Buz ve Ateş

Bir buz kıracağı, vurdukça vuruyor kalbine. Önce yavaş, yavaş olduğu için önemsemeyeceksin. Sonra artacak, biraz korku olacak. Ne buldu da neyi kırıyor şimdi?

Taze derinin acısını bilir misiniz? Bir kez bir gösteride dalgınlıkla parmağımda beni rahatsız eden kalın deriyi soydum. Hiç canım yanmadı bunu yaparken. Hiç huyum değildir oysa. Ama müzikle birlikte kat kat, belki altı kat, sonunda pembe deri görünüyordu. Ertesi gece önce diğer elimi bıçakla kestim, ardından soyduğum parmağıma fokur fokur kaynayan su döküldü. Berbat bir acıydı. Gece boyunca inlediğimi, kendime can acıma rağmen şifa göndermek için thetada kalabildiğimi, omzuma dokunduğumda bile parmak ucumda dolaşan korkunç sıcaklığı ve sonunda buz dolu bir kovaya elimi sokarak uyuduğumu hatırlıyorum. Güzel haber sabahıydı: parmak yerli yerinde, en ufak bir acı ya da yanık belirtisi yok. Benim hatamdı. Yorumladım o kazayı. Kendime bir ceza vermiştim bilinçaltımda. Faturayı güzel kesmiştim. Mesaj çok netti. Kaza değil ama mesajı ölümcüldü. Ve kendi kendime iyi gelmiştim. Parçam bütünün bilgisiyle şifalanmıştı.

İşte şimdi senin kalbin o pembe deri. Kırılan buzun altından senin hiç bilmediğin koca bir orman çıktı. Ve bir kibrit atıldı. İçinde bir orman yangını. Uğraşma sönmeyecek. Sabır diyeceksin, sabır. Daha hızlı koşman ya da bütün gün hiçbir şey yapmadan oturman yangını hafifletmeyecek. Nerene dokunsan acısı kalbine çıkacak. Yapabiliyorsan, biraz ağla, o biraz söndürecek. Sonra bırak büyütsün yangını ama sen yine de nefes al. O ancak, eskinin bilgisini yaktığında, yeniden hayatla sönecek. Kabullenmesen de, artık hizmette değil o orman. Bırakacaksın yanacak.

Sonra ne olacak bir tahminim var. Orası yeniden yeşillenecek. Sen umudunu kaybetmezsen. Hayat senden büyük çünkü. Ne yaparsan yap, altından hayat çıkacak. Sen oraya çiçekler ekeceksin kokusunu sevdiğin, fidanlar dikeceksin meyvesini yediğin, tohumlar atacaksın ne olacağını hiç bilmediğin. Ölen her parçan, orada hayatı doğuracak.

Sonra bir gün, bu bir tekamüldü diyeceksin. Tekamülün illa acıyla, sancıyla olması gerektiği bilgisi eski bir bilgi. Artık sadece böyle olması gerekmiyor. Ama yine de, o çekiç bir gün güm diye inerse beklemediğin anda, unutma yeniden geçecek. Hep geçer. Geçmeyecek sandığında, yeniden ekeceğin çiçeklerini düşün.

Geçtiğinde yeniden görüşeceğiz, geçtiğinde bunun hayatımızda gördüğümüz en güzel bahçe olduğunu düşüneceğiz. Birbirimize, kendi tohumlarımızın bilgisini vereceğiz. Ben buna emek verdim, şimdi biraz da sende büyüsün diye.

Geçen de ağlatacak belki, geçmekte olan kadar. Geçen de yazıya dönüşecek. Okuduğum en güzel yazı diyeceğiz geçene. Bir gün…

-ve sonra Çok Sürmez geldi.-

“Buz ve Ateş” için 15 yorum

  1. Her yazını okuduğumda, bundan daha etikeliyici nasıl olur? Diye soruyorum kendime, cevap bir sonra ki yazınla geliyor bana.

    Okurken o buz kıracağının soğuk sesi kulağımda, parmağının sızısı en derinler de bir yerde, yanan ormanın acısı kalbimde, kokusu burnumda ve yeniden yeşerecek olan o güzelim tohumların umudu hayalimde öyle alıp başımı gittim…

    Yazılarını çok özlemişim 🎈

    1. Hissettiğini hissettirebilmek… Bunun üzerine bir mutluluk tanımıyorum ben. Çok teşekkür ederim Meltem’cim…

  2. “Hayat senden büyük çünkü. Ne yaparsan yap, altından hayat çıkacak.”
    Nasıl güzel..
    Saçtığın tohumlar yine ışıl ışıl yine sıcacık Yeliz 💕

  3. “Yara da bende bıçak da bendedir”
    Oysa güzel bir bahçenin seyrine dalmıştım.Unuttum bıçağı da yaramı da unuttum.Kelebek kovaladım düş bahçesinde.
    Halbuki iflah olmaz bir seyirciydim.Galiba bunu da unutmuşum.Benim hatam…

  4. aslında herkes farklı ama o kadar da aynı… sanki bana yazmışsın her kelimesini, iç,inden geçtiğim geçerken halden hale düştüğüm beni anlatmışsın kelimesi kelimesine.. ah yeliz, varlığına şükürler olsun.

    1. Varlığımıza şükürler olsun. Ya geçip gitseydik, birbirimizin hayatlarından. Buluşturan güçlere minnetimle…

  5. Geri bildirim: Çok Sürmez

Bir Cevap Yazın