Sohbet: 3. Hikayeni Anlat

Mutsuz zamanlarımızda, yere yüzükoyun düştüğünüzde ne yaparsınız? Mutlaka bir ilk yardım çantanız vardır di mi? Benim bazen bu eski umutlu yazılarımı okumamdır. -Fakat, ne yazmışımdır! Keşke kendimle o gece bir arkadaş olsam da akıl alsam.- Bazense, gerçekçi yaklaşımı nedeniyle birçok kişinin dinleyemediği bir astroloğu, çok saygı duyduğum bir isim olan ve artık hocam olan Oğuzhan Ceyhan’ı dinlemektir.
Billurtv’yi açarım ve gerçekten de birçok insana çok umutsuz gelebilecek bir videosunu tıklarım. O video bazen şöyle başlar: Bir numaralı gerçek: ÖLECEKSİN! Öleceksin, bundan kaçış yok! This is reality! The End.
Ve ben bir oh derim… Öleceğim, öleceğiz. Ölmek istemiyorum. Ama bu gerçek, Allah Allah kulağa neden iç rahatlatıcı geliyor… Oh be, bir esinti geldi, içim açıldı!
Bakış açım belki de “Sadece gerçek özgürleştirir” olduğundan mı ne, bana iyi gelen onun gerçekle harmanlanmış ve metafiziğe, okültizme, gizeme uzanan sohbetleridir. Tekrar tekrar dinlerim ve yerden kalkarım. -Öleceksem, oturup ağlamak ya da fayansları öpmek yerine bir top dondurma daha yerim. Neticede aklımız hala yerinde, şükür.-

Bazense burada yazmak istemediğim bazı komik, eğlenceli, saçma sapan şeyler yapmaktır. (Burhan Altıntop videolarına, Heykel Kafası ya da NeonTabela gibi Instagram hesaplarına gülmek gibi saçma sapan şeyler ama elbet bunu yazmayacağım 🙂 )

Bu kampta, Erhan Altunay ve Oğuzhan hocanın bir sohbeti vardı ki, o an güzel bir “aha” anı dahaydı benim için. Aha anı şey demek: Tipping Point/Kıvılcım Anı (Mediacat yayınları) kitabını okumuş muydunuz? Özellikle yaratıcı işlerde çalışan herkes için ve kendi işini yapanlara bir numaralı tavsiyemdir.

Kampta, sembolleri konuşuyorduk. Sembollere neden ve nasıl ihtiyaç duyulduğunu. Neden dinlediğimizde bu ilk insanları da akıllı sanıyoruz ama  bildiğin kırıklar, ne saçma hikayeler anlatmışlar, ne komik kehanetler yapmışlar dediğimizi…
Gerçekten akıllıydılar.
Gerçeği, ilahi bilgiyi, kadim bilgiyi aktarma ve koruma yolunu biliyorlardı.
Çünkü, binlerce kez tekrarlanıldığı gibi; “En büyük sırlar her zaman en ortada gizlenirdi.”

En ortada gizlediler. Bunun için de insanlığın ilk dili olan sembol dilini kullandılar. Bu sembolleri, yine en ortada dolaşan şeylere yüklediler. Masallar gibi, hikayeler gibi, şarkılar, türküler gibi, işlenen simgeler gibi, Tarot kartları gibi…

İnsanlar hatırlardı. Kolektif bilinç diye bir şey vardı. Aktarılan dna bilgisi vardı. Tüm işimiz hayat boyu hatırlamaktı, Lethe Irmağı’ndan geçerken unuttuğumuz kadim bilgiyi. Bunun için en kutsal meslek belki de ‘hikaye anlatıcılığı’ydı… Onlar, bilgiyi taşıyan, aktaran ve hatırlatanlardı.

Oğuzhan hoca kampta şöyle dedi, bazen eğitimde 2.5 saat konuşurum havadan sudan, sonra hocam ders ne zaman başlayacak derler, “Ders bitti” bile derim. “Sana havadan sudan gelen her şey aslında dersti.” Bazı insan bunu ukalalık olarak görebilir, ama ben özellikle bir açıdan çok değerli buluyorum. Bu dönemde, bilgi bazen tüm kirliliğiyle her yerde aslında. Bilgiye ulaşmak, hiçbir çağda bu kadar kolay olmamıştı. Örneğin, astroloji kitaplarından temel astrolojiye dair çoğu bilgiyi edinirsiniz. Ama edinmek isteği uyanır mı? Bir aktarıcı, hatırlatıcı arar aslında orada kişi. Hatırlatırken, bilginin ötesini verebilmek bence başka bir şeydir. Eğlendir, heveslendir, ama en önemlisi hep bilgi bilgi değil, bazen hayatın gündeliğin bilgisini, bakış açısını da sun. Onu sun ki, anlattıkların dünyaya toprağa köklensin. Onu sun ki, dinleyen seni o bilgi kaynağından fazlası olarak da görebilsin ve bağ kur. Üstelik o gündelik gibi görünen hikayeler öyle aydınlatmalar yaşatsın ki öğrenciye, hayat boyu idrake dönüşsün.

