Ne-re-den Tanışıyoruz?

Bu fotoğrafı bir evin camında görmüştüm, Amsterdam yakınlarında şirin mi şirin bir kasabayı, Volendam’ı gezerken.

Biz burada birbirimize yabancı değiliz, henüz tanışmadığımız arkadaşlarız, diyordu. Sanki hayatımın özetiydi. Yanyana gelen iplikler, birbirine anlık temaslar ve sonra, yıllar sonra değişen hayatlar.

Bir gün öylesine tanıştığım kim varsa görür görmez bildiğim, bana, yaralarıma şifa oldu hayatta. Ve ben kimin hayatından sessiz sakince geçtiysem, bir gün en derin sırlarımızın örtüsünü kaldırıp yüzleşip şifayla örttük yine.

İşyerindeki arkadaşlarımızı, yaşadığımız çevreki komşularımızı bilincimizle seçemeyiz. Elbette, onlarla bir arada olmamızın özel bir nedeni vardır. Yakın enerji ve titreşimler, yakın süreçlerde değilsek yan yana gelemezdik. İşyerinde örneğin, nefret ettiğiniz müdürünüz aslında sizin için harika bir öğretmen. (Hadi ürperme hissinizi artırayım; “Siz en zor görevleri ruh ailenizdeki en sevdiklerinize verdiniz.” diyen Michael Newton’a atıf yaparak. 🙂 ) Ve ayrıca, ondan dersinizi almazsanız, hayat yolunda kendinizi çok önemli bir farkındalıktan uzak tutarsınız. O ders, alınana dek kalır. Onun için iş değiştirseniz bile, bir başka öğretmen atanacak hayatta size. Önemli olan mesajını okumak. Hepsi bir nedenden. (İşini değil, mesleğini bile değiştirmiş biri olarak yazıyorum. Tecrübe ile sabit, ders derstir.)

İş, çevre… kısımları işin aslı çok ilgi alanımda değil. Beni daha çok etkileyen, hayatın karşımıza çıkardığı kişiler. Bir otobüs yolculuğunda yanına oturan ve seni hayat deneyimiyle şaşkına uğratan teyze mesela. Ya da mola esnasında bir çayını içtiğin ve bir daha hayatında görmeyeceğin bir amca.

Bir keresinde, Ankara’ya seminer düzenlemek için gidiyordum. İner inmez de kemoterapi alan bir kadınla çalışacaktım. Zihnimde tamamen sorumluluklarda kaybolmuşken, ön koltukta tatlı mı tatlı bir kız çocuğu benimle oyun oynamaya başladı. Bir ara döndü ve şöyle dedi. “Biliyor musun, benim ayağım çok ağrıyor!” Şaşkınlıkla küçük bilgenin yüzüne baktım, “Peki bu bilgiyi neden benimle paylaştın?” dedim gülerek. Benim bildiğimi biliyor muydu bakalım. “Bilmem” dedi. Elbette biliyordu. “Peki, şimdi bir oyun oynasak ve benim bazı sihirli güçlerim olsa, gözlerimi kapatıp senin için şöyle desem “Lütfen ….’ın bacağı iyileşsin.” buna izin verir misin?” (Özgür irade yasasına her zaman saygıyla :)) “Olur” dedi. Birkaç dakika şifanın aktığını hissettim. “Geçti mi?” dedim. “Evet, ama hala birazcık var. ” Annesi gülerek doktor olduğunu ve dün gece çok zıpladığı için ağırdığını söyledi, siz takılmayın, dedi. Bense, bırakın oyunumuza devam edelim dedim. 🙂 Yeniden gözlerimi kapattım ve sordum. “Nasılsın?” Gülümseyerek “Şimdi geçti!!!!” dedi. Bu kadardı. 🙂 Peki, koca trende neden ben onun arkasındaki koltuktaydım?

Bizi hayatta birbirimizin teğeti, eşzamanlısı, değip geçeni, sessiz geçeni, geçip de bilmeyeni… yapan ne? Ne büyük bir karmaşa ve nasıl muhteşem bir düzen!

