Theta Healing: 4- Kökler Çağırıyordu…

Yazının öncesi için sizi buraya alalım: Tıkk Tıkk. Yoksa anlamsız olabilir.

Ben dolaylı yoldan bir göçmenim, Yunanistan göçmeniyim. Eminim birçoğunuz gibi. Babam Türkiye’de doğmuş, ama annesi ve babası ve diğer atalarım, Yunanistan’da yaşamış. Babaannem ve dedem, Yunanistan’da evlenmiş, hatta ilk bebekleri doğduktan sonra orada ölmüş. Ardından İzmir’e yerleşmişler. Dolayısı ile, hiç tanımadığım halam dahil, babaannem, dedem öncesi tüm atalarımın mezarları Yunanistan’da.

Annem, Yunanistan doğumlu. 15-16 yaşlarında zorunlu olarak Türkiye’ye gelmiş. İlk istememiş gelmeyi. Mecbur kalmışlar ve evlerini, her şeyi bırakıp 1980’lerde Türkiye’ye gelmişler. Türkiye’nin en karışık olduğu, insanların hayatının pamuk ipliğine bağlı olduğu o yıllarda, tarlaları, yeşillikleri, huzurlu bir hayatı bırakıp İzmir’de (şükürler olsun ki İzmir’de) kaosun içine yerleşmeye çalışmışlar.

İşin aslı, insanın doğduğu yer anavatanıdır. Ama göçmensen? Doğduğun ülke hem anavatanındır, hem değil. Ve uyruğuna sahip olduğun ülke, hem anavatanındır, hem değil. Sen iki yarım anneye sahipsindir. Ve anne bizi doğurandır. Hayata getirendir. Varlık nedenidir. Koruyandır, kollayandır. Anne çocuğunu sevmediyse, o çocuğun işi gerçek anlamda zordur. İki yarım anne… Her açıdan, zordur. Hele ki, bazı zamanlarda oldukça zordur. Bir anlaşma ile gönderildiysen, sürüldüysen, atalarının bilmediği sözleşmeleri varsa… Ben size yazdığım bu bilgileri, çok az insan gibi sonradan, okuyarak, araştırarak, çalışarak öğrendim.

Kendimle ilgili bir aile dizilimi çalışmasında gördüm hayatımın en büyük ve gizemli problemini. Köksüzdüm. Kendinizi ne kadar milliyetçi hissettiğinizin bir önemi yok. Enerji alanınız anavatansız olabilir. Bu ne getirir biliyor musunuz? Bağlanamamayı, kök salamamayı getirir. Ait hissetmemeyi. Cesur adımlar atamayayı. Bırakamamayı, güvenememeyi, aslında hiç doğmamış olmayı… Atalarınızın mirasını getirir.

Bir iş kurarsınız örneğin, inanılmaz başarılısınızdır. Birden saçma sapan bir nedenle iflas edersiniz. Ya da tam hayallerinizdeki pozisyona erişmişken, istifa edersiniz.

Ya da iş kurmak, yükselmek ne demek. İş bile bulamazsınız. Gelen işleri bir iki kaçırırsınız elinizden. Sizi öneren, sizin o iş için uygun olduğunuzdan emindir. Hatta görüşmeyi yapan bile emindir, ama sizin enerji alanınızdaki bir kara delik gelir engeller sürecinizi.

Bir hayat kurarsınız, mutlusunuzdur. Sonra birden iskambil kağıtları gibi dağılıverir.

Kök çakra sorunları yaşarsınız. Onlara denk gelen hastalıklar sizi bulur.

İşin komiği, bence kesinlikle komik. Hiçbir şeyin farkında değilsinizdir.

Düşünsenize, bir nedenden ötürü bunları ya da fazlasını yaşıyorsunuz. Bu nedeni almanızın nedeni ise bunu dönüştürmek. Ama ruhunuz duymuyor! İşlevsiz bir acı. Farkındalıksız bir şekilde acıya tutunursanız, boşa gitti güzel ömrüm diye ağlarsınız dünyadan ayrılırken. Fark edip çalışmalara katıldıkça ise, her yakaladığınız çılgın bir kahkaha nedeni olur. Hatta bazen karşınızda konuşan biri için bile basıverirsiniz kahkahayı, “Bak şimdi, dinle bakalım içini hangi atan ya da ebeveynin bunları söyletiyor sana?” diye.

Anlamayan için kabus, anlamaya başlayan içinse keşif ve eğlencedir bence bu yolculuk.

