Sohbet: 2. Merkürün Kadar Konuş

Her şeyin ilk şeysi bu mitolojiyle başlamış ya hani. Hıh, biz de oradan başlayacağız. Tatlı tatlı.

Şimdi bu Merkür, Tanrıların en hınzırı, en akıllısı, akıllı olduğu için sıkılıyor zahir. Ne yapacağını bilemiyor. Bana kalırsa, fazla zeka ve enerjisinden kabına sığamıyor Merkür. Böyle olunca da, babası Zeus bir işe yara oğlum, tut bir şeyin ucundan, diyor, bunu Tanrıların habercisi yapıyor. Ölülerin ruhlarını yer altına götürüyor, çıkıp ineklerini çalıyor birilerinin, öyle güzel de lir çalıyor ki kalpleri de büyülüyor. Hem akıllı, kurnaz, hem de hızlı. Alıyor bilgiyi oradan oraya taşıyor. Aslında çok da yargısız; Ulak yani. Haliyle kumarbazların, hırsızların koruyucu Tanrısı da oluyor. Diğer ismi ne biliyor musunuz? HERMES! Hani şu çanta markası. Hani bir araba parası olan. Aha, bildiniz. Tesadüf mü? Hıh, tabii tesadüf tabii… 

Merkür, başak ve ikizlerin yönetici gezegeni. Patronu yani bu iki burcun, onlara bol bol maaş veriyor. E malum, başak hizmetli burcu, ikizler de en daldan dala atlayan, bilginin derinliğinin değil de genelinin peşindeki burç. İkisi de onun çocukları olacak haliyle. Güneşim ikizler bana maaş mı verecek değil aslında konu. Bak bakalım haritana merkürün hangi burçta? Ya bir önceki burcundur, ya güneş burcundur, ya da ondan sonrakidir. Güneşten çok uzağa gidemez çünkü bu canım merkür.

Şimdi, hepimizin haritasında bu Merkür bir burçta ve evde. Peki neyi anlatıyor sizce?
Zekamızı anlatıyor. Beynimizi, idrakimizi anlatıyor. Zihnimizin nasıl çalıştığını, hayatı nasıl algıladığımızı… İletişimimizi anlatıyor. Diğerlerine kendimizi nasıl anlattığımızı ya da anlatamadığımızı.

Daha da enteresanı, bizim bu zihnimiz hiç durmuyor. Neden biliyor musunuz? Gökyüzünün en hızlı gezegeni Merkür. Bir burçta sadece 15 gün kalıyor. Dolayısıyla, o gökyüzünde fırıl fırıl gezerken, biz yeryüzünde düşünüp duruyoruz. Zihnimizden tıpkı onun hızı gibi milyonlarca düşünce geçiyor.

Bir de retrosu var malum, hatta bugünden itibaren retro. Aslında hiçbir gezegen geri gitmez. Sadece dünyadan bakınca öyle görünür. Yeni bir işe geçmektense, elimizdeki derleme toplama zamanıdır Merkür retro. İçe dönmenin, biraz durmanın ve kendini değerlendirmenin vaktidir. İyi ki de öyledir aslında, yoksa fırıl fırıl zihinlerimiz bizi yiyip bitirecektir 🙂 Hem biliyorsun, bazen durmak koşmaktan iyidir.

Engin Günaydın’ın İçimdeki Ses filminde bir tanım vardı çok sevdiğim “25. saat” Nedir bilir misiniz?
“Siz hiç 25. saatte yaşadınız mı? Ben 25. saatte yaşamasını çok severim. 25. Saat neresi diye merak ediyorsanız, tarif edeyim. Kalabalığın içinden geçerken birden durun. Kalabalığı görebileceğiniz bir yere geçin. İşte 25. saattesiniz…”

İşte yeri gelmişken, bazımız doğuştan itibaren orada. (Merkür retro doğumlular) Bazısı ise, sadece bir yıl içindeki merkürün durağan ve retro döngülerinde. Retro doğan için biraz Hegel’in sözünü söylerler: “Beni bir kişi anladı, o da yanlış anladı.”  Retro doğanın mücadelesi de, kendini doğru anlatabilmek ve doğru algılayabilmek için çabadır bir bakıma.

Bunları size neden anlatıyorum biliyor musunuz?
Önceleri, çok önceleri… Kendi biricikliğimi algılamak için yeterli bilgiye ve tekniklere sahip değildim. Sonra Reiki geldi, Theta Healing geldi. Astroloji geldi. Kitaplar hep hayatımdaydı ama onların da en ufuk genişletenleri geldi. Bunlar bana, bu dünyadaki en kıymetli hediyeyi verdi. O hediye ki, en kadim kaynaklarda bile yazılı:
“Kendini tanı”

Neden sanata ilgi duyduğumu, neden şifa yolunda yürüdüğümü, neden ortamı dengelemek konusunda olağanüstü çaba harcadığımı, neden lacivert bir elbise ile en dişi hissettiğim formumda olduğumu ve neden konuları anlatırken hikayelerle, abartılı mimiklerle, duygularla anlattığımı. Neden ortalama bir insandan daha çok bedensel acı çektiğimi. Neden yas sürecinin yaşamımın bir parçası olduğunu. Ve daha bir sürü tuhaflığımı…

Kendimi tanımak derken… Bazı parçalarımla tanıştık sadece. O parçalarım bana kendimi tanımamın uzun bir sürece yayılacağını ve belki de asla tamamlanamayacağını öğretti.

