dünyada milyonlarca kadın vardır ama birini seversin ve tüm dünyan o olur.” diyordu oğluna. Bu kadar sevilmeyi hak eden kadınların, her zaman erkekleri en çok peşinden sürükleyenler olması da enteresan değil mi? Değil… 🙂 Kendini aramanın ve bulmanın müthiş bir büyüsü var. Onlarca estetik çalışmasından daha etkili, ruhunu bedenine yerleştirebilmiş bir dişinin gülümsemesi.

Ama, bir kadının kendini araması ve onu en uzak noktalardan birinde bulması için ne uygarlığımızca belirlenmiş (!) vücut ölçülerine ne de dünyayı önüne seren bir güzelliğe ihtiyacı var. Çirkin ördek yavrusunda da kendisini arayan dişi parçalarımız vardı. Ki Kurtlarla Koşan Kadınlar’da beni parça parça bölmüştü okurken. O zaman diyebilir miyiz ki, kendi iç güzelliği, kendi yaratım dünyası, kendi rahim gücü (yaratan olması) ile tanışmamış tüm kadınlar, hayat boyu bu yolculuktalar bir bakıma.

Hangisi daha zor emin değilim. Tüm insanları çevrende toplayıp bir mıknatıs olman ve kendini onların seni tanıdığı kadar bile tanıyamaman mı, yoksa kimsenin sürüsüne kabul etmek istemediği bir çirkin ördek yavrusu olarak yaşayıp kendini bulana dek hiçbir sürüye dahil olamaman mı?

Her koşulda engebeli ama keyifli bir yolculuk bu.
Harika bir videoyla taçlandırılsın… Bu video, kampta canlı bir şekilde izleme şansımızın olduğu Billurtv videolarından biri. Özellikle Billur’un Buğra’yı nasıl hayatına çağırdığı ve ardından da ilişkilerinin nasıl devam ettiğini anlattığı kısımlar beni bir kadın olarak benden aldı. Kalkıp Billur’a daha çok anlat, herkes duysun diyerek sarılasım geldi. Sonra abartma dedim kendime, blogda yazar storyde paylaşırsın o zaman duyması gereken herkes duyar işte. 🙂

“- Kadınlar seçme hakkı yok gibi davranıyorlar. Seçilecek varlıklar olarak görüyorlar kendilerini. Oysa, bir dişi hayvan bile razı gelerek seçmiyor eşini. Tüm birliktelikler neredeyse -mış gibi yaşanıyor.

Oysa yaradılışta, kadın seçer, erkek ona hizmet eder. Bu böyledir. Ama bunun için önce bir kadının kendini bulması gerekir. Kadın kendini bulmadığında, seçildiğini kaderi görür ve mış gibi bir ilişkiye razı olmayı öğrenir.”

Buyrun bakalım bu cümleleri duyacağınız videomuza: Tıkk Tıkk

“Sohbet: 4. Seçen Her Zaman Dişidir” için 2 yorum

  1. Yazını okurken oğlum 4 yaşlarındayken aldığım ve bıkmadan defalarca okuduğumuz bir kitap geldi aklıma 🙂 Pezzettino.
    Pezzettino koskocaman evrende küçücük bir parça ve kendini aramak için yollara düşüyor.
    Aslında okul öncesi için önerilen bir kitap ama bence yetişkinler de okumalı.
    Çünkü Pezzettino’dan öğrenecek çok şeyimiz var..

Bir Cevap Yazın