Kozada İki Yıl…

Merhaba arkadaşım,
Bu yazıyı dün yazmaya başladım, 28 Ocak sebebiyle ama sözü kısa tutamadım. Bugüne kaldı.
Okuyucu diye başlamıştım iki yıl önce, çünkü sandım ki okuyup çıkacaksın hayatımdan. Ama biz seninle arkadaş olduk, ben seni bilmesem de bazen, gönül bağı kurduk, oturduk kahve içtik bazen, bazen bir yorumdan selamını aldıkça mutlu oldum, bazen de elele tutuşup gözlerimizi kapatıp birbirimizi kazdık 🙂 (Olayların buraya geleceğini ben de düşünmemiştim evet 🙂 )
Bana bir blog yazacaksın bilgisi geldiğinde, zaten aktif bir bloğum vardı ve çalışmalarımı sergiliyordum orada. Tuhaf bir bilgiydi. Ben eğitimini aldığım işimi bırakmış, pastacılık yapıyordum. İlgi alanlarım kalabalıktı, ama adı Tırtılın Düşü olan bir bloğu yazma ve dönüşümü anlatma fikri? Aman Allahım! Anlatacak neyim vardı ki. Anlatabileceğim birkaç konuyu da okuyanlar bana “deli” demeden nasıl anlayacaklardı?
Kendimi çok hafife almışım, okuyucularımı da. 🙂

Tırtılın Düşü’nün 2. yılıydı dün. Ben nasıl bir blog yazıyorum, diye sordum kendime yazıya başlamadan. Cevabı şöyle geldi, bu blog seni yazan ve sana yazdırılan bir blog. Senin yazdığın değil… En başından beri. İşte bu yüzden belki de boş sayfanın başına geçene dek ne yazacağımı, hatta genellikle konusunu bile bilmemem.

“İki tür yazma eylemi olduğunu fark etmek epeyce zamanımı aldı: bir senin yazdığın, bir de seni yazan. Seni yazan, tehlikeli. Gitmek istemediğin bir yere gidiyorsun. Bakmak istemediğin bir yere bakıyorsun.”
Jeanette Winterson/Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın?

Ne var ki, bir süredir frenliyorum yazacağım konuları. Her şey çok hızlı. Yaşadığım birçok şey yazılamayacak kadar derinleşti. Ama ben onları da bir gün bir şekilde yazacağımı, aktaracağımı hissediyorum. Yine de bu yazıda aktarmak istediklerim bunlar değil.

Tırtılın Düşü’nü yazmaya başlarken, elimde sadece iki cümle vardı. Biri ağustosta duyduğum, “Yaz” sesiydi. Bir ses duyduğumu burada bile itiraf edemedim başlarken. Bu düpedüz delilikti. Oysa, yıllar önce okuduğum bu kitap bir hediye gibi yazının başında aklıma gelirken şu cümlesini de yanında getirdi. Belki size yazmam için:

Sesler duyan insanların korkunç şeyler yaptığını varsayarız… Oysa geçmişte, sesler saygı uyandırırdı-arzulanırdı. Önsezileri güçlü kişi, peygamber, şaman, bilge kadın. Ve tabii ki şair. Sesler duymak iyi bir şey olabilir.”

İkinci cümle, tanıdığım bir insandan gelmişti, o da astrolojik olarak bugünün tarihi ve saatiydi. Hayatımda bu tarihle saatin bana ikinci bir kimlik vereceği söylenmişti. Öyle oldu. Çünkü, inandım, adım attım, olmasına izin verdim. Sen de ver. Dönüşüme ve paylaşıma kapatma kendini. Issız adalar değiliz. -Yıllarca kendimi öyle sanmış olsam da.- Özellikle son bir yıl, karşıma çıkan her kişisiyle bana bu bilgiyi verdi. “Yazmasaydın, kendini ıssız ada sanmaya devam edecektin. Ve yazdın ve okudular ve bir adım attılar. Gördük ki aynıyız, gördük ki biriz.”

Şimdi biraz bu iki yılı anlatayım size dilim döndüğünce. Çünkü biliyorum ki, gerçek bir hikayeden önemlisi çok az bulunur hayatta.
Her şey reiki ile başladı hayatımda. Reiki, tatlı bir rüzgar kattı. Bir noktaya getirdi, bıraktı. Bana en çok sorulan sorulardan birisi oldu ayrıca: reiki mi diğer şifa sistemleri mi? Prensip olarak, şifa sistemlerinin kıyaslanamayacağını düşünmekteyim. Herkesin yolu farklı, herkesin aradığı şifa da farklı. Ama hepsi aynı bütüne hizmet ediyor. Bunu anladığında, bir tüccar gibi davranmıyorsun. “Sadece ben doğruyum, sadece benim verdiğim iyi.” demiyorsun. Bak bu çok önemli. Duyarsan bir gün sadece benim anlattığım en iyisi/doğrusu diyen, iyi düşün derim. -Ben sonraki cümleyi duymadan kaçıyorum.-