Başka bir öğrenciye hiç hitap etmeyebilir. Ama benim neden su içmeden ve tuvalete gitmeden onun derslerini ağzım kulaklarımda 4 saat dinleyebildiğimi açıklıyor.
Ve çok önemli bir fark ediş anı yaşıyorum kendimle ilgili. Aaaa, ben de böyleyim! Benim eğitmenliğim de böyle! Benim tek bir mesleğim var aslında: Hikaye anlatıcılığı! İşte bir ‘aha’ anı!

İlk bloğum Benim Tatlı Hikayem‘di. Adı üstünde tatlı bir hikayenin peşine düşen bir düşübozuk eski İk’cıydım.

Sonra bambaşka bir hikayeyi anlatmaya başladım. Adı Tırtılın Düşü oldu. Zaten uzun zaman önce de, Instagram’da kendimi tanıttığım kısma “Şifalı Hikayeler Anlatıcısı” demiştim. Bu ismi çok sevmiştim. Bundan daha iyi bir tanım yoktu!

Sonra öğrencilerden gelen geribildirimler aklıma düştü: “O eğitimi almak istiyordum ama param yoktu, kendimi kazdım sonra hemen senin anlattığını yaptım ben de kendimi en sonunda sertifikayı tutarken hayal ettim ve oldu.”
“Ne zaman uçağı kaçıracak olsam senin vapuru nasıl yakaladığın hikayen aklıma geliyor ve yakalıyorum.”
“Eşime, babama çalışma yapamadığımda anlattığın o hikayeyi hatırlıyorum, sonra kendiliğinden adım atıyorlar.”
“Tam bedende okuma yapamıyorum derken senin şu komik hikayen aklıma geliyor bir kez daha denemek istiyorum.”
“Kazma yapamadığımda o travmanı hatırlıyorum, şevkleniyorum.”

Vay be! İşin sırrını çok gizli bir şekilde, kendime bile çaktırmayarak çözmüşüm. Neden? Neden böyleyim? Merkürüm şu zararlı yayda da ondan. 🙂

Tek bir işimiz var, o da kendi biricikliğimizi anlamak. Düşünün olabilecek en zararlı yerleşimde bir merkürüm var. -Allahtan retro değil- Aslında, bu ayağıma takılan bir engel olacakken, işimde ve yaşamımın genelinde mutluluğa dönüşüyor. Merkürüm oğlakta olsaydı, hikayeleri bu şekilde anlatamazdım. Sıkıcı olup olmamam önemli olmazdı, ciddi ve sorumluluklara odaklı bir anlatım tarzım olurdu. Hadi eğlenelim yerine saatlerimize bakalım, zamana uyalım derdim. Akrepte olsaydı, gizlemek anlatmaktan daha önemli olurdu, özelimi ya da hikayelerimi açmak asla söz konusu olmazdı. Daha gizemli bir görünüş sağlardım. Balıkta olsaydı, hikayenin başındayken dağılıp olaya bolca duygu katıp herkesi ağlatabilirdim…

Dharma deniyor bu hayatta izlememiz gereken yola. O yol, bir başkası çok başarılı dur onun gibi yapayım, düşüncesiyle yürünmüyor. O yolu yürümek doğma nedenin ama bir önemli nokta ile. Sonunda; I did it my way şarkısını söyleme cesaretiyle… Bunun içinse, dış dünyaya odakladığımız o ilgiyi tek bir yere, içe çevirmemiz ve kendimizi tanımak için sorular sormaya, kapıları çalmaya başlamamız gerekiyor. Üstelik, yanlış bir kapı olmadığını da bilerek. Her kapının, karşımıza çıkan her insanın, karşısına geçtiğimiz her öğretmenin tam da doğru kişi olduğu hediyesi ve inancıyla…

“Artık yolun sonuna geldik
Oyunun son perdesi karşımda
Açık konuşayım dostum
İçinde bulunduğum durumu anlatayım
Dolu dolu bir hayat yaşadım
Her yöne gittim, her yola geldim
Dahası, dahası da şu, kendi bildiğim gibi yaptım”

“Sohbet: 3. Hikayeni Anlat” için 3 yorum

  1. Evet, kendime 2 top dondurma ısmarlamak ve tekrar okumak istiyorum ?❤️ Yazılarının ben de ‘tam da zamanında’ gibi bi etkisi var.. Harikaydı bu.❤️ Teşekkürler..

  2. Geçen gün senin şifa postlarını ne kadar sevdiğimizi konuştuk. Çünkü hepsinde bir hikaye vardı. 🙂 merkürüm oğlak ben hikayelerimi ciddiyetle anlatırım, başıma gelenler komik ama :))

Bir Cevap Yazın