Yıllar önce İclal Aydın’ın bir kitabında okumuştum. Bitmiş Aşklar Emanetçisi’ydi yanılmıyorsam. Şöyle demişti sanki.

“Herbirimiz birbirimize görünmez ağlarla bağlıyız. Süpermarkette arkanda kasa kuyruğunda bekleyen birisi, bir bakmışsın dört yıl sonra hayatının aşkı ve mutluluğu olmuş. Neden dört yıl? Neden o sürede başka insanlar, sınavlar, acılar, hikayeler? Yan yana düşmeniz için o dört yılın deneyimine ihtiyacınız vardı da ondan.” (Özür dilerim İclal hanım, muhtemelen siz büyülü kelimelerle yazmıştınız, ben devşirdim hatırlamadığımdan.)

Konunun küçücük kısmı aşk ama öyle değil mi? En güzel aynamız, oradan bize tutulmuyor mu? Hatta en büyük sınavımız? Rilke demişti hatırlayın:

“İnsan olarak birini sevmemiz, belki de yükümlü kılındığımız en çetin, en ağır görev, en büyük sınanma ve sınav, bütün ötekilerin yalnızca hazırlık olduğu bir çalışmadır.”

Bir zamanlar, duyguların aslında hiç ölmediğini bilmediğim zamanlar, büyük bir kararın eşiğinden dönmüştüm. Beni kendime getiren, sessiz bir temastı. Bir gün köşesinden kalkıp gelip kendisini gözümün içine sokmuş, “Bak bu sensin, senin kendini görmeni bekledim ama kördün, senin asıl olduğun şey çok güzel, ben bunu göstermekle görevliyim. Hadi şimdi aynadaki kendine bak, benim görevim sadece bu, yanında olamam.” diyerek girdiği gibi gitmişti hayatımdan. O yaz çok zor geçse de, görevlendirdiğim en önemli öğretmenlerimden biriydi bence o. Beni uyandırdı, yoluma döndürdü ve ben olmamı sağladı, şüphesiz zamanında çok büyük bir acıyla. O acıya şükürlerimle. (O acıya görevli olması gerekmezdi kimsenin, ben o dönemde kendime ayna olabilseydim. Yani, hep dediğim gibi “acı çekme zorunluluğumuz olmadan da tekamül edebiliriz, farkındalıkla, merkezimizi koruyarak, gücümüzü dışarıya teslim etmeyerek.” Dilerim, bakın ben de hala bu konuda çalışıyorum :))

İlişkiler, uzun süredir hayatımın ana konusu. Çünkü, insan kaynakları alanındaki mesleğime veda ederken “Neden pastacılık?” diyenlere şunu demiştim; “Hayatımın geri kalanında insana dair tek bir şey duymak istemiyorum, tükendim!” (Hatta aşırı tatlı meslek planlarım vardı bir önceki bloğumda şurada) Ve hatta o unutulmaz filmin repliği “Yorgun bir iş gününün ardından mutfağa girersin, yumurta, çikolata, şeker, un… Seni asla hayal kırıklığına uğratmaz!” (Julia&Julie)

Sonra da 4 yıl münzevi gibi, pasta, kitap, yazılar, seçilmiş ama geniş bir arkadaş çevresi ve korunaklı yalnızlıkla hatta İstanbul’un orta semtinden en dışına uzanan bir taşınmayla, üretmiş, okumuş, yazmıştım. Son bir buçuk yıldırsa, korktuğum başıma gelmişti. Bir kez daha değişen alanım ve şifa çalışmalarıyla fark ettim ki yine dayanamamış, insanların içine karışmış ve bundan olağanüstü keyif aldığım döneme geçmiştim. Bu biraz şey, hani biliyorsunuz. Galip Derviş sözü “Bu bir yetenek ve bu bir lanet” Şaka şaka 🙂 Lanet kısmı yani. Şaka…

Ocak ayından beri 60’ın üzerinde kişinin seminerlerle, bir buçuk yıldır da kim bilir kaç kişinin bireysel çalışmalarla hayatına dokundum. Sormayı en sevdiğim soruyu tahmin edin bakalım.