Kendini, teslimiyet duygusu ile bıraktığında, izlemen gereken adımlar karşına çıkıyor rüyalarda, günlük konuşmaların içinde, sembollerde. Bu blog ne üzerine dersem, şudur büyük ihtimalle. Yolundaki sembolleri okuyan ve eyleme geçen birinin hikayesi. Diyorsun ki, ben bu sembolleri alamıyorum, ayrıca her şeyin içinden bir şey çıkarmak sembol avcılığı bir bakıma. Hiç de bile değil derim sana. Dilleri biz yarattık, yazıyı biz yarattık. Düşün ki bir yaratıcı var inanıyorsan, o seni dünyaya gönderirken, kendi dilini sana aktarmadan mı gönderdi? Bu mümkün mü? Simyacı’yı oku, sonra yeniden düşün. Bu mümkün mü? Okumak, bir kas işi, beceri işi bu sembolleri. Başlamalısın bana sorarsan. Evren, öyle muazzam bir yapıda ki! Cem Yılmaz esprilerine konu olacağını bilsem de, evet emrine amade aslında. Kutsal kitapta dahi: İste verilecektir, diyor. Neden istemekten ya da yol göstericiliğini almaktan aciz haldeyiz? Neden mesajlar tatlılıkla gözümüze gözümüze sokulurken, illa bir acıyla, kayıpla, hastalıkla öğrenmenin derdindeyiz. Sor ve gelsin. Sen sor, sana verilecek izlemen gereken yol. Yeter ki, açık yürekli ve biraz da cesur ol.

Hayatımda bir noktada, ki bloğu yazmaya başladığım tarihtir o nokta, bir arayışa ve daha derin içsel bir yolculuğa girdim. Aklımda sürekli neden soruları vardı. Kendime dair farkındalığım arttıkça, okuduğum hiçbir kitap, izlediğim hiçbir yol ve hatta çevremdeki kimse beni tatmin edememeye başladı.Bir noktaya kadar gidiyordum, bir şeyleri anlıyor gibiydim, ama birleşmiyordu.
“Bir yer var, biliyorum
Her şey söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.”

İşte o noktada karşıma Theta Healing çıktı. Elbette başta kaçtım. Bilin ki, dönüşüm yoluna her zaman koşarak gidilmiyor 🙂 Hatta bazen, biz karşımıza çıkan o şeyden ne kadar uzağa kaçıyorsak, bu hep bir yanımızın o şeyin bizim olduğumuz halimizi yok edeceğini bildiğinden.
En çok istediğimiz, en ihtiyaç duyduğumuz en çok kaçtığımız olabiliyor.

Theta healing’in ilk semineri, hayatımda mucizeler kapısını açmış gibiydi. Yapıp yapamadığımı dert etmeden kendi üstümde çalışıyordum, tam bir inanç ve teslimiyetle. Sonra çok şaşırdığım bir şey oldu, hiçbir yerde yazmamışken bile birileri çıktı ve ne yapıyorsan bana da yap ondan dediler. Çok şaşırdım. Değişimin kendisi ol, böyle tuhaf bir yolla hayatıma girdi.

Ardından ikinci seminer geldi, o somut dünyada değişiklikler getirdi bana. Çünkü, tam da o evresindeydim hayatımın. Ve birden bir filiz yeşerdi içimde, denemekten ne çıkardı, neden eğitmeni olmayı düşünmezdim ki?
Çok saçma bir fikirdi, reel bakış açısıyla. En sevdiğim fikirler, genellikle en saçma olanlar olmuştur zaten. Bilinmezliğe bir adım attım tam bir inançla. Yunanistan’da Vianna bize, öğrencileriniz hazır, sizi bekliyorlar. Gidin ve sizi bulmalarına izin verin, öğrenci istiyorum diye düşünmeyin, zaten hazırlar. Onlar sizin hazır olmanızı bekliyordu… dedi. O an yaratım yaptım. Mesela dedim, o öğrenciler bir yılda 100 kişi olabilir miydi? O kadar çok muydular? Fazlası oldu. Çokmuşlar 🙂 Ve dilerim çok daha fazla kişiyle yollarım kesişir şimdide ve sonrasında.

Eğitmenlikten döndükten sonra, derin kazma seminerini ve sonra İspanya’ya giderek onun da eğitmenliğini aldım. Burada bahsetmedim. Oysa, mucizenin ötesindeydi İspanya, birçok nedenden. Bir ara anlatacağım birazını, söz.

Döndüğümde, en başından beri çok istediğim bir seminer olan ve theta healing’in en uzun süreli semineri olarak geçen -21 gün- Sezgisel Anatomi’yi aldım. Enteresandı. Bir gün konu lenflerdi; lenflerime kendini nasıl hissediyorsun diye sordum. “Tutsak gibi” yanıtı geldi. Şok oldum. Bedenimin bir parçası kendisini tutsak hissediyordu! Ardından o gün lenfleri işledik, lenfler savaşmakla ilgilidir dedi hocamız. Benim lenflerim, zamanın ya da atalarımın bir bölümünde tutsaktı. Ve benzeri bir sürü acayip acayip hikaye. Belki bunları da yazarım sana.

Şimdi önümde, theta healing yolculuğunda neler var bilmiyorum. Vianna ile çalışmak bana hep iyi geliyor, yurt dışına çıkmak ise zaten tek başına bile mutluluk kaynağı. Birkaç hayalim var, öğrencilerimin beklentileri var. Belki bu yıl olur, ne güzel olur…

Dediğim gibi, ıssız ada değilim, yaptığım iş tek doğru değil. Herkes için kişi sayısı kadar yol var. Bir şeyler ekledim kendi hikayeme. Bilgiye duyduğum açlık, yemek yeme kapasitemin bile üstünde çünkü 🙂
Şifalı taşlar, sarkaç ve bioenerji eğitimleri aldım. Bioenerji, çalışmayı çok tercih ettiğim bir yöntem olmasa da, minicik bir kan taşını içme suyuma atarak kısa sürede kansızlığıma derman olan yeni bir alan keşfetmiş oldum. Şifalı taşlar, çalışmak için yaradanın bize hediyesi olan mükemmel bir alan.

Şimdi ise, astroloji eğitimine başladım. Haftanın iki günü klasik astroloji ve karma astrolojisi olmak üzere iki ayrı eğitim alıyorum. Ve bu beni enerji, zaman açısından oldukça zorluyor. Ama her öğrendiğim bilgide yaşadığım mutluluk ve tüm bu öğrendiklerimin bir araya gelince nelere vesile olabileceği hissi! Muazzam. Bilgi açlığı çok güzel bir şey biliyor musun? Yıldızlar ve gezegenler de. Oradan bir yerden bize bakıp anlamamızı bekliyorlar. “Ben neden böyleyim?”i bir de onlardan dinliyorum ve neyi öğreniyorum biliyor musun? Neden öyle doğmayı seçtiğimi, onu nasıl dengeleyeceğimi ve diğerlerini de nasıl kabul edeceğimi. Ama bu bir kader mi? Asla. Beni üzen noktaları thetaya alıyorum, gel seni kazalım, dönüştürelim diyorum. İşte bu muhteşem!

Bende laf çok 🙂 Daha neler yazacaktım, ama çok uzadı. Şimdi sana dinlenmen için zaman tanıma vakti. Son bir sözüm olsun mu?

Çok sevdiğim bir kitap, herkes herkes okusa dediğim ama içselleştirerek: Zorba. Zorba’da bir tahta parçasının yalanla haç olma hikayesi anlatılır. O tahta parçasını kutsal haç diye takan adam, yenilmez olur aslında. Çünkü inanmıştır. Çünkü inanç, bir tahta parçasını en kutsal obje haline dönüştürebilir.

Öyleyse, kendimize, kendi potansiyelimize inanmayı seçelim dilerim. Muazzam bir evrene doğduk, doğmak için kim bilir ne kadar bekledik! Bu hayatımızdaki güzellikleri deneyimlemek için, kim bilir kaç karmadan geçtik. Ve şimdi buradayız. Mutlak bir kaderimiz var belki, ama her şey çok değişken. Neredeyse her şey! Vianna “Sadece yolculuk yazılıdır, varılacak yer değil. Gelecek bir taşa oyulmuş değildir, bizim yaptığımız seçimlerde değişir.” der. Öyleyse neden en yüksek iyiliğimize olanı seçmeyelim? Neden boşluğa ve karanlığa attığımız adımlarda dahi zihinden çok kalbimizi dinlemeyelim? Biri yanılır, diğeriyse bilir. Bilen her zaman kalptir.

Son olarak…
Teşekkür ederim arkadaşım, kelimelerime, duygularıma, öğrenme açlığıma yoldaş olduğundan. Dilerim birlikte çıkarız kozalarımızdan.

İnanç, sevgi ve dostlukla. Nice yıllara Tırtılın Düşü!

“Kozada İki Yıl…” için 10 yorum

  1. Doğum günün kutlu olsun Tırtılın Düşü🧡 daha neler anlatacaksın bize kim bilir? Hep yaz olur mu büyük bir açlıkla okuyoruz🙏🏻🧡

    1. Beslene beslene çıkacaklardı kozalarından 🙂
      Çok teşekkür ederim Canım Burcu’cum <3

  2. Asıl ben teşekkür ederim, bana ve yoluma her zaman en güzel ve en şefkatli rehberliği yaptığın için. Hem varliginla, hem kiymetli yazilarini barındıran blogunla.

    Bugun icimde tam olarak tanimlayamadigim cok da güzel bir his, bir hafiflik bir rahatlama duygusu taşırken, tamam artık sanirim yapabilirim, thetayi çok seviyorum hele anlatmayı daha çok seviyorum diye düşünüp bir sayfa kurmayı hayal ederken, ama* ile, ya* ile baslayan ve yoluma taş koyan bütün cümlelerimi bir güzel temizledin bu son yazınla canım Yelizim 🙏❤

    İyi ki varsın, iyi ki aktariyorsun 🙏
    En derin sevgimle, Meltem.

    1. Allah’ım şükürler olsun sonunda senden bu cümleleri duydum! Durma Meltem, koş koş! Harikasın, çalışmaların harika, ne bekliyorsun 🙂
      Ben teşekkür ederim asıl, yoldaşlığın için.
      Yolumuz kalbimiz bir olsun canım Meltem’cim.
      Yürekten sevgilerimle…

  3. Biri yüz ifademi, gözlerimin cümlelere bakışını anlatabilse keşke. Ben beceremiyorum. Yine böyle bir bardak dolusu suyu çok susamışken içtim, çok yorgunken sıcak bi kahveye denk geldim. Yine başım yumuşacık bir yastığın üstüne düştü.. Hem harika hem de iç ferahlığısın. İyi ki varsın. İyi ki yazıyorsun ❤️
    Sevgiyle 🙏🏻😍

  4. Nasıl güzel bi tesadüfle denk geldim sana.Unuttum tüm yazılarını bu kısa zaman zarfında kaç defa dönüp dönüp okuduğumu 7 yıldır nerden başlasam acabalarıma bi anda nokta koyup görünmez prangalarımdan kurtulmama yaptığın katkı yadsınamaz. Doğru bilgiler ve doğru insanlar hepte en doğru zamanda karşımıza çıkıyor görmesini bilirsek. (Kendime çok yakın hissettiğim insanlara tanımasam bile siz diye hitap etmek hep bi soğuk gelir bana.)Hep heyecanla bekliyor olacağım yeni yazılarını 🙏🙏❤

  5. Daha yazıyı okumaya başlamadan, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Biliyordum bu satırları okurken bir şeylerin bana mesaj olacağını. ve oldu da.. 2 gün sonra ilk eğitimde basic te buluşacağız seninle.. ilk defa yüzyüze geleceğiz. ve yazıyı okurken öyle yerde çıktı ki kalbim yerinden.. Hatırlarsan ilk yazışmamız gördüğüm rüyam ile olmuştu. O rüya da bana “Sor” diyordun sürekli.. “””””….şimdi Sor ve gelsin. Sen sor, sana verilecek izlemen gereken yol. Yeter ki, açık yürekli ve biraz da cesur ol.”… Diye yazıyorsun.. Ve Orhan Veli Anlatamıyorum u yazıyorsun. Hayatımın şiiri. Ey güzel Ruh!! yine içime en derinlere işledin. Sana çoook ama çoook teşekkür ederim. Çok Kalp…

  6. İyi ki, iyi ki doğmuş Tırtılın Düşü, iyi ki de yazmışsın da buluşmuşuz nelere vesile oluyorsun hayatlarımızda bir düşünsene…!!!
    Ben, bizim birlikte Thetahealing Basic eğitimini aldığım arkadaşlarıma yeni bir ailem daha oldu diyorum..Çok şükür..2 dakikada olsa sizi görmek için eğitimine geliyorum, bir güç getirdi beni o gün oraya, biliyorum o en güçlü olan ”sevgi” idi.. Ayrıılırken evet bir parçam kaldı yanınızda, eve alıp götürmek istiyorum her birinizi:)))) Öğrettiklerinin yanında nasıl bir sevgiye vesile oluyorsun..
    Sen yazınca da senle kavuşmuş olduğumu hissediyorum..
    Kocaman sarılıyorum sana ve biliyorum Yeliz Hocam da yazılarıya sarıldı, sevgisini akıttı bana, bize hepimize, biliyorum..

    ”İnanç, sevgi ve dostlukla” çok sevdim 🙂

Bir Cevap Yazın