Bana gelince, içimde hep bir Yunanistan özlemi vardı. Şimdi biliyorum ki, bana ait olmayan. Bunu anlatmam zor. Kursuna gittim, dilini öğrenmeye çalıştım. Müziklerini sevdim, yaşam tarzlarını. Bir insanın en çok gitmek istediği ülke denizin karşı kıyısı olur mu? Öyleydi. Ve Kuşadası’nda geçirdiğim çocukluk, ergenlik, yetişkinlik gecelerimde en çok acı vereni, neredeyse yüzerek ulaşacağım topraklara gidememekti. Sınırları algılayamıyordum. Sınırlar acı veriyordu. Zamanında insanlar hi5 gibi sitelerden İngiliz, Amerikan yazışma arkadaşı ararken ben Rumlar’la yazışırdım. O adalardan mektup arkadaşlarım vardı. Biri Kızlarağası Hanı’nda tesadüfen tanıştığım Niko’ydu. Evlenene kadar her yıl ondan onlarca kart aldım. Gönderdiği kartlar, hep bir tanrısal hediye gibiydi sıkışmış hissettiğim anlarda. Hala bile, bence en yakışıklı siyasetçi Çipras’tır. Yani sanırım durumu anlatabildim.

Deseniz ki, atalarının hikayesini merak ediyor muydun? Onları özlüyor muydun? Aklımın ucundan bile geçmiyordu. Hatta, o zamanlar uyku yıllarımda, anlatılan hikayeleri bile yarım kulak dinlerdim. Olan olmuş biten bitmiş, tesadüfen aynı soy ağacındayız düşüncesi ile. Şimdi hikayeleri anlatanları kaybettim ve onları bilmemiş ama enerjisini taşıyan olmaktan ötürü acı çekiyorum.

Özetle, bir şeyi bilmemeniz, görmemeniz, sizden 3-5 kuşak önce yaşanmış olması, ilginizi çekmemesi… Geçmişin geçmişte kalması hiçbir şey ifade etmiyor. Geçmiş geçmişte değil. Geçmiyor ki. Eş zamanlı, yeniden yeniden yeniden… Bildiniz, o filmdeki gibi, Intersteller. Bir kutucukta o sahneler dönüp duruyor işte. Ve dnamızda. Ve bizim onların bilgisine, yargılamak için değil, suçlamak için değil, sadece kabul etmek için ihtiyacımız var. Ellerinden gelenin en iyisini yaptılar çünkü. Bu öldürülmek/öldürmek dahi olsa… Ne olursa olsun, işimiz yargılamak değil. Hatta kimseyi yargılamak bizim haddimiz değil. Haşa! Haddimiz olan: Onların en iyi bildiği şeyi yaptığını ve bunun o zamanki doğruları olduğunu kabul etmek. Köklerle barışmak… Görmek, tanımak, kabul etmek. Ve yaşadığımız süre boyunca bize lütfen sevgi ile bakın demek… Onların ışığa gönderdiğimiz inançlarını izlerken, yerine sonsuz olasılıklara sahip olanı, alan yaratanı, bizi yürüdüğümüz yolda destekleyecek olanı yüklemek.

Theta hayatıma girdikten sonra, bir konu aklımı kurcalamaya başladı. Bugüne kadar defalarca Yunanistan planı yapmıştım. Gerçekten defalarca! Bazısında otel rezervasyonlarım, Meteora’ya kadar gezi planım bile hazırdı. Olmuyordu. Gidemiyordum. Ve bunun anormal bir duruma dönüştüğünün bilincindeydim. Son anda bir engel çıkıp planımı bozuyor, ben geriliyor, üzülüyor ve çaresiz ben buraya gidemeyeceğim herhalde diyordum. Allah aşkına, günlük vizeyle kırk beş dakikada geçilen ve Ege ve Trakya’daki herkesin neredeyse elini kolunu sallayarak geçtiği bir ülkeden bahsediyorum. Fransa gibi nispeten zor bir ülkeden ilk başvurusunda 3 ay multi vize almış ve elini kolunu sallayarak sokaklarında gezmiş insanım. Yunanistan yahu! Bu gerçekten normal değil.

Aslında evren bazen sadece basittir. Bir soru sorarsın, yanıt birden bitiverir.

Annem bana daha önce bu konudan bahsetmiş miydi inanın bilmiyorum. Ama gerçek kulaklarımla duyduğum ilk an geçtiğimiz haziran ayıydı.