“Beni nereden tanıdınız?”

Hiçbir yerle, kurumla, insanla, popüler isimlerle, sponsorluk ya da reklamla bağlantısı olmayan, tamamen bireysel çalışmalarla ilerleyen bir kişinin merak uyandıran sorusu.

Gelen yanıtlar çoğu zaman inanılmazdı.

“Siz Erteleme Sanatı’nı paylaşıp kendi zaaflarınızı yazmıştınız. Çok içten gelmişti. O gün anladım sizi takip etmem gerektiğini…” (O yazıyı yazarken dünya kadar eleştiri almıştım, kendini böyle açık ortaya koyma diyenlerden ama dinlememiştim.)

“Sizi bloğunuzdan buldum ama sonra fark ettim ki, siz benim doğum günü hediyemi tasarlayan kadınmışsınız aynı zamanda.”

“Ben bir kafede oturuyordum, yanımdaki arkadaşımın hiç tanımadığım bir arkadaşı geldi. Onun da tanımadığımız bir arkadaşı sizinle çalışmış, ondan ve sizden bahsederken biz de sizinle çalışmak istedik. :)”

“Yalın’ın Keşke klibinde oynayan çocuğu çok çekici bulduğunu ve yüzlerce kez izlediğini yazmıştın, yalnız değildin. Çok çekici değil mi?” (En favorim olan nereden tanıştık cevabı, özür dilerim arkadaşım :)))

“Kökler Çağırıyordu yazını, bir arkadaşım tüm whatsapp gruplarına gönderdi. Sonra tüm yazılarını okuduk ve geldik.”

“Atina, aşık olduğum şehirdi. Tıpkı senin gibi!”

“Tırtılın Düşü bir gece ansızın karşıma çıktı ve sabahına sanki seninle yıllardır tanışık iki dost gibiydik.”

“Bir yazına denk geldim ve ağlamaya başladım. Bedenim sarsılırken ne olduğunu anlamıyordum. Ve bir şey var zamanını bekleyen diyerek takipte kaldım.”

“Pastamızı yapmıştınız, sizde yetenek dışında bir şey olduğu belliydi sanki ve takipte kaldım.”

“Beni işe almıştın. :)” (Bunun işten çıkarmıştın kısmı da var ama yazmak istemiyorum :/)

“Yeliz hanım, lütfen hakkımda yanlış bir şey düşünmeyin ama siz benim rüyalarıma giriyorsunuz. Çoğu zaman sizin bir eviniz olduğunu ve orada şifa yaptığınızı görüyorum ve sizi ziyaret ediyorum.”

“Rüyamda sizi gördüm, beni şifalandırdınız.”

“Rüyamda sizi gördüm, beni evinizde ağırladınız.”

“Rüyamda sizi gördüm.”*1569 (Bu başka bir yazının konusuydu :))

Ben bu sorum ve yanıtlarıyla, kendi görünmez iplikçiklerimin peşine düştüm. Hayattaki rolümü anlamak için. Ve inanın çok şey öğrendim. Hani buldun mu derseniz, epeyce yaklaştım sanki.

Bu yazıyı okuyan sen,
Belki yazıyı okuyacak 3000 kişiden sadece yorum yazacak olan 8’inden birisin. Sen şu anda benim için o bir değilsin, hikayen, hikayem. Bilincinde misin?
Biz neden olduğunu bilemeyiz, onu bize hayat söyleyecek. Ama neredene ışık tutabiliriz istersek.
Seninle benim aramda bir ip var.
Seninle dünya arasında bir ip var.
Seninle tüm diğerleri arasında da bir ip var.
Gel o ipi ilk nerede birbirimize değdirdiğimizi bana söyle.
Belki, birbirimizin hayat yolunda bir anlam parçası oluruz büyük resimde. Hem söylesene, büyük resmi görebilmekten önemli ne var ki?