Kendimi tanımak için çaba harcadıkça, yolu tüm kusurlarıyla sevmeyi öğrendim. Meğer o kusurların içindeymiş mükemmellik.

Misal, “Beni merkürünüz kadar anlayacaksınız.” diyor karma astrolojisinde hoca. Bense zorlanarak alıyorum bilgileri. Nedenini anlamaya çalışıyorum. Şunu anlıyorum sonra; ben eğlenerek öğreniyormuşum meğer. Ölümü, ölüm ötesini, okült tüm konuları dahi… Konu ne denli sarsıcı olsa da, benim onun içine girmem için bir hikaye, bir coşku, bir duygu gerekli. Ama karma konuları, ağır, ciddi konular. Eğlenmiyorum. Dinlerken dağılıyorum. Üstelik bazı bilgilerle savaşıyorum da alırken. Kendimi anda tutup derse odaklanmam biraz zaman alıyor. Sonra bir yolunu buluyorum. Kendime konuları neşeyle anlatıyorum.

Aklıma lise zamanı gittiğim dershanedeki matematik hocası geliyor. Matematiği hiç sevmedim, hiçbir zaman başarılı değildim. Ama trigonometri konusunu anlatırken öyle keyifle anlatmıştı ki, matematikte en iyi anladığım konu trigonometri olmuştu ve verilen her soruyu tıkır tıkır çözebilmiştim sayesinde. Hatta sınavdan 100 aldığımı ve tüm sınıfa kopya vererek geçirdiğimi bile hatırlıyorum. Üstelik, lisedeki öğretmenim benim matematikte üstün bir başarıya sahip olduğumu düşünmüştü. Ama trigonometri bitince ve diğer konularda o kadar eğlenmeyince, çalışmayı yeniden bırakmıştım.

Sonra aydınlanıyorum. Merkürüm yay diyeymiş tüm bunlar. Merkür, yönettiği Başak ve İkizler’de yararlı çalışır, zıt burçları olan Yay ve Balık’ta ise zarardadır. Aaa, nasıl ya o iş? Nasıl şimdi? İşte bu çelişki bana kendimle ilgili kocaman bir aydınlanma veriyor. Meğer ben Merkür’den maaşı azarla alıyormuşum, hatta benim paramı çalıyormuş bu Hermes iyi mi?

Hemen fikir yürütelim: Yay, patavatsızdır çünkü saftır ve her şeyi abartır, her şeyin olumlusunu düşünür (neticede şans gezegeni Jüpiter’den doğuştan emekli aylığı alır 🙂 )beyninde ince hesapları, kurnazlıkları yoktur, çok neşelidir, beceriklidir, sorumluluklardan sıkılır, hızlıdır, enerjiktir, entelektüeldir, özgürlük düşkünüdür, yabancı her fikir ilgisini çeker, bağımsız bir düşleyendir… Merkür iletişim dedik, hizmet dedik, yay patavatsızlık, abartı, bağımsızlık dedik. Aaaa, şimdi Merkür de biraz haklı mı ne? Yay onun çocuğu gibi durmuyor, elin çocuğunu sever gibi seviyor demek, hatta bu çocuk cama taş atıp kaçan türden, hiç sevmiyor. Doğru mu? Of hem de ne! Zaten yay ve balığın yönetici gezegeni şans ve talih veren Jüpiter. Çözdün mü? Bunlar doğuştan yağ bal içindeler. Merkürün sıkısına gelemezler. Ay dur orada, ben bir aydınlandım.

Sonra, şöyle düşünüyorum. Bu bana boşuna verilmedi doğarken, neden merkürümü yay seçtim yarar ya da zarardan bağımsız? Ben bir konuyu anlatırken nasılım biliyor musunuz? Heyecanlı, eline koluna hakim olamayan, abartan, aşırı duygular katan, gözlerinden ağzından duygu fışkıran. Yazarken de öyleyim. Seven çok seviyor saatlerce konuşsam da. Sıkılmadan, sıkmadan anlatıyorum benim gibi meraklısına. Zaten Merkür yay, eğitmenlerin, yazarların, konuşmacıların, akademisyenlerin, diplomatların yerleşimiymiş iyi mi?

Zararda görünen bu yerleşim, sana aslında bir hediye veriyor. Harika bir hediye. Sadece o hediyeyi alabilmek için kendini tanıman şart. Yani özetle; başkası olma kendin ol/böyle çok daha güzelsin!

Hadi sonraki sohbete… Size hikayeler anlatacağım. Prensesler, kraliçeler, kurbağaları öpen sapık kızlar ve ölen kızı öpen sapık prensler yok. Zaten onları ben de hiç sevmiyorum, söz.

“Sohbet: 2. Merkürün Kadar Konuş” için 3 yorum

  1. Astroloji ancak senin bu sahane uslubunla böyle tatlı tatlı anlaşılabilirdi, akillara böyle güzel yerleşebilirdi?❤ haritamı ne zaman yorumlayacaksın? Sabırsızlıkla bekliyorum canımın ici ??

  2. Konu ne denli sarsıcı olsa da, benim onun içine girmem için bir hikaye, bir coşku, bir duygu gerekli.
    Bunu okurken aynı ben diye düşündüm ve ikizler burcuyum ??

Bir Cevap Yazın