Ölürken bile dedene sormak istedim kızım, dedi. Baba, sen beni hiç üzmezdin ama göç ederken beni neden üzdün, diye. Hiç mi istemiyordun anne, dedim. Orada mutluydum, orada özgürdüm, orayı seviyordum. Türkiye’ye dönen herkes, karışık olduğundan, terör olduğundan bahsediyordu, zorluk içine gidiyorduk, korkuyorduk. Ama esas üzüldüğüm sınırdan geçiş anımızdı, dedi. Ne oldu, dediğimde ise şunu öğrendim. Göç ediyorlardı, bu her hallerinden belliydi. Ama kazandıkları haklarını bırakmamak için (ev ve tarla) bunu söylememeliydiler. Sınırda sorulduğunda dedem annemi gösterip “Bunlar kızımın çeyizi. Onu evlendirip döneceğiz.” dedi. İnanmayan memur anneme bir belge imzalattı. Belgede, annemin bir Türk’le evlenmek için Türkiye’ye gittiği ve yaşadığı süre boyunca bir daha asla Yunanistan’a dönmeyeceği yazıyordu!

“Yaşadığın süre boyunca bir daha asla Yunanistan’a dönmeyeceksin!”

Bir daha asla Yunanistan’a dönmemek, ölene kadar!

Annem, yirmili yaşlarında, İzmir’de babamla tanıştı, kendi isteği ile evlenmeye karar verdi. Babam o dönemki fotoğraflarında Tarık Akan kadar güzel bir adam. Ondan başka kimseyi yanına yaklaştırmamış annem, gelen görücüleri kabul etmemiş. Ama babamla tam evlenecekleri zaman bir sıkıntı olmuş, annemin bütün evrakları Yunan Konsolosluğu’na ve oradab da Yunanistan’a gitmiş. Yazışmalar tam bir yıldan fazla sürmüş. Bu sancılı süreçte tabii ki düğün olmuş ve annem birkaç ay içinde bana hamile kalmış. Bense tam 20 gün geç doğmuşum. Tam 20 gün! Çünkü onun karnında, atalarının tüm acılarını doğmadan gören ve dünyayı acı çekmek için gelinen bir yer olarak algılayan bir bebek varmış. Hepsini görüyormuşum, neredeyse atalarımın tamamını. Ve bu kadar acı gerçekten fazla diyerek doğmayı reddediyormuşum. Bunu da bir çalışmada bizzat deneyimledim.

O bebeğin ikna olması 20 kasımı buldu. Ve doğduğu gün, evrenin tesadüf adındaki bir sürprizi olarak annesinin yeni kimliği basıldı. 1 yıl sonra, o gün! Anne ve bebek aynı günde kimlik sahibi oldu. İşin aslı, görünürde doğmuş bir bebekten bahsediyoruz. Oysa, anne ile bağı sandığınızdan da güçlü enerjetik anlamda. Annenin imzaladığı anlaşma, artık onun anlaşması. Annenin acıları, onun acısı. Hatta annenin bedenindeki benler, annenin hastalıkları onun hastalıkları. Birçoğunuz gibi…

Henüz advanced eğitimimi almamıştım bunları öğrendiğimde, theta healing hocam Şule hanım’la İzmir’de kahve içiyorduk. Aylardan hazirandı. Bana advanced’te öğreneceğim bazı bilgilerden bahsetti. Belgeden boşan Yeliz’cim, dedi. Ruh parçacıklarını iade et. Bütün çalışmaları, evrak, annen ve Yunanistan için yap. Bağını kes, sonra da ilk fırsatta Yunanistan’a git. Hatta yalnız gitme olur mu? Anneni, kardeşlerini al ve git. Hiç olmazsa kardeşlerini. Gidin ve orada köklenin…
O kadar imkansız ki,
dedim. Herkes iş güç hayat gailesi içinde. Nasıl aynı zamanda bir fırsat olacak da gideceğiz. Ama artık biliyordum, bahanelere takılmak zorunda olmadığım bir bilinçteydim. Artık, ülkeye neden giremediğimi, beni neyin engellediğini biliyordum ve bunları temizlemiştim. Bunu yaratıyorum, dedim. Bu olacak.

İşte bu oldu.

Bir kez daha yazayım mı? Bu istediğimden bile güzel bir şekilde ve kendiliğinden oldu!

Bu yüzden bu denli özeldi. Ben bir masalın değil, bir yaratımın içindeydim. Her anını düşleyerek kurguladığım, sonra da içine girip yaşadığım. Bu denli özel detaylarını yazıya başlarken sizlerle paylaşacağımı hiç düşünmemiştim. Ama bilmenizi istiyorum. Bu yazılarla aydınlanan, kendi yollarını sorgulayan ve çözümler arayan çok insan var biliyorum. Öyle harika mesajlar alıyorum ki özelden. Hadi biraz cesaret, benim yazdığım gibi, siz de yorum kısmına yazın hikayenizi. Ya da benimkinin sizdeki yankısını. Dönüşmek için en harika yol, hikayeni tüm çıplaklığıyla anlatıp hadi şimdi sıra sende demekle başlıyor çünkü. Hadi şimdi bu yazının altına bir ses ver kendinden…

Devamı sıkılmadıysanız yarına…

“Theta Healing: 4- Kökler Çağırıyordu…” için 31 yorum

  1. Nasıl sıkılabiliriz ki🧚🏻‍♀️her yazınızda bi şekilde ruhuma dokunurken hele.. hele ki sorduğum cevapları yüzüme çarparken🤭 kitap çıkarın nolur, daha çok kişiye ulaşın blog ile sınırlı kalmayın🙏🏻🙏🏻💜💜

    1. Sizden hemen sonra aynı mesaj başka birinden geldi. Ben de bütün hikayemi yazıyorum kitaba bir şey kalmayacak dedim 🙂
      Ama inanıyorum ki, ben yazdıkça artacak deneyimleyenlerin sayısı. Ve belki benim de deneyimlerim.
      Dilerim öyle güzel şeyler olur ki, kitapta bu anlattığım mucizelere sadece bir değinir geçerim zaten yeterince kalın diyerek 🙂
      Çok teşekkür ederim, dilerim hep keyifle okursunuz, hep.
      Minnetimle… <3

  2. Okurken boğazımda koca bir düğümle, gözümde yaşla okudum. Nasıl içten bir anlatım, öncelikle kendi adıma çok teşekkür ederim. Babamı ben çok küçükken beyin tümöründen kaybettim, belki sebep o değildi uykusunda öldü çünkü ama bir aile dizimi çalışmasında göç esnasında ki kötü olayların kayıtlarını silmek adına beyin tümörü olabileceğini öğrendim. Belki hikayelerimiz mi benzer bilemiyorum Yeliz ama inanılmaz şekilde sana çekiliyorum. Bir sürü çalışma deneyimledim şu ana kadar da bir çoğunu paylaştım İnstagramdan. Ve yaptığım, katıldığım tüm çalışmalar, okuduğum, duyduğum her şey puzzle tamamlama yardımcı sanki. İnsan öğrendikçe, anladıkça hafifliyor sanki..

    1. Allah rahmet eylesin Meltem, eminim gittiği yerden sizin her anınızı gözetiyor ve desteğini sağlıyordur. Tüm atalarımız gibi.
      Kesinlikle, öğrenmek bizi hafifletiyor, bazen gözyaşıyla bazen sadece anlayışla arınıyoruz her anımızda. Bana çekilmene ise ayrıca sevindim 🙂
      Birkaç yazı içinde nedeninden bahsedeceğim.
      Her bir adımın şifa olsun. Hepsi seni daha güzel bir geleceğe taşısın dilerim.
      Okunduğumu bilmek harika.
      Sevgiyle…

  3. Ben de bir köksüzüm.Yeliz Hanim.Etnik köken olarak Ermeniyim.Anayurdum Türkiye .Türkce düsunuyor ve kendimi Türkce ifade ediyorum.Türkce annemden ögrendigim dil.Ama anadilimi bilmiyorum.Babamin dedesini annemin büyük büyuk dedesini bilmiyorum.Onlari ebeveynlerim de görmedi.Köksuzluk benim canimi acitiyor bazen.Bilebilmeyi bir zenginlik olarak o mirasi taşiyabilmeyi isterdim.
    Gelgelelim bir tarafimda da Italya var sanki.Sirf İtalyanca bilmek bile beni rahatlatiyor.Kimbilir belki de benim hüsnü kurutumdur.
    Instagram, sosyal medya beni fena halde sıkıyor bazen.Bırakmiyorum çünku iyiliklerinden biri de sizsiniz.

    1. Bir çalışma yapılmıştı, keşke bilsem de size linkini göndersem. Etnik kökenlerimizle ilgiliydi. Örneğin, biri ben İngilizim diyordu ancak, dnası incelendiğinde, yüzde kırkı Meksikalı, geri kalanı da Orta Doğulu çıkıyordu. O çalışmada onlarca kişiyi görmüştüm ve hiçbiri sandığı kişi değildi. İnanılmaz etkilenmiştim.
      Bana da bu arada, çalışmanın geri kalanında Türkiye vatanım olarak tanıtılmıştı, köklenmiştim ülkeme.
      Hatta şöyle denmişti “Burası kucaklayıcı ve verimli bir ülke. Verimli topraklarında köklenebilir, genişleyebilir, iş, aile sahibi olabilirsin. Bu topraklar artık seni annen olarak kucaklayacak.” Ciddi bir rahatlama hissetmiştim.
      Bizden öncekilerin öyküleri ne olursa olsun, biz burada bir sebeple doğduk. Böyle bir dönemde doğmayı seçtik. Seçmediklerimizi bile seçtik aslında.
      Bu nedenle, mümkünse tam da şu anda gözlerinizi kapatın ve köklenin. Sonra da eski köklerinizin izine düşün. Belki size onların hikayesini anlatacak bir kişi hayatın size hediyesi olur.
      Ne güzel olur, birkaç günlüğüne dahi gitseniz atalarınızın topraklarına. Mesela, tamamını olmasa bile, Ermenice’de merhaba, teşekkür ederim, nasılsınız gibi basit kelimeleri öğrenseniz.
      İtalya konusu ise, ilk dediğime çıkıyor. Bir de atalar var, kolektif bilinç var, inanıyorsak geçmiş yaşamlar var. Hepsinde dünyanın tüm parçalarını aldık bünyemize. Mesela ben ilk Gipsy Kings dinlediğimde bir ağlamıştım, ölsem unutmam. İçimi açıp dağlıyorlardı sanki. Sonra hatırladım, la isla bonita da bende benzer bir etki yaratmıştı. Muhtemelen, İspanya’da bir karmam vardı doğarken 🙂
      Son cümleniz içinse, ayrıca teşekkür ederim. Sosyal medyanın kullanım amacı, kalitesini belirliyor hayatımızdakilerin 🙂
      Sevgiyle…

  4. Theta egitimi almaya bu hafta karar vermistim ama acikcasi kimden almak istedigime ve neden almak istedigimi henuz bilmiyordum taa ki bu aksama kadar.ablami uzun zamandir gormuyorum ve bu gece bende kaliyor bir an da ona thetadan bahsettim ve ben bu egitimi alicagim dedim ornekler vermeye basladim megerse onunda bu aralar hep theta ile ilgili yazilar karsisina cikiyormus ve biz konusmaya devam ederken iki oglumun alerjisine bu egitimden aldigim bilgilerin sifa olacagini hissettigimi alerjinin atalardan gelen ayrilik acisi oldugunu ogrendigimi soyledigimde inanilmaz birsey oldu hala inanamiyorum..bir an da ablam” babam “dedi babamdan geliyor bize bu ayrilik acisi..selanikte dogan babam mubadelede abisi babasi ve annesiyle gemiyle izmire geliyorlar birkac yil sonra da kardesini dogururken annesini kaybediyor babam henuz bes yasindayken..tabii uvey anne elinde cektigi acilar annesizlik ne turkiyeli ne yunanistanli olmama gibi sikintilar icinde buyuyor..ve biz yani buyuk amcamin cocuklari torunlari ben ablamlar bizim cocuklarimiz hepimizin alerji problemleri var hatta annem ilk iki bebegini anfileksiden kaybetmis henuz kirklari dahi cikmadan..bu konusmanin ardindan sizin yazinizi gorup okumam kesinlikle tesaduf degil artik isaretleri gormeye basladigimin kaniti..evet ben anlattiginiz gibi vatansizlik ait olamama hisleriyle buyudum hala oyleyim hatta buyuk oglumda oyle belkide o nedenle yurtdisinda okumayi yasamayi tercih etti..bu hisleri neden yasadigimida yazinizla anlamis oldum..atalarimizin mirasini kendimle birlikte oglumda yasiyor..yazdiginiz her satiri aglayarak ve bu gece karsima ciktiginiz icin sukran duyarak okudum..dogru yolda oldugumu hissettirdiginiz icin sonsuz tesekkur ederim.problemlerimin en buyuk kaynagi yunanistan belkide benimde ve bana bunu bu gece gosterdiginiz icin sonsuz tesekkurler..sizinle calismaktan onur duyarim..egitmen olarak baslayacaginiz bu yeni hayatinizda size basarilar dilerim..sevgiler.

    1. Yorumunuzu kim bilir kaç kez okudum, demek ki en çok sizin için yazmışım ben bu yazıyı. Size vesile olmalıymışım. Tam da ablanızın size geldiği gece. Nasıl da kendiliğinden akmış çözülmesi gerekenler… Gerçekten bir kez daha minnet duydum ve şükrettim inanın.
      Biz belki de sancılı bir dönemin çocuklarıyız, bizden hemen önce yaşananlar, aileler tarafından daha fazla acı çekmemek adına bize anlatılmadı çünkü. Ama öte yandan da, bunları tekamülümüz için biz seçtik. Onlar gerçek anlamda savaştı, öldü, vatanını korudu ya da kazanılmış vatan topraklarını vatan kılabilmek için kalkıp yerini yurdunu terk edip gitti. Orada sıfırdan bir düzen kurdu, azınlık oldu. Ama öte yandan, devletlerin anlaşmaları değişince, yeniden elinde hiçbir şey olmadan yurduna dönen ve yeniden sıfırdan başlayan onlar oldu.
      En acısı, bazılarının isimlerinin ve mezarlarının bile tarafımızca bilinmemesi. Ama tamamını dnalarımızın tanıması. Tamamının bugün bize bazı konularda atlanacak ya da düşülecek bir eşik olarak karşımıza çıkması.
      Sizi eğitimde görmeyi çok isterim. Sanırım kendi adınıza bunun için en doğru zamandasınız, kendi kutsal zamanınızdasınız.
      Yakında bir duyuru paylaşacağım aralık ya da ocak ayı basic eğitimi için.
      Görüşmek dileğiyle… Paylaşımınız için onlarca kez “iyi ki!!!” diyorum.
      Sevgilerimle…
      Yeliz

  5. yazdıklarınızı okumak bana çok iyi geliyor. aslında bildiğim ama aklıma gelmemişti dediğim şeylerle ilgili eni konu düşünmemi sağlıyor sözleriniz bu nedenle hep minnet ve sevgiyle azıcık da ben de böyle olsam duygusuyla bakıyorum size. kendimi cesaretsiz ama ayni zamanda cesur, bilgili-cahil, dipte-dorukta, iyi-kotu, her seyi bırakmis sonra yine cabaya gecmis gibi tum zıtliklarla birden kucakliyorum sanki bir nevi med-cezir. sanki icinde bir degil de birden cok gulden varmis da hepsiyle ayni anda konusuyormus gibi hissediyorum ve hayır deli değilim aksine her zamankindan daha akıllıyım ☺ atalar, gecmis yasam, kokler gibi konularla ilgili de hic dusunmemistim bu yaza kadar ve galiba atalarımı reddetmistim onlar yok gibiydi ne ilgisi vardi ki benimle onlarin filan hatta reiki enerjisiyle yas temizligi yapmis karma temizligini ihmal etmistim. bu yaz birbirini takip eden birkac ruya gordum birinde iki rehber tarafindan harika bir dolunay ve deniz manzarasinin oldugu yere goturuldum ve bana gozlerimdeki perdeyi acacaklarini soyledikler cok korktum ve kabul etmedim ve uyandım bir baska ruyada bir saman toplantisindaydim yine beni yonlerdirenler vardi ve beni bir samanin yanina goturduler bana dokundugu anda elektirik verilmis gibi titremeye ve sarsilmaya basladim bittiginde ne oldugunu sordum ve regresyon uygulandigini soylediler o sirada kadinin tirnaklarinin olmadigini fark ettim ve yine korktum uyandim o yaz benim icin cok yipratici gecti binbir tane ruhsal deneyim yasarken 10 yıllık isimi degistirmemin yeni isime adapte olamamanin depresyonunu yasiyordum ve hala ne oluyor bilmiyorum her sey ic ice bilmek ve bilmemek mesela. sizi okurken bambaska bir kanala baglaniyorum asil isimin bu oldugunu dusunuyorum ama sonra sanki kok cakram eline aliyor gidisati maddesel aleme baglaniyorum. suanda da tum cumleler kafamda ucusuyor. bir gun oturup yazacagim size kisa kisa daha anlamli. suna deginmeden gecemeyecegim gecen yil 32 haftalik hamileyken bebegimi kaybettim kordonuna dugum atmisti gitmeyi secti herhalde atalarimla bir baglantisi olabilir mi? benim onlarla nasil bir bagim var? bunu nasil ogrenirim? bu sorulari soruyorum simdilerde. gecen hafta dunyanin frekansini daha iyi hissettigim bir yerdeydim dogada orada koklenme ve atalarima sevgi gonderme meditasyonu yaptim insallah olmustur. bir fitili atesliyorum insallah iyi olur ve insallah hep yaptigim gibi yarim kalmaz. cok uzun ve savruk oldu yazim aklima doganlarla.. sizi seviyor ve kucakliyorum. tesekkur ediyorum, guldeninoykusu

    1. Gülden hanım,
      Çok etkilendim yorumunuzdan. Öncelikle, geçmiş olsun. Ve kısa bir süreyi paylaşmış olsanız da, canınızdan bir parça için çok üzgünüm. Allah sabır ve dayanma gücü versin.
      Ben cümlelerinizi okurken, nasıl dönüşmüş olduğunuzu gördüm. Yaşadığınız tüm süreç çok dönüştürücü. Ayrıca, rüyalarda yaşadığınız deneyimler çok derin. Bazısı çok tanıdık. Korkmayın desem de, korkunun nedenini kazmak bazen saatlerce sürebiliyor. O neden bulunmadan da korkuya git demekle çok yol alamıyoruz aslında. Sorularınız da çok anlamlı. Her bir sorunuzla ilgili sayfalar dolusu yazabilirim öğrendiklerimi.
      Ama onun yerine derim ki, teslim olun sürecinize. Dualite evrenindeyiz, uçlardayız, amacımız zaten dengeyi bulmak. Amaç madde ile teması yitirmeden ruha yönelmek. Sadece ruha odaklandığınızda işler kolay, sadece maddeye odaklandığınızda da. Oysa denge, zor olan ve nihai hedefimiz olan…
      Harika bir süreç başlamış önünüzde. Ve size rehberlik için gelmiş minik bir melek, bir süre sonra gitmiş olsa da. Bu kayıptan sonra hiç rahimle, enerji alanınızla, evliliğinizle ilgili ve kaybınızla ilgili bir şifaya katıldınız mı?
      Beni okurken, büyük ihtimalle cümlelerim size başka bir varoluşun kapısını açıyor. Ama rutininize dönmenizi sağlayan korkularınız var belli ki.
      Eğer, kendinizi hazır hissederseniz herhangi bir zaman ve isterseniz eğer, theta healing yöntemi ile çalışabiliriz sizinle. Prensip olarak bugüne kadar kimseye bunu yazmadım içimden geçirsem de, ama iç sesim bu çalışmanın şu aşamada size çok yardımı olacağına gönülden inanıyor.
      Dilerim her bir adımınız sağlık, sevgi ve neşeyle gelir. Ne zaman isterseniz istediğiniz uzunlukta yazın, benim için her bir yorumu okumak bir kutsama ve keyif.
      Bu içten paylaşımınız içinse çok teşekkür ederim size.
      Sevgiyle…

  6. Sıra bende, bunu senin her paylaşımda, seninle konuşmamızda, şimdi de elinden çıkmış yazında öyle derin hissediyorum ki adeta taşıyorum. Sıra bende, senin yardımınla olacak, sıra bende

    1. Sıra sende 🙂 Ve bunun için gerçekten çok mutluyum, çok umutluyum. Sabırsızlanıyorum çalışmamız için <3
      Şimdiden şifa olsun. Oldu, oldu, oldu...

  7. 20 Kasım’da doğan o bebek kendisinden 18 ay önce doğmuş bebek ile eşleşip evleneceğini ve tırtılın düşüne doğru birlikte yol alacaklarını biliyor muydu acaba ? 😘 Tırtılım düşlerinde yalnız değilsin… ❤️

  8. 😍 çok güzel yazıyorsun! Özlemişim seni bu arada… yazındaki köksüz olma durumuna takıldım, ben Almanya’da doğan bir Türk olarak senin gibi bir merakta kalmadım hiç. Tam aksine sürekli bir orası bir burası diye mekik dokudum ve hala hiç bir yere de ait hissetmiyorum kendimi. Sonra iş evlilik vs etkiler diye yazmışsın, işte burda şok oldum. Hatırlıyor musun sene başında iş yerinde başarı elde etmek varken ayrıldım hep dedim ve sürekli taşınma durumları… hepsinin birbirine bu denli bağlantısı olması çok şaşırttı beni. Ve işin aslı bunu düzeltmeli mi, kabul edip bir yol mu bulmalı ne yapmalı hala bilemiyorum. Neyse, okumaya devam edeyim belki yazmışsındır bile! 😚

    1. Çok teşekkür ederim arkadaşım.
      Daha nasıl düzeltileceğini yazmadım ama kesinlikle çözmelisin. Bu bütün olasılıklarda sorun yaratır hem de her anlamda deneyecektir şansını. İş, aşk, sağlık, bolluk, bereket… Hepsinde her şeyi yok edip baştan başlama zorunluluğu yaratabilir. Köklenmemiz o kadar önemli ki ve aidiyet hissi. Kendi kendimizi bloke ediyoruz bu nedenle hep. Başarılı mı oldum? Aman Allahım ben başarılı olamam buralara ait değilim diye çığlığı basıyor bilinçaltı. Oysa, bize sorsalar çok aidim, çok mutluyum bile diyebiliriz.
      Zamanı geldiğinde çalışırız ve çözeriz inşallah.
      Sarılıyorum Seda’cım…

  9. Kendi ailemin hikayesini okurken gözlerimden akan yaşlara engel olamamam, hepsini bilip şu an sanki içinde yaşıyormuşcasına tüylerim diken diken okumam… Nasıl bir anlatım, nasıl tarifsiz bir his yüklemesi…

  10. Beyefendiden sonra yorum yapan ikinci erkeğim 🙂 vücudumuz 3,5 milyar yıllık bir ar-genin sonucu. Geçmişten çok şey taşıyoruz ve bunları öğrendikçe kendimizi daha iyi tanıyoruz. Yazınız içten olduğu kadar ilham vericiydi. Ben 35 yaşıma kadar bir gizem olan akrabalarımla buluşup tanışma şansına eriştim. Tanışmak dileğiyle, selamlar.

    1. Hoş geldiniz Burak Bey 🙂
      Çok teşekkür ederim içten yorumunuz için. Çok haklısınız, geçmişi çözmek kendimizi çözmek aslında. Bunun bilincinde olup gerekli adımları atmak ise gerçek bir farkındalık istiyor.
      Dilerim bir gün, sevgiler…

  11. Ağlayarak okudum,ayni seyleri hissetmisiz.
    Cocukken annemin ikinci dünya savaşındaki yaşadıklarını anlattigini hatırlıyorum ve ben dinlemezdim,kacardim. Şimdi çok pisman oluyordum ama,senin yazdıklarını okuyunca bazi şeyleri anladım. Su anda hala agladigim icin net de görmüyorum,kusuruma bakma…bazi şeyler kafamda netlesti ve oncelik siram olustu… iyi ki seni tanimisim 💖

    1. Canım Suzan,
      Kocaman bir kalbin var. Çok teşekkür ederim böylesine içten bir yorum için <3
      İyi ki varsın...
      Ve hatırlamasak da, şifayı bekliyor o anılar. Belki ağlayarak bile şifalanıyorlar...

  12. Aidiyet, ait hissedememek.. Dün bloğunuzu okumaya başladığımda bu konuya geleceğimden habersizdim. Günlerdir aklımda olan tek konu buydu.. Ama hala bilmiyorum nereden başlanır, çıkışı bulabilmiş değilim henüz. 1,5 yıldır bir labirentin içerisindeyim bekliyorum ışığı arıyorum.
    Dün gece rüyalarla ilgili yazılarınızı okuyup uyudum. Rüya göreceğimden emin. Gördüm de rüya ile uyanıklık arasında hatırlayacağım bunu dedim, rüyada gördüğüm bir iki şeyi ezberlemek için tekrar ettim. Ama uyandığımda uçup gitmişti.
    Sahi nereden başlanır kendine kavuşturacak yolculuğa..

    1. Rüyalar, harika bir başlangıç noktası 🙂 Başucunuza bir defter koysanız, belki hatırlamanız kolaylaşır?
      O labirent hissini tanıyorum, ama ışığı bulma çalışması insana çok şey katıyor. Öğretiyor aslında. Hatta ışık kadar önemli oluyor sonunda belki de. Size Kurtlarla Koşan Kadınlar’a yakışan bir yanıt vereyim 🙂 Sadece başlayın, nereden olduğunun bir önemi yok nasılsa. Bir şekilde olması gereken yere gidecek o.
      Çok teşekkür ederim yorumunuz için, sıcacık geldi.
      Sevgiler kocaman…

Bir Cevap Yazın