Hint Sineması- My Name is Khan: I am not a terrorist

Bu film bir çığlık. İyi bir insan olmak üzerine bir çığlık. Dünyanın en sakin ama en gürültülü ve etkili çığlığı aynı zamanda. “My name is Khan, and I’m not a terrorist.”

Gelin önce en başa gidelim. Filmin başrolündeki Risvan Khan karakteri, doğuştan itibaren farklı bir çocuk. Çok zeki ve asperger sendromundan muzdarip. Mary and Max’i izleyenler hatırlayacaktır, asperger sendromu kişinin dış dünyadan ayrışmasına neden olan bir rahatsızlık, kişiye içe dönük olma, empati yeteneğine sahip olmama gibi özellikler veriyor. Aslında, karşımızdaki insanın dünyayı ve olayları bizden farklı algılamasını sağlayan bir genetik bozukluk ve otizmin bir kolu diyebiliriz asperger sendromu için.

Khan, çocukluğundan itibaren asperger sendromunun sıkıntısını yaşıyor. Ama öyle bir annesi var ki, onunla sevgiyle ilgileniyor ve şefkatle dolu dünya görüşünü aşılıyor.

Filmin ana mesajını da annesi ile alıyoruz aslında. Khan henüz küçük bir çocukken, 1983 yılındaki Hindu-Müslüman ayaklanması zamanı, annesi bu gezegenin en yorulduğu konulardan birini şöyle özetliyor.

“Şunu unutma oğlum, bu dünyada yalnız iki tür insan vardır: hep iyi şeyler yapan iyi insanlar, kötülük yapan kötü insanlar. Başka bir fark yok.”

Khan’ın bir kardeşi var, toplumun sağlık normlarına göre normal bir kardeş. Annesinin ölümü ile birlikte, onun eşi ile yaşadığı Amerika’ya gidiyor ve burada yeni bir hikaye başlıyor. Aşık oluyor, hem de Khan ailesi müslümanken, aşık olduğu kız Amerika’da yaşayan bir hindu. Kardeşinin engellemelerine rağmen, Khan kızla evleniyor. Kardeşi “Onlarla bizim aramızda dağlar kadar fark var.” derken, ki görüyorsunuz aynı anne yetiştirse de bu hassas konuda bakış açıları ne denli farklı, sadece annesinin cümlesini söylüyor arkasından.

“Onunla aramızda bir fark yok. Bu dünyada yalnız iki tür insan vardır…”

Bana kalırsa Hint filmlerinin en enteresan yanlarından biri bu. Mesajı asla, yoruma açık bırakmamaları. Film boyunca tekrarlayarak, bunu anlattık, bunu anlamalısınız diye altını çizmeleri… Bunun bir Fransız filminde olduğunu hayal edemiyorum mesela.

Khan, evlilikte birlikte genişleyen hayatında dostluğun ne olduğunu anlıyor aynı zamanda. Bir süreliğine her şey, inanılmaz derecede güzel:

“Sadece kan bağın olan insanlar akraban sayılmaz ki. İnsanları aile yapan aradaki sevgidir.”

Filmin bu noktasından sonra işler biraz değişiyor. Üst üste acılar, felaketler… Yaşanan tüm acılar aynı eksende. Müslümanların terörist ilan edilmesi… Artan şiddet, ırkçılık… Hayat adeta ikiye bölünüyor, filmdeki herkes için 9/11 öncesi ve sonrası. Tüm dünya için de öyle olmadı mı? 9/11 tartışmaları, Bush hükümetine yönelik suçlamalar şöyle bir dursun, bu korkunç terörün faturası müslüman olan halka kesildi tabii ki. (İzlemiş olabilirsiniz ama Fahrenheit 9/11 belgeselini buraya bırakıyorum.) Üstelik, suçlanan beyni yıkanmış insanlardan oluşan bir ölüm tarikatı, kutsal kitabında “Masum bir insanın ölümü, insanlığın ölümüdür.” yazan dini buna alet etti.

Sonunda olaylar öyle bir noktaya geliyor ki, Khan evini terk edip şehir şehir gezerek, başkana ve tüm Amerika’ya müslüman olduğu için terörist sayılamayacağını itiraf etmek zorunda kalıyor. Annesinin küçükken ona öğrettiği dersi, insanlara öğretmeyi görev sayıyor. Ve bunu sevdiği ama hiçbir zaman duygularını dile getiremediği kadın için yapıyor. Bu rahatsızlığın ondaki en olumsuz etkisi belki de. Ağlayamaması ve kendini kelimelerle ifade edememesi. Sadece yazabilmesi… Khan, tüm duygularını acı bir kalemle yazıyor bu yolculukta sevdiği kadına.

O sevgiyle yol alırken, eşi de bambaşka bir yolda ilerliyor. Bazen böyledir, bir travmayı atlatmanın herkes için farklı yolları vardır. Daha iyi bir yol ya da daha kötüsü değil, ancak, herkesin bulunduğu kara delikten çıkışı kendi yöntemlerince olacaktır.

Khan, ayrıştırıcı değerler yerine sevgi ve içtenlikle ilerliyor öyküsünde. Yoluna, iyilik yapan iyiler çıkıyor ve sanki bir an için büyük resimde iyiler çoğunlukta görünüyor gözümüze.

Şimdi hatırlayamadığım o söz kime aitti belki siz yazarsınız:

“Bu dünyada iyiler azınlıkta değil. Sadece kötülük çok gürültülü.”

Yine derin bir denizi anlatmaya çalışan ama bunu en net mesajlarla izleyiciye pekiştirerek sunan bir Hint filmi. İzlenmeye değer bir hikaye.

Çünkü dünyada sizin inandığınız dine inanan iyiler ve kötü olan ötekiler yok; sadece iyilik yapan iyiler ve kötülük yapan kötüler var. Bunun tersini nerede duyduysanız, orada bir kötü var. Bazen doktor, bazen din adamı kılığındaki kötüler. Ve iyi ile kötü arasındaki sınırda hangisi olacağınızı seçmek her zaman sizin elinizde.

Dilerim, yazılarımızı keyifle okuyorsunuzdur. My name is Khan’a farklı bir bakış açısı için, şimdi sizi Sinem’in bloğuna alalım. İşte buradan 🙂

“Hint Sineması- My Name is Khan: I am not a terrorist” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın