Theta Healing: 27- Gün Sonu Raporu

Bayağıdır hikayenin geri kalanını anlatmıyorum size. Oysa, itiraf etmem lazım. Sıklıkla dönüp eski yazılarımı okuyup bazen “Ah!” diyorum biliyor musunuz? Ah, üzüntüden değil. Nasıl berrak bir zihinle ve nasıl güzel anlatılmış hikaye. Fazlası yok eksiği çok. Ama en çok, içimdeki saf sevgiyi hissediyorum yeniden okurken. Saf niyet, saf sevgi. Çok az kişinin gerçekten hatırladığına ama uyanışın başladığına duyulan inanç. Hala öyle güçlü ki!

Geçen sene bu zamanlardı, hazırlıkları yapmaya başladığımda. Hayatımda neler değişti. Bazen inanamıyorum! Gerçekten inanamıyorum. Bu cümleleri yazarken gözlerimin dolduğunu bilseniz, yeter.
Kaç kez öldüm hizmet etmeyen benlik parçalarımla genellikle acısız ve kendiliğinden, sonra yeniden doğdum.
Kaç olası gelecek planı değişti, kim bilir!
Kaç yüz kaç bin işaret geldi, yardım geldi. Bilmezdim öncesinde. Tahmin bile edemezdim. Anlatsalar inanmazdım hatta.
Kaç deneyim yaşadım, hayal dahi edemeyeceğim.
Herkes değişti, her şey değişti. Boşluklar oldu, boşluklar doldu. Öyle insanlarla doldu ki hem de! En basit sohbetler, evrenlere sığmadı.
Nasıl bu kadar şanslı olabildim? Kaç bin şükür sıralamalıyım yeterli hissedebilmek için?

Yazabileceğim çok şey vardı. Not alabileceğim. Unutulmaması gereken. Atlı kovalar gibi geçtiler önümden. Unutmam sandım. Unutulur muydu hiç! Hiç birini aklımda tutamadım. Kayıp gittiler yeni mucizeler yaşanırken. O kadar çok mucize birikti ki! Tamam, dağları yerinden oynatmadık. Belki sadece minik mucize parçalarına dokunduk. Ama o minikte, evrenin sırrı yok mu?

Öyle şeyler oldu ki!
Belki otursam günlerce başından kalkmadan yazarım. Birileri çıkıp deli der muhakkak. Yine zerre kadar umrumda olmaz. Keşke sabırlı olsam da yazsam.

Unutmadan, bazen hayal kırıklıkları da oldu. Bazen de olmazmış dediğim anlar oldu. Bazen üzülünür mü bu kadar diyerek tam da o kadar üzüldüm. Bazen bıraktım evreni ve bekleyenleri, döndüm sadece kendi içime baktım bir ay boyunca hiçbir şey yapmadan. Bazen ağlayarak ama sonunda hep gülerek… Eninde sonunda çıktım o çukurdan, hafifleyerek yine gökyüzüne baktım.

Bu kısım yazılmaz genelde hikayelerde. İçtenliğin de sınırlarını yaratır insanlar. Benimse sınırlarım hep cebimde. Siz yine de sadece bilin diye.
O içe kapanmanın da muhteşem ve kabul edilmesi gereken olduğunu. Hediyenin oradan geldiğini. Kendini ancak kendi yaraların kadar sevebildiğini. Ve dahası, diğerlerinin de seni ancak o kadar sevebileceklerini.

Tüm seminerlerde aynı cümleyi kurdum. Önce kendi yaralarımız dedim. Önce kendin. Bu cümleyi en çok kendime kurduğumu bilerek.

Galiba döndüm buralara theta healing yazılarımla. Hem de büyük özlemle. Ve bir teşekkürle…
Son seminerde, birkaç cümle duydum. “Bloğunuzla en yoğun dönemde karşılaştım. Buna rağmen işi bırakıp sabahtan zorunlu olarak kalkmam gereken öğlen 15:00’e dek okudum. Kalkmamak için elimden geleni yaptım, olmadı. Masam boş bardaklarla doldu. 21. yazınıza kadar geldim. Her yazı böyle samimi mi olurdu, hiç mi abartı ya da fazlalık olmazdı…” Gözlerim doldu.  Bu cümleler dünyayı hiçe sayıp iki gün sonraki seminere getirmişti cümleleri kuranı. Bana dünyaları verdiniz, dedim. Meğer benim için dünya, kelimelerimmiş. Giderken “Biliyor musun, yazdığın kişisin. O samimiyet, yazdıklarındaki gerçekçilik… Tam da beklediğimdi.” dendi. Yine bulutlandım.
Gerçekten, benim için hediye bu demekmiş. Dünya bu demekmiş. Teşekkür ederim Tülin. Teşekkür ederim, benzer cümleleriyle yollarımızın kesiştiği her bir mucize! İyi ki varsınız.

Öte yandan, bunca güzel cümleye rağmen bir direnç insanın içinde bazen, yazıya karşı. Yazı yazmak, bir tür delilik, büyük bir emek. Hiçbir zaman nasıl anlaşılacağını, kime ulaşacağını ve ne kadar ulaşacağını bilemiyorsun. Bir yandan da yazı yazmak, -belki benim için- her şeyden önce o kaynağa kanal olmak. Sonra spontan bir akışa izin vermek. Sonra da oyunlar oynamak, kelimelerle, başlıklarla, akışla. Biliyor musunuz, bu aralar sabır yok bünyemde. Buradan geri kalmam ondan. Bir şeyler hepimiz için o kadar hızlı değişti ki, yeni bir versiyon başladı sanki evrende. Her şey o kadar hızlı ki! Yavaşlayan geride kalıyor. Azıcık durup dinleneyim diyorsun, uzatırsan oyunda bile değilsin. Yaratımlar saniyeler içinde gerçekleşiyor. En olmazlar, birkaç ay içinde yaratılıyor. Hastalıklar iyileşiyor ama bazen bir burun akıntısı üç gün geçmiyor. Anne karnı travması çözülüyor da, basit bir iç sıkıntısı gecelerini mesken ediyor. Neden? Bunları da konuşacağız. Hepsi hizmetteler çünkü.

Merak edenler için, yeniden Vianna ile yollarımız kesişti. Çok güzeldi. Yeni bir eğitmenlik sertifikası aldım. Önümüzdeki günlerde de yeni bir seminer eklenecek bilgimdekilere. Yeni hatırlananlar olacak. Hepsini yazmak, üstelik eskinin diliyle şehirleri kapsayarak yazmak… niyetim.

Yine çok gezeceğim. Ve aslında yine çok gezdim. Hiç susmamam da bundan. Yarın Ankara’da olacağım. Ardından uzunca İzmir. Ardından İstanbul. Ardından Konya, Bursa belki. Antalya ve hatta belki Almanya var sıralananlarda. Burada duyurmadığım için kızıyorsunuz bazen. Belki artık burada da duyurmanın vakti.
Bu arada Eskişehir’e taşındım. Belki bir ara bu kararın hikayesini de anlatırım.

Kahvelerinizi hazırlayın, kaldığımız yerden devam edelim öyleyse.
Adını bile bilmediğim dostlarımı özledim.
Yeniden başlıyoruz!
Okurken hissettiğiniz o koşulsuz sevgiyle…

“Theta Healing: 27- Gün Sonu Raporu” için 10 yorum

  1. Nasıl özlemişim yazını nasıl🙏🏻 Sıcacık oldum okurken. Seni de çok özledim çok❤️

  2. Hey! Güzel insan, sen hep yaz ve biz hep okuyalım. Akmış gitmiş kelimeler. Tarifsiz bir samimiyetle kaleme alınmış keyifli bir yolculuk hikayesi… Sevginin kelimerle akmasına ve yerine varmasına bayılıyorum 🙂 İyi ki varsın…

  3. Çok çok özlemişim yüreğime dokunan o cümlelerini, bir solukta okurkanki heycanı.. Canım hocam, canım adaşım..sen yaz, hep yaz.. Yüreklerimize hep dokun, akıt gözyaşlarımızı heycanımızı sonsuz saf sevgimizle birlşesin ucu ucagı bilinmeyen göklerde….

  4. Nasıl beceriyorsun da tam da duymam gereken cümleri hoop diye karsıma cıkarıyorsun, bin sükür:) Kemerleri bağladık diğer yazılar ıcın sabırsızca bekliyoruuz:)

Bir Cevap Yazın