“Ne-re-den Tanışıyoruz?” için 12 yorum

  1. 2013 mü 2014 mü tam hatırlamıyorum ama çok eskiden seni tanımam,instagram bu kadar popüler değildi sanki,sessiz sessiz takip ederdim,kitap kurtlarını,pastalarını,kitaplarını ,yazılarını,sonra mail atmaya başladım,sana yazmak anlatmak istediğim şeyler oldu hep ve hepsinde de çok güzel cevaplar aldım o kadar içten o kadar güzel. Sonra hep yazıştık hep bir şeyler öğrendim senden. Bu hayatta tanıdığım için kendimi çok şanslı hissettim seni. Öyle böyle değil.. Hep bir kız kardeşim olsun istedim eksikliğini hep hissederim,kan bağım olmayan kız kardeşim gibi görüyorum seni. Sonra sonra bir gün buluştuk iyi ki buluştuk, deneyimlerini birçok şeyi paylaştın,senle çok şey öğrendim ve biliyorum öğreneceğimde.. Karşılaştığımız,bu hayatta denk gelebildiğimiz, her şey için varlığın için şükürler olsun Canım Yeliz❤️🙏🏻

  2. İnsanın insana ihtiyacı olmaya görsün değil mi? Antalya’dan Gönül, İstanbul’u ziyaret etsin. Balat’a gitsin o gün ve antikacının önünde elinde eski teneke kutularla dudaklarını büzüp, “bunları aldık ama ne yapacağımı inanın bilmiyorum” diye tatlı tatlı dert yansın. Bilemezdim ipleri ve bir ağacın sağlam kökleri olacağını içimde… Ne zaman sağlam köklerimize tohum attık dersen 🙂 366 koca ve anlamı günün öncesinde <3

  3. Yelizcim canım ablam. Bu yazında harika olmuş. Bana mail ile gelen yazılarını iple çekiyorum inan. Hemen kendime güzel bir köşe bulup keyifle okuyorum. Ve çok iyi geliyor Teşekkürler iyi ki varsın. İyiki tanıdım seni. Kalpten sevgiler. ❤️

  4. Bu yazının oralara gelmesini hiç beklemiyordum iptal ettin beni. Bu arada hiç problem değil arkadaşım 🙂 Bazı anlar var çok şaşırdığım, ya bu kafada biri daha varmış dediğim, belki de neden sorusunun cevabını aldığım senin tabirinle ise ipin kesinlikle değdiği an sanki. Gerçi ipin değdiği, kesiştiği, birleştiği o kadar çok nokta varmış ki ve o kadar iyi hissettiriyor ki varlığın, paylaştığımız her an, konuştuğumuz duygularımız, korkularımız vs. Ben sadece iyi ki diyebilirim…

  5. Canım Yeliz’im seni insatgram sayesinde tanıdım, tırtılın düşü’ nün doğuşuna tanıklık ettim sen yazdıkça heyecanlandım, heyecanlandıkça kalbim büyüdü, kocaman oldu ❤️ Her paylaştığına yorum yazdım kendimce, kendime dair ve hiç birini yanıtsız bırakmadın 🙏 belki toplasan bir seneyi biraz geçmiştir ama ben eminim çok öncesi de var, ruhlarımız tanışık ❤️

    Daha önce de yazmıştım tekrar burda da not düşmek isterim,

    “Çin mitolojisinde kaderin kırmızı ipi adında bir inanış vardır. İnanışa göre; Tanrı her insanın ayak bileğine kırmızı bir ip takar ve kaderleri birleşecek insanları bu ipler sayesinde bağlarmış. Bu ip esner, kördüğüm olur fakat asla kopmazmış.”

    İyi ki dediğim.. 🙏💜🦋

  6. İlk Gülay’ın paylaşımında gördüm, Gülay’ı da Dijle söylemişti☺️Dijle’mi bir gün ayrıca anlatırım😘Sonra Tırtıl’ın Düşü’nü okjmaya başladım. Herşey tanıdık, herşey bildik o satırları. Nereden tanışıyoruz? Çok eskiden. Çok çok çok… milyon yıllık bir tanışıklık. Her zaman şükürle ve minnetle andığım güzel hatıralara… kahvemi bize kaldırıyorum💫

  7. Kendini Keşfet Atölyesinde,aile diziminde oldu ilk tanışmamit 😊
    Babamin da,Selanik göçmeni oluşu..yazilarini aglayarak okumam… İyi ki yollarimiz kesişti 💖

  8. Kelebeği aradığım bir vakitlerde bir dostumun yüzünde kelebek gördüm dediği gün seninle görüşmüştüm. Kundalini diyerek köklerime tutunmaya ve hatta köklerimi bulmaya çalıştığım bir dönemde kelebekle gelen bir mesajdı. Ve tabii ki hiçbir şey tesadüf değildi. Kelebek ben değildim ve “Kökler Çağırıyordu” yazını okuduğumda anlamıştım, sabahın köründe yatağımda hüngür hüngür ağlayıp yanıtı buldum dediğim o an anlamıştım. Kelebek sendin!

  9. İstanbul’da o çok ünlü ve tatlı kadından şekerden çiçek kursu almak isterken ,*benimtatlıhikayem’e denk gelmem, senden o kursu almak istemem ve senin vermemen 🙂 senden almam gereken başka dersler ve farkındalıklar varmış çünkü… Sonrası uzun mutfak sohbetleri, birbirini takip eden eğitimler, yeni bilgiler, yeni hisler ve yeri doldurulamayacak bir arkadaşlık… İyi ki diyorum iyi ki…

    Ayrıca sanırım bu; bana en çok dokunan yazın oldu, “Siz en zor görevleri ruh ailenizdeki en sevdiklerinize verdiniz.” “O yaz çok zor geçse de, görevlendirdiğim en önemli öğretmenlerimden biriydi bence o. Beni uyandırdı, yoluma döndürdü ve ben olmamı sağladı, şüphesiz zamanında çok büyük bir acıyla. O acıya şükürlerimle.” nasıl rahatladım ve şifalandım bir bilsen, ben de şimdiye kadar ki yolculuğumda acıyla öğretenlerime teşekkür ederim…

    Tekamül yolculuğunda acı çekme zorunluluğu olmadan da öğrenebileceğimi bilmek ister miyim?.. 🙂 Oldu, Oldu, Oldu.

  10. 2015 cakeshow 🙂 10kadın olarak son 3senedir hep birbirimize destek olduk. Ama bu sene senden theta healing eğitimi alırken senle tekrar tanıştık, bir başka bir farklı tanışma oldu bu! İyi ki…!!!

  11. Gülay hanimin instagramda bir hikayesinde, sonra sayfanıza girdim koltukra oturan bir kadin resmi ve altın yazılan yazılar, ki okumayı çok severim, sonrası daha da ayrılmadim o sayfadan ve dahi sonra okuduğum tırtılın düşünden.

  12. Bir arkadaş tavsiyesi ile şehrimde yapılacak olan herhangi bir Theta Healing eğitimine yazıldım ve konu ile ilgili çok fazla bilgim olmadığı için internet araştırması ile keşfetmeye başladım.
    Çok değil dün de bu blogu keşfettim. Bu gün ise her gördüğüm kişiye sizi ve yazdıklarınızı anlattım. Bugün 2. günüm ve hala blogdaki yazdıklarınızı okumaya devam ediyorum.
    Ve şuan büyük bir heyecan içinde “Uzunca zamandır beklediğimin/aradığımın bu olduğunu ve hayatıma yeni bir pencerenin açıldığını” hissediyorum.
    Bence biz de artık tanışıyoruz 🙂
    Sevgiler…

Bir Cevap